CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, 19 Ekim 2016 tarihinde TBMM’de yaptığı konuşmada şunları söyledi:
Değerli milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisinin araştırma önergesiyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Konuşmama başlarken, izin verirseniz, önce ben de 19 Ekim Muhtarlar Günü’nü kutlamak istiyorum, muhtarlarımızın Muhtarlar Günü’nü.
PARASI EN FAZLA DEĞER KAYBEDEN ÜLKE TÜRKİYE
Değerli milletvekilleri, şimdi, Türk lirası dolar karşısında sene başından bu yana değer kaybediyor. Sene başından itibaren baktığımız zaman, Türk lirasının değer kaybı itibarıyla ülkeleri de sıraladığımız zaman, kendi ligimizde parası dolar karşısında en hızlı değer kaybeden 2’nci ülke Türkiye, birinci de Meksika. 15 Temmuzdan bu yana baktığımız zaman, parası en hızlı değer kaybeden ülke biziz. Moody’s’ten bu yana da, baktığımız zaman, yine, parası en hızlı değer kaybeden ülke biziz.
KUR ZARARI DEVASA
Ancak, bakıyorum, Hükûmet bu işi çok da ciddiye almıyor görünüyor. “Her şey dolar değildir, dolar da, dolmaz da.” falan gibi birtakım ifadelerle bu işi geçiştirmeye çalışıyor ama dolardaki bu oynamanın ekonomiye çok ciddi maliyeti var. Sizin özel kesiminizin net borcu 202 milyar dolara çıkmış. Türk lirası her değer kaybettiğinde özel kesim, borcu nedeniyle çok ciddi zarar yazıyor. Bakın, 15 Temmuzdan bu yana Türk lirasının dolar karşısında değer kaybetmesi nedeniyle özel kesim bilançolarında ortaya çıkan zarar, reel kesimin bilançolarında ortaya çıkan zarar 40,3 milyar Türk lirası.
TEĞET GEÇMİYOR
Yine, ekonomiyle ilgili olarak, geçmişte de gördüğümüz “Teğet geçti” yaklaşımının bugünlerde de hâkim olduğunu görüyoruz ama rakamlara da baktığımızda işlerin öyle pek de teğet geçmediği ortaya çıkıyor. İkinci üç aylık dönemde Türkiye’de büyüme hızı 3,1’e düşmüş. 3 gibi bir büyüme hızı Türkiye için gerçekten çok düşük bir büyüme hızıdır. Birinci altı aydaki büyüme hızı da 4’ün altına inmiş, 3,9 olmuş; ilk çeyrekteki hızlı, 4,7’lik büyümeye rağmen. Bir orta vadeli program yapmışsınız, 2016’ya ilişkin tahminler var. 2016 yılında büyüme hızını 3,2 olarak Hükûmet tahmin etmiş. Peki, hedef neydi arkadaşlar? Altı ay önce hedef neydi? Yüzde 4,5. 4,5’tan büyümeyi 3,2’ye düşürüyorsunuz ama “Ekonomide sorun yok.” diyorsunuz. İşsiz sayısı 354 bin kişi artmış. Bu da rekor. Normal hesaplara göre 3 milyon 324 bin işsizimiz var. “İş bulamadığım için iş gücü piyasasından çekiliyorum. Bana iş verirseniz ben çalışırım.” diyenleri dâhil ettiğiniz zaman işsiz sayısı 5 milyon 874 bin. Mevsim etkilerinden arındırılmış işsiz sayısına baktığımız zaman da bu işsizlik verileri açıklandığından bu yana rekor, 3 milyon 401 bin kişi.
EKONOMİDE SORUN YOK DENİYOR AMA…
Tabii, bundan daha önemlisi, bizim ülkemizin en önemli karşılaştırmalı üstünlüklerinden biri olan, mukayeseli üstünlüğü olan, gençler. Genç işsizlerimizin sayısı geçen yılın aynı dönemine göre, temmuz ayında 1,5 puan artmış, yüzde 19,8 olmuş. Yani, iş arayan her 5 gencimizden 1’ine iş veremiyoruz. Bunlar son derece yüksek rakamlar. “Ekonomide sorun yok.” deniyor, bir başka rakam: TÜİK’in gelir yaşam koşulları endeksi 2015 yayınlandı. Avrupa Birliği standartlarına göre Türkiye’deki yoksul sayısı 16,7 milyon kişi, yani 17 milyon kişi yoksul. Şimdi, bunu görüp nasıl “Ekonomide sorun yok.” diyebiliyoruz? Kabaca, her 5 kişiden 1’i yoksul.
DIŞ BORÇ KRİTİK SEVİYEDE
Özel yatırımlar. 2011 yılında özel kesim yılda 140 milyar dolar yatırım yapıyormuş, 2016’nın birinci yarısının sonuna geldiğimizde yıllık yatırım rakamı 114 milyar dolara düşmüş. Yani, 26 milyar dolar daha düşük yatırım yapıyoruz 2011 yılına göre. E, şimdi, buna bakıp “Ekonomide sorun yok, ekonomimiz güçlüdür.” diyebilir miyiz? Yatırım yok. Nasıl siz ileride bu gençlere istihdam yaratacaksınız, iş imkânlarını artıracaksınız? Dış borcumuzu söylüyorduk biz, “Dış borcumuz arttı.” diyorduk. Buna karşılık, siz diyordunuz ki bir zamanlar: “Dış borç eğer yatırımlarda kullanılıyorsa problem yok. Ayrıca, özel kesimin borcuysa bizim için hiç problem yok.” Şimdi, 2001 yılında yani Türkiye’nin yaşadığı o önemli krizden önce dış borcumuzun gayrisafi yurt için hasılaya oranı yüzde 57,7’miş, 2016’nın birinci yarısında yüzde 59,5’e çıkmış. 2011-2016 arasında dış borcumuz tam 118 milyar dolar artmış arkadaşlar. Buna karşılık ekonomide yaratılan hasıla yani gelirimiz aynı dönemde 66 milyar dolar küçülmüş. Şimdi, kalkıp “Sorun yok.” diyebilir miyiz? Ha, şunu diyebilirsiniz: “Efendim, 15 Temmuzdan sonra oldu.” Şu verdiğim rakamların hepsi 15 Temmuzdan önce. Demek ki, ekonominin içine düştüğü sıkıntının 15 Temmuzla herhangi bir ilgisi yok. Ondan sonra daha da arttı ama 15 Temmuza gelene kadar da ekonomide çok ciddi sıkıntılar zaten görünür hâle gelmişti.
BU EN TEHLİKELİ YAKLAŞIM…
Şimdi, değerli milletvekilleri, ben bakıyorum, geçen gün Sayın Başbakan konuşuyor, diyor ki: “Küresel sermayeyi gelişmiş ekonomilerde çok sıkıştırıyorlar, 50 tane soru soruyorlar adamlara, adamlar gidecek yer arıyor.” Arkadaşlar, bu bugünün dünyasında en tehlikeli yaklaşımdır. Bakın, bir şey söyleyeyim: Geçenlerde bu Mecliste bir tane yasa çıkardık kara paranın aklanmasıyla ilgili. Ben yetkililere soruyorum: Bu kara paranın aklanması yasası çerçevesinde, bu yasaya göre işlem yapan yabancı banka sayısı kaçtır? Yapmıyorlar. Neden? Çünkü denetimin olmadığı yerde hem uluslararası kuruluşlardan hem de büyük ülkelerden yapılan işlemler nedeniyle çok ciddi cezalara maruz kalıyorsunuz. Değerli milletvekilleri, bakın, Türkiye’nin son dönemdeki politikaları nedeniyle “İstanbul’u küresel finans merkezi yapacağız, küresel finans merkezi yapacağız.” diyorsunuz, bir sürü yatırımlar yaptık orada ama son bir yılda İstanbul, Küresel Finans Merkezi Endeksi’nde 12 sıra birden geriledi. Siz İstanbul’u nasıl küresel finans merkezi yapacaksınız?
BAŞKANLIK MI REFAH GETİRECEK?
Değerli milletvekilleri, son olarak, yine Sayın Başbakan şunu dedi: Ekonomik meseleler karşısında en büyük reform başkanlık sistemini getirmekmiş, başkanlık sistemi olursa refah da gelirmiş. Şimdi, ben size bazı rakamlar vereceğim, bunları kendiniz de kontrol edebilirsiniz: Bugün dünyada ekonomisi en gelişmiş (BM İnsani Gelişmişlik Endeksi) 20 tane ülkeye baktığımız zaman bunun 17’sinde parlamenter sistem var, 1’inde doğrudan demokrasi var, 2’sinde de başkanlık sistemi var ama en sondaki, en kötü durumdaki 20 ülkeye baktığımız zaman, 14 tanesinde başkanlık sistemi var, 5 tanesinde yarı başkanlık sistemi var, 1 tanesinde de parlamenter demokrasi var. Şimdi, başkanlık mı bizim milletimize refah getirecek, zenginlik getirecek yoksa parlamenter rejimi güçlendirirsek mi milletimizin cebi dolacak, milletimiz refaha kavuşacak?
HÜKÜMET EKONOMİYİ CİDDİYE ALMAYA BAŞLAMALI
Değerli milletvekilleri, bakınız, Türkiye çok ilginç bir dönem geçiriyor. 1 Hazirandan bu yana, 7 Haziranda seçim sonuçlarını beğenmediniz, 1 Kasımda yeniden seçim yaptık, Mayıs ayında seçilen Başbakanı beğenmediniz, Başbakanı değiştirdik, ondan sonra terör artmaya başladı, 15 Temmuzda darbe girişimi oldu, daha sonra da OHAL ilan ettik, Türkiye OHAL’le yönetilir oldu. Şimdi, neresinden bakarsak bakalım OHAL’le yönetilen bir ülkeye güven duyulmaz. Bunu söylüyor yabancılar da zaten “Siz ‘Üç aydan önce OHAL’İ bitireceğiz.’ dediniz, üç ay daha uzattınız, daha da uzatacaksınız, demek ki sizin durumunuz ciddi ya da birileri sizde diktatörlüğünü ilan etmek istiyor, siz de buna destek oluyorsunuz. O zaman biz gelmeyiz Türkiye’ye, dışarıdan sizi seyrederiz.” diyor.
Arkadaşlar, bir an önce ekonomiyi ciddiye almak lazım. Bakın, şunu söyleyeyim: Şimdi, başkanlık sistemiyle ilgili olarak bir de bütün bu gelişmelerin ardından referandumu gündeme getirdiniz. Açık söyleyeyim: Bu ekonomi bir rahat nefes almayacak, sürekli belirsizlikle mi boğuşacak?
PROJE OKULLARINDAN İNOVASYON ÇIKMAZ
Aleyhe söz alan konuşmacının ardından tekrar kürsüye gelen Öztrak, şunları belirtti:
Bakın, Türkiye’nin performansını nasıl hesaplayacağız? Diğer ülkelerle karşılaştırarak. “Büyümede şöyle iyiyiz.” Siz gidiyorsunuz bizi büyümede, zaten artık olgunluk noktasına gelmiş olan ve kriz yaşayan Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıyorsunuz. Gelin, kendi ligimizdeki ülkelerle bir karşılaştırma yapalım. Uluslararası Para Fonundan aldım ben bu rakamları. 152 tane bize benzeyen ülke arasında biz büyüme hızı itibarıyla 68’inci sıradayız. “Bundan memnunuz.” diyorsanız amenna ama biz bundan memnun değiliz. Bir de şunu söylediniz: “İnovasyon desteği veriyoruz.” Kim yapacak inovasyonu? Neye yetiştiriyorsunuz, hangi talebeyi yetiştiriyorsunuz da inovasyon yapacak? Bu proje okullarında yetiştirdiğiniz talebeler mi inovasyon yapacak?
CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak Temmuz ayı işsizlik rakamları ve Başbakan Binali Yıldırım’ın Başkanlık konusundaki açıklamalarını değerlendirdiği yazılı açıklamasında şunları belirtti:
-Vatandaşın en önemli meselesi aş ve iş
Vatandaşın en önemli sorununun aş ve iş olduğunu Temmuz ayı işsizlik rakamları bir kez daha gösterdi. Sorunu çözmekle yükümlü iktidar ise vatandaşın sorunlarına gözlerini kapamış, “Darbe girişimi üzerinden nasıl rant devşiririm, nasıl başkanlık sistemine geçer de olağanüstü hali kalıcı hale getiririm” derdinde.
-İşsizlikteki artış kuvvetleniyor
İşsizlik Temmuz’da, geçen senenin aynı ayına göre, 0,9 puan artarak yüzde 10,7 olurken; aynı dönemde işsiz sayısı 354 bin kişi artarak 3 milyon 324 bine sıçradı. Ekonomideki yavaşlamayla beraber Nisan ayından bu yana işsizlikteki artış giderek kuvvetleniyor. Temmuz’da, “İş aramadığı halde iş bulsam çalışırım diyenlerle beraber” işsiz sayısı ise 5 milyon 871 bin.
-İşsizlikte yeni rekor
Mevsim etkilerinden arınmış işsiz sayısı Temmuz’da tüm zamanların rekorunu kırarak 3 milyon 401 bine çıktı. Temmuz’da mevsim etkilerinden arınmış işsizlik oranı ise, 2010 Mayıs ayından bu yana en yüksek seviyeye ulaşarak % 11,2 oldu.
-Her beş gençten biri işsiz
Ülkemizin geleceği, ailelerin umudu gençlerin iş ve istihdamdan giderek uzaklaşması ise ayrıca kaygı vericidir. Genç işsizliği son bir yılda 1,5 puan artarak Temmuz’da yüzde 19,8’e çıktı. Yine mevsim etkilerinden arınmış genç işsizliği son iki aydır yüzde 20’nin üzerine yerleşerek Temmuz’da yüzde 20,2 oldu. Her 5 gencimizden biri işsiz.
-Hükümet bulanık sudan balık avlamaya çalışıyor
Ülkemizin ve vatandaşlarımızın en ağır ve öncelikli meselesi aş ve iş iken, Hükümet darbe girişimi üzerinden başkanlık hasat etme çabasında, olağanüstü hal rejimini kalıcı hale getirmenin gayretinde.
-Başbakan gelişmeleri doğru okuyamıyor
Ülkemizde aşı ve işi büyütmek, iç huzuru sağlamak için hukuku yeniden tesis etmeye, saydam ve hesap verir yönetim anlayışını hakim kılmaya ihtiyaç varken hükümetin arayışı tam aksi yöndedir. Başbakan hafta sonu yaptığı açıklamalarla ekonomideki gelişmeleri okuyamadığını ortaya koymuştur. Bir ülkenin finans merkezi olmasının ön koşulu o ülkede hukukun, saydamlığın, hesap verebilirliğin ve öngörülebilirliğin olmasıdır. Nitekim Türkiye’de bunlar giderek aşındığı için Küresel Finans Merkezleri Endeksinde İstanbul yakın zamanda 12 basamak gerileyerek 57. sıraya düşmüştür. Hal bu iken, Başbakan tüm dünyaya dönerek, “Türkiye’ye paranızı getirin size bu parayı nereden bulduğunuzu sormayacağız” diyor. Bu anlayışın olduğu ülkeye, uzun vadeli yabancı sermaye yatırımı gelmeyeceği gibi Türkiye’yi dünyanın kara para aklama merkezi haline getirecek düzenlemeler yapmak uzun dönemde ülkemizin başına olmadık işler de açacaktır.
-Güçlü parlamenter sistem ekmeği büyütür
Başbakan’ın “Başkanlık sisteminin en önemli yapısal reform olduğuna” dönük ifadeleri gerçeklerden ne kadar kopuk olduğunu göstermektedir. Dünyanın insani gelişmişlikte en ileri, dolayısıyla yönetimde en istikrarlı 20 ülkesinin 17 si parlamenter sistemle, 1’i doğrudan demokrasiyle 2’si ise başkanlık sistemiyle yönetilmektedir. Buna karşın, dünyanın insani gelişmişlikte en geri, en istikrarsız 20 ülkesindeki yönetim rejimine bakıldığında 14’ü başkanlık, 5’i yarı başkanlık sistemiyle yönetilmektedir. Somut gerçekler başkanlığın değil, güçlü parlamenter sistemin aşı, işi büyüttüğünü göstermektedir.
-Bu anlayışla gidilirse vatandaşın canı daha çok yanar
Türkiye’de sadece reel sektörün net döviz borcu 201 milyar dolara çıkmışken, döviz kurunun ateşi her geçen gün artarken Başbakan’ın gerçeklerden uzak beyanlarının bedeli çok ağır olabilir. Ekonomi yönetimi Başbakanı dersine çalıştırmalıdır. Sorunlara gerçekçi çözümler üretmek en başta Hükümetin ve Başbakan’ın sorumluluğundadır. Bu sorumluluğu hak ettiği şekilde taşıyamayanlar yarın ülkenin başına gelecekler nedeniyle kendilerinden başka kimseyi suçlayamayacaklardır. Ama olan yine milletimize olacak, yönetimdeki cehaletin faturası tüm millete çıkacaktır.
TBMM – CHP’li Faik Öztrak, Hazine’nin kamu bankalarına verdiği dış borç garantilerindeki olağanüstü artışa dikkat çekerek, “2006 yılında kamu bankalarına verilen Hazine dış borç garantileri sadece 79 milyon dolar iken, 2016’nın ikinci üç ayı itibariyle bu garantiler yüzde 8746 artarak; 7 milyar dolara çıktı” dedi.
Öztrak, Kuzey Marmara Otoyolu ve 3. Boğaz Köprüsü, İstanbul-İzmir Otoyol Projesi ve İstanbul 3. Havalimanı gibi büyük projelerin finansmanında kamu bankalarının ağırlıklı rol oynadığını hatırlatarak, “Kamu bankaları dışarıdan aldıkları krediler için neden Hazine’nin kefaletine ihtiyaç duymaktadır? Dışarıdaki kreditörler kamu bankalarına Hazine kefaleti olmadan kredi vermemekte midir?” diye sordu.
CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, Türkiye’nin dış borç rakamlarını ve hazine garantili dış borçlardaki artışı değerlendirdi. Toplantıda, AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında 130 milyar dolar olan Türkiye’nin brüt dış borcunun, 2016’nın ilk yarısı itibariyle 421,4 milyar dolara yükseldiğini söyleyen Öztrak, AKP döneminde dış borçtaki artışın yüzde 225,2’e ulaştığını ifade etti. Alınan borçların da yatırıma dönüşmediğini, hukukun ve adaletin yıpratıldığı; ekonomik ve siyasi istikrar konusunda şüphelerin yaşandığı, OHAL uygulama noktasına gelen bir ülkede zaten özel sektörden yatırım beklemenin zor olduğunu belirten Öztrak, özetle şunları söyledi:
DIŞ BORÇ ORANI KRİZ DÖNEMİNİ AŞTI, REKOR KIRDI
2011’den 2016’nın ilk yarısına kadar geçen 4,5 yılda; dış borçlar 118 milyar dolar artarken; aynı dönemde dolar cinsinden GSYH 66 milyar dolar düştü. Yani borç büyürken pasta küçüldü. Dış borç verileri taşıma suyla değirmenin artık dönmediğini gösteriyor. İzlenen bu yanlış politikaların sonucunda 2016’nın ilk yarısında dış borçların GSYH’ye oranı % 59,5 ile tüm zamanların rekorunu kırdı. Kriz yılı olan 2001’de bile bu oran yüzde 57,7 idi. AKP yönetimine yeni rekorları hayırlı olsun. Dünyanın önde gelen ülkelerinin ve onların vekalet verdiği terör örgütlerinin kapıştığı bir bölgede bu dış borçlar hareket alanımızı kısıtlar. Borç alan emir alır.
KAMU BANKALARINA HAZİNE GARANTİSİ DOPİNGİ
Dikkat çeken bir diğer gelişme “Hazine garantili dış borçlarda” yaşanıyor. Hazine garantili dış borçlar 9,5 yılda yüzde 180 artarak; 4,3 milyar dolardan 12 milyar dolara sıçradı. Özellikle kamuya ait finansal kuruluşlara verilen Hazine dış borç garantilerindeki olağanüstü artış dikkat çekici. 2006 yılında kamu bankalarına verilen Hazine dış borç garantileri sadece 79 milyon dolar iken, 2016’nın ikinci üç ayı itibariyle bu garantiler yüzde 8746 artarak; 7 milyar dolara çıktı. En fazla dış borç garantisi verilen kamu bankaları ise Vakıflar Bankası ve Halk Bankası. 7 milyar dolarlık dış borç garantisinin neredeyse yarısı bu iki bankaya kullandırılmış. Ziraat Bankası ise aynı dönemde 974 milyon dolarla Hazine garantili dış borcun yüzde 14’ünü taşıyor.
BANKALAR GARANTİ OLMADAN BORÇ BULAMAZ HALDE Mİ?
Bu konuyu bir soru önergesiyle Meclis gündemine taşıdım. Kamu bankaları dışarıdan aldıkları krediler için neden Hazine’nin kefaletine ihtiyaç duymaktadır? Dışarıdaki kreditörler kamu bankalarına hazine kefaleti olmadan kredi vermemekte midir?
GARANTİYLE ALINAN BORCU KİM KULLANIYOR?
Alınan krediler esnafa, çiftçiye kullandırılan kredi imkanını artırdıysa “Helali hoş olsun” diyebiliriz. Ancak hem esnaf, hem de çiftçi bugün “finansmana ulaşamıyorum” diye şikayet ediyor. Hazine garantisiyle KOBİ esnaf ve çiftçiler için alınan bu dış krediler ve bunların döviz karşılıkları bu durumda kime veya kimlere kullandırılıyor?
ALİ’NİN KÜLAHI VELİ’YE…
Bir taraftan da biliyoruz ki kamu bankaları, özel kesim artan riskler nedeniyle dışarıdan fon bulmakta zorlandığı için, Kuzey Marmara Otoyolu ve 3. Boğaz Köprüsü, İstanbul-İzmir Otoyol Projesi ve İstanbul 3. Havalimanı gibi kamu özel işbirliği kapsamında gerçekleştirilen projelerin finansmanında ağırlıklı rol oynamaya başladı. Bu çerçevede, kamu bankalarının asli görevleri kapsamında KOBİ’lere, esnaflara ve çiftçilere kullandırması gereken kaynaklar, Hazine garantili dış borçla karşılanırken, bankaların kendi kaynakları ağırlıklı olarak büyük projelerin finansmanına aktarılıyorsa KOBİ’lere, esnafa ve çiftçiye sağlanacak imkan bu projeler için tayınlanıyor demektir. Diğer yandan bu altyapı projeleri kamu özel işbirliği kapsamına alınarak bütçe dışına taşınıyor. Dün Başbakan, “Bütçeden kaynak kullanmadan yaptık” dediği büyük projelerin tutarının 50 milyar dolara ulaştığını söyledi. Nasıl oluyor? İşte böyle Ali’nin külahını Veli’ye giydirerek… Ağustos sonu itibariyle Hazine’nin iç ve dış borç stoku 230 milyar dolar. Başbakan’ın ifadesiyle bütçe dışına taşınan 50 milyar dolarlık kaynağı da eklerseniz; Hazine’nin borç stoku 230 değil, 280 milyar dolar olur.
ŞEFFAFLIK VE HESAP VEREBİLİRLİK ARTIRILMALI
Ali Cengiz oyunlarıyla, bir koyundan birkaç post çıkaran uygulamalarla kamu açıklarını ve borcunu bir müddet gizleyebilirsiniz. Ancak ilk ekonomik sıkıntıda tüm bu gizlenen, üzeri örtülen yükümlülükler ortaya çıkar, milletin sırtına kalır. Bunları ben yaşadım. 2001 krizinden sonra Hazine’ye Müsteşar olarak atandığımda kamu bankalarında saklanan görev zararlarını temizleyebilmek için günlerce, gecelerce mesai yaptık. Tedbiri bugünden almamız gerekir. kamu-özel işbirliği projelerinin Hazine’nin sırtına bırakacağı yükleri en aza indirmek için şeffaflığı ve hesap verebilirliği artırmak zorundayız. Türkiye’deki kötü yönetim, kurumsal erozyon ve yaşanan olağanüstü hal ister istemez risk primini artırıyor. Küresel ekonomide de işlerin artık eskisi gibi kolay olmadığı bir dönem başlıyor. Dış finansman maliyetleri öyle ya da böyle artıyor. Çok dikkatli olunması gereken günlerden geçiyoruz. Ancak hükümette bu hassasiyetin gerektirdiği özeni ve dikkati görmüyoruz.