Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

PAKET HÜKÜMETİN BEKLEDİĞİ ETKİYİ YARATMAYACAK

ANKARA – CHP’li Öztrak, tüketici kredileri ve kredi kartlarıyla ilgili düzenlemeler içeren yeni paketle, vatandaşın daha fazla borçlanmasının önünün açıldığını belirterek, “Dünyada vatandaşını borçlandırıp mutlu azınlığın servetini artıran politikalar iflas etmiştir. İktidar ise şarkı değişirken dansını değiştirmemekte ısrar etmektedir” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’yi darbe girişimiyle karşı karşıya bırakan, ardından ülkeyi normalleştirmeye götürmek yerine hukuku askıya alan Hükümete güven kalmadığını ifade eden Öztrak, “Bu durum, şirketleri yatırımdan, vatandaşı da tüketimden caydırmaktadır” dedi.

Resmi verilere göre borç yükünden şikayet eden vatandaş sayısının tek bir yılda 2 milyon 91 bin kişi artarak 48 milyon 112 bin kişiye çıktığına dikkat çeken Öztrak, “Böyle bir ortamda vatandaş Hükümetin beklediği kadar hızlı borçlanamayacak, açıklanan paket bekledikleri etkiyi yaratmayacaktır” 

CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, Başbakan Binali Yıldırım tarafından açıklanan, tüketici kredileri ve kredi kartları konusunda düzenlemeler getiren yeni paketi yazılı bir açıklamayla değerlendirdi. Öztrak, yaptığı açıklamada şunları belirtti:

“Başbakan hızla yavaşlayan ekonomiyi canlandırma formülünü açıkladı. Vatandaşın kredi kartı borçlarını yeniden yapılandırıp daha fazla borçlanmasının önünü açmak, kredi kartıyla yapılacak alışverişlerde taksit sayısını çoğaltmak, tüketici kredilerinde vadeyi artırmak ve konut kredilerinde bankaların vatandaşa daha fazla kredi vermesini sağlamak.

 

HUYLU HUYUNDAN VAZGEÇMİYOR

Bu düzenlemeler hükümetin huyundan vazgeçmediğini, vatandaşın borç yükünü daha da ağırlaştırarak ekonomiyi şişirmeyi tercih ettiğini gösterdi. Oysa artık tüm dünya, vatandaşını borçlandırıp, mutlu bir azınlığın servetlerine servet katan büyüme modelinin iflas ettiğini kabul etmiştir.

 

BORÇLANMAYA TEŞVİK EDİYORLAR

2009’daki krizi şirketleri dövizle borçlandırarak aşmaya çalışan iktidar, sonunda Türk şirketlerini dünyada dövizle en hızla borçlanan şirketler liginde en başa taşıdı. Reel sektör şirketlerinin net döviz borcu 2009’dan bu yana 133,1 milyar dolar artarak, 2016 ortasında 200 milyar dolara çıktı. Ekonomimiz, kurdaki dalgalanmalar karşısında en kırılgan ekonomiler arasına girdi.

Hükümet şimdi de zaten borçtan bunalmış olan ailelerin borcunu daha da artırarak, aynı stratejiyi izlemeyi düşünüyor. 2011’de patlayan cari açığı kontrol altına almak için kendilerinin daha önce aldığı önlemler şimdi birer birer gevşetiliyor. O günden bugüne cari açık gerilemiş olmakla beraber ülkenin dışarıdan temin edebildiği finansman daha hızlı daraldı. Küresel konjonktür bizim gibi ekonomilere giden paranın daralmaya devam edeceğini gösteriyor.

 

VATANDAŞTA BORÇ GIRTLAĞA DAYANDI

Diğer taraftan Hükümetin borçlanmayı teşvik edecek önlemlerini açıkladığı gün TÜİK tarafından açıklanan veriler, borç yükünden şikayet eden vatandaş sayısının hızla arttığını göstermektedir. Nitekim tek bir yılda borç ve taksit ödemelerinden şikayet eden vatandaş sayısı 2 milyon 91 bin kişi artarak 48 milyon 112 bin kişiye çıkmıştır. Böyle bir ortamda vatandaş Hükümetin beklediği kadar hızlı borçlanamayacaktır.

 

GÜVEN KALMADI

Ülkeyi bir yılda iki defa genel seçime götüren, tek parti iktidarında bir yıl geçmeden lider değiştiren ve sonuçta memleketi 21. yüzyılda işbirlikçi/şeriatçı bir askeri darbe girişimiyle karşı karşıya getiren bu iktidara güven kalmamıştır. Ancak bunun da ötesinde hükümet bu darbe girişiminin önlenmesinin ardından ülkeyi hızla normalleştirmeye götürmek yerine hukuku askıya almış ve giderek otoriterleşen tavırlarıyla ülkede belirsizlik, şüphe ve korku ortamını derinleştirmeyi başlamıştır. Olağanüstü hal şirketleri yatırımdan, vatandaşı da tüketimden caydırmaktadır.

 

ŞARKI DEĞİŞTİ, DANS DEĞİŞMEDİ

Dünyada da ülkede de şarkı değişmiştir ama iktidar dansını değiştirmemekte ısrar etmektedir. Bu durum sıkıntıları artacaktır. Oysa Türkiye’nin her alanda yeni bir hikayeye ihtiyacı vardır. Ülkeyi darbenin eşiğine getiren kadroların bunu tek başına yapması mümkün değildir, zaten öyle bir niyetleri de yoktur. Hükümet ‘Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur’ anlayışındadır.

 

YENİ BİR MUTABAKATA İHTİYAÇ VAR

Oysa bugün borç batağında boğulan vatandaşı gelecek korkularından kurtaracak, içeride ve dışarıda güven sağlayacak ülkeyi hızla normale götürecek bir programı uygulayacak yeni bir mutabakata ihtiyaç vardır. Bu çerçevede hukuk devletine hızla geri dönülmeli, hukukun üstünlüğü ve yargının bağımsızlığı hızla sağlanmalıdır. Demokrasimiz tüm kurum ve kurallarıyla güçlendirilmelidir. 2007 yılından sonra unutulan, verimliliği artırarak ülkenin küresel arenada yarışma gücünü destekleyecek reformlara başlanmalıdır. Vatandaşın borcunu değil gelirini artıran, ranta dayalı servetleri değil üretim tabanını büyüten ve kalkınmanın nimetlerinden herkesin yararlanmasını sağlayacak, kayıt dışılıkla mücadeleyi ve sıcak paranın akıllı yönetimini ve sürdürülebilirliği öne çıkaran yeni bir büyüme stratejisine geçilmelidir.

CHP’NİN 93. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ

CHP TEKİRDAĞ MİLLETVEKİLİ FAİK ÖZTRAK’IN CHP’NİN 93. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ MESAJI

Çatısı altında bulunmaktan her zaman gurur duyduğumuz partimiz, Cumhuriyet Halk Partisi’nin kuruluş yıl dönümünü bu yıl da büyük bir onurla kutluyoruz.

Cumhuriyet Halk Partisi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, emperyalizme karşı tarihteki en şanlı mücadeleyi veren Türk milletinin, “çağdaş medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma” hedefinin ana taşıyıcısıdır. Dün olduğu gibi bugün de Cumhuriyetimizin kurucu değerlerinin savunucusu, aydınlık yüzlerinin buluşma noktasıdır.

CHP, Türk siyasi tarihine yaptığı üç büyük devrimle şekil veren partidir:

-Cumhuriyeti kuran,

-Türkiye’nin çok partili hayata geçişini sağlayan,

-Ülkemizi sosyal demokrasiyle tanıştıran Cumhuriyet Halk Partisi’ne gönül verenlere düşen görev, Kurtuluş Savaşı’na uzanan köklerinden ve bu üç büyük devrimden gelen mirası özümsemek, daha ileri taşımaktır. Bunun için ihtiyaç bulunan, ülkeyi aydınlık yarınlara taşıyacak güç, CHP’nin ve Atatürk ilkelerinin simgesi altı okun ışığındadır.

Bugün artık yaşanan krizlerle tıkanma noktasına gelen neo-liberal model karşısında; daha adil ve daha kucaklayıcı bir seçenek sunan sosyal demokrasinin merkezi olabilecek, ülkeye yeni bir umut verebilecek tek parti Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Bizler, büyük işler başaranların torunları olarak bu sorumluluğu onurla ve hep birlikte taşıyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle Cumhuriyet Halk Partisi’nin 93. Kuruluş Yıldönümünü kutluyor, partimizin ve Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını saygı ve rahmetle anıyorum.

 

Faik ÖZTRAK

Tekirdağ Milletvekili

AKARYAKITA ÖTV ZAMMI, SANAYİ ÜRETİMİNDE SERT DÜŞÜŞ

CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, son akaryakıt zamlarını ve sanayi üretim endekslerindeki düşüşü değerlendirdiği yazılı açıklamasında şunları belirtti:

ENFLASYONU TETİKLER, FAİZİN DÜŞMESİNİ ENGELLER

Akaryakıt istasyonundaki pompacıyı en etkili vergi tahsildarı olarak görmeye devam eden Hükümet, aldığı son kararla akaryakıttan alınan ÖTV’yi litrede 20 kuruş artırmıştır. Bütçede öngörülmeyen bu fahiş artışın nedenleri hakkında kamuoyuna doyurucu bir açıklama da yapılmamıştır. Bu durum, kamu finansmanının saydamlığını zedelemektedir. Akaryakıt fiyatlarına yapılan bu zam ulaştırma masraflarını artırarak ekonomiye hızla yayılacak, enflasyonu artıracak ve sonuçta vatandaşın cebini yakacaktır. Diğer taraftan artan enflasyon nedeniyle faizler düşmeyecek, vatandaşın borç yükü daha da artacaktır.

VERDİKLERİ GARANTİLERE Mİ GİDECEK?

Hükümetin akaryakıttan aldığı ÖTV’yi artırma kararı cevaplanması gereken pek çok soruyu da beraberinde getirmektedir:

Vatandaşa böylesine bir ek yük çıkaracak bu kararın gerekçesi nedir?

Bu para çok pahalı olması nedeniyle kullanılamayan köprü geçişlerinin garantilerine mi gidecektir?

Yoksa müteahhitlere söz verilen ancak güven bunalımı nedeniyle piyasalardan bulunamayan büyük yatırımların kredileri vatandaşın sırtına mı yüklenmektedir?

SANAYİ ÜRETİMİNDE SERT DÜŞÜŞ

Diğer taraftan Temmuz ayında sanayi üretimi yüzde 8,4 azalmıştır. Bu, ekonominin yüzde 4,8 daraldığı 2009 yılının Temmuz ayından bu yana sanayi üretiminde kaydedilen, yüzde 8’in üstüne çıkan ilk düşüştür. Temmuz ayında imalat sanayi üretimindeki daralma ise yüzde 10,9 olmuştur. Bu da 2009 Temmuz ayındaki daralmadan yüzde 0,6 daha fazladır. Endeksler takvim etkisinden arındırıldığında bir nebze toparlanma görülmekle birlikte, yine de devam eden düşüşler Temmuz ayları itibariyle 2009’dan bu yana kaydedilen ilk düşüşlerdir. Diğer taraftan mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış seriler, sanayi üretimindeki yavaşlamanın sene başından bu yana, mayıs ayındaki istisnai sıçrama hariç, hızlanarak sürdüğünü göstermektedir. Temmuz ayındaki hızlı düşüş ise mevcut eğilimin devamı yanında, darbe girişiminin tüketici ve yatırımcı güveni üzerinde yarattığı tahribatı ortaya koymaktadır.

2016 YILININ BÜYÜME HEDEFLERİ TEHDİT ALTINDA

Bu rakamlar 2016 yılında büyüme hedeflerinin tehdit altında olduğunu göstermektedir. Böyle bir ortamda, bir de akaryakıt vergilerinin artırılması, ekonomi politikalarının koordinasyonunda ciddi sorunlar olabileceğine işaret etmektedir.

MİLLETİN ÖNÜNE YENİ BİR HİKAYE ETKİLİ BİR MUTABAKATLA KONULMALI

Türkiye bu gidişi durdurmak için beklentileri hızla değiştirmeli ve güven ortamını hızla tesis etmelidir. Beklentilerde radikal bir değişimin bugün gelinen noktanın sorumlusu olan mevcut yönetimle gerçekleştirilmesi çok güçtür. Milletin önüne yeni bir hikayenin, etkili bir mutabakatla konmasının tam zamanıdır.

 

TÜRKİYE, BÖLGESİNDE BAŞROLÜ OYNAYABİLİR

İSTANBUL – CHP’li Faik Öztrak, dünyanın ekonomide, güvenlik alanında ve kurumsal olarak belirsizliklerle karşı karşıya olduğu bir dönemden geçtiğini belirterek, “Böyle bir ortamda Türkiye, bölgesinde riskleri orta ve uzun dönemde dengeleyecek yeni hikayeyi yazabilecek ve bu hikayede başrolü oynayabilecek tek ülkedir” dedi.

Türkiye’nin, bölgenin içine düştüğü kısır döngüyü kıracak ülke olması için öncelikle kendi içinde olağanlaşmayı sağlaması gerektiğini vurgulayan Öztrak, “Bir mutabakattan bahsediyoruz. Hepimiz tabi ki öncelikle darbeye karşı olma, demokrasiden yana olma konusunda mutabıkız. Fakat bundan sonraki aşamada, mutabakatın hangi zemin üstüne kurulacağını da açıkça ortaya koymamız gerekir. Bu zemin etnik ve mezhepsel bölünmeyi önleyen cumhuriyetimizin kurucu ilkeleridir” diye konuştu.  

 

CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, İstanbul Finans Zirvesi’nde yapığı konuşmada, kısa ve orta vadede bölge ekonomisindeki gelişmeleri ve beklentileri değerlendi. Dünyada hakim küresel eğilim ve gelişmelerin bölgenin geleceğiyle ilgili öngörüler konusunda belirleyici olduğunu kaydeden Öztrak, “eski modeller ölürken yerine neyin konacağının belirsiz olmasının” dünyada ciddi bir türbülans yarattığını belirtti. Bu çerçevede özellikle üç alanda belirsizliklerin arttığını söyleyen Öztrak, özetle şunları ifade etti:

 

DÜNYANIN KAFASI KARIŞIK

Bu alanların ilki olan ekonomide, özellikle 2008 krizinin ardından neo-liberal politikalar sorgulanarak daha kapsayıcı bir ekonomi modeli arayışı başladı fakat bu model henüz bulunamadı. İkinci sorunlu alan olan küresel güvenlik sistemindeki belirsizliklerin temel sebebi ise tek kutuplu bir dünyadan bölgesel güçlerin etkili olduğu bir yapıya geçiş, ABD’nin Atlantik ve Pasifik arasında yeni bir dengelemeye gitme stratejisi ve NATO’nun yükünü tek başına taşımak istememesi. Bu strateji değişikliğinin nasıl sonuçlar doğuracağı henüz tam olarak belli değil. Üçüncü sancılı alan ise küresel kurumsal düzenin önemli aktörlerinden olan AB’de yaşanan sıkıntılar. Özellikle mülteci krizi sonrası Avrupa’da popülist sağ ve aşırı milliyetçi partilerin yükselmeye başlaması Avrupa’yı Avrupa yapan değerleri tehdit etmeye başladı. Bu çerçevede AB’nin kendi içinde yeniden yapılanırken komşularıyla olan ilişkilerini de yeniden tanımlanması gerekecek.

 

TÜRKİYE YENİ BİR HİKAYE YAZABİLİR

Böyle bir ortamda Türkiye, bölgesinde riskleri orta ve uzun dönemde dengeleyecek yeni hikayeyi yazabilecek ve bu hikayede başrolü oynayabilecek nadir ülkelerden biri olarak öne çıkıyor. Bunun için Türkiye’nin coğrafi konum ve genç nüfus gibi stratejik üstünlüklerini iyi kullanması gerekiyor. Ülkenin genç nüfusu, demografik fırsat penceresi kapanmadan, iyi eğitilerek üretken hale getirilebilirse yüksek büyüme hızlarına ulaşmak mümkün. Diğer taraftan, Türkiye’nin tehditlere maruz kalmasına sebep olan coğrafi konumu aynı zamanda önemli fırsatlar sunuyor. Yaklaşık 4,5 saatlik uçuş mesafesinde 58 ülkeye, 1,5 milyarlık bir nüfusa, 22 trilyon dolarlık bir pazara erişme imkanımız var.

 

MUTABAKATIN NE ÜZERİNE KURULDUĞU ORTAYA KONMALI

Bu konjonktürde, Türkiye önce yıpranan güven ortamını onarmalıdır. Evet, hiçbir şey olmamış gibi davranamayız. 7 Haziran’da bir seçim yaptık, seçimin sonucu beğenilmeyince yeniden bir seçime gidildi. 1 Kasım’dan sonra yeniden bir Hükümet kuruldu; fakat bu kez de Mayıs ayından sonra Başbakan değişti. Sistemle bu kadar oynarsanız, şer odaklarına zemin hazırlarsınız. Her şeye rağmen, 15 Temmuz’dan sonra siyasette oluşan olumlu hava önemlidir. Bir mutabakattan bahsediyoruz. Hepimiz tabi ki öncelikle darbeye karşı olma, demokrasiden yana olma konusunda mutabıkız. Fakat bundan sonraki aşamada, mutabakatın hangi zemin üstünde, hangi mekanizmalarla sürdürüleceğini de açıkça ortaya koymamız gerekir. Bu zemin cumhuriyetimizin kurucu ilkeleridir. Türkiye hızla ülkede  olağanüstülükten kurtulup olağanlaşmayı sağlamalı, demokrasisini güçlendirmelidir.

 

YENİ BİR BÜYÜME STRATEJİSİ

Ekonomide de yeni bir büyüme stratejisine geçmeliyiz. Bu büyüme stratejisi “hukukun üstünlüğü”, “dünya piyasalarında yarışma gücünü artırma”, “büyümenin nimetlerinden herkesin yararlanması”, “mali finansal ve çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması” gibi dört temel ayağa dayanmalıdır. Ancak bu suretle insanların reel gelirinin ve refahının artması ve borç yükünden kurtulmaları mümkün olabilir.

 

AB’DEKİ YENİ DENGELER

Türkiye’nin demokratikleşmesinde, özgürleşmesinde ve ekonomisini güçlendirmesinde hala en önemli çapa Avrupa Birliği üyelik sürecidir. Avrupa’nın da hataları sonucunda “Kopenhag Kriterleri’ni Ankara kriterleri yapıp yolumuza devam edeceğiz” dediğimiz günden bu yana Türkiye’de artan keyfiliği, gerilimleri, kutuplaşmayı gördük. Ancak özellikle Brexit sonrasında ve Suriye krizi ile birlik içinde oluşan yeni dengeleri Türkiye lehine kullanmanın yollarını bulmamamız gerekiyor. Türkiye, bölgesinde itici bir güç olacaksa; bu gücün çarpanlarından birisi kuşkusuz Avrupa ile işbirliği olacak.

 

BALKANLAR, ÇİN VE YENİ LEVANT

Avrupa’nın yanında ilgilenmemiz gereken bir diğer coğrafya da Balkanlar’dır. Bu coğrafyayla sahip olduğumuz gönül ve tarih birliğini ekonomik ilişkilerle perçinlememiz gerekiyor.

Odaklanmamız gereken bir diğer coğrafya ise Çin. Bugün Çin’in Şangay limanından Bakü’ye bir mal gönderilse, bu malın alıcısına ulaşması 50-55 günü buluyor. Oysa Türkiye; Çin ile bu yakın coğrafya arasındaki ticaretin lojistik merkez üssü olabilir. Bu çerçevede, Çin’in yakın zamanda geliştirdiği hem denizden hem de karadan İpek Yolu’nu yeniden inşa etmeye dönük adımları yakından izlenmelidir. Ortadoğu ve Kuzey Afrika coğrafyasına, baktığımızda ise 438 milyonluk nüfusa, 2,8 trilyon dolarlık pazara sahip bu bölgenin Arap Baharı’ndan sonra büyük bir kaos ve kargaşaya sürüklendiğini görüyoruz. Bu coğrafyanın bir bölümünde yer alan ve Dünya Bankası’nın, “Levant Bölgesi” olarak tanımladığı Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölgeyle ilgili 2004 yılında yaptığı bir çalışma savaş ve çatışma yerine bu bölgede gerçekleştirilecek işbirliklerinin getirisinin oldukça yüksek olabileceğini gösteriyor.

Yukarıda bahsi geçen reformları ve kendi içinde uzlaşmayı gerçekleştiren, barışçı ve sağlam bölgesel ilişkiler kurabilen bir Türkiye, sahip olduğu eşsiz coğrafi konumunu ve genç nüfusunu kullanarak, geliştireceği altyapısıyla bu bölgede gerilimlerin azaltılmasında ve bölgesel kalkınmada önderlik yapabilir.

EKONOMİDE ZOR DÖNEM YAKLAŞIYOR, HÜKÜMET ÖNLEM ALMALI

ANKARA – CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, ekonomide giderek ağırlaşan sorunlar konusunda Hükümeti uyardı. Öztrak, “Elverişli  küresel iklimde ekonomiyi tahkim edemeyenlerin,  araba devrildikten sonra, vatandaşa bu defa da ‘Ekonomik darbeye maruz kaldık’ deme hakkı olamaz” dedi.

CHP’li Öztrak, ekonomide sıkıntılı bir dönemin yaklaştığını belirterek bu döneme girmeden önce yapılması gerekenleri dört başlıkta sıraladı. Buna göre öncelikle ülkedeki yönetim ve devlet krizine son verilmesi; ardından ekonomide rekabet gücünü artıracak adımların atılması; gelir dağılımında adaletin sağlanması ve istikrarı sürdürülebilir kılacak bir uzlaşının toplumun önüne konması gerekiyor.

Yaptığı yazılı açıklamada, 2016’nın ikinci üç aylık dönemine ait ekonomik verilerin ve yaşanan son  gelişmelerin ekonomik, mali ve kurumsal kırılganlıkların ağırlaştığını gösterdiğini ifade eden Öztrak, Hükümetin bu tablo karşısında ciddi bir telaş ve kafa karışıklığı içinde olduğunu, durumun ciddiyetinin gerektirdiği özenle hazırlanmış, güven veren  ve tutarlı bir politika paketini ortaya koyamadığını belirtti.

Çelişen önlemlerin ve terörle mücadelenin ekonomik ayağının dikkatsizce yürütülmesinin zaten ürkmüş tüketicileri ve yatırımcıları daha da telaşlandırdığını vurgulayan CHP’li Öztrak, “Yetkililerin ekonomideki sıkıntıyı  hamasetle ve  piyasalara gözdağı vererek aşmaya çalışmaları tabloyu daha da ağırlaştırmaktan  başka bir işe yaramaz” uyarısında bulundu. Küresel ekonomide iklimin Türkiye’ye benzeyen ekonomiler için hala elverişli olduğunu belirten Öztrak, hem ülkenin hem de ekonominin yeniden yönetilebileceğinin gösterilmesi gerektiğini kaydetti. “Bunu yapmak için Türkiye’nin Cumhuriyetin kurucu ilkelerine, demokrasiye, hukukun üstünlüğüne sıkı sıkıya sarılarak Ortadoğu ve Akdeniz’in başarısız devletleri ligine düşülmeyeceğinin gösterilmesi gerekir” diyen Öztrak, yazılı açıklamasında şunları belirtti:

 

BÜYÜME ÜZERİNDE BASKI ARTIYOR

Son dönemde açıklanan veriler ekonomik dengelerde hızlı bir  bozulmayı gözler önüne sermektedir.  2016’nın ikinci üç ayında sanayi üretimi belirgin şekilde hız kesmiş; işsizlik aynı dönemde hissedilir şekilde artmıştır. 2011’den bu yana özel sektörün yatırımları bir türlü artmazken; büyümenin kalitesi ve sürdürülebilirliği üzerindeki kuşkular yoğunlaşmıştır. Diğer yandan, yavaşlayan ekonomi ve artan işsizliğe rağmen enflasyon çift hanelere doğru tırmanışa geçmiştir.

 

NET REZERV İKİ AYLIK İTHALATI KARŞILAMIYOR

Küresel piyasalarda düşen  petrol ve emtia fiyatlarına ve içeride yavaşlayan büyümeye rağmen cari açık yeniden artmaya başlamıştır. Reel sektörün net döviz borcu her ay rekor tazelerken; TCMB kasasındaki net rezerv iki aylık ithalatımızı bile karşılamayacak seviyededir.

 

KREDİLER ALARM VERİYOR

Ekonominin  kredi kanallarında da sıkıntılar ağırlaşmaktadır. Bankaların sorunlu kredilerindeki artış hızı, toplam kredilerin artış hızının iki katıdır. Bankacılık sisteminin topladığı mevduatlar, verdiği kredileri karşılamanın çok uzağındadır. Bankaların yeni kredi açabilmesi için mutlak surette yurtdışından kaynak bulması, en azından mevcut dış kredilerini yenileyebilmesi gerekmektedir.

 

EKONOMİDE GERİLİM ARTIYOR

Bu gelişmeler  ekonominin fay hatlarında gerilimin ağırlaştığını göstermektedir.  Hal böyleyken hükümetin ekonomideki güvenlik çapalarını gevşetmesine ve ekonomide yeni hatalar yapmasına Türkiye’nin tahammülü yoktur.

 

VARLIK FONU, MALİ DEREBEYLİKLER YARATACAK

Ülkemiz uzunca bir süredir AB çapasını yitirmiş, dış politikadaki hatalarla  coğrafyasında bir cazibe merkezi ve bölgesel güç olma şansını tüketmiştir. Böylesine zorlu bir dönemde hükümetin elinde kalan yegane çapa mali istikrar çapasıdır. Ancak Kamu-Özel İşbirliği projelerine verilen gizli-açık garantilerle yıpratılan bu çapa da artık kopmak üzeredir. TBMM’ye getirilen Varlık Yönetim Fonu bu çerçevede kaygı vericidir. Bu düzenlemeyle gerek harcama gerekse borçlanma disiplini daha da bozulacak, bütçe dışında mali derebeylikler oluşturulacaktır. Bugünün siyasi ihtiyaçları için çocuklarımızın, torunlarımızın geleceğine ve gelirlerine el uzatılacaktır.

 

KEYFİLİK VE ÖZENSİZLİK ŞİRKETLER KESİMİNE DARBE VURUYOR

Ekonomik ve mali dengelerde riskler artarken; ülkemizin kurumsal kapasitesinde de büyük bir çöküş yaşanmaktadır. Türk demokrasisine karşı yapılan hain darbe girişimi devlet yönetme kapasitesinde  ve kurumlardaki çöküşü gözler önüne sermiştir. Hukuku, liyakatı bir tarafa iten keyfi yönetimleriyle bu çöküşe sebep olanlar, şimdi olağanüstü hukuk rejimi altında da aynı keyfiliği sürdürerek bu badireyi atlatacaklarını sanmaktadırlar. Terörle mücadelenin ekonomik ayağının gerekli özen gösterilmeden yürütülmesi şirketler kesiminin tamamını zan altında bırakmaktadır. Bu durum bankaları ürkütmekte, şirketler krediye ulaşmakta giderek zorlanmaktadır. Ekonominin tedarik zincirine ve nakit akışına darbe vurulmaktadır. Ürken bankalar “kredileri kısarsanız darbecilerin yanında yer almış olursunuz” denerek tehdit edilmektedir.

 

ALINAN KARARLARDAKİ TUTARSIZLIKLAR EKONOMİYE ZARAR VERİR

Diğer taraftan ekonomide üst üste birbiriyle çelişen adımlar atılmaktadır. Bir yandan tasarrufları artıracağım diyerek bireysel emeklilik zorunlu kılınırken; diğer yanda tüketimi artırabilmek için kredili satışları teşvik etmeye ve kredi taksitlerinin sayısını artırmaya dönük girişimlerde bulunulmaktadır. Ekonomiyi canlandırmak için faizler baskıyla düşürülmeye çalışılmaktadır. Bu süreçte bağımsız olması gereken düzenleyici denetleyici kurumların başındaki isimler sektörlerine göz dağı vermektedir. Bankalar bir yanda kredileri azaltmasın diye tehdit edilirken; diğer yanda Hazine ve özel kesimin finansmana erişiminde ciddi rakip olacak, özel kesimin borçlanma kanallarını daha da daraltacak kamunun  yetkilerine sahip Türkiye Varlık Fonu kurulmaktadır. Bir yanda yeni borçlarla tüketim artırılmaya çalışılırken; öte yanda vatandaşın ödeyeceği vergilerin artırılacağı konuşulmaktadır. Tüm bunlar Türkiye’de piyasa ekonomisine duyulan güvene, politika öngörülebilirliğine, alınan kararların etkinliğine ve büyüme perspektifine büyük zarar vermektedir.

 

DÖRT ACİL ADIM

Son on yılda izlenen hatalı politikalarla ekonomi, yurtdışından gelecek sıcak paraya bağımlı hale gelmiştir. Hızla yıpranan ekonomik, mali ve kurumsal dengeler nedeniyle de Türkiye,  siyasal belirsizliklere, küresel piyasalardan esebilecek ters rüzgarlara veya jeopolilitk risklere karşı son derece savunmasız haldedir. Böyle bir ortamda Hükümetin hata yapma lüksü yoktur. Küresel iklim bize benzeyen ekonomiler için hala elverişli iken riskleri azaltmak için hızla hareket edilmelidir. Bu çerçevede;

İlk olarak, ülkemizdeki yönetim ve devlet krizine bir son verilmesi gerekmektedir. Bunun için başta laiklik olmak üzere Cumhuriyetimizin kurucu değerlerine sahip çıkmamız ve katılımcı demokrasiyi, saydamlığı, hesap verebilirliği ve hukukun üstünlüğünü yeniden ayağa kaldırmamız şarttır.

İkinci olarak, ülkemizin küresel yarışma gücünü tahkim ve üreten bir ekonomiyi tesis edecek adımları koordineli bir şekilde atmak zorundayız. Bu çerçevede ekonomi yönetimindeki kafa karışıklığına derhal son verilmelidir.

Üçüncü olarak, büyüme ve zenginleşme sürecinin herkesi kapsadığı, milletin borcunun değil gelirinin arttığı, devletin tüm vatandaşlarını kucakladığı bir yapıyı oluşturmamız gerekmektedir.

Son olarak hukuki, kurumsal ve ekonomik istikrarı sürekli  kılacak bir toplumsal uzlaşıyı halkın  önüne konulmalıdır. Bunlar yapılırken de kısa vadede dış açığı kontrol altında tutmak için mali ve parasal disipline özen gösterilmelidir.

EKONOMİYİ KRİZE SOKUP SUÇU DARBEYE ATMAYIN

Kimsenin yaşananlardan sonra bir de ekonomiyi krize sokma hakkı yoktur. Elverişli  küresel iklimde ekonomiyi tahkim edemeyenlerin,  araba devrildikten sonra, vatandaşa bu defa da “Ekonomik darbeye maruz kaldık” deme hakkı olmaz.

 

CHP’DEN HÜKÜMETE VARLIK FONU UYARISI

CHP’Lİ ÖZTRAK: “MALİ DİSİPLİNİN TABUTUNA ÇİVİYİ ÇAKARSINIZ”

 

ANKARA – CHP Milletvekili Faik Öztrak, Türkiye Varlık Fonu düzenlemesinin mevcut haliyle ekonomi için ciddi riskler içerdiğini ifade etti. Kamu harcama usullerinden ve Sayıştay denetiminden kaçırılan Fon’un “mali disiplinin tabutuna çivi çakacağını” kaydeden Öztrak, “Hükümet, ekonomimizi altından kalkamayacağı maceralara sokmamalı” dedi.

 

Varlık Fonlarının dünyadaki uygulamalarında, doğal kaynaklardan elde edilen gelirlerin veya bugünün ödemeler dengesi fazlalarının gelecek kuşaklarla paylaşılmasını hedeflendiğini belirten Öztrak, “Bizde ise, emeklilik ve işsizlik fonu fazlalarının, özelleştirilecek varlıkların, bunların ve mega projelerin gelecekteki gelirlerinin de bu Fona kaynak olarak aktarılacağı Bakanların açıklamalarından anlaşılmaktadır. Devletin varlık ve gelirlerini tüketen iktidar, gelecek kuşakların varlıklarına ve gelirlerine el atmak istemektedir” değerlendirmesinde bulundu.     

 

Hükümetin getirmek istediği “Türkiye Varlık Fonu” düzenlemesiyle ilgili yazılı bir açıklama yapan CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, Varlık Fonu uygulamasının genellikle yeraltı zenginliklerinden sürekli gelir elde eden veya ödemeler dengesi fazlası veren ülkeler tarafından kullanıldığını hatırlattı. Yeraltı kaynağı olmayan ve cari açık sorunu çözülemeyen Türkiye’de, böyle bir Fon kurulması konusundaki ısrarın altında farklı bir amaç olduğunu ifade eden Öztrak, özetle şunları belirtti:

 

EKONOMİ İÇİN CİDDİ RİSKLER İÇERİYOR

Dünyada bu fonlar belirli, odaklanmış ve net amaçları gerçekleştirmek için kurulmuştur. Türkiye için öngörülen düzenlemede ise amaçların ve hedeflerin çok geniş tutulduğunu görüyoruz. Gerekçesinde, İslami finansman varlıklarının kullanımının yaygınlaştırılmasından, büyük projelerin “kamu borcu artırılmadan” finanse edilmesine kadar uzayan amaçların sayıldığı bu düzenleme, mevcut haliyle Türkiye ekonomisi için ciddi riskler içermektedir.

 

MALİ DİSİPLİNİN TABUTUNA ÇİVİ ÇAKACAK

Düzenleme, 2001 krizinden önce var olan ve acı ilaçlar içerek üstesinden gelebildiğimiz “mevzuattan, kurallardan, hesap vermekten kaçmak için fon kurma” anlayışının 15 yıl sonra yeniden diriltilmiş halidir. Türkiye ekonomisinin güvenlik çıpalarının neredeyse tamamını söküp atan AKP Hükümetleri, Türk ekonomisinin elinde kalan son kale olan mali disiplinin de tabutuna çivi çakmak üzeredir.

 

SAYIŞTAY DENETİMİNDEN KAÇIRILIYOR

Kamunun kaynakları ile kamuya tanınan hak ve imtiyazlarla bir fon kurulmakta ancak “Bu fonu kamu denetlemesin” denmekte, Sayıştay denetiminin dışına çıkarılmaktadır. “Milli iradeyi” ağzından düşürmeyenler, iş denetime gelince milli iradenin tecelligâhı olan Meclis’i bir kenara itmektedir.

 

BU DÜZENLEME KURUMLARI BATIRIR

Düzenlemeye bakıldığında, Hükümetin Fon’un finansmanı için öncelikle İşsizlik Sigortası, Bireysel Emeklilik gibi fonlarda biriken paralara ve kamunun gelecekteki gelirlerine göz diktiği anlaşılmaktadır. Kamu kurumlarının ihtiyaç fazlası gelir ve varlıklarının Fon’a devrini de içeren düzenleme, bu haliyle Hazine’nin iç borçlanma ihtiyacını artıracağı gibi, uzun dönemde bu kurumları ciddi şekilde zorlayacak, hatta batma riskiyle karşı karşıya bırakacaktır.

 

BU BORÇ KİMİN OLACAK?

Düzenlemeyle, kamu erkini kullanacak olan Fon’a yurtiçinden ve yurtdışından borçlanma yetkisi verilmektedir ama bu borcun “kamu borcu” sayılmayacağı söylenmektedir. “Bu kamu borcu değildir” dense de borç verenler, bu kamu fonunun çıkaracağı kağıtları kamu kağıdı olarak kabul edecektir. Aksi takdirde borç vermek için Hazine garantisi talep edeceklerdir. Yani dış piyasalarda ülkenin Hazinesi ve bu Fon rekabet edecektir. Bunun maliyeti yüksek olur. Zaten devletin verdiği açık ya da örtük garantilerle giderek bozulan kamu borç yönetimi içinden çıkılamaz hale gelir. Bu aynı zamanda Kamu Borç Yönetimi Kanunu’nun getirdiği disiplinden de kaçmaktır.

 

KAYNAKLAR KONUSUNDA DA KAFALAR KARIŞIK

Amaç ve hedeflerde olduğu gibi Fon’un kaynakları konusunda da ciddi kafa karışıklığı olduğu anlaşılmaktadır. TBMM’ye getirilen tasarı ve teklifler ile Bakanların açıklamaları arasında çelişkiler bulunmaktadır. Nitekim, gelen tasarı ve tekliflerde Fon’un kaynaklarının özelleştirme, kamu kuruluşlarından elde edilecek ihtiyaç fazlası gelir ve kaynaklar ile borçlanma öngörülürken, bakanların açıklamalarına göre Kamu-Özel İşbirliği projelerinin ileriye dönük nakit akışları da bu Fon açısından kaynak olarak düşünülmektedir. Dünyada bu Fonlar bugünün kaynaklarını gelecek kuşağa aktarmak için araç olarak görülür. Buna karşın Hükümetin kafasında gelecek kuşakların kaynaklarının, bugün siyasi rant sağlamak için kullanılmasının yatmakta olduğu görülmektedir.

 

BÜTÇE DİSİPLİNİNİN ARKASINDAN DOLANACAKLAR

Hükümetin, Kamu-Özel İşbirliğiyle kamu yatırımlarını bütçenin dışına taşıma anlayışı bu düzenlemede de devam etmektedir. Bu çerçevede, Fon’un kurulmasındaki asıl niyetin, hem borçlanma limitlerinin, hem de harcama disiplininin dışına çıkmak olduğu görülmektedir.

 

HEP BİRLİKTE ALTINDA KALIRIZ

Kamu kaynaklarını ve tasarruflarını artırmak yerine, bütçe içindeki tasarrufları bütçe dışına kaçırarak harcamaya ve bütçe disiplininden kaçmaya dönük yaratıcı(!) fikirlerden bu millet çok çekmiştir. Kredi derecelendirme kuruluşlarının gözü ülkemizin üstündeyken, Hükümet, ekonomimizi altından kalkamayacağı maceralara sokmamalıdır. Yakın geçmişteki krizlerde yaşadıklarımız, mali disiplini yitirmenin sonunun felaket olduğunu bizlere göstermiştir. Bu hata yapıldıktan sonra ekonomide yaşanacak sıkıntıları “engellenen askeri darbe girişimine” ya da “ekonomiye darbe yapmaya kalkan çetelere” bağlamaya çalışmanın anlamı olmayacaktır. Yapılan yanlış, vatandaşın zaten boşaltılan cebini yangın yerine çevirecektir.

YATIRIM İÇİN YASADAN ÖNCE HUKUK DEVLETİNE İHTİYAÇ VAR!

TBMM – Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak şunları söyledi:

 

Değerli milletvekilleri, bu yasa tasarısı önümüze şu başlık altında geldi: Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Yasa Tasarısı. Ancak, bugün konuşulup, üzerinde uzlaşmaya varılıp iktidar partisinin geri çektiği geçici 2’nci madde bu yasa içinde kalmış olsaydı bu sadece Türkiye’de değil, dünyada en kaba kara parayı aklama yasası olarak anılacaktı.

 

YATIRIMLAR 2011’İN ALTINDA

Değerli milletvekilleri, tabii, bizim gibi, gelişen ekonomilerde yatırım son derece önemlidir. Yatırım olmadan aş olmaz, iş olmaz, verimlilik artmaz, üretim ve sağlıklı bir büyüme gerçekleşemez. Dolayısıyla, güçlü bir yatırım ortamının koşullarını oluşturmak mutlaka tüm devletlerin görevidir. Peki, ülkemizde Hükûmet bu görevi yerine getirebilmiş midir? Maalesef hayır. Bunu hem devletin hem de uluslararası kuruluşların rakamları açıkça gösteriyor. Bakın, 2016 yılının ilk üç ayında özel sektör yatırımlarının reel düzeyi yani enflasyondan arındırılmış seviyesi hâlen 2011 yılının altında. Bir başka ifadeyle, beş yıldır bu ülkede özel kesimin yatırımları yerinde sayıyor.

 

TÜRKİYE RAKİPLERİNİN GERİSİNDE

Peki, bu acaba dünyada genel bir konjonktürün sonucu olarak ortaya çıkmış bir durum mudur, yoksa bizdeki durum dünyadan, bizim ligimizdeki ekonomilerden daha mı farklıdır? Buna da dönüp baktığımız zaman, bizim içinde bulunduğumuz gelişen ve yükselen ekonomiler liginde yatırımların millî gelir içindeki payı yüzde 31,5. Peki, bizde kaç? Yüzde 20. Yani rakiplerimize göre biz gelirimizin çok daha az bir kısmını yatırımlara ayırıyoruz, ondan sonra da diyoruz ki: “2023 hedeflerini gerçekleştireceğiz.” Bu yatırımlarla 2023 hedeflerini gerçekleştirebilmek mümkün değildir.

 

REEL KESİMİN BORÇLARI ŞİŞİYOR

Değerli milletvekilleri, bu yatırımların düşüklüğüne rağmen, baktığımızda, özel kesim yatırımları yerinde sayarken özel kesimin dış borçları da çığ gibi büyüyor. 2011’den bu yılın nisan ayına kadar bankalar dışındaki özel kesimin net döviz borcu 74 milyar dolar artarak 192 milyar dolara çıkmış. 2011’de millî gelire oranla reel sektörün net döviz borcu yüzde 15’miş, şimdi yüzde 27 olmuş. Çin’in ardından reel sektörü en hızlı borçlanan ülke Türkiye. Peki, bu neden oluyor? Çünkü Türkiye’de tasarruf yok. Bakın, yine dünya karşılaştırmasını yaptığımızda, bize benzeyen ekonomilerde tasarrufların millî gelir içindeki payı yüzde 31, bizdeki yüzde 15,6. Sonuç? O zaman bu yetersiz yatırımları da dış borçlanarak gerçekleştirmek zorunda kalıyoruz ve bu dış borçlar büyüyor.

 

DIŞARIDA RÜZGAR ESSE TÜRKİYE’DE FIRTINA BİÇİYORUZ

Değerli milletvekilleri, dünyada küresel likidite dalgasının üzerinde gemi yüzdürme dönemi artık sona erdi. İşte, böyle bir dönemde Türkiye çok ciddi bir kırılganlıkla bu konjonktüre yakalandı. O da özel kesimin artan döviz cinsinden borçları, buna karşılık bunun karşısında yeterli döviz imkânının bulunmaması. Şimdi, bu borç nedeniyle dışarıda bir rüzgar esse Türkiye’de fırtına biçiyoruz. 2013’ten bu yana dünyanın en kırılgan ekonomi listelerinde başa güreşiyoruz. El atına binenin tez ineceğini, uygulanan bu ekonomik modelin ilelebet süremeyeceğini defalarca bu kürsüden dile getirdim.

 

YATIRIM İÇİN ÖNCE HUKUK DEVLETİNE İHTİYAÇ VAR

Peki, bu kadar kırılganlık varken yani döviz bu kadar oynakken, faizler bu kadar oynakken nasıl yatırım yapılacak? Arkadaşlar, bir ülkede yatırımları artırmak istiyorsanız ilikleyeceğiniz, doğru iliklemeye başlayacağınız ilk düğme bellidir. Ülkede herkesin güvenebileceği tarafsız ve bağımsız bir yargı gücünü tesis etmek zorundasınız. Evrensel kabul görmüş hukuku, adaleti bu topraklarda hâkim kılmadan atacağınız her adım etkisiz kalmaya mahkûmdur. Ancak Türkiye’de sorun şu: “Ben şu kadar oy aldım, hukuk falan dinlemem, istediğimi yaparım.” diyen bir zihniyet iktidarda. Bir yandan yatırım ortamını iyileştirmekten bahsediyorsunuz, bundan önce getirdiğiniz kanunla da yargıyı tamamen iktidara bağlayacak birtakım önlemler alıyorsunuz. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu arkadaşlar.

 

KAYYUMLUK EN GÖZDE MESLEK OLDU

Kayyum vasıtasıyla milletin malına, mülküne el koyuyorsunuz. Memleketin en gözde mesleği maalesef sizin sayenizde kayyumluk oldu. Ne kadar eski milletvekili, bakan, yandaş, akraba varsa el koyduğunuz şirketlere dolduruyorsunuz. Şirket batırmak ve içini boşaltmak için kayyum atıyorsunuz. Türkiye’nin kurumsal kimliği en güçlü şirketlerini, vergi kaçırmak, kaçakçılık yapmak maksadıyla çete kurmakla suçluyorsunuz. En itibarlı bankaların yöneticilerini bu gerekçeyle mahkemeye verebiliyorsunuz. Hukuku silah yapıp şirketleri ve yöneticilerini taciz ediyorsunuz.

 

DOĞRUDAN YATIRIM GİDİYOR, PORTFÖY YATIRIMI GELİYOR

Bu ülkede kimsenin malının, mülkünün güvencesi kalmamışken kim, neden, ne için yatırım yapacak? Yabancı yatırımcı da hukukun olmadığı topraklarda yatırım yapmaz. Kimse, hukukun karşısında hakkını arayabileceği bir ortam olmadığı zaman malını, mülkünü bu ülkeye getirmez. Son açıklanan ödemeler dengesi rakamlarına bir dönüp bakalım: Yabancıların Türkiye’deki doğrudan yatırımları ilk beş ayda geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 55 azalmış, 1,9 milyar dolar olmuş. Kim geliyor? Portföy yatırımı yapmak isteyen geliyor. O da son aylarda geliyor, neden? Çünkü faizleri düşüreceğiniz belli oldu. Bir de dünyanın en yüksek faizini veriyorsunuz dolar cinsinden, yüzde 10. Bu faizi verip bir de faizleri düşürüp sermaye kazancı yatırılacağı belli olunca yabancılar, kısa vadeli yatırım yani sıcak para Türkiye’ye geliyor.

 

TEK BAŞINA İKTİDARDA SİYASİ İSTİKRARSIZLIK YARATMAYI BAŞARDILAR

Hukukun üstünlüğü yatırımcı için en önemli gerekliliktir. Ancak yeterli de değildir. Yatırım yapmak için ülkede istikrarlı bir kurumsal çerçevenin de olması lazım. Tek bir örnek vereyim: Son on üç yılda Kamu İhale Kanunu’nu 34 kere değiştirmişsiniz. Her yıl 2 kez değişen bir kanun olur mu? Türkiye’de olur. İkinci, hukukun üstünlüğü dedik, istikrarlı, kurumsal çerçeve dedik; siyasi istikrarın da olması gerekiyor. Aslında mevcut iktidarı millet 7 Haziranda yerinden indirdi ama Başbakan bir türlü gitmedi, Hükûmet bir türlü gitmedi, yerinde oturmaya devam etti. Buna rağmen ülkede huzursuzluk, istikrarsızlık, terör zirve yaptı. Bundan korkan millet de bu sefer bu iktidarı tek başına iktidar yaptı ama ne kadar ilginçtir ki tek başına iktidar olan AKP şu beceriyi de gösterdi: Tek başına iktidar olduğu bir ortamda siyasi belirsizlik yarattı. (CHP sıralarından alkışlar) Beş ay geçmeden ülkenin üzerindeki bu kara vesayet ve Türk demokrasisi üzerindeki bu kaba vesayet seçim kazanan Başbakanı görevden aldı. Herkesin aklı karıştı, “Bu ülkede yatırım yapılabilir mi?” dedi. Şimdi, siz bu düzenlemeyi getiriyorsunuz yatırım yapılsın diye. E, bütün bunlar bu ülkede varken nasıl yatırım olacak?

 

EKONOMİ BU KADAR İYİYSE BU KADAR KREDİ NEDEN TAKİBE DÜŞÜYOR?

Bir başka önemli olay veri kalitesi. Şimdi, Türkiye’de bir makro veriler var, işte büyüme diyoruz, şu diyoruz, bu diyoruz; bir de mikro veriler var. Şimdi, ben bazı mikro verileri söyleyeyim. Diyor ki: KOBİ’lere açılan krediler son bir yılda yüzde 10,9 artmış, takipteki krediler ise, takibe düşen krediler ise yüzde 43,6 artmış, ekonomi de ilk üç ayda yüzde 4,5 büyümüş. Şimdi, 4,5 büyüyen bir ekonomide nasıl bu kadar kredi takibe düşüyor? Yani, bunu anlayabilmek mümkün değil. Bakın, yine TÜİK’in kendi verileri, turizm… Makro veri olan istihdam verisine dönüp baktığınız zaman diyor ki: “Turizm sektöründe istihdam yüzde 2,5 arttı.” Hâlbuki biz biliyoruz ki ilk üç ayda Türkiye’ye gelen turist sayısı yüzde 10,3 düştü. Peki, çalışan sayısı nasıl artıyor turizmde? Buna karşılık bir alt veri var, ticaret ve hizmet endeksi. O verinin de bir alt verisi daha var, turizm sektöründe çalışanlar burada da var. Oraya dönüp bakıyoruz, yüzde 5,8 azalıyor.

 

YATIRIM İÇİN BU ZİHNİYETİN İKTİDARDAN GİTMESİ GEREKİR

Değerli milletvekilleri, verilerin doğru olmadığı, hesap vermekten kaçan bir iktidarın olduğu bir ekonomiye kimse gelip yatırım yapmaz. Onun için, bu düzenlemelerin hepsi yatırımcının belki işini kolaylaştırabilir ama iştahını açmaz. İştahını açabilmesi için bugüne kadar yapılan tüm uygulamaların değişmesi ve mevcut zihniyetin iktidardan gitmesi lazımdır.

 

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com