Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 1

PALALI DEMOKRASİ SOPALI PİYASA DÖNEMİ BAŞLADI(TBMM/12 TEMMUZ 2013)

-CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, BDDK ve SPK eliyle yapılan soruşturmalara dikkat çekerek, “Siyasette palalı demokrasiye geçen AKP, ekonomide de sopalı piyasaya geçiyor” diye konuştu. AKP’nin bir taraftan da BDDK ve SPK eliyle hangi bankaların döviz aldığını bununla ne yaptığını soruşturacağını basına sızdırdığını ifade eden Öztrak, “Soruşturacaksan bunu neden davul zurnayla yapıyorsun?” diye sordu.

-Öztrak, dünya ekonomisinin girdiği ve ülkelerin risklerinin daha görünür hale geldiği yeni dönemde hükümetin istediği gibi davranmayan bankacıyı, sanayiciyi, tüccarı, esnafı elindeki sopayla, “Döverim ha” diye tehdit etmesi halinde bir süre sonra “dövecek kimse bulamayacağını” belirterek, “Ondan sonra ülkedeki işsizler ordusu sizi pataklamaya başlar” diye konuştu.

-Torba yasanın, Gezi Parkı eylemlerine destek veren sivil toplum kuruluşlarından öç alma aracına dönüştüğünü söyleyen Öztrak, “Başbakan’ın bu ülkede birlik ve beraberliği sağlaması mümkün değildir. Türkiye’nin bölgesel güç olmasının önündeki en büyük engel bizzat başbakan ve onun yeryüzüne sığmayan kibiridir” dedi.

ANKARA-

CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak TBMM’de düzenlediği basın toplantısında Gezi Parkı olaylarında kimliği belirlenemeyen kişilerce darp edilen ve 38 günlük yaşam mücadelesinin ardından hayatını kaybeden Ali İsmail Korkmaz’ın ailesine başsağlığı dileyerek başladı. Faili meçhul cinayetlerin toplumu böldüğünü ifade eden Öztrak, Eskişehir’de işlenen bu cinayetin faillerinin biran önce bulunmasının ve adalet önüne çıkarılmasının devletin sadece Korkmaz ailesine değil tüm millete borcu olduğunu söyledi.

Merkez Bankası’nın yaptığı döviz satım ihalelerinin ve hükümetin tüm topluma ve ekonomiye yayılan cadı avının haftaya damgasını vurduğunu belirten Öztrak, “Başbakan’ın o çok övündüğü rezervler hızla erirken TL’nin dolar karşısında sıçrayan değeri 2 kuruş bile düşmedi” diye konuştu.

-DALGALI KURLA DALGA GEÇİLMEZ-

Türkiye’de 12 yıldır dalgalı döviz kuru rejimi uygulandığını hatırlatan Öztrak, kur garantisi olmamasına rağmen, dolar 1.95 TL’yi gördükçe Merkez Bankası’nın döviz satarak müdahalede bulunduğunu, dolaylı olarak Türkiye’den çıkmaya çalışan sıcak paraya kur taahhüdü sağlandığını söyledi.

Kura yapılan müdahaleler sayesinde Türkiye’den çıkmaya çalışan sıcak paracıların kârına kâr katıldığını ifade eden Öztrak, “Başbakan’ın ekonomiye ideolojik yaklaşımı ve yerel seçimlere kadar faizlerin artışını istememesi, Merkez Bankası’nın elini kolunu bağlıyor. Merkez Bankası adeta tek kollu boksör gibi ringde mücadele etmeye çalışıyor” diye konuştu. “Dalgalı kur rejimi ile dalga geçilmez” diyen Öztrak, kur seviyesi korunmaya çalıştıkça birilerinin de bu kur seviyesini yıkmaya çalışacağı uyarısında bulundu. Bu politikanın sonuç vermediğini, bir taraftan da faizlerde yükselişin devam ettiğini anlatan Öztrak, Türkiye ekonomisinde artan kırılganlıklara dikkat çektiği konuşmasında şunları söyledi:

-10 YILDIR SESSİZ KALINAN KIRILGANLIKLAR SU YÜZÜNE ÇIKIYOR-

Hükümetin birikmesine 10 yıldır sessiz kaldığı bu kırılganlıklar şimdi ciddi sıkıntı yaratıyor. Yavaşlayan ekonomi nedeniyle firmalar borç yükü altında eziliyor. Döviz kurundaki sıçramaların getirdiği kur farkı yükleri ise bu yükü taşınmaz hale getiriyor. Hükümet bu yükü kontrol altında tutmak için döviz kuruna müdahale etmeye çalışıyor.

-İLERLEYEN GÜNLER İÇİN İPUCU-

Mayıs ayına ilişkin dikkat çekici bir diğer gelişme ise finansman hesabından gelen paranın adeta durması. Bu ilerleyen günler için bir ipucu olabilir. Mayıs’ta 7,5 milyar dolarlık cari açığa karşın; finans hesabından gelen para sadece 563 milyon dolar. Oysa Nisan ayında bu kanaldan 17 milyar dolar para girişi olmuştu. Finans hesabında ani bir duruş var.

-GEZİ PARKINDA YANAN SİGORTA… –

AKP ileri demokrasi deyip, Türkiye’yi palalı demokrasi yapma yolunda hızla ilerlerken; piyasa ekonomisinden de hızla uzaklaşıyor. Hükümetin Gezi Parkı’ndan bu yana sigortası yandı. Sigorta değiştirilmediği için de şimdi tüm sistem tehlikede.

-BİR TEK BAŞBAKAN ANLAYAMADI-

Başbakan Gezi olayları için ‘geldiler, geçtiler, gittiler’ diyor. Olaylarda 6 vatandaşımız yaşamını yitirmiş, binlerce kişi yaralanmış, vatandaşlarımızın ‘demokratik’, ‘özgürlüklere saygılı’ bir ülkede yaşama taleplerini tüm dünya anlamış; ancak bunları bir tek başbakan anlayamamış. Oysa Başbakan’ın ‘Ben ne dersem o olur’ diyerek ülkeyi getirdiği ortam ortada, buna rağmen bildiğimiz tutumunu sürdürüyor. Başbakan’ın baskıcı ötekileştirici tavırları ekonomideki yavaşlamayla birleşince toplum patlama noktasına gelmiştir. Bu süreci baskıyla, ötekileştirmeyle, aşağılamayla ve öç alma duygularıyla yönetmek, komplo teorileriyle toplumu bölmek yapılacak en büyük yanlıştır. Palayla demokrasi olmaz.

-TORBA YASA ÖÇ ALMA ARACI OLDU-

AKP parlamenter demokrasiyi, parmak demokrasisine çevirdi. AKP bir taraftan da verdiği korsan önergelerle çuval yasayı Gezi Parkı’nda sorumlu gördüğü, kendinin istediği gibi at oynatılmasını engellediğini düşündüğü, sivil toplum örgütlerinden öç almanın bir aracı olarak kullanmaya başladı. Bu çerçevede Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’ni işlevsiz kılmak için yapılan uygulamayı makul ve mazur görmek mümkün değildir. Bunun iyi niyeti bir girişim olmadığı açıktır.

-PALALI DEMOKRASİ, SOPALI PİYASA DÖNEMİ-

Siyasette palalı demokrasiye geçen AKP, ekonomide de sopalı piyasaya geçiyor. Bir yandan dalgalı kur rejimini çalıştırmayarak sıcak paracıları koruyan AKP, diğer yandan BDDK ve SPK eliyle hangi bankaların döviz aldığını bununla ne yaptığını soruşturacağını basına sızdırıyor.

-DAVULLA ZURNAYLA SORUŞTURMA-

Öncelikle soruşturacaksan bunu neden davul zurnayla yapıyorsun? Sonra adama sorarlar bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Yoksa döviz ihalelerine girecek oyuncuları belirlediler de, oyunbozanlara mı ceza kesecekler?

-DÖVECEK ADAM BULAMAZSINIZ, İŞSİZLER SİZİ PATAKLAR-

Dünya ekonomisi artık yeni bir döneme giriyor. Küresel sermayenin risk iştahı azalıyor. Ülkelerin riskleri daha görünür hale geliyor. Siz bir yandan ekonominin mevcut güvenlik çapalarını yok eder, diğer yandan da sizin istediğiniz gibi davranmayan bankacıyı, sanayiciyi, tüccarı, esnafı elinizdeki sopayla, “Döverim ha” diye tehdit ederseniz bir süre sonra dövecek kimse bulamazsınız. Ülkedeki işsizler ordusu sizi pataklamaya başlar.

-NE YAPMALI?-

Önümüzdeki bir yılda Türkiye’nin bulması gereken finansman miktarı 220 milyar dolar. AKP bu parayı bulamazsa ekonomi durur. Hükümetin yaptırdığı soruşturmalar risk iştahının azaldığı bir ortamda ‘mülkiyet hakkına’ ve ‘piyasaya’ siyasi bir müdahale olarak algılanırsa Türkiye’nin 220 milyar dolar finansmanı bulması da, uzun vadeli kalıcı fonlarla finansmanın kalitesini yükseltmesi de güçleşir. Başbakan ve hükümet derhal aklıselime dönmelidir. Ekonomiye ideolojik gözlük ve komplo teorileri ile yaklaşmayı bırakmalıdır. Aksi halde yaşanacak sıkıntıların milletimize bedeli ağır olacaktır. Hükümet ülkeyi sıcak paraya bağımlı hale getirmenin oyun alanını ne kadar daralttığını görmüyor. Yeni küresel iklim hükümetin her alanda işleri sıfır hatayla, reformlarla güvenlik çapalarını güçlendirerek, bunu yaparken ötekileştirmekten, dışlamaktan kaçınarak toplumla sürekli uzlaşma zemini bularak, yaşanan ekonomik sıkıntıların yükünü adil dağıtarak, yandaş yaratmayarak, hesap vererek götürmesini gerektiriyor. Bunları söylüyorum ancak başbakan ve hükümetin bunu anlayacak noktada olduklarından endişeliyim.

-BU BAŞBAKAN BİRLİK VE BERABERLİK SAĞLAYAMAZ

Son bir ayda ekonomide yaşananlar karşısında hükümetin gösterdiği yaklaşım, dalgalı denizde AKP’nin ekonomiyi yönetme becerisi konusunda içeride ve dışarıda ciddi kuşku yaratmıştır. Biber gazından kaçarak camiye sığınan vatandaşlarımızı camide içki içmekle suçlayan, vatandaşların en masum dileklerine sert çıkan, bu dilekleri ifade edenleri çapulcu, terörist diye damgalayan, tüm milletin kendi ahlak anlayışı ile ahlaklanmasını isteyen bir Başbakan’ın bu ülkede birlik ve beraberliği sağlaması mümkün değildir. Türkiye’nin bölgesel güç olmasının önündeki en büyük engel bizzat başbakan ve onun yeryüzüne sığmayan kibiridir.

-PARTİSİ GEREĞİNİ YAPMALI GERİSİ HİKAYE-

Öztrak, AKP’li Zeyid Aslan’ın TBMM’deki kadın muhabirlere hakaret ettiği belirtilerek, bu konudaki görüşlerinin sorulması üzerine, “Bu TBMM’nin çatısı altında yakışmayan bir davranış. Cinsel ayrımcılık noktasına kadar giden bu tür söylemleri kınıyorum. Biran önce geçmişte de ciddi sıkıntılar yaratan bu milletvekiline partisi tarafından gereğinin yapıldığını görmeyi bekliyorum. Onun dışında söylenenlerin hepsi hikayedir. Gereği yapılmalıdır artık” dedi.

Konuşmanın tam metni için: FAİK ÖZTRAK-12 Temmuz 2013 Tarihli Toplantı(TAM METİN)

EKONOMİNİN MAKYAJI AKIYOR(TBMM/6 TEMMUZ 2013)

-CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, ABD Merkez Bankası Başkanı Bernanke’nin açıklamalarının ardından dünyada bedava para döneminin sona erdiğinin görüldüğünü, Türkiye ekonomisinde de “kırılganlıkları gizleyen makyajın da akmaya başladığını” belirtti.

-Öztrak, ehliyetlerin yenilenmesi konusundaki düzenlemede önce 101 TL olarak belirlenen bedelin 15 TL’ye indirilmesi hakkında ise “Bu AKP’nin ne kadar hesap kitap bildiğini gösteriyor. Memleketin tüm hesaplarını böyle yapıyorlarsa ‘Vay geldi halimize’” değerlendirmesinde bulundu. .

-ABD istihdam verilerinin beklenenden iyi gelmesinin Türkiye piyasasını alt üst ettiğini belirten Öztrak, “Güçlü bir ekonomimiz varsa bana ne ABD’de istihdam 160 bin mi artmış, 190 bin mi artmış. Artık herkes Türkiye’deki istihdamı bıraktı, ABD’deki işe güce bakıyor” diye konuştu.

-Öztrak, Başbakan Erdoğan’ın dün Türkiye’nin Mısır’a ekonomik yardım yapan iki ülkeden biri olduğunu söylediğini de hatırlatarak, “Şimdi ben açıkçası merak ediyorum. AKP hükümeti askeri darbeden sonra gelen yönetimden, bu paraları geri isteyecek midir, bu yardımların akıbeti ne olacaktır?” diye sordu.

ANKARA-

CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında Haziran ayında enflasyonun beklenenin çok üzerinde geldiğini, Mayıs’ta yüzde 6.5 olan yıllık enflasyonun Haziran ayında yüzde 8.3’e çıkarak son 9 ayın en yüksek düzeyine ulaştığını ifade etti. Enflasyonun dar gelirli ailelerin bütçesinde önemli ağırlığı olan gıda fiyatlarında da kendini gösterdiğini kaydeden Öztrak, bir taraftan Mayıs ayında artan tarım üretici fiyatlarının, diğer taraftan da Ramazan ayının başlamasının etkisiyle gıda fiyatlarındaki artışın süreceğini, bunun da özellikle sabit ve dar gelirli vatandaşlar üzerinde ciddi baskı yaratacağını söyledi.

-ENERJİ ZAMLARI YILSONUNA SAKLANIRSA YIKICI OLUR-

Haziran ayında 1.90 TL’nin üzerine yerleşen dolar kurunun fiyatlara yansıyacak gecikmeli etkilerinin önümüzdeki ayların enflasyonuna da yansıyacağını belirten Öztrak, “Kurdaki bu artışa rağmen hükümet, elektriğe Ekim ayına kadar zam yapmayacağını açıkladı. Doğalgazda da zam olmayacağı anlaşılıyor. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi hükümet enerji zamlarını biriktirip, yılsonunda tek bir seferde telafi etmeye kalkarsa enerjide çok yüksek zamlarla karşılaşabiliriz” uyarısında bulundu.

-SENE SONUNDA ENFLASYON YÜZDE 7.5-8’E GELECEK-

Öztrak, eldeki verilerin enflasyonun gelecek aylarda da yüksek seyredeceğini gösterdiğini belirterek, “Yılsonunda muhtemelen resmi enflasyon hedefi olan % 5’ten, en az % 50 oranında sapmayla, % 7,5–8 civarında bir enflasyonla karşılaşacağız” diye konuştu.

 

-MERKEZ BANKASI HÜKÜMETİN TALEPLERİYLE GERÇEKLER ARASINDA SIKIŞTI-

Merkez Bankası’nın “hükümetin talepleriyle ekonominin gerçekleri arasına sıkışıp kaldığını” söyleyen Öztrak, hükümet seçimlere giderken faizin düşük kalmasını arzulasa da, enflasyon görünümündeki bozulmanın ve dışarıdaki gelişmelerin bunu giderek güçleştirdiğini belirtti. Merkez Bankası’nın teknik olarak atması gereken adımları atması gerektiğini kaydeden Öztrak, “Başbakan’ın sözüne uymak için” zaten yetersiz olan döviz rezervlerini eriterek zaman kazanmaya çalışmanın sürdürülebilir olmadığını ifade etti.

-MERKEZ BANKASINA BAĞIMSIZLIK BUGÜNLER İÇİN VERİLDİ-

Merkez Bankası’nın rezervlerinin erimeye devam ettiğini 21 Haziran’dan 28 Hazirana kadar 5 milyar dolar eriyerek 122 milyar dolara inen rezervlerin döviz kurunun ateşini düşürmeye yetmediğini belirten Öztrak, “Bugün atılması gereken adımların geciktirilmesi, yarın bir gün bu milletin omuzuna binecek yükün daha da artması demektir. Türkiye bunların hepsini geçmişte acı bir şekilde yaşamıştır. Bu millet 2001’de Merkez Bankası’na bağımsızlığı, bugünler için verdi” dedi.

-EKONOMİNİN MAKYAJI AKIYOR-

Öztrak, ABD Merkez Bankası Başkanı Bernanke’nin açıklamalarının ardından dünyada bedava para döneminin sona erdiğinin görüldüğünü, açıklamanın yapıldığı tarihte henüz Gezi Parkı olayları başlamamış olmasına rağmen dünyada varlık fiyatlarının en hızlı Türkiye’de düştüğünü ve Türkiye ekonomisinde “kırılganlıkları gizleyen makyajın da akmaya başladığını” belirtti.

-AKP DÖNEMİNDE DIŞ BORÇ 2.7 KAT ARTTI

Türkiye ekonomisinin son 10 yılda sıcak parayla döndürülmesi sonucunda hızla artan dış açık ve borçları nedeniyle daha kırılgan hale geldiğini ifade eden Öztrak, yılın ilk üç ayında Türkiye’nin dış borç stokunun 12,4 milyar dolar artarak 350 milyar dolarla rekor seviyeye ulaştığını, AKP’den önceki tüm iktidarların 80 yılda yaptığı dış borç 130 milyar dolar olmasına karşın AKP döneminde 220 milyar dolar dış borç yapıldığını, Türkiye’nin dış borcunun AKP iktidarı elinde 2,7 kat arttığını kaydetti.

-ÇEYREK ASRIN REKORU-

Dış borcun vade yapısında da önemli bir değişimin yaşandığına dikkat çeken Öztrak, yılın ilk üç ayı itibariyle vadesi bir yıldan önce dolacak borç stokunun 115 milyar dolar olduğunu, bunun Türkiye’nin her 100 dolarlık dış borcunun 33 dolarının “kısa vadeli” olduğu anlamına geldiğini, bunun da 1989’dan bu yana yayımlanan dış borç verileri içinde bir rekor olduğunu belirtti.

-REZERV KISA VADEL BORCU KARŞILAR, CARİ AÇIK İÇİN PARA LAZIM

Merkez Bankası’nın geçtiğimiz haftalarda açıkladığı Nisan ayı kısa vadeli dış borç stoku verisine göre kısa vadeli dış borç stokunun Nisan ayında 122 milyar dolara ulaştığını hatırlatan Öztrak, “Haziran sonunda Merkez Bankası kasasındaki rezerv de 122 milyar dolar. Yani kasadaki rezerv sadece kısa vadeli dış borca yetiyor. Bu ülkenin bir de bu yıl 55 milyar dolarlık cari açığı var. Bu açığı finanse etmesi için sürekli dışarıdan para gelmesi gerekiyor. Dışarıdan gelen para kesilirse bu açığı finanse etmek mümkün değil. Ekonomide ani bir duruşla karşı karşıya kalabiliriz. İyi yönetilen bir ekonomi bu hale gelir mi?” diye konuştu.

-RECEP ERDOĞAN MI, TAYYİP ERDOĞAN MI?

Merkez Bankası’nın açıkladığı finansal olmayan kuruluşların döviz cinsiden yükümlülükleri ile varlıkları arasındaki farkı gösteren “finansal olmayan kuruluşların net döviz açık pozisyonu” verisine de değinen Öztrak, 2002 yılında 6,5 milyar dolar olan bu rakamın Nisan’da 4,6 milyar dolar artarak 152 milyar doları aştığını hatırlattı ve “İşte Başbakan’ın aradığı faiz lobisi bu açık pozisyonun 10 yılda 25 kat artmasına göz yumandır. Peki, bu dönemde iktidarda kim vardı? Recep Erdoğan mı, Tayyip Erdoğan mı?” dedi.

-TÜRKİYE’Yİ BIRAKTIK, ABD’NİN İSTİHDAMINA BAKAR OLDUK

Türkiye ekonomisinin yumuşak karnının ve kırılganlıklarının yeni konjonktürde artık gizlenemediğini, yeni dönemde, birçok uluslararası kuruluşun dünyadaki bu gelişmelerden en fazla etkilenecek ekonomilerin başında Türkiye’yi saydığını belirten Öztrak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“AKP iktidarı sıcak parayla şişirdiği ekonomiyi bir başarı hikâyesi olarak içeride ve dışarıda yıllarca pazarlamış, gelişmiş ekonomilerin bastığı paralarla ayakta duran küresel sermayenin risk iştahı da bu oyunun sürdürülmesine imkân vermiştir. Ancak sıcak para partisinin sonuna yaklaştıkça AKP’nin ekonomiyi iyi yönetemediği, yapısal sorunların hızla arttığı ortaya çıkmaktadır. Dün akşama doğru piyasalar yeniden karıştı. Neymiş ABD’de tarım dışı istihdam rakamları beklenenden iyi gelmiş. Güçlü bir ekonomimiz varsa bana ne ABD’de istihdam 160 bin mi artmış, 190 bin mi artmış.  Artık herkes Türkiye’deki istihdamı bıraktı, ABD’deki işe güce bakıyor.”

-AKP TÜRK EKONOMİSİNİ İYİ YÖNETMEDİ-

Türkiye ekonomisinin, ABD’de istihdam verilerinin kötü gelmesi halinde bir müddet daha devam edecek sıcak para ile çarkları döndürme beklentisinde olduğunu belirten Öztrak, “ABD istihdam verisi piyasa beklentilerinin çok çok üzerinde olumlu gelince bizim piyasalar da alt üst oldu. Dolar kuru 1,97’yi aştı, 10 yıllık referans borç kâğıdının faizi yüzde 9’lara yaklaştı. İyi yönetilen bir ekonomide bunlar olur mu? Elbette olmaz. AKP Türk ekonomisini iyi yönetmemiştir” diye konuştu.

AKP döneminde ülkenin tarım ve sanayi tabanının yok edildiğini ve sıcak paracıların cenneti haline getirildiğini ifade eden Öztrak, hükümetin ekonomide olan bitenler karşısında “her gün, ne olduğu belirli olmayan farklı kesimleri” suçladığını, önce faiz lobisinden, bu ciddiye alınmayınca dış mihraklardan, bu da olmazsa diyasporadan bahsedildiğini belirtti. Öztrak, “Türkiye’nin çok önemli kırılganlıkları bulunmaktadır. Ancak geldiğimiz noktada Türkiye’nin en önemli kırılganlığı Başbakan’ın ve bakanlarının kibiri ve Başbakan’ın artan otoriterleşme eğilimidir” dedi.

-BAŞBAKANIN SAĞLIKLI KARAR ALMA KABİLİYETİ SORGULANIYOR-

Dünya piyasalarında ani duruş riskinin arttığı bir dönemde, Başbakanın içine düştüğü kibir hastalığının da Türkiye’nin siyasi risk primini artırdığını ifade eden Öztrak, şunları belirtti:

“Dünya piyasalarında ani duruş riskinin arttığı bir dönemde başbakanın içine düştüğü kibir hastalığı Türkiye’nin siyasi risk primini artırmaktadır. Sorunları sıcak parayla örtme imkânı kalmazken, Başbakanın sağlıklı karar alma kabiliyeti sorgulanmaya başlamıştır. Hükümetin bakanlarının uluslararası yatırımcı toplantılarında bu konuda soruya boğulduğuna yönelik duyumlar artmaktadır.”

-BAŞBAKAN ÜLKENİN RİSK PRİMİNİ ARTIRIYOR-

Dünya Bankası’nın Türkiye’nin önümüzdeki bir yıldaki finansman ihtiyacının 220 milyar dolar olduğunu açıkladığını, Başbakan’ın ise kendi milletiyle uzlaşmaktan kaçıp sesini yükselttikçe Türkiye’nin siyasi risk pirimi arttırdığını söyleyen Öztrak, “Bu, hem küresel piyasalardan para bulmayı zorlaştırmakta, hem de ödenecek faizi artırmaktadır. Bu maliyet eninde sonunda milletin omuzlarına yüklenecektir” diye konuştu. Öztrak, konuşmasında “hükümetin daha bir ay öncesine kadar şaşalı temel atma törenleri yaptığı milyar dolarlık projelerin kaçının parasını bulabildiği” sorusunu da gündeme getirdi.

-EKONOMİNİN HALİNDEN BAŞBAKAN VE BAKANLARI SORUMLU-

Türkiye ekonomisinin geldiği bu noktada artık kırılganlıklarını sıcak paracıların yarattığı sahte cennetle saklama imkanı kalmadığını vurgulayan Öztrak, “Olan bitenlerin tek sorumlusu ekonominin yapısal sorunları karşısında önlem almak yerine, bunların üstünü sıcak parayla örtüp, sonrası Allah kerim diyen Başbakan ve bakanlarıdır” dedi.

-AKP, MISIR’A YAPILAN YARDIMLARI GERİ İSTEYECEK Mİ?-

Başbakan Erdoğan’ın dün yaptığı konuşmada, Mısır’a verilen destek ile Yunanistan’a verilen desteği karşılaştırdığını anımsatan Öztrak, “Yunanistan’a verilen bu desteğin büyük bölümü IMF programı kapsamında verildi. Darbeden önceki Mısır hükümeti IMF programını reddetmişti. Yoksa Başbakan Mısır’a IMF ile program yapmasını mı önerirdi?” ifadelerini kullandı. Öztrak, Başbakan Erdoğan’ın dün Türkiye’nin Mısır’a ekonomik yardım yapan iki ülkeden biri olduğunu söylediğini de hatırlatarak, “Şimdi ben açıkçası merak ediyorum. AKP hükümeti askeri darbeden sonra gelen yönetimden, bu paraları geri isteyecek midir, bu yardımların akıbeti ne olacaktır?” diye sordu.

-MEMLEKETİN TÜM HESAPLARI BÖYLE İSE VAY HALİMİZE-

Toplantının ardından basın mensuplarının ehliyetlerin yenilenmesi konusundaki düzenlemede önce 101 TL olarak belirlenen bedelin 15 TL’ye indirilmesi hakkında da şunları söyledi:

“Bu AKP’nin ne kadar hesap kitap bildiğini gösteriyor. Yani çıkacaksın önce 101 TL diyeceksin sonra da 15 TL’ye kadar düşeceksin. Vatandaş bir şey demese demek bu 101 TL’yi alacaklar. CHP o gün o yasa teklifini vermese bedava olsun diye, bunlar 101 TL’yi vatandaşın sırtına yükleyip gideceklerdi. Ama biz teklifi verince ricat ettiler. Şimdi ben soruyorum: 101 TL nere, 15 TL nere? Memleketin tüm hesaplarını böyle yapıyorlarsa “Vay geldi halimize”. Manzarayı anlatıyorum. Ülkenin açık pozisyonunu 25 kat artırıyorsunuz, sonra da çıkıyorsunuz, ‘Dışarıdakiler, lobiler bizi neden dövüyor?’ diyorsunuz. Bu hale getirirseniz ekonomiyi tabiki döverler.”

BERNANKE ‘PARTİ BİTTİ’ DEDİ, AKP’NİN SICAK PARA ÜZERİNDEKİ SÖRFÜ ÖLÜMCÜLLEŞİYOR (TBMM/21 HAZİRAN 2013)

-CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, hükümetin TBMM’ye sunduğu 10. Kalkınma Planı’nın cumhuriyetin 100. Yılında dünyanın en büyük 10 ekonomisine girme hedefinden uzaklaştığının tescili olduğunu söyledi. Öztrak, 2018 yılında kur nedeniyle ulaşılması zora giren 1 milyar 285 milyon dolarlık Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’yla dahi, Türkiye’nin dünyanın en büyük ekonomileri liginde 17’nciliğin ötesine gidemeyeceğini kaydetti.

-“AKP’nin iddia ettiği ‘büyük ekonomik başarısı’nın ardında özellikle 2004’ten sonra dünyada hızla yükselen sıcak para dalgası üzerinde yaptığı ve giderek ölümcülleşen sörf vardır” diyen Öztrak, Bernanke’nin, ‘Parti bitti’ demesiyle istikrar hikayelerinin sıcak para çekilince biteceğinin ortaya çıktığını ifade etti.

-Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın, “Beklenmedik bir hareket değildi, zamanlaması bilinmiyordu” demesini de eleştiren Öztrak, “Sayın Babacan dünkü hareketlerin olacağını biliyorsanız hangi tedbirleri aldınız?” diye sordu.

-ABD Merkez Bankası’ndan gelen açıklamanın ardından Türkiye piyasasında yaşanan hareketlenmeleri ve kurdaki dalgalanmayı da değerlendiren Öztrak, “Kura müdahale doğru zamanda uygun miktarla yapılmalıdır. Dün yapılan müdahaleler dövizin ateşini söndürmez, çıkanlara ucuz döviz temin eder” dedi.

ANKARA-

CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak TBMM’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

-ANLAŞILAN BAKANLAR KURULUNDA MEMLEKET MESELELERİNİ KONUŞMUYORLAR-

Bu hafta Mart ayı işsizlik verileri açıklandı. İşsiz sayısı geçen yıla göre 186 bin kişi artmış. İşsizlik oranı da yüzde 10,1 e çıkarak iki haneli rakamlarda kalmaya devam ediyor. Gençlerde işsizlik oranı ise geçen yıla göre yaklaşık iki puan artarak yüzde 19,3’e ulaşmış. Yani iş arayan her beş gençten biri işsiz. Bu tabloyu Ekonomi Bakanı “Bizim her yıl nüfusumuz ve işgücüne katılımımızın artmasından dolayı işsizlik rakamları olması gereken seviyenin üstünde gözüküyor” diye açıklıyor. Oysa başbakanı bir gün önce “Dört çocuk bereket olur” diyordu. Biri nüfus artışı işsizliğe neden oluyor diyor, öbürü “berekettir” diyor. Anlaşılan bunlar Bakanlar Kurulu’nda komplo senaryoları üretmekten, ülke meselelerini konuşmaya pek vakit bulamıyorlar. Bakan ne dediğini de bilmiyor.  İşsizlik işsizliktir. “Olması gerekenden yüksek işsizlik” diye bir değerlendirme işsizliğin pençesinde kıvranan milletle alay etmektir.

-SICAK PARA VE KISA VADELİ BORÇLAR 328 MİLYAR DOLAR-

Bu hafta açıklanan bir diğer önemli veri de ülkenin uluslararası yatırım pozisyonu. İlk dört ayda ülkenin yatırım pozisyon açığı, yani açık pozisyonu geçen sene sonuna göre 32,5 milyar dolar artarak 450 milyar doları aştı. Döviz varlıklarımız aynı dönemde 13,8 milyar dolar arttı ve 226 milyar dolar oldu. Yükümlülüklerimiz ise 46 milyar dolar artışla 677 milyar dolara ulaştı. İlk dört aydaki 46 milyar dolar artışın sadece 5,7 milyarı nispeten istikrarlı diyebileceğimiz doğrudan yatırımlardan gelirken kalan 40 milyarın yarısı sıcak para niteliğinde portföy yatırımı, yarısı da kısa vadeli borç. 677 milyar doların içinde hareket kabiliyeti yüksek sıcak para ve kısa vadeli borç tutarı 328 milyar dolara ulaştı.

-BU YAPI AKP’NİN ESERİ-

Bugün Türk mali piyasalarının benzer ülkelerden daha fazla dalgalanmasına yol açan, bu açık pozisyonun gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde 50’sini aşması ve hareket kabiliyeti yüksek kısa vadeli yükümlülüklerin tutarının toplam dış yükümlülüklerin yarısına ulaşmasıdır. 450 milyar dolarlık açık pozisyon nedeniyle, dolar kurunda meydana gelecek her 10 kuruşluk artış ekonomiye 45 milyar TL yani GSYH’nın yüzde 3’ü kadar bir kur farkı maliyeti yüklemektedir. Her an kaçabilecek kısa vadeli yükümlülüklerin dış aleme olan toplam yükümlülüklerin yarısına ulaşması ise dış finansman riski algısını artırarak yatırımcı iştahındaki değişmelerin ekonomide yarattığı dalgayı azdırmaktadır. Bu kırılgan yapı son on yılda küresel risk iştahının yüksekliğini fırsat görerek kendini sıcak paraya emanet eden ve siyasi maliyeti olabilecek yapısal reformları yapmaktan kaçan AKP iktidarının eseridir.

-SÜREÇ UZADI, HÜKÜMET YANILDI-

ABD Merkez Bankası Başkanı Bernanke’nin likidite vermeyi kesebileceğine dair açıklamalarının en fazla bizim ekonomimizi etkilemesi de; Başbakanın diktatörleşerek yarattığı siyasi belirsizliğin halkın cebinde çıkardığı yangınlar da; sıcak paracılara en fazla kazandıran ekonomi olmamız da bu kırılganlığın sonucudur. Ben bu politikaların sürdürülemez olduğunu uzun zamandır söylüyorum. Ancak süreç küresel ekonomideki şartlar nedeniyle çok daha uzun sürdü. Tabii uzadıkça da hükümet bunun sürdürülebilir olduğuna inandı, tedbir almadı kırılganlık büyüdü.

-YAPAY İSTİKRARI BAŞARI SANDILAR-

Başbakan ve bakanları bunu göremedi, yurt dışındaki yatırımcıların iştahına bağlı olarak son dönemde kaydedilen gelişmeleri ve sıcak paranın sağladığı yapay istikrarı kendi başarıları olarak algıladılar. Başbakan ve bakanları, daha düne kadar, “Ekonomi nasıl yönetilir size gösterelim” diye gelişmiş ekonomilere caka satıyorlardı. Bu inançları nedeniyle bu gün yaşananlara bir anlam veremiyorlar. Olanların sebebini bulmak için cadı avına çıkıyorlar. Oysa şu anda etrafta kendilerinden başka cadı yok.

-BORSA BENZER EKONOMİLERDEN ÇOK DAHA SERT DÜŞTÜ-

Bildiğiniz gibi ABD Merkez Bankası Başkanı Bernanke önceki gün, varlık alım programını yılsonunda azaltabileceği 2014’te de bundan tamamen vazgeçilebileceği yönünde bir açıklamada bulundu. Bu açıklamayla birlikte dünya borsalarında düşüşler yaşandı.  Avrupa’da kayıplar yüzde 3’ü aştı, ekonomisi Türkiye’ye benzeyen ekonomilerden oluşan Gelişen Piyasalar Endeksi’nde düşüşler yüzde 3.2 oldu. Peki, Türkiye’de ne oldu? Borsa İstanbul’un  dünkü kaybı yüzde 7’ye yakın. Yani Türkiye kendisine benzeyen ekonomilerin iki katından fazla etkilendi. Rakam gözünüze küçük gelmesin arkadaşlar. Borsada işlem gören şirketlerin piyasa değeri 19 Haziran tarihinde 552 milyar TL idi. Dün akşam itibarıyla borsamızda işlem gören şirketlerin piyasa değeri 519 milyar TL’ye düştü. Yani Türkiye’deki şirketlerin değeri 1 günde 33 milyar TL düştü. Eski deyişle, 33 trilyon kuş olup uçtu. Açıklamadan önce 6.96 olan referans kağıdının faizi dün 7.3’ü buldu. Hazine kağıtları değer yitirdi.

-EKONOMİDE YENİ BİR DÖNEM AÇILIYOR-

Sadece bu kadar da değil. Merkez bankası döviz piyasasına 6 kez müdahale etti. Satılan dövizlerin toplamı 350 milyon dolar. Merkez Bankası’nın tüm müdahalelerine rağmen dolar yüzde 2.5’e yakın artarak 1.88’den 1.93’e çıktı. Bu tür müdahaleler dövizin yukarı gitme gücü kesildiği zamanda ve yeterli miktarda satışla yapılır. Azar azar mütereddit müdahaleler, doların yukarı gidişini engelleyememiştir. Sadece “Merkez bankası müdahale etti ama olmadı” denmesine imkan sağlamıştır. Ayrıca müdahalenin etkili olması için bu harekete neden olan ekonomik veya siyasi olaylara karşı önlem almak gerekir. Uzun zamandır gelişmiş ekonomilerin merkez bankalarından akıtılan sıcak parayla geçici başarı hikayeleri yazma, Türk insanını gelirleriyle özlemleri arasındaki uçurumu borçla kapatarak aldatma döneminin sonuna geliyoruz.  Türk ekonomisinde bir dönem kapanıyor ciddi yapısal değişiklikler gerektiren meşakkatli bir dönem açılıyor.

-KURA BÖYLE MÜDAHALE EDİLMEZ-

Ayrıca küresel konjonktür de işimizi kolaylaştırmıyor. Siyaseten de işimiz kolay değil, hubris sendromuna yakalanan bir başbakanın diktatörce yaklaşımlarının yol açtığı siyasi belirsizlik ülkenin risk primini artırıyor.  Böyle bir ortamda kura mahcup mütereddit(tereddütlü) müdahalelerin tek bir sonucu olur, ülkeden çıkacak yabancının döviz maliyetini biraz düşürüşünüz. Ancak piyasaların ateşi sürer döviz talebi düşmez. Amaç buysa o ayrı…

-MALİYETİ SADECE CEBE DEĞİL

Dün bir istatistik daha açıklandı, intihar edenlerin sayısı. Rakamlar trajik. Geçtiğimiz yıl bu ülkede 3 bin 225 insanımız intihar etti. İntiharların yarısının sebebi bilinmiyor, geçim sıkıntısı ve ticari başarısızlık nedeniyle intihar edenlerin oranı ise yüzde 10’a yakın. Borçla şişirilen ekonomilerde hızlı yavaşlama dönemleri sosyal tansiyona ve bireylerin mutsuzluğuna yol açar. Ekonomideki başarısızlığın faturası sadece cebe değil cana da mal olur.

 

-İYİ YÖNETMEK AYRI, İYİ YÖNETTİĞİNİ İDDİA ETMEK AYRI-

Ekonomiyi “iyi yönetmekle”, ekonomiyi “iyi yönettiğini iddia etmek” arasındaki farkı da buralarda görüyoruz. Ekonomini “eloğlu’na” teslim edip sonra da “faiz lobisi” diye şikâyet etmekle olmuyor bu işler.

-HANİ EKONOMİ ÇOK İYİYDİ?-

Başbakan Yardımcısı Sayın Babacan dün “piyasalardaki hareketlilik Türkiye’ye has değil. Beklenmedik bir hareket değildi, zamanlaması bilinmiyordu” demiş. Tüm gelişmekte olan ülkelerin para birimlerinin dolar karşısında değer kaybettiğini, borsalarında düşüşler ve faizlerinde artış olduğunu belirtmiş. Sayın Babacan,  siz ve Başbakanınız ekonomiyi bize öyle bir anlattınız ki, Başbakan, “Herkesin notu düşerken bizim notumuz daha yeni yatırım yapılabilir ekonomi seviyesine çıktı, IMF’ye borcumuzu bitirdik, milyarlarca dolarlık projelerin ihalesine çıktık artık take off’tayız” dedikçe biz “pozitif ayrışma” bekliyorduk. Ama bizdeki negatif tepki diğerlerinden kat be kat fazla oldu neden? Buna cevap vermeniz gerekiyor.

-BEKLİYORDUN DA HANGİ ÖNLEMİ ALDIN?-

Bunu yapın ki paradigmalarınızın artık değişip değişmediğini görelim. Son soru da bu gelişme bekleniyordu diyorsunuz, buna karşı hangi önlemleri aldınız da çalışmadı? Örneğin, merkez bankasının başbakanın talimatlarıyla yaptığı son faiz indirimleri bu çalışmayan önlemler arasında sayılabilir mi? Yine bu çerçevede başbakanın yaşamının her alanına yeniden hakim olmaya başlayan ideolojik yaklaşımını faizler üzerinden ekonomiye de yansıtmasının piyasaların bize yönelttiği aşırı tepkide etkili olduğunu düşünmüyor musunuz?

-BAKAN ŞİMŞEK, KENDİ İMZALADIĞI PROGRAMA BAKSIN-

Bu arada Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Dani Rodrik’e, “Kişibaşına gelir sabit fiyatlarla hesaplanmaz ” demiş. Sayın Bakan, devlet sabit fiyatlarla kişibaşına geliri 1982’den beri hesaplıyor ve yayınlıyor. Tavsiyem, altında imzanız bulunan 2013 yılı programının ikinci bölümündeki 3 numaralı tabloya bakmanızdır. Sayın Bakan, sizin dediğiniz gibi olsa, dünkü kur hareketi nedeniyle kişibaşına gelirimiz bir günde düştü mü diyeceğiz?

-PEMBE HESAPLA 17’NCİLİĞE MAHKUM OLURSUN-

Hükümetin bu hafta TBMM’ye sunduğu 10. Kalkınma planı da ne yazık ki küresel oyunun bu güne kadar olduğu gibi devam edeceği inancıyla hazırlandığını görüyoruz. Dolar kurunun, beş yıl sonra 2018’de 1,97 TL olacağı varsayımı dün doların değerinin 1,93 TL’ye çıkmasıyla geçerliliğini yitirmiştir. Plan ne yazık ki daha Meclis’te görüşülmeye başlamadan çökmüştür. AKP’nin “pembe hesabındaki” kur, enflasyon ve 15.996 dolarlık kişi başına gelir hedefleri de geçerliliğini yitirmiştir. Planda öngörülen gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 5,8’i düzeyindeki cari açığın finanse edilebilmesinin küresel risk iştahındaki azalış nedeniyle güçleştiğini son gelişmeler göstermektedir. Planda öngörülen büyüme hızları da cumhuriyetimizin yüzüncü yılı hedefleri dikkate alındığında son derece yetersiz kalmaktadır. 2018 yılında kur nedeniyle ulaşılması zora giren 1 milyar 285 milyon dolarlık Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’yla dahi Türkiye dünyanın en büyük ekonomileri liginde 17’nciliğin ötesine gidememektedir. 10. Plan AKP yönetiminde ülkenin bu ligde ilk ona girme hedefinden giderek uzaklaştığını tescil eden bir resmi belgedir.

-AKP’NİN SICAK PARA SÖRFÜ ÖLÜMCÜLLEŞİYOR-

AKP’nin iddia ettiği “büyük ekonomik başarısı”nın ardında özellikle 2004’ten sonra dünyada hızla yükselen sıcak para dalgası üzerinde yaptığı ve giderek ölümcülleşen sörf vardır. Tabii başbakan bunu tek parti yönetiminin sağladığı istikrarın bir başarısı olarak halka sunmuştur. Her gün biraz daha borç batağına gömdüğü seçmene  “Ben iktidardan gidersem istikrar bozulur, sen de borçlarını ödeyemezsin” diye türküler söylemiş, şantaj yapmıştır. Yetmemiş tek parti iktidarını tek adam iktidarına dönüştürmeye soyunmuştur.

-BERNANKE PARTİ BİTTİ DEDİ, ARTIK İLER DAHA ZOR-

Ancak istikrar hikayelerinin sıcak para çekilince biteceği bütün senaryoların suya düşeceği, Bernanke’nin, “parti bitti” demesiyle  ortaya çıkmıştır. Bu ülkenin rantı değil üretimi, borcu değil geliri önceleyen, sıcak para yerine kendi stratejik üstünlüklerini harekete geçirecek yeni bir büyüme ile üretim stratejisi ve gelir dağılımını düzeltecek yeni bir bölüşüm modeline olan ihtiyacı artık her gün biraz daha iyi anlaşılmaktadır.

BAŞBAKAN HÜBRİS SENDROMUNA TUTULDU(TBMM/14 HAZİRAN 2013)

-CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, Başbakan Erdoğan’ın “hübris sendromuna” tutulduğunu ve kibrinin esiri olduğunu ifade ederek, “Bu sendrom İngiltere’de Thatcher’i de koltuğundan etmişti. Gelişmeler bize Başbakan’ın kendine ve millete yapacağı en büyük iyiliğin ‘erken bir yaz tatiline’ çıkması olduğunu gösteriyor. Aksi takdirde partisi Başbakan’ı zorunlu izne çıkarmalıdır” dedi.

-CHP’de siyaset yapanların veya CHP’lilere hısım veya akraba iş adamlarının MİT tarafından fişlendiğine dair haberlere de değinen Öztrak, olayın siyasi olduğunu, adresin Başbakanlığı gösterdiğini söyledi.

ANKARA – CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, TBMM’de yaptığı basın toplantısında, Gezi Parkı olaylarının ekonomik faturasını değerlendirdi. Başbakan’ın çıkan olayları kavrayamamasının ve milletle inatlaşmasının ekonomik faturasının büyük olduğunu, 31 Mayıs’tan 11 Haziran’a kadar borsadaki şirketlerin piyasa değerinin 38 milyar TL eridiğini belirten Öztrak, “Başbakan ne de olsa ‘Borsada param yok’ deyip, sebep olduğu kayıplara kayıtsız kalmasının gerekçesini açıkladı. Maliye Bakanı da 1,4 milyar dolar tutarında sıcak paranın geçtiğimiz hafta içinde Türkiye’yi terk ettiğini söyledi. Sadece 1,4 milyar dolarlık bir para çıkışı dolar kurunu 1,90’lara kadar taşıdı. Mayıs ayından bu yana çıkan para ise 8 milyar dolar” ifadelerini kullandı.

-VATANDAŞA MALİYETİ: KİŞİBAŞINA 160 DOLAR!

Hükümetin doların ateşini düşürmek için ilkin kamu kurumlarına döviz sattırdığını ardından Merkez Bankası’nın doğrudan piyasaya girdiğini ve kamu eliyle 2 günde 500 milyon dolara yakın döviz satıldığını ifade eden Öztrak, Başbakan’ın 28 Mayıs’tan bu yana kurda yarattığı dalgalanmanın Türkiye’ye maliyetinin 22,7 milyar TL olduğunu kaydetti. “Başbakan’ın kibir ve inadının” her bir vatandaşın sırtına, iki haftada, 160 dolar dolar ‘ilave yük’ getirdiğini söyleyen Öztrak, Başbakan’ın ekonomide yaşanan kayıpların sorumluluğunu “dış mihrakların” ve tarif edemediği bir “faiz lobisinin” üzerine atmaya çalıştığını belirtti. Öztrak, “Bakalım senaryoya yeni yardımcı oyuncular eklenecek mi?” diye sordu.

-1 AY ÖNCE SIKI FIKILARMIŞ-

Bu hafta içinde açıklanan nisan ayı cari açık ve finansmanı verisinin Başbakan’ın “faiz lobisi” dediği kesimlerle nasıl bir ittifak içinde olduğunu gösterdiğini belirten Öztrak, Nisan’da cari açığın bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 80 arttığını, aynı ay sadece Hazine’nin borçlanma kâğıdına gelen sıcak paranın 9 milyar doları bulduğunu anlattı. Bunun tek bir ayda, ülkeye bu kanaldan gelen en yüksek sıcak para olduğunu ifade eden Öztrak, “Yani daha geçtiğimiz Nisan ayına kadar Başbakan ve ‘şikâyet ettiği’ faiz lobisi oldukça ‘sıkı fıkı’ imiş” diye konuştu.

-AŞIKIN MAŞUKA SİTEMİ-

AKP hükümetinin bu zamana kadar samimi olduğu, daha iki ay öncesine kadar “bahar yağmurlarında beraber ıslandığı” faiz lobisi ile şimdi neden arasının açıldığını soran Öztrak, Türkiye’nin bir yıl içinde dışarıya ödeyeceği paranın 156 milyar dolar olduğunu, buna 12 aylık cari açık eklenince gelecek bir yılda bulması gereken finansmanın 210 milyar dolara ulaştığını söyledi. Buna karşın Merkez Bankası’nın kasasında 128 milyar dolar bulunduğunu, bundan bankalara yükümlülükler düşüldüğünde net olarak 55 milyar dolar rezerv kaldığını belirten Öztrak, Türkiye’de eğer bir faiz lobisi varsa AKP’nin bu lobiyle “katolik nikâhı” kıydığını belirterek, “Bu lobiye söyledikleriniz şikâyet değil, aşıkın maaşuka küçük bir sitemi” ifadelerini kullandı.

-KAMU HARCAMALARININ KATKISI SÜRDÜRÜLEBİLİR DEĞİL-

Yılın ilk üç ayına ilişkin açıklanan büyüme verilerini de değerlendiren Öztrak, yüzde 3’lük büyümeye karşın net ihracatın büyümeye katkısının olmadığını, bunun tasarrufu düşüren, borcu teşvik eden ve “tam da faiz lobisinin seveceği türden” bir büyüme olduğunu kaydetti. Büyümede kamu yatırımlarının ve tüketiminin katkısının önemli yer tuttuğunu söyleyen Öztrak, özel kesimin büyümeye katkısının sıfıra yakın olduğunu hatırlatarak, “Büyümeye kamunun yaptığı bu katkı sürdürülebilir değildir. Nitekim Nisan ayında kamu tüketim ve yatırım harcamalarında frene dokunulmaya başlandığı görülüyor. Mayıs verileri ile bu daha da belirginleşecektir” uyarısında bulundu.

-BAŞBAKAN “HÜBRİS SENDROMUNA” TUTULDU-

ABD Merkez Bankası’nın küresel ekonomide “bedava para” döneminin sonuna yaklaşıldığının sinyalini verdiğini ifade eden Öztrak, bunun etkisiyle son 15 günde Türkiye benzeyen ülkelerin ekonomisinde yüzde 7.4 gerileme yaşanırken, İstanbul Borsası’nda ise düşüşün yüzde 15’le neredeyse iki katı olduğunu belirtti. Aradaki farkın ise Başbakan’ın uzun süre iktidarda kalması nedeniyle içine düştüğü ‘hübris sendromundan‘ kaynaklandığını kaydeden Öztrak şunları söyledi:

-THATCHER DE BU SENDROMA YAKALANMIŞTI-

“Biliyorsunuz demokrasilerde liderler biraz fazla iktidarda kalınca artan kibir, yani hübris, liderin sağlıklı karar almasını engeller. Bu liderler eleştiriyi kabul etmez, en yakınındakileri bile dinlemez. Liderin yaşadığı bu ‘güç kirlenmesine’; ‘hübris sendromu’  deniyor… Bu sendromu yaşayan lider örneklerini dünyada da görmek mümkün. ABD’de oğul Bush,  İngiltere’de geçenlerde hayatını kaybeden Margaret Thatcher buna örnek olarak verilebilir. Thatcher, 1979’dan 1990’a kadar 11 yıl iktidarda kaldı. Bu dönem zarfında seçim kaybetmedi ama yakalandığı hübris sendromu, Başbakan Thatcher’ı koltuğundan etti. Kendisine en yakın olan arkadaşları kibirli Başbakan’ın yanından yavaş yavaş uzaklaştı. Partisinin karşı çıkmasına karşın bir ‘kelle vergisi düzenlemesinde’ ısrar edince, partisi Thatcher’ı koltuğundan ediverdi.”

-BULGULAR TUTUYOR-

Gerçek demokrasilerde kişilerin değil, kurumların önemli olduğunu ifade eden Öztrak, bir liderin bu sendroma yakalanıp yakalanmadığını bazı bulgulara bakarak teşhis etmenin mümkün olduğunu belirtti.

Öztrak, bu liderlerin dünyayı, güç kullanımı yoluyla kendini yücelteceği bir yer olarak gördüğünü ifade etti ve Gezi Parkı olaylarında polisin güç kullanımını örnek gösterdi. Bu liderlerin bir diğer özelliğinin de “Kendisini ulus veya başında bulunduğu kurum ile bir tutmak” olduğunu söyleyen Öztrak, “Benim Valim, benim polisim” söylemlerinin buna bir örnek teşkil edebileceğini kaydetti. Hübris sendromuna tutulan liderlerin kendisi için öteki olan grubu açıkça hor gördüğünü ve bunu da “Çapulcu, terörist” gibi ifadelerle belirttiğini söyleyen Öztrak, “Bu sendroma kapılan liderler diğer insanlara ya da iş arkadaşlarına karşı değil de; sadece tarihe ya da tanrı gibi bir üst iradeye karşı hesap verebilir olduğu duygusunu taşır. Uygulamalarının, sonuç ve maliyetlerinin dikkate alınmasını önlemek için, uygulamalarını ahlak, dürüstlük gibi mefhuma dayandırır. Aşırı özgüvenin neden olduğu yanlış politikalarda ısrar eder, sonuçlarını düşünmez” dedi.

-MİLLET SANDIKTAN ÇIKAN “İKİNCİ BABA” İSTEMİYOR–

Başbakan Erdoğan’ın dün yaptığı açıklamalarda, yanlışında ısrar ettiğinin görüldüğünü, yargıya talimat vermeye kalktığını belirten Öztrak, “Bu millet sandıktan; hâkim veya savcı çıkarmıyor, bir mimar, bir kadın doğum uzmanı veya kendine sürekli ne yapacağını söyleyen bir ikinci babayı hiç ama hiç çıkarmıyor. Sandık sadece bir Başbakan ve Parlamento çıkarıyor. Başbakan ise kendini herşeyin başı ve sorumlusu zannediyor. Başbakanın bu tavrı sağlıklı değildir” dedi.

-YA ERKEN TATİLE ÇIKSIN YA PARTİSİ ZORUNLU İZNE ÇIKARSIN-

Başbakan’ın Gezi Parkı’ndaki gencecik çocuklara ağza alınmayacak hakaretler ettiğini ifade eden Öztrak, “Başbakan orada 17 gündür inandığını savunan gençleri ‘işgal gücü’ olarak niteliyor. Sayın Başbakan, o gençler ne İngiliz, ne Fransız ne de Yunan işgal gücüdür. O gençler bizim geleceğimizdir. Özgürlüğümüzün ve cumhuriyetimizin güvencesidir. Mustafa Kemal Atatürk tam da bu nedenle emaneti gençlere vermiştir. Gelişmeler bize Başbakan’ın kendine ve millete yapacağı en büyük iyiliğin ‘erken bir yaz tatiline’ çıkması olduğunu göstermektedir. Eminim bu tatille beraber tüm millet de rahat bir nefes alacaktır. Aksi takdirde partisi Başbakan’ı zorunlu izne çıkarmalıdır” dedi.

-DEVLETİN TÜM İHALELERİNE BU BİRİM Mİ KARAR VERİYOR?-

Dün basında yer alan, CHP’de siyaset yapan veya CHP’lilere hısım veya akraba iş adamlarının MİT tarafından fişlendiğine dair haberlere de değinen Öztrak, haberin işin ucunda Başbakanlık olduğuna işaret ettiğini, iddiaların doğru olması halinde Türkiye’nin çok ciddi bir skandalla karşı karşıya olduğunu, yapılan işin en hafifinden “devlet ihalelerine fesat karıştırmak” anlamına geldiğini belirtti. Öztrak, geçtiğimiz yıl çıkarılan bir genelgeyle kamuya ait taşınmazların, arazilerin ve maden alanlarının satış, kira, devir, takas, tahsis ve devirlerinde doğrudan Başbakanlık’tan izin şartının getirildiğini, Başbakan’ın da bir mülakatında Başbakanlık binasında özel bir birim kurduğunu ve bunları incelettiğini söylediğini anımsatan Öztrak, “Eğer haber doğru ise sadece kamu taşınmazlarının değil, devletin tüm ihalelerinin kime verileceğine Başbakanlık’taki bu birimin karar verdiği anlaşılmaktadır” diye konuştu. Öztrak, eğer Başbakanlık’ta böyle bir birim ihaleleri parti yakınlığına göre dağıtıyorsa bunun piyasa ekonomisinin ve demokrasinin temellerine dinamit koymak anlamına geleceğini belirterek, “Savcılarımızın bu haberi ihbar kabul ederek gerekli incelemeyi başlatmasını talep ediyorum” ifadelerini kullandı.

-ABD’NİN ÇOK ÖTESİNDE-

Bunun normal bir demokraside hükümet devirecek bir iddia olduğunu belirten ve ABD’de Obama yönetiminin vergi dairesinin belirli siyasi oluşumlara ait vakıf ve derneklere prosedür dışında fazladan soru sorması nedeniyle zor günler geçirdiğini hatırlatan Öztrak, Türkiye’de ise bunun çok ötesinde siyasi rakiplerin fişlendiği ve ihalelerin siyasi kimliğe göre dağıtıldığı iddialarının bulunduğunu kaydetti. TBMM’de, söz konusu fişleme iddialarının takipçisi olacaklarını ifade eden Öztrak, sözlerini şöyle sürdürdü:

-ADRES BAŞBAKANLIĞI GÖSTERİYOR-

“Bu kaliteli bir demokraside olacak iş değildir, tüyü bitmedik yetimin hakkını yemektir. Şöyle düşünün bir işi 50 kuruşa hakkıyla yapabilecek bir üstleniciye vermek yerine bendendir diye 100 kuruşa yapacak olana veriyorsunuz. Tüyü bitmedik yetimin 50 kuruşunu bu adama peşkeş çekiyorsunuz. MİT’in açıklamaları bizi tatmin etmez. Olay siyasidir. Adres Başbakanlığı göstermektedir. Açıklamak ve bu açıklamalarla bizleri tatmin etmek ve eğer tatmin olmuyorsak bütün dünyadaki liderlerin yaptığını yapmak Başbakan’a düşer. Hem Türkiye ikinci sınıf demokrasi değildir diyorsunuz, hem de ihaleleri kimlerin alacağına, kimlerin zengin edileceğine oturup Başbakanlıkta karar veriyorsunuz. AKP iktidarının elinde demokrasi ve sanayi liginde düştük, böyle giderse çok daha ciddi sıkıntılar ve kayıplara uğrayacağız. Hükümeti ve hükümetin başını bir an önce bu mesele hakkında gerekli açıklamayı yapmaya ve herhangi bir şeye bulaşmışlarsa mesuliyetini üstlenmeye davet ediyorum.”

KANKALARIN ARASI NEDEN BOZULDU?(TEKİRDAĞ-ÇORLU/7 HAZİRAN 2013)

-CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, Başbakan Erdoğan’ın “faiz lobilerine” yönelik eleştirisiyle ilgili olarak, “Sayın Başbakan siz yıllarca bu ‘lobilerin kankası’ olmadınız mı? Oldunuz. Şimdi bu lobilerle aranızı bozan nedir?” dedi.

-AKP’nin yanlış ekonomi politikalarıyla ülkeyi sıcak paraya muhtaç hale getirdiğini ifade eden Öztrak, uygulanan ekonomi politikalarıyla cari açığı 10 yılda 7,5 kat artıran hükümetin bu cari açığı şimdiye kadar “faiz lobisinden aldığı paralarla” kapattığını belirterek, “Başbakan’ın kendisi faiz lobisi ile kanka olurken; ülke faiz lobisine mahkûm oldu” değerlendirmesinde bulundu.

-Erdoğan’ın AKP hükümetleri döneminde faiz lobileri ile yaşadığı balayının sona ermeye başladığını, bu yüzden de faiz lobilerini suçladığını kaydeden Öztrak, “Başbakanın çıkarıp attığı eski gömleğin rahmetli sahibinin güzel bir sözü vardı: Hadi oradan!

TEKİRDAĞ – CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, Başbakan Erdoğan’ın “faiz lobilerin” yönelik eleştiriyle ilgili olarak, “Sayın Başbakan siz yıllarca bu ‘lobilerin kankası’ olmadınız mı? Oldunuz. Şimdi bu lobilerle aranızı bozan nedir?” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, CHP Çorlu İlçe Başkanlığı’nda yaptığı basın toplantısında, herkesin olduğu gibi hükümetin de Gezi Parkı olaylarından ders çıkarması gerektiğini ifade etti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın demokrasiyi günü geldiğinde inilecek bir tramvay olarak gördüğünü ve sadece 4 yılda bir ortaya konan bir sandıktan ibaret zannettiğini ifade eden Öztrak, Başbakan’ın olaylara karşı gösterdiği tavrın ülkeye faturasının giderek ağırlaştığını belirtti.

-AFRİKA’NIN SICAĞI GEVŞETİR DERKEN…-

Öztrak, Gezi Parkı olaylarının ortasında Kuzey Afrika gezisine çıkan Erdoğan’ın ilk durağı olan Fas’a seyahati öncesinde yaptığı açıklamalarla Türkiye’de siyasi bir krizin fitilini ateşlediğini ve Borsa’nın adeta yere çakılmasına sebep olduğunu belirterek, “Belki Kuzey Afrika’nın sıcak havası Başbakanı biraz gevşetir, aklıselime dönmesi için bir fırsat olur, biraz soluklanır diye düşünürken Başbakan bu sefer Tunus’tan ortamı gerecek söylemlerine devam etti” dedi. Öztrak, Başbakan’ın dört günlük Afrika gezisinin Türkiye maliyetinin büyük olduğunu, 580 milyar TL olan borsadaki şirketlerin değerinin bu sürede 68 milyar TL eridiğini, açıklamaların ardından dolar kurundaki artışın Türkiye’ye kur farkından maliyetinin 10,2 milyar TL; reel sektöre maliyetinin ise 3,4 milyar TL olduğunu ifade etti.

-ABD VE IMF İLE NİKAHI KIYAN KENDİSİ DEĞİL Mİ?-

Erdoğan’ın Türkiye’ye döndüğünde yaptığı “faiz lobisini” suçlayan sözlerini anımsatan Öztrak, “Başbakan, demokrasiyle bağdaşmayan eylem ve söylemlerinin millete faturasının sorumluluğunu faiz lobisine atmış. Ben çok açık konuşacağım. Sayın Başbakan, iktidara geldiğinizde ve daha henüz Başbakan bile olmamış iken, ABD’ye ve IMF’ ye gidip faiz lobisi ile nikâh kıyan siz değil miydiniz?” diye sordu.

-BAŞBAKAN FAİZ LOBİLERİNİN “KANKASI”-

Erdoğan’ın suçladığı faiz lobisinin gücünün demokratik tepkilerini ifade eden gençlere yetmeyeceğini, “babasından başka baba istemeyen” yurttaşlara orantısız güç kullanılan müdahaleleri yaptıramayacağını belirten Öztrak, “Faiz lobisi tek bir şey yapar. Başbakan ile ‘kanka’ olmaya çalışır. Sayın Başbakan siz yıllarca bu ‘lobilerin kankası’ olmadınız mı? Oldunuz” dedi.

-CARİ AÇIĞINI FİNANSE EDERKEN İYİYDİ, ŞİMDİ NE OLDU?-

AKP hükümetinin Türkiye’de üretmeden, “paradan para kazanan”, fakirin fukaranın parasını faiz diye alıp götüren lobilerle kol kola yürüdüğünü söyleyen Öztrak, Erdoğan’ın hesaplar ters dönünce faiz lobilerinden şikâyet etmeye başladığını belirtti. Öztrak, AKP iktidarı öncesindeki 52 yılda Türkiye’nin 44 milyar cari açık verdiğini, AKP’nin 10 yıllık iktidarında ise cari açığın patlama yaparak 333 milyar dolara çıktığını belirten Öztrak, “Açığı 10 yılda 7,5 kat artırdınız. Peki, bu cari açığı faiz lobisinden aldığınız paralarla kapatmadınız mı? Şimdi niye bu lobilerden şikâyet ediyorsunuz? Bu lobilerle aranızı şimdi bozan nedir?” dedi.

-EKONOMİYİ FAİZ LOBİSİLERİNE TESLİM ETTİ-

Başbakan Erdoğan’ın “Bu milletin alın terini onlara yedirtmeyeceğiz” dediği faiz ve rant lobisinin sadece geçen yıl, Türkiye’de borçlanma kâğıtlarından dolar bazında yüzde 21, borsada yüzde 63 para kazandığını belirten Öztrak, Başbakan’ın şimdi “esip gürlediği” faiz ve rant lobisinin, sadece alın terini değil, fakir fukaranın, garip gurebanın parasını da alıp götürdüğünü belirtti. Öztrak, “Sayın Başbakan ve iktidarı ailelerimizi ve şirketlerimizi hızla borçlandırdı. Ekonomiyi sıcak paraya bağımlı hale getirdi. Başbakan’ın kendisi faiz lobisi ile kanka olurken; ülke faiz lobisine mahkûm oldu” dedi.

-LOBİLERİN İŞİNİ KOLAYLAŞTIRAN KENDİSİ-

AKP’nin yanlış ekonomi politikaları sonucu, 2012 yılında ailelerin borcunun 10 yıl önceye göre yüzde 4 bin 376 artarak 300 milyar TL’ye çıktığını, ülkenin dışarıya net finansal borcunun, reel kesimin döviz açık pozisyonunun ve kısa vadeli dış borçlarının kat kat arttığını ifade etti. AKP’nin biriken tüm sorunlara karşın, ekonomide güvenlik çapaları oluşturmak yerine çapaları daha da gevşettiğini ve ekonomiyi kırılgan hale getirdiğini anlatan Öztrak, “Tüm bunlar ekonomiyi iç ve dış şoklar karşısında savunmasız bıraktı.  Başbakanın şimdi şikâyet ettiği faiz lobisinin işini kolaylaştırdı” değerlendirmesinde bulundu.

-CİNCİ HOCALARIN AKLINA UYDULAR-

Sıcak para ile şişirilen bir ekonominin “duvarları camdan yapılma bir ev” gibi hassas olduğunu, bu konuda hükümeti birçok defa uyardıklarını söyleyen Öztrak, “Bizi dinlemeyen AKP hükümeti Cinci Hocalarının reçeteleriyle ekonominin derdine derman aradı. Biz ülkeyi sıcak paraya mahkûm etmeyin, memlekette ne sanayi ne rekabet gücü bıraktınız, yapmayın derken; AKP hükümeti faiz lobisi ve cinci hocalarının aklına uydu, elbirliği ile ülkeyi gazino ekonomisi haline getirdiler” dedi.

-HESABIN DÖNDÜĞÜ GÜNE GELDİK-

Erdoğan’ın AKP hükümetleri döneminde faiz lobileri ile yaşadığı balayının sona ermeye başladığını, bu yüzden de faiz lobilerini suçladığını kaydeden Öztrak, “Başbakanın çıkarıp attığı eski gömleğin rahmetli sahibinin güzel bir sözü vardı: Hadi oradan! ‘Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner’ derler. Anlaşılan hesabın döndüğü o güne gelmiş bulunuyoruz” diye konuştu.

-AKP BALON EKONOMİSİNİN SINIRLARINA GELDİ-

Başbakan’ın bugüne kadar beraber yürüdükleri faiz lobisinden neden birden bire ayrı düştüklerini halka açıklaması gerektiğini ifade eden Öztrak, AKP’nin Türkiye’nin uygulanan “balon ekonomisinin” ve “faiz-rant-inşaat üçgeninde götürülen ekonomik modelin” sınırlarına gelindiğini belirtti. Son iki hafta yaşanan tüm ekonomik gelişmelerin buna işaret ettiğini söyleyen Öztrak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türkiye’nin üyesi olduğu OECD gibi uluslararası kuruluşlardan tutun da, uluslararası banka ve aracı kurumların raporlarında Türkiye ‘en kırılgan ekonomiler’ listesinde ilk sıralarda yer alıyor. Bunlar hayra alamet değil arkadaşlar.”

-EKONOMİYİ BU HALE GETİREN BAŞBAKAN VE İKTİDARI-

Dünya ekonomisi artık yeni bir döneme girdiğinin sinyallerini verdiğini, ABD Merkez Bankası Başkanı Bernanke’nin parasal genişlemenin sonuna gelindiğinin işaretlerini verdiği açıklamasıyla tüm dünya borsalarında şişmiş balonların sönmeye başladığını belirten Öztrak, Türkiye’nin bu gelişmeden kırılgan ekonomisi nedeniyle çok daha fazla etkilendiğini belirterek özetle şunları söyledi:

“Bu ekonomiyi Bernanke’nin ağzına bakar hale getiren elbette ki Taksimdeki vatandaşlar ve onlara diğer illerde destek veren halk değil. Ekonomiyi Bernanke’nin ağzına bakar hale getiren; Başbakan ve onun iktidarıdır.”

-BAŞBAKAN’IN AMACI NE?-

Türkiye’nin geçen yıl yüzde 2,2’lik büyüme ile adeta yerinde saydığını, uluslararası kuruluşların da büyüme tahminlerini düşürdüğünü belirten Öztrak, “Tüm bunlar ortada iken, başbakanın siyasi tansiyonu yükselterek, vatandaşı ile inatlaşarak tüm bu risklere bir de siyasi belirsizlik ve sosyal riskleri eklemesinin amacı nedir? Gerçekten faiz lobisiyle arası mı bozuldu yoksa halkı bir kez daha çarpmak için birlikte yeni bir fırsat mı yaratmaya çalışıyorlar? Başbakan’ı aklıselime davet ediyorum. Başbakan’ın siyaseti geren dili, Türkiye’de belirsizliği artıran söylemi milletin alın teri ile yarattığı değerleri eritmektedir. Başbakan bunun sorumluluğundan kaçmak için çabalıyor. Eşeği dövemeyen Başbakan semeriyle uğraşıyor” dedi.

-BAŞBAKAN GERİLİMİ DÜŞÜRMEZDE İSTİKRAR TEHLİKEDE-

Yaşananların çözümü için tek bir özür ve özeleştirinin yeterli olduğunu belirten Öztrak, Türkiye’nin seçim ve olası referandum dönemine girdiği bu kritik dönemde Başbakan’ın “aklıselime dönmemesi” halinde toplumsal gerilimin artacağını, siyasi istikrarsızlığın ve buna bağlı olarak ekonomik istikrarsızlığın hızla artacağını ifade etti. Öztrak, “Bu inatlaşma sürerse Tayyip Erdoğan tek parti iktidarında siyasi istikrarsızlık yaratma becerisini gösteren ve zaten zor durumda olan ekonomiyi krize sokarak, vatandaşının evinin tapusunu, arabasının ruhsatını elinden alan bir başbakan olarak tarihteki yerini alacaktır” diye konuştu.

İŞ ŞİRAZESİNDEN ÇIKIYOR(TBMM/31 MAYIS 2013)

 

ANKARA – CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, Taksim Gezi Parkı’nda yaşanan olayların Başbakan Erdoğan’ın yaşamın her alanına müdahale etme hevesinin hızla arttığının göstergesi olduğunu belirterek, “Çıkarttığı yasaların referanslarına bakıyorum, koruma memurlarıyla ilgili düzenlemeye bakıyorum, konuşmalarına bakıyorum… Açıkça söyleyeyim iş şirazesinden çıkıyor” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, TBMM’de yaptığı basın toplantısında şunları belirtti:

-EN MUTSUZ ÜLKE TÜRKİYE-

Bu hafta OECD’nin “Yaşam Kalitesi” çalışması yayımlandı. Ekonominin öznesi insandır. Bir ülkede uygulanan ekonomi politikaları vatandaşlarını mutlu ettiği ölçüde başarılıdır. Bir ülkede ana ve babaların bir işi varsa, bu iş ailenin rahat yaşamasına yetecek bir gelir sağlıyorsa, aileler çağdaş ve sağlıklı konutlarda barınabiliyorlarsa, çocukları iyi bir eğitim alabiliyorsa, sağlık hizmetleri kaliteli ise, insanlar sosyal yaşama katılabilecek fırsat ve imkâna sahiplerse o memleketin ekonomisi iyi yönetiliyordur.

Bu açılardan ülkemiz ne durumda? Brezilya, Rusya ve 34 OECD üyesinden oluşan 36 ülke içinde vatandaşları en mutsuz ülke Türkiye. Vatandaşını en mutlu eden ülkeler ise İsviçre, Kanada, Norveç, Avustralya ve ABD.

-KENDİ PARAMİLİTER GÜÇLERİNİ OLUŞTURUYOR-

Aslında otoriter yönetimlerin hakim olduğu ülkelerde insanların mutlu olması çok zor. Bu ülkenin Başbakanı son dönemdeki konuşma ve icraatlarıyla çoğulculuktan ne kadar uzaklaştığını açıkça ortaya koyuyor. Ne içtiğimize, ne giydiğimize, ortak kullanım alanlarımıza ne yapılacağına kendi karar veriyor. Yasalarla olmazsa biber gazıyla, olmazsa polis copuyla, kendi arzularını bize dayatmaya çalışıyor. Onu da yetersiz görüyor, “koruma memurları” adı altında kendi paramiliter güçlerini oluşturmaya çalışıyor.

-BAŞBAKAN DEMOKRASİ TRAMVAYINDAN İNMEYE KARAR VERDİ-

Bu dikta anlayışı bütün acımasızlığıyla bugünlerde Taksim Gezi Parkı’nda dolaşıyor. Anlaşılan ABD seyahatinden sonra Suriye ile ilgili gelişmeler Başbakan’ın sinirini bozdu. Demokrasi tramvayından bir an önce inmeye karar verdi. İstanbul’da halkın seçtiği bir Belediye Başkanı var ama İstanbul’a ne yapılacağına onun yerine Başbakan karar veriyor. Tayyip Bey artık seçimini yapsın, Başbakan mı olacak Cumhurbaşkanı mı olacak İstanbul’a Belediye Başkanı mı olacak? Taksim Gezi Parkı’nın yıkmak, oradaki ağaçları katletmek için her türlü zorbalığa başvuran Başbakan, “Ben çevrecinin daniskasıyım. Asıl çevreci benim” diyor. Ama rakamlar çuvala sığmıyor. OECD’nin araştırmasına göre Türkiye, vatandaşlarına sağlıklı bir çevre sunma konusunda 36 ülke içinde 35. sırada.

-TÜRK İNSANI ZOR İŞ BULUYOR, ÇOK ÇALIŞIYOR, AZ KAZANIYOR

36 ülke içinde Türkiye çalışma çağındaki vatandaşlarına iş imkânı sağlama konusunda sonuncu. İşten sağlanan gelir konusunda ise sondan beşinciyiz. Yani iş bulabilen insanımız da birçok ülkenin vatandaşından az kazanıyor. Türkiye, işte çalışma süresi bakımından, 36 ülke içinde birinci sırada. İş bulup da çalışabilenlerin  yüzde 46’sı haftada 50 saatin üzerinde çalışıyor. Türk insanı zor iş buluyor, çok çalışıyor, ama az kazanıyor. Zamanının çoğu işte geçince insanımızın işiyle özel hayatı arasındaki denge de bozuluyor. Sonuçta 36 ülke içinde Türkiye, İş-Özel yaşam dengesinde en kötü durumdaki ülke. Ailelerimizin barınma koşulları da kötü. 36 ülke içinde en niteliksiz ve sağlıksız evlerde oturan aileler Türkiye’de.

-VERİLER İYİ YÖNETİLMEDİĞİMİZİ GÖSTERİYOR-

Bizim çocuklarımızın eğitimi, 33 ülkenin çocuklarından daha zayıf. Eğitim konusunda 36 ülke içinde Türkiye sondan üçüncü. Dolayısıyla diğer 33 ülkenin çocuklarının yaşam boyu elde edebilecekleri kazanç bizimkilerden yüksek. Onların çalıştığı ekonomilerin rekabet gücü de bizden yüksek olacak. Bütün bu göstergeler ülkemizin iyi yönetilmediğini apaçık ortaya koyuyor.

-EKONOMİNİN KIRILGANLIĞI YÜKSEK-

OECD tarafından bu hafta açıklanan diğer bir önemli çalışma ise özellikle son dönemde yaptığımız uyarıların ne kadar haklı olduğunu ortaya koydu. Türkiye’de artan dış kırılganlıklara, ülkenin artan döviz açık pozisyonuna, kısa vadeli borçlardaki artışa aracılığınızla sürekli dikkat çekiyordum. Birileri cari açığı düşürdük ekonomi güvenli hale geldi derken ben, ‘Büyüme çok düştü, dış borcun vadesi çok kısaldı, sıcak para kesilirse Türkiye ekonomisi çok sıkışır, kırılganlık sürüyor’ diyordum. ABD Merkez Bankası Başkanı Bernanke geçtiğimiz hafta dolar basmanın sonuna yaklaşıldığına dair bir imada bulundu. Türkiye, bu ay gelen not artışlarına rağmen, gelişen ve yükselen ekonomiler içinde piyasaları en çok dalgalanan ekonomi oldu. Moody’s in not artırımını yaptığı 16 Mayıs’tan bu yana Referans borç kâğıdının faizi yüzde 4,7’den yüzde 6’nın üzerine çıktı. Kur sepeti 2,08 TL’den 2,17 TL’ye geldi. BIST Endeksi 92–93 binlerden, 85 binlere indi. Bu, bizdeki kırılganlığın diğer ekonomilere göre ne kadar yüksek olduğunu bir kez daha gösterdi. Ama ne gam başbakan ve bakanları zorladı Merkez Bankası faizleri patır patır düşürdü.

-BU NE PERHİZ BU NE LAHANA TURŞUSU-

Şimdi de banka yayımladığı Finansal İstikrar raporunda küresel risk iştahındaki ani değişikliklere dikkat çekmiş. Adama bu ne perhiz bu ne lahana turşusu diye sorarlar. Türkiye ekonomisi 2011’de 75 milyar dolarlık cari açıkla dünyada ABD’den sonra ikinci oldu. Aynı yılda Türkiye’nin kısa vadeli dış borcu da 82 milyar dolardı. Cari açık ve kısa vadeli dış borç toplamı yani bir yıllık dış finansman ihtiyacı ise,157 milyar dolardı. 2012 de bu durumu değiştirmek için hükümet büyümeyi 6,6 puan düşürdü. Ekonomisi en çok yavaşlayan ülkelerden biri olduk. 2013’ün ilk üç ayında 12 aylık cari açık 47 milyar dolara inerken, kısa vadeli dış borç 115 milyar dolara çıktı. Cari açıkla kısa vadeli dış borç toplamı da 162 milyar dolara ulaştı. Düşen cari açığa rağmen Türkiye’nin bir yıllık finansman ihtiyacı azalmadı, arttı.

-EKONOMİ BERNANKE’NİN İKİ DUDAĞI ARASINDA-

AKP politikalarının neden olduğu bu tablonun Türkiye’yi sıcak paracının insafına ve Bernanke’nin iki dudağı arasından çıkacak sözlere mahkûm ettiğini defalarca söyledim. Bu hafta, önce bir İngiliz Bankasının hazırladığı rapordan, FED’in parasal genişlemeye son vermesi halinde bundan en çok etkilenecek finansal varlığın Türk Hisse Senetleri olduğunu öğrendik. Hemen arkasından da OECD, yayımladığı Dünya Ekonomik Görünüm Raporunda, ABD Merkez Bankasının piyasalara likidite vermeyi yavaşlatmasının yatırımcıların risk tercihlerinde önemli değişime yol açmasının beklendiğini söyledi.  Yükselen piyasa ekonomileri içinde ise bu değişimden en olumsuz etkilenecek iki ülkenin Güney Afrika ve Türkiye olduğunun altını çizdi.

-ELOĞLU TÜRKİYE’NİN YUMUŞAK KARNINI YOKLUYOR-

Arkadaşlar Hükümet, bizim uyarılarımızı ciddiye almalıdır. Eloğlu Türkiye’nin yumuşak karnını yoklamaya başlıyor. Kurdaki kıpırdanma, referans borç kâğıdının faizindeki artışlar, borsadaki kayıplar bunların işaretleri. Yine 6 ay önce Türkiye 2013’de yüzde 4,1 oranında büyür diyen OECD; bu raporda,  büyüme ancak yüzde 3,1 olur diyor. Sonunda, 2013 büyüme tahminini yüzde 3’lere çeken uluslararası kuruluşların arasına Türkiye konusundaki iyimserliğiyle tanınan OECD de katıldı.

-TÜM SEKTÖRLERDE İŞLER İYİ GİTMİYOR-

Geçtiğimiz hafta borcunu ödeyemeyen esnaf, protesto edilen senet ve kapanan şirket sayılarını verdim. Bugün de BDDK’nın açıkladığı bazı önemli verileri sizinle paylaşmak istiyorum. Bu yılın ilk üç ayında, KOBİ’lerin bankalara ödeyemediği kredi borcu geçen yılın aynı dönemine göre,  yüzde 29 artış göstermiş. Aynı dönemde küçük işletmelerin batık kredilerindeki artış yüzde 45. Orta büyüklükteki işletmelere kullandırılan ve batık hale gelen kredilerdeki artış da yüzde 32,5. Orta büyüklükteki işletmelerin döviz cinsiden takibe düşen kredileri ise yüzde 123 artmış. Yine bu yılın Mart ayı itibariyle, ödenemeyen kredilere baktığımızda, son bir yılda; madencilik sektöründe yüzde 58 artarak 184 milyon TL’ye çıktığını; ulaşım araçları sanayinde yüzde 44 artarak 706 milyon TL’ye ulaştığını, inşaat sektöründe yüzde 73 artarak 2,7 milyar TL’ye çıktığını, toptan ticaret ve komisyonculuk sektöründe ise yüzde 47 artarak 1,9 milyar TL’ye ulaştığını görüyoruz. Bunlar hemen hemen tüm sektörlerde işlerin iyi gitmediğini gösteriyor.

-MİLLET BORÇLU, ŞİRKETLER BORÇLU, ATO BAŞBAKANI ÖVMEYE DEVAM EDİYOR-

Tabii bu arada, Ankara Ticaret Odasının Hükümete methiyelerini ne zaman Melih Gökçek’in tabelalarından indirip, üyelerinin gerçek durumunu ortaya koyan bu verileri asacağını merakla bekliyorum. Yine TCMB’nin dün açıkladığı Finansal İstikrar Raporu, ailelerin borcunun, gelirinden daha hızlı arttığını da gözler önüne seriyor. İki yılda ailelerin borcu yüzde 54 artmış ve neredeyse 300 milyar TL’ye ulaşmış. Yine 2010’da ailelerin her 100 liralık gelirine karşılık borcu 43,5 lira iken; geçtiğimiz yılın sonunda borç 50,7 liraya yükselmiş. Aynı dönemde ailelerin faiz ödemeleri de yüzde 47 artarak 30 milyar TL’ye çıkmış. Arkadaşlar, millet borçlu; şirketler borçlu,  borcun altında eziliyorlar, ama Başbakan IMF borcunu ödedim diye övünüyor.  ATO da bu Başbakanı övmeye devam ediyor.

-BARİ MİLLET KAZANSAYDI-

On yıllık AKP iktidarının 8. Mali affı 29 Mayıs 2013 tarihli Resmi Gazetede yayımlandı. Hükümet Terörizmin Finansmanının Önlenmesi yasasını daha üç ay önce çıkardı. Şimdi getir parayı, ver yüzde2 komisyonu paranı aklayayım diyor. Kazan kazan lafını ağzından düşürmeyen Başbakan hiç olmazsa burada getirilen paranın yarısını komisyon olarak alsaydı da, millet de kazansaydı. Arkadaşlar, helale haram karıştıranlar ile bu kadar kolay barışan başka bir iktidarı Türkiye Cumhuriyeti görmemiştir.

-VARLIK BARIŞI İMRALI’NIN KOŞULLARINDAN BİRİ Mİ?-

Hükümetin af gerekçesi ise gerçekten gülünç… Hükümet yurtdışındaki kayıt dışı paraları ülkeye çekerek Türkiye’nin bilançosunun düzeltmek istiyormuş. Biliyorsunuz bu Hükümet en son varlık barışını 2008’de yaptı. O yıl Türkiye’nin finansal döviz pozisyon açığı 200 milyar dolarken, şimdi 434 milyar dolara çıktı. Bilanço düzelmedi, aksine daha da bozuldu. Dolayısıyla bu gerekçe kabul edilir değil. Ben bir kez daha soruyorum. Kim ya da kimler Başbakanı bu yasayı çıkarmaya ikna etmiştir? Varlık barışı Öcalan ve Başbakan arasında yürütülen İmralı Müzakerelerinin koşullarından birisi midir? PKK’nın terörden elde ettiği gelirlerin aklanması mı amaçlanmaktadır? Yoksa yakında açıklanacak ‘Off-shore leaks belgeleri’ ile ortaya çıkabilecek bazı yandaş hesap sahiplerine şimdiden paralarını aklama imkânı mı sunulmaktadır? Bunu öğrenmek tüm milletin hakkıdır.

-7 PROJEYE 150 MİLYAR, 2 BİN 737 PROJEYE 400 MİLYAR-

Son olarak 3. Köprünün temel atma töreni esnasında Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın yaptığı açıklamaya değinmek istiyorum. Sayın Bakan 7 tepeli şehre yapılacak 7 projenin bedelinin 150 milyar TL olduğunu açıkladı. Arkadaşlar biliyorsunuz 2013 Yatırım Programına göre devletin yürüttüğü yatırım projesi sayısı 2737. Bu 2737 projenin bedeli toplam 400 milyar TL. 2737 projeye 400 milyar TL; 7 projeye 150 milyar TL. Bununla bölgeler arası adaleti nasıl sağlayacaksınız?

-PROJELER BÜTÇEDE GÖRÜNMEYECEK-

İstanbul’a yapılacak bu projeler ‘Yap-İşlet-Devret’ modeli ile yapıldığı için bütçede görünmeyecek, TBMM’nin denetiminde olmayacak, ama ileride devletin bu projeden elde edeceği gelirlerin önemli bir kısmı bunu yapanlara verilecek. Yatırımcı projeyi tamamlayamazsa da borçların hepsi milletin Hazinesinin kucağına bırakılacak. Değerli Basın mensupları hiç şüpheniz olmasın böyle giderse yakında mali disiplinden de söz edemez hale geleceğiz. Diğer taraftan tüm yatırımların tek bir bölgeye yığılması, diğer bölgelerde gerçekleştirilecek projelere yurt dışından sağlanacak finansmanının önünü kesecektir.  Bu da bölgesel gelir dağılımını bozacak, İstanbul’un cazibesini artırarak göç ve buna bağlı sosyal sorunları daha da ağırlaştıracaktır. Tüm bunların dikkatle değerlendirilmesinde yarar var.

-EVLERİN TAPUSU, ARABALARIN RUHSATI BANKADA KALABİLİR-

Bir kez daha söylüyorum. Bu borç yüküyle ters bir küresel dalgaya yakalanırsak, vatandaşların aldıkları evlerin, arabaların tapuları, ruhsatları bankalarda kalabilir, fabrikalar yabancıların eline geçebilir. Hükümet ciddiyetle bu meselelerin üstüne eğilmelidir. Ama onlar oralı değil, ezberlerini bozmuyorlar. Şaşalı temel atma törenlerine, abartılı faiz indirimlerine, bütçeden kaçırılan milyarlarca liralık yatırımlara, vergi ödeyeni cezalandıran aflara devam diyorlar. Allah sonumuzu hayır eylesin.

-DIŞ TİCARET VERİLERİ: ALARM VERİYOR-

Arkadaşlar; bu sabah açıklanan dış ticaret verilerinden alarm sinyalleri geliyor. Piyasalar Nisan ayında 8,2 milyar dolar dış ticaret açığı beklerken; gerçekleşme bunun  yüzde 26 üzerine çıktı ve 10,3 milyar dolar oldu. Size daha öncede söylemiştim, sınırlı iç talep artışı ithalat kanalıyla dışarıya transfer ediliyor. Nitekim Nisan ayında ithalat, geçen yılın aynı ayına göre, yüzde 18,4 artmış. Bu 18 ayın ardından en yüksek ithalat artışı. İhracat ise aynı dönemde yüzde 0,9 gerilemiş. İhracatın artış hızı son iki aydır negatif. Nisan’da Tüketim malı ithalatındaki artış, geçen yılın aynı dönemine göre, yüzde 22,2, Enerji hariç ara malı ithalatındaki artış yüzde31,9. Yurtiçindeki sektörlerin üretiminde ciddi bir toparlanma olmaz iken ithalattaki bu artışlar iç talebin dışarıya yaradığını gösteriyor. Ve tabi ABD’den gelen negatif sinyallerin olumsuz etkisini daha da artırıyor.

 

ATO, BORCUNU ÖDEYEMEYEN ESNAF İÇİN DE İLAN VERECEK Mİ?(TBMM/24 MAYIS 2013)

ANKARA – CHP’li Öztrak, esnaf ve tüccar borca batmışken Ankara Ticaret Odası’nın(ATO) biten IMF borçları için hükümete teşekkür ilanları vermesini eleştirerek, “ATO yöneticileri AKP ve Başbakan şakşakçılığı yapacaklarsa bunu kendi binalarından 50 metre aşağıdaki AKP Genel Merkezi’ne geçip oradan yapsınlar. Aksi tutum Ankara esnaf ve tüccarını icra kapılarına düşürüp, toplanan paraların iktidar reklamı için peşkeş çekilmesi olur” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak TBMM’de düzenlediği basın toplantısında Türkiye’de bugün bir kısım sivil toplum kuruluşunun sivilliğini yitirdiğini ve resmileşerek “Hükümetin borazanı” haline geldiğini söyledi. Bunda hükümetin ve Başbakan’ın otoriter eğilimlerinin yanında STK yöneticilerinin gönüllü kulluğunun da payı olduğunu belirten Öztrak, Ankara Ticaret Odası’nın IMF’ye olan borcun son taksitinin ödenmesiyle ilgili teşekkür ilanlarını eleştirdi.

-ATO, BORCUNU ÖDEYEMEYEN ESNAF İÇİN DE İLAN VERECEK Mİ?

ATO’nun gazetelerde ve şehirdeki ilan tahtalarında yer alan teşekkür ilanlarına ödenen paraların, üyelerin ödediği aidatlardan karşılandığını hatırlatan Öztrak, “ATO’ya sormak lazım. Senin görevin IMF borcunu ödeyip, esnaf ve tüccarı borca batıran iktidarı övmek midir?” diye konuştu. ATO yöneticilerinin esnaf ve tüccarın parasıyla Başbakan’ın “cazgırlığına” soyunduğunu kaydeden Öztrak, AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında Halk Bankasına borcunu ödeyemeyen esnaf sayısının 60 bin olduğunu, 2012 itibariyle bu sayının 260 bine çıktığını belirterek, “Bunu da ilan tahtalarına yazacak mısınız?” dedi.

-İKTİDAR ŞAKŞAKÇILIĞI YAPIYORLAR-

Yılın ilk 4 ayında protestolu senet tutarları, icradan satış ilanları ve kapanan şirket sayılarında yaşanan artışlar hakkında bilgi veren Öztrak, “Bu yılın ilk dört ayında kapanan şirket sayısı, geçen yılın ilk dört ayına göre, yüzde 27,5 artarak 5 bin 899’a çıktı. Bu kapanan şirketlerin 537’si Ankara’dan. Yani kapanan her 10 şirketten 1’i Ankaralı. Bunu ne zaman Ankara’nın ilan panolarında göreceğiz?” diye sordu. Öztrak, Ankaralı tüccar ve esnafın gündeminde IMF borcunun değil bu rakamların olduğunu belirterek, sözlerine şöyle devam etti:

“ATO Yönetimi bu rakam ve gerçekleri bir kenara bırakmış üyelerini bu duruma düşüren AKP’ye teşekkür etmiş. Benim ATO yönetimine bir önerim var. Eğer ATO yöneticileri; üyelerinin, esnaf ve tüccarın gerçek sorunlarını bir kenara bırakıp, ayaklarının tozuyla AKP ve Başbakan şakşakçılığı yapacaklarsa bunu kendi binalarından 50 metre aşağıdaki AKP Genel Merkezine geçip oradan yapsınlar. Aksi tutum Ankara esnaf ve tüccarını icra kapılarına düşürüp, toplanan paraların iktidar reklamı için peşkeş çekilmesi olur.”

-ARTAN NOTLAR, KIRILGANLIKLARI ÖRTMEMELİ-

Türkiye için Moody’s’in ardından dün de JCR’dan gelen not artırımı kararlarının zamanlamasının, kararların siyasi arka planlarını açıkça ortaya koyduğunu ifade eden Öztrak, buna rağmen derecelendirme kuruluşlarının almış olduğu bu kararların Türkiye ekonomisinin çok ciddi potansiyelini yansıttığını düşündüklerini ifade etti. Öztrak, not artışlarının ekonomide büyüyen kırılganlıkların görmezden gelinmesine, hatta daha da ağırlaşmasına yol açmaması gerektiğini vurguladı.

-KRİTİK EŞİĞİ AŞTIK-

Başbakan Erdoğan’ın Türkiye’nin borçlarındaki artış söz konusu olduğunda, “GSYH’ya oran kullanın” dediğini anımsatan Öztrak, Türkiye’nin döviz pozisyon açığının GSYH’ya oranının

2002’de yüzde 37.1 olduğunu, bu rakamın 2013’ün ilk üç ayında yüzde 54’ü aştığını söyledi. Uluslararası kuruluşların bu oranın yüzde 40’ı aşmasını hayra alamet olarak görmediğini belirten Öztrak, “Biz bu kritik eşiği aşmış durumdayız” dedi.

-EKONOMİ, ŞOKLARA KARŞI KIRILGAN HALE GETİRİLDİ-

Borçlardaki artışın büyük ölçüde ülkeye giren sıcak para ve kısa vadeli borçlardan kaynaklandığını belirten Öztrak, bir yıl içinde ödenmesi gereken borçları ifade eden “kısa vadeli dış borç stoku”nun ilk üç ayda 14,2 milyar dolarlık artışla 115 milyar dolara çıktığını, rakamların Türkiye ekonomisinin dış şoklara karşı ne kadar kırılgan hale getirildiğini gösterdiğini ifade etti.

-HÜKÜMET BERNANKE’YE FAZLA GÜVENDİ-

İlk not artırımından bu yana geçen 8 günlük sürede TL’nin, dolar karşısında yüzde 1,7 değer kaybettiğini belirten Öztrak, doların o günden bugüne 1.82’den 1.85’e geldiğini, bunun Bloomberg tarafından izlenen 19 yükselen piyasa ekonomisi arasında en yükseği olduğunu kaydetti. TL’deki 3 kuruşluk değer kaybının, yabancı para cinsinden borçların TL karşılığında 13 milyar TL artışa yol açtığını anlatan Öztrak, artan nota rağmen TL’nin dolar karşısında neden kaybettiğini ve borsanın düştüğünü, “Çünkü ABD kongresinde ABD Merkez Bankası Başkanı Bernanke her ay aldığı 85 milyar dolarlık ABD tahvilinin miktarını azaltabileceklerini ima etti” diye açıkladı. Dünyada mali piyasalarda yaşanan hareketlerin Türkiye’de benzer ekonomilerden daha sert yaşandığını ifade eden Öztrak, “Hükümet bizim uyarılarımızı dinlemedi ve Bernanke’ye bize benzeyen ülkelerin güvendiğinden fazla güvendi” ifadelerini kullandı.

-MERKEZ BANKASI’NIN REZERVİ-

Başbakan Erdoğan’ın Merkez Bankası rezervlerindeki artışla ilgili sözlerine de değinen Öztrak, 2002’de her 100 dolarlık kısa vadeli dış borç ve cari açık için Merkez Bankası kasasında 166 dolar rezerv varken, 2013’ün ilk üç ayında aynı rezervin 78 dolara düştüğünü, bunun Merkez Bankası kasasındaki rezervlerin kısa vadeli dış borç ve cari açığın ancak yüzde 78’ini karşıladığı anlamına geldiğini belirtti. Merkez Bankası’nın kasasında Bankaların emanet paralarının da bulunduğunu, bunlar da ayıklanınca net döviz pozisyonunun 54–55 milyar dolar civarında olduğunu kaydeden Öztrak, bu paranın da ancak Türkiye’nin 2,5 aylık ithalatını karşılayabileceğini söyledi. Öztrak, “İşte bu gerçekleri bileceğiz ki yarın, bir gün ABD’de de kanadını çırpacak bir kelebek, Türkiye’de fırtınaya neden olmasın” diye konuştu.

-ABD VERGİ İDARESİ’NDEN DERS ÇIKARSIN-

ABD’nin, IRS’in(ABD Vergi İdaresi) bazı sivil toplum kuruluşlarının vergi muafiyeti taleplerini sonuçlandırırken, adil davranmadığı ve işlemleri haksız bir biçimde siyaseten geciktirdiği yönündeki iddialarla çalkalandığını da hatırlatan Öztrak, Türkiye’de de Başbakan’ın hoşuna gitmeyen sözler söyleyen iş adamlarının kapısına vergi elemanlarının dayandığını belirterek, “Umarım Başbakan, sadece Silikon Vadisinde gördüklerinden değil, Beyaz Saray yağmuru altında, bu dinlediklerinden de bir şeyler kapmıştır. Vergi idaresinin siyasi gerekçelerle kullanılmasının gelişmiş ülkelerde demokrasinin temellerine dinamit koymakla eş değer tutulduğunu gözlemiştir” diye konuştu. Öztrak, CHP’nin seçim bildirgesinde ve ekonomi programında “Bağımsız Gelir İdaresinin” ve “idarenin tüm mükelleflere eşit mesafede olmasının” bulunduğunu, CHP’nin AKP’den farkının “gerçek demokratlık farkı” olduğunu ifade etti.

-ABDESTİNDEN ŞÜPHESİ OLMAYAN DENETİMDEN KAÇMAZ-

Hafta içinde AKP’nin bir grup başkanvekilinin Sayıştay denetçilerini “krallık yapmakla” suçladığını belirten Öztrak, Sayıştay’ın TBMM adına denetim yaptığını, ağızlarından milli iradeyi düşürmeyenlerin, iş milli iradenin denetim hakkını kullanmasına gelince bu görevi yapacak denetçilerin yetkilerini budamaktan çekinmediğini söyledi. Öztrak, AKP döneminde Sayıştay Kanunu’nun yap-boza dönüştüğünü, bütçe ile beraber gelmesi gereken Sayıştay raporlarının gelmediğini ifade ederek, “Ben daha önce söylemiştim şimdi bir kez daha söylüyorum. Abdestinden şüphesi olmayan, milletin denetiminden kaçmaz” dedi.

-TURKCELL’DE ESKİ BAKANLARINA YER AÇIYORLAR-

Öztrak, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın Turkcell’de yönetimin düşürüldüğünü ve SPK’nın yetkilerini aşama aşama kullanacağını açıklamasıyla ilgili olarak da şu değerlendirmede bulundu:

“Atılacak adımların ne olacağını, SPK’nın Mart ayı ortasında Türkcell’e yaptığı atamalardan zaten biliyoruz arkadaşlar. Biliyorsunuz Hükümet, Mart ayında Türkcell yönetimine iki eski bakanını Hilmi Güler ve Atilla Koç’u atamıştı. Ben bu duruma o gün de karşı çıkmıştım.

Ancak anlaşılan iktidarın burada durmaya niyeti yok. AKP şimdi diğer eski bakanlarına da bu şirket yönetiminde yer açmaya çalışıyor.”

-YATIRIMCININ GÜVENİNİ KIRDILAR, SICAK PARAYA MAHKUM ETTİLER –

Türkiye’de mülkiyet hakkının “iktidarın iki dudağının arasına sıkışıp kaldığını”, Atatürk Havalimanı’nın hisselerinin yabancı bir şirkete satılmasının hemen ardından, Havaalanının belli bir süre sonra kapatılacağının açıklandığını, ülkenin en önemli içki üreten şirketi yabancı ortağa satılmasının ardından oyunun kurallarının devlet tarafından tek taraflı olarak değiştirildiğini belirten Öztrak, böyle bir ortamda yatırımcının güveninin kırıldığını, AKP partizanlığı ve keyfiliğinin Türkiye’yi kısa vadeli sıcak paraya mahkûm ettiğini bildirdi. Bu anlayışla ülkenin notunun artmasının da bir anlam ifade etmediğini belirten Öztrak, yabancı yatırımcının böyle bir ortamda yatırımlarını Türkiye’ye yönlendirmekten kaçınacağını ifade etti. Hükümetin elini ekonominin günlük işleyişinden ve özel kesimin üstünden derhal çekmesi gerektiğini söyleyen Öztrak, “Bu gidişiniz gidiş değil” ifadelerini kullandı.

YUMRUK AYNI YUMRUK, EL DEĞİŞTİ(TBMM/10 MAYIS 2013)

-CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, 2002’de AKP iktidara geldiğinde, IMF’ye olan borç da dâhil, Türkiye’nin toplam dış borcunun 129,5 milyar dolar olduğunu, AKP iktidarıyla geçen 10 yıl sonunda dış borcun 337 milyar dolara çıktığını belirterek, Türkiye’nin daha önce IMF’ye borçlu olduğunu, şimdi ise 2,5 kat artan borçların alacaklısının JP Morgan, Citibank, Bank Of America, Deutsche Bank olduğunu söyledi. Öztrak, “Yani, Candan Erçetin’in o güzel şarkısında söylediği gibi ‘Türkü yine o türkü, sazlarda tel değişti; Yumruk yine o yumruk, bir varsa el değişti’” diye konuştu.

-Öztrak, Başbakan Erdoğan’ın IMF’ye olan borcun 14 Mayıs’ta bitirileceğine ilişkin açıklamalarını da değerlendirerek, “Başbakan, 14 Mayıs’ta bundan önce AB müzakere sürecinin başlangıcında yaptığı gibi Kızılay meydanında gündüz vakti havai fişekler eşliğinde bu ödemeyi kutlarsa kimse şaşırmasın” dedi.

ANKARA – CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, 2002’de AKP iktidara geldiğinde, IMF’ye olan borç da dâhil, Türkiye’nin toplam dış borcunun 129,5 milyar dolar olduğunu, AKP iktidarıyla geçen 10 yıl sonunda dış borcun 337 milyar dolara çıktığını ifade etti. Türkiye’nin daha önce IMF’ye borçlu olduğunu, şimdi ise 2,5 kat artan borçların alacaklısının JP Morgan, Citibank, Bank Of America, Deutsche Bank olduğunu belirten Öztrak, “Yani, Candan Erçetin’in o güzel şarkısında söylediği gibi ‘Türkü yine o türkü, sazlarda tel değişti; Yumruk yine o yumruk, bir varsa el değişti’” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, bu hafta açıklanan Mart ayına ait sanayi üretim verileriyle yılın ilk üç ayında büyümeye ilişkin önemli bir öncü gösterge netleştiğini, Mart ayında sanayi üretimi piyasa beklentilerinin oldukça altında kaldığını ifade etti. Piyasanın sanayi üretiminde yüzde 1,3 artış beklemesine karşın üretim artışının yüzde 0,2’de kaldığını ifade eden Öztrak, mevsim ve gün etkisinden arınmış üretimin bir önceki aya göre yüzde 0,9 gerilediğini belirterek, “Böylece yılın ilk üç ayında sanayi üretimi, geçen yılın aynı dönemine göre, sadece yüzde 1,3 arttı. Bu geçtiğimiz yıl aynı dönemde yüzde 3,9 olan artışın üçte biri” dedi. “Ekonomiden sorumlu Bakan IMF borsunu bitirmekten, faizlerdeki düşüşten bahsediyor ama ekonomide giderek yapışkan hale gelen yavaşlamayı ağzına almıyor” diyen Öztrak, ekonomi yönetiminin, Türkiye’nin en öncelikli sorunu haline gelen büyüme konusunu görmezden geldiğini söyledi.

-İKİNCİ ÇEYREK DE PARLAK DEĞİL

Bu yıl büyümenin 2012 yılındaki yüzde 2,2 rakamının bile altında kalma ihtimalinin bulunduğunu kaydeden Öztrak, “Yılın ilk yarısı büyük ölçüde tamamlandı. İkinci üç aya ilişkin veriler de çok parlak değil” diye konuştu. Öztrak, imalat sanayi kapasite kullanım oranındaki gerilemenin Nisan ayında yeniden hızlandığını belirterek, yılın ikinci üç ayının da iyi gitmediğini ifade etti.

-DURGUNLUK CİDDİ VE YAPIŞKAN

Türkiye’nin “çok ciddi ve yapışkan bir durgunluk” içerisine girdiğini söyleyen Öztrak, geçtiğimiz yıl büyümesi yüzde 2,2’de kalan Türkiye ekonomisinin bu yıl da benzer bir büyüme hızını yaşaması halinde vatandaşların ve ekonomideki tüm aktörlerin borç yükünün daha da ağırlaşacağı uyarısında bulundu.

-DURGUNLUK KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİ VURUYOR

Öztrak, hükümetin verilerle ortaya çıkan yapışkan durgunluğu aşma yolları bulmak yerine PR ve reklam çalışmaları ile sorunları saklamaya çalıştığını belirterek, şunları söyledi:

“Yeniden büyümeye dönüş artık ülkenin en önemli önceliğidir. Biz tüm Anadolu ve Trakya’yı adım adım geziyoruz. KOBİ’lerimizin ciddi sıkıntıları var. Küresel üretim zinciri içinde kendine yer bulabilmiş büyük firmalar belki bu yapışkan durgunluğu daha hafif atlatma imkânına sahip, ancak küçük ve orta ölçekli firmalarımızın mutlak surette desteğe ihtiyacı var.”

-ŞİKAYET EDECEĞİNE SORUNU ÇÖZ

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın esnafa ve çiftçiye sürekli faiz müjdesi verdiğini, buna karşın üreticilerin bundan yararlanamadığını kaydeden Öztrak, “Başbakanın Ekonomi Bakanı da çıkıyor ‘bankalar yüzde 4 borç kapama komisyonu istiyor’ diyerek şikayet ediyor. Hükümet şikayet makamı değildir. Varsa bir sorun oturursun çözersin. Millet sizi o koltuklara sorunu çözün diye getirdi” dedi. Öztrak, birkaç gün önce Hakkari Yüksekova’dan hayvancılık yapan bir vatandaşın kendisini aradığını belirtti ve borcunu yeniden yapılandırmak isteyen vatandaşın başına gelenleri şöyle anlattı:

“Başbakan’ın Ziraat Bankası ile ilgili açıklamalarını duyunca sevinip bir şey var sanmış ve eski borçlarını daha düşük faizle yapılandırmak üzere Ziraat Bankasının yolunu tutmuş. Çiftçi Ziraat Bankasına gidince Başbakanın hesabının, Vatandaşa uymadığını hemen görmüş tabi. Çiftçinin yetiştirdiği her bir besi hayvanı için Ziraat Bankası sigorta talep etmiş; bu da yetmez iki de devlet memuru kefil isteriz demişler. Şimdi çiftçimiz, Hakkâri Yüksekova’da olsa olsa 200 memur var; biz her seferinde memur kefili nereden bulacağız diye kara kara düşünüyor.”

-AKP ESNAFI BİTİRDİ

Başbakan Erdoğan’ın esnafın ödediği faizin AKP iktidarı döneminde düştüğü yönündeki açıklamalarını da değerlendiren Öztrak, faiz yüzde 50 iken borcunu ödeyemeyen esnaf sayısının 50 bin olduğunu, şimdi faizin yüzde 5’e indiğini, buna karşın borcunu ödeyemeyen esnaf sayısının 250 bini bulduğunu anlattı. “Esnaf iktidarınızda bitmiş, tükenmiş Sayın Başbakan” diyen Öztrak, bu yılın ilk üç ayında, protesto edilen senet tutarının, geçen yılın aynı dönemine göre, yüzde 35 artarak 1,8 milyar TL’ye ulaştığına dikkat çekti.

-GÜNDÜZ VAKTİ HAVA FİŞEK ATARLARSA ŞAŞIRMAYIN

Başbakan Erdoğan’ın 14 Mayıs’ta IMF’ye olan borcun bitirileceği yönündeki açıklamalarını da değerlendiren Öztrak, Erdoğan’ın 2005 yılı Mayıs ayında bizzat kendisinin aldığı 10 milyar dolarlık borcun son taksitini ödeyeceğini ifade ederek, “Başbakan, 14 Mayıs’ta bundan önce AB müzakere sürecinin başlangıcında yaptığı gibi Kızılay meydanında gündüz vakti havai fişekler eşliğinde bu ödemeyi kutlarsa kimse şaşırmasın” dedi.

-HESAP BİLDİĞİNİ İDDİA EDİYOR, 1.5 MİLYAR DOLARLIK HATA YAPIYOR

Öztrak, Başbakan Erdoğan’ın AKP iktidara geldiğinde Türkiye’nin IMF’ye olan borcunun 23,5 milyar dolar olduğu yönündeki açıklamalarının da doğru olmadığını, 2002 yılsonu itibariyle IMF’ye olan borcun 23,5 milyar dolar değil 22 milyar dolar olduğunu belirterek, “Hesap bildiğini iddia eden bir Başbakan’a 1.5 milyar dolarlık hata hiç yakışmaz” diye konuştu.

-BAŞBAKAN “CAMBAZA BAK” DİYOR

Öztrak, 2002’de AKP iktidara geldiğinde, IMF’ye olan borç da dâhil, Türkiye’nin toplam dış borcunun 129,5 milyar dolar olduğunu, AKP iktidarıyla geçen 10 yıl sonunda 2012 itibariyle Türkiye’nin dış borcunun 337 milyar dolara çıktığını ifade ederek, “Sayın Başbakan kendinden önceki 42 hükümetin 56 yılda aldığı dış borcun 1.5 katını on yılda kullanacaksın, sonra da kendi imzanla aldığın IMF borcunu bitirdik diye caka satacaksın. Sayın Başbakan, borç ödemekle, yol yürümekle tükenir. Tabiî ki aldığın borcu ödeyeceksin” ifadelerini kullandı.

-DIŞ BORCUN KAMUSU ÖZELİ OLMAZ

Öztrak, hükümetin artan dış borçları “Bu borç, özel sektörün borcu” diye açıkladığını, konu dış borç olduğunda buna kamu-özel borcu diye değil ülkenin dış borcu diye bakılacağını söyledi. Hazine Müsteşarlığının internet sitesindeki ilgili tabloda tamamının “Türkiye’nin Dış Borcu” olarak görüldüğünü ifade eden Öztrak, “Kaldı ki tüm ekonomik krizlerde ve dünyanın yaşadığı son krizde de gördük ki, özel sektörün borçları bir gecede devletin borcu oluverir. Son krizde ABD’de, İngiltere’de İtalya’da, İspanya’da, Yunanistan’da özel sektörün dış borcu bir gecede devletin olmadı mı?” dedi.

-YUMRUK AYNI, EL DEĞİŞTİ

Türkiye’nin daha önce IMF’ye borçlu olduğunu, şimdi ise 2,5 kat artan borçların alacaklısının JP Morgan, Citibank, Bank Of America, Deutsche Bank olduğunu belirterek, “Yani, Candan Erçetin’in o güzel şarkısında söylediği gibi ‘Türkü yine o türkü, sazlarda tel değişti; Yumruk yine o yumruk, bir varsa el değişti’” diye konuştu. Öztrak, AKP iktidara geldiğinde Türkiye’de her çocuğun bin 963 dolar borç ile dünyaya geldiğini, bu rakamın AKP’yle geçen 10 yılın sonunda 4 bin 500 dolara çıktığını anlattı. Öztrak, Başbakan’a seslenerek, “Bugün doğan her çocuk kaşını, gözünü, burnunu anne veya babasından, 2 bin 537 dolar fazladan dış borcu ise sizden alıyor” dedi.

-BELEDİYE BAŞKANI OLMUŞ AMA…

Erdoğan’ın ekonomide çarklar tıkandıkça “Ne dediğini şaşırmaya başladığını” ifade eden Öztrak, “Başbakan’ın tabiriyle ‘Devlet, tek bir Allah kuruşu vermeden’ bir takım projeleri uygulamaya koyacak. Bu ne demekse? Allah ve kuruş sözleri bizim Başbakanın fikir dünyasında yan yana gelebiliyor” ifadelerini kullandı.

İstanbul’a 3. Havalimanı projesi üzerinde gerek teknik, gerekse finansman boyutu ile ilgili ciddi kuşkular bulunduğunu kaydeden Öztrak, Erdoğan’ın “İçeriden vurulmasaydık Marmaray’ı 4 yıl önce açacaktık” sözleriyle ilgili olarak da “Sayın Başbakan İstanbul’a Belediye Başkanı olmuş ama İstanbul’un dünya kültür mirası içindeki yerini anlayamamış. Taksim’in göbeğine AVM ve Rezidans dikmeyi marifet sayan fiyatı artsın diye de 1 Mayısı biber gazına bulayan bir Başbakan’ın İstanbul’un neolitik çağa kadar uzanan geçmişinin ortaya çıkmasını birkaç çanak, çömlek diyerek küçümsemesi Başbakan açısından normal olabilir. Ama bunu bahane gösterip ‘Marmaray’da içeriden vurulduk’ demesi hiçbir vicdana sığmaz” değerlendirmesinde bulundu.

-BECERİKSİZLİĞİNİN SUÇUNU TARİHİ ESERE ATIYOR

Marmaray’da gecikmelerin elektro-mekanik sistemler ve Banliyö Modernizasyonunda yaşanan finansman sıkıntılarından kaynaklandığını, işin firmanın elinden üç yıl sonra alındığını ve başka bir ihaleye çıkıldığını anlatan Öztrak, “Yaşanan finansman sıkıntılarından kaynaklanan gecikmelerde hükümetin hiç mi sorumluluğu yoktur? Marmaray’da yaşanan gecikme tarihi eserlerden değil beceriksizlikten kaynaklanıyor” dedi.

-PROJELER BÜYÜK, FİNANSMAN SIKINTISI DA…

Öztrak, dünyadaki bol likiditeye rağmen “Yap-İşlet-Devret (YİD)” Modeli ile yapılan altyapı projelerine finansman bulunamadığını da belirttiği konuşmasında Gebze-Orhangazi-İzmir otoyolu, 3. Köprü gibi projeler için de finansman sorunlarının yaşandığını kaydetti. Öztrak, yerli bankalara binbir rica ile kurdurulan konsorsiyumlarla bu projelere finansman sağlanmaya çalışıldığını söyledi. Yaşanan finansman sıkıntıları ve borç verenlerin talepleri ile devletin bu projelere önemli garantiler verdiğine dikkat çeken Öztrak, Hazine’nin “ciddi koşullu yükümlülükler altına sokulduğunu”, ileriye dönük büyük taahhütler verildiğini ifade etti.

-GELİR ŞİRKETE, KİRA DEVLETE

İstanbul’a yapılacak 3. Havalimanı için verilen devlet garantilerine de dikkat çeken Öztrak, bu gün devletin tespit ettiği ayakbastı parasının 15 Euro olduğunu, buna karşın yolcu başına 20 Euro’luk tarifenin 25 yıllık işletme süresince ihaleyi alan firmaya taahhüt edildiğini, ayrıca firmaya “asgari yolcu sayısı garantisi” de verildiğini ve “Eğer yolcu sayısı sana garanti ettiğim sayının altına düşerse aradaki farkı ben Hazine’den öderim” denildiğini belirterek, “Yap işlet devret modelinde bu gelir şirkete bırakılıyor. Onun yerine şirket devlete kira ödüyor” dedi.

-BORÇLANMADAN FARKI YOK

Öztrak, devletin alacağı ayakbastı parasını şirkete bıraktığını ama “Cebimden tek kuruş çıkmadı” diye övündüğünü belirterek, “Allah’tan korkmak lazım. Ayıptır. 25 yıl boyunca bu memleketin kasasına girecek parayı müteahhitlere bıraktığını neden gizliyorsun? Bunun borçlanmadan hiçbir farkı yok. Borçlanmada borcu alır, işi kendin yapar, buradan elde ettiğin gelirle de borcu geri ödersin. Bu modelde ise yatırımı başkasına yaptırır, buradan elde edeceğin gelirin önemli bir kısmını belli bir süre için ona bırakır, yani gelirden vazgeçer, adamın harcamasını geri ödersin. Yapılan iş borçlanmadan farklı değildir” değerlendirmesinde bulundu.

-ATATÜRK HAVALİMANI KURBAN VERİLECEK

Diğer taraftan İstanbul’a 3. Havalimanı işini yapacak müteahhitlere “Atatürk Havalimanını kapatma” sözünün de verildiğini, böylece bu gelirden de vazgeçildiğini belirten Öztrak, firmaların işi becerememesi durumunda aldıkları borcun da devlet tarafından garantiye alındığını söyledi. Garantilerin bununla da kalmadığını, ihale koşullarına göre müteahhidin kendi cebinden yapması gereken harcamaların da, başarısızlık halinde Hazine kasasından geri ödenmesinin taahhüt edildiğini belirten Öztrak, ihalede asgari yolcu sayısına garanti verildiğini fakat bir tavan konmadığına da dikkat çekerek, “İhaleyi alan için zararın sınırlı, karın ise sınırsız olduğu, kamu yararının tamamen göz ardı edildiği, bir oyun düzeni mi kuruldu? Arkadaşlar ben tüm bu hususları içeren ve sorgulayan bir soru önergesini dün TBMM’ye verdim” dedi.

KANDİL KONUŞURKEN BAŞBAKAN’IN SUSMA HAKKI YOK(TBMM/26 NİSAN 2013)

-CHP’li Faik Öztrak, dün Kandil’den gelen çekilme açıklamasının, yaşanan sürecin Türkiye’nin umutla beklediği sosyal barışın, kardeşliğin, birlik ve beraberliği getirmeyeceğini ortaya koyduğunu belirterek, “Bunun aslında bir batışın ve bitişin projesi olduğu çok açık ve net gözüküyor” dedi.

-Öztrak, yaşanan süreç hakkında açıklamada bulunmayan hükümetin herkesi “Kandil’in ağzına bakar hale getirdiğini” kaydederek, “Sayın Başkan çıkıp konuşmalıdır. Bu saatten sonra susma hakkı yoktur” değerlendirmesinde bulundu. Karayılan’ın açıklamasında geçen ifadelerin “Başbakan Erdoğan’la Öcalan’ın İmralı’da müzakere masası kurduklarını gösterdiğini” kaydederek, Başbakan Erdoğan’ın bu konuda açıklama yapmaması halinde “Kandil’de konuşan kişiyi Başbakan’ın sözcüsü olarak görmek durumunda kalacaklarını” ifade etti.

-Terör örgütüyle varılan uzlaşma noktalarının tek tek açıklanması gerektiğini ifade eden Öztrak, “Diyorlar ki, ‘Kandil’e silahlarımızla birlikte çekileceğiz, Anayasa sürecini izleyeceğiz, orada varılan mutabakata göre silahlarımızı bırakacağız. Peki hangi şartla? Terör örgütünün başına af çıkarsa…’ Bu şu anlama gelir: TBMM’de yürütülmesi gereken Anayasa müzakereleri teröristlerin silahlarının ipoteği altındadır” diye konuştu.

ANKARA – CHP’li Faik Öztrak, dün Kandil’den gelen çekilme açıklamasının, yaşanan sürecin Türkiye’nin umutla beklediği sosyal barışın, kardeşliğin, birlik ve beraberliği getirmeyeceğini ortaya koyduğunu belirterek, “Bunun aslında bir batışın ve bitişin projesi olduğu çok açık ve net gözüküyor” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak’ın TBMM’de düzenlediği basın toplantısında gündeme ve bu haftanın ekonomik gelişmelerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Uluslararası kuruluşların Türkiye ile ilgili büyüme tahminlerini ardı ardına açıklamaya başladığını, Uluslararası Para Fonu’nun, bu yıl için Türkiye’nin büyüme hızıyla ilgili tahminini yüzde 3.5’ten yüzde 3.4’e çektiğini ifade eden Öztrak, son olarak Uluslararası Finans Enstitüsü’nün de Türkiye’ye ilişkin büyüme tahminini yüzde 4’ten yüzde 3.5’e düşürdüğünü ifade etti.

2012’deki yüzde 2,2’lik büyümenin oldukça düşük olduğunu ve borçlu olan kesimler üzerinde büyük bir baskı yarattığını söyleyen Öztrak, “2013 yılında da yüzde 3 civarında gelecek büyüme Türkiye’nin daha uzun bir dönem durgunluktan çıkmakta zorlanacağı anlamına gelir. Yüzde 5’in altındaki her büyüme, hem vatandaşlarımızın hem de şirketlerimizin borçlarını ödemekte daha da zorlanması demektir” diye konuştu.

-BÜYÜME HEP BAŞKA BAHARA KALIYOR-

Haftaiçinde açıklanan Nisan ayı imalat sanayi kapasite kullanım oranının, geçen yılın aynı ayına göre 1,1 puan düştüğünü, bunun kapasite kullanımında son üç ayda yaşanan en hızlı düşüş olduğunu belirten Öztrak, “Hep bekliyoruz, büyüme gelecek diye ama bir veri geliyor, birden bire bakıyoruz ki o beklediğimiz büyüme gerçekleşmiyor, hep başka bir bahara kalıyor” dedi.

-TÜKETİCİNİN DE YATIRIMCININ DA GÜVENİ YOK-

Mevsim etkilerinden arındırılmış imalat sanayi kapasite kullanım oranındaki artışın yavaşladığını, ekonomide beklenen canlanmanın para ve maliye politikalarındaki gevşemeye rağmen bir türlü gelmediğini ifade eden Öztrak, “Bunun arkasında şu var: Hükümetin politikalarına artık ekonomideki aktörler çok fazla güven duymuyorlar. Tüketici güveni yok, yatırımcının güveni yok, uzun vade pozisyon almak istemiyorlar. Tüketici yeniden borçlanmak istemiyor. Yatırımcı da yeni kapasiteleri devreye sokmak istemiyor” değerlendirmesinde bulundu. Öztrak, mevsimsel etkilerden arınmış reel kesim güven endeksinin, beklenen ihracat siparişlerinin, gelecek üç ayın üretim hacmine ilişkin beklentilerin düştüğünü tüm bunların gelecek aylara ilişkin karamsarlığı artırdığını ifade etti.

-SAYIŞTAY’DA “SÜPER YETKİLİ SAVCILIK” MEKANİZMASI KURULUYOR-

AKP’nin Sayıştay’la ilgili verdiği yasa teklifi hakkında da değerlendirmelerde bulunan Öztrak, 2012 yılında hükümetin çıkardığı yasayla Meclis’e kamu kuruluşlarıyla ilgili Sayıştay raporlarının gelmesinin önlendiğini, CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuru sonucu düzenlemenin iptal edildiğini hatırlatan Öztrak, Anayasa Mahkemesi’nin kararı üzerine denetim raporlarının gelmesi beklenirken hükümetin, AKP’li milletvekillerine Sayıştay denetçilerinin denetim gücünü ve işlevini tamamen budayan bir yasa teklifi verdirdiğini anlattı. Teklifle “Süper Yetkili” bir Sayıştay Savcılık Mekanizması kurulduğunu kaydeden Öztrak, “Bunu TBMM’de atıyoruz ama çoğunluk iktidar partisinde olduğundan bu aslında hükümetin bir ataması. Peki yetki denetlemeyle mi ilgili? Hayır. Yetki denetleyenlerin denetleme raporlarını budamakla ilgili olan bir yetki” dedi.

-HÜKÜMET DEĞİL, DENETÇİ DENETLENECEK-

Teklifte, Sayıştay savcılarına, denetçi raporlarını yargılama dairelerine göndermeden denetçilere iade etme hakkı verildiğini kaydeden Öztrak, “Yani yeni getirilecek savcılık mekanizması denetleme raporlarına bakacak, ‘Gerek yok kardeşim’ diyecek. Yargılama olmadan iade edecek” ifadelerini kullandı. Denetçilerin böyle bir durumda itiraz hakkı bulunmadığını, ancak denetçinin bağlı bulunduğu Grup Başkanı’nın, Sayıştay Başsavcısı’na itirazda bulunabileceğini, Başsavcının kararının ise kesin olduğunu kaydeden Öztrak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Başsavcı, ‘Bu işlerde yolsuzluk yok’ derse dosya kapanıyor. Bugüne kadar bu işleri yapan denetçilerin bütün yetkileri bu suretle ellerinden alınmış oluyor. Savcılık makamı sonuç itibariyle hükümetleri değil denetçileri denetlemek üzere kurulmuş oluyor.”

-DENETLEME “SANSÜRLENECEK”-

Öztrak, sözkonusu yasa teklifi çerçevesinde Sayıştay’da denetçilere sicil verileceğini ama savcılara sicil verilmeyeceğini, bir anlamda savcıların “sorumsuz” hale geleceğini, yargılamaya esas rapor yargı dairesinde görüşülürken bu raporları hazırlayan denetçinin müzakerelere katılamayacağını belirterek, “Savcılık müessesi denetlemeyi sansürlemek için getirilmiş” diye konuştu. Yasayla, denetim raporlarının görüşüldüğü “rapor değerlendirme kurullarının” yapısına da müdahale edileceğini ifade eden Öztrak, teklifle bu kurulların 130’dan fazla kamu kurumu hakkında hazırlanan raporları özet haline getirip TBMM’ye göndereceğini belirtti. “Dolayısıyla sadece savcıların raporları budamasıyla yetinilmemiş, bu komisyona da TBMM’ye gelecek denetleme sonuçlarını budama yetkisi verilmiş” diyen Öztrak, bunun da yeterli görülmeyerek eskiden denetçi raporları hakkında sadece görüş bildirebilen bu Kurul’a 8 üyenin atamasının denetçi olmak şartı aranmaksızın hükümet tarafından yapılacağını belirtti.

-“ABDESTİNDEN ŞÜPHESİ OLMAYAN” DENETİM KURULLARININ ÜZERİNE BU KADAR GİTMEZ-

Anayasa Mahkemesi’nin kararına rağmen yapılan düzenleme sonucu, CHP’nin TBMM’ye gelmesini istediği 130’dan fazla raporun Meclis’e gelmeyeceğini ifade eden Öztrak, “Şimdi şunu soruyorum hükümete: Neden korkuyorsunuz? Nedir bu denetçi korkusu, nedir bu Sayıştay korkusu? Nedir Bu TBMM denetiminden korku? Bir süredir hükümet sürekli Sayıştay’la uğraşıyor. Abdestinden şüphesi olmayan bu kadar denetim kurullarının üzerine gitmez. Bu çok açık bir şekilde demokrasinin işleyişinin önlenmesi ve TBMM’nin yurttaşlar adına hesap sorma yetkisinin budanmasıdır” ifadelerini kullandı.

-ÇAĞLAYAN DA SANAYİCİ, YERLİ ARABAYI KENDİSİ YAPSIN-

Ekonomi gündeminde bir süredir yer bulan “yerli otomobil” tartışmalarını da değerlendiren Öztrak, Başbakan’ın yerli otomobil üretimi konusundaki çağrısına, “ticari intihar olur” yanıtını veren işdünyasına Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın verdiği tepkiyi de eleştirdi. Çağlayan’ın hemen ardından Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın bu alana yatırımın “zorlama” ile değil “iş dünyasının isteğiyle” olabileceğini ifade ettiğini anımsatan Öztrak, “Fren – gaz tartışmalarının ardından alın size hükümetin Bakanları arasında yeni bir kavga” dedi. Dünya ileri teknoloji ile katmadeğeri yüksek ürünler üretmeye çalışırken, hükümetin 50 yıl öncesinin vizyonu olan otomobil üretmeye takılıp kaldığını ifade eden Öztrak, “Sayın Çağlayan da sanayici, bildiğim kadarıyla tesisleri de açık. Şuna buna ayar vereceğine şu yerli arabayı kendi yapsın da el mi yaman bey mi yaman görelim” dedi.

-VARLIK BARIŞI: BAŞARILI HÜKÜMET 10 YILDA 8 AF ÇIKARIR MI?-

Varlık Barışı düzenlemesiyle ilgili değerlendirmelerde de bulunan Öztrak, düzenlemenin “Torba Yasa” içine konarak getirildiğini belirterek, OECD’nin zorlamasıyla birkaç ay önce terörün finansmanının önlenmesiyle yasayı çıkaran Meclis’in gündemine, bunun hemen ardından varlık barışı ile ilgili yasanın getirilmesinin “manidar” olduğunu söyledi. Bir taraftan karaparayı ve terörizmin finansmanını önlemek için düzenleme yapılırken, diğer taraftan hükümetin “Yine de siz paraları getirin, biz bu paraları burada aklayalım” anlayışıyla yasa çıkarma çabasında olduğunu belirten Öztrak, “Bu durum aslında Türkiye ekonomisinin içine düştüğü durumu gösterir. Sıcak paranın her türlüsüne muhtacız. Baktığınız zaman aslında bu bir af. Hükümetin 10 yıllık döneminde getirdiği 8’inci af. Siz bir şey soracağım: Bu ekonomi, Hükümetin anlattığı kadar başarılı olsa, 10 yıl içinde 8 kere af getirmek zorunda kalır mıydık? Ekonomi iyi olursa dışarıdaki para affa ihtiyaç kalmadan zaten Türkiye’ye gelir” dedi.

-YÜZDE 2 HARAMI HELAL Mİ KILAR?-

Öztrak, 2008’deki varlık barışından bu yana Türkiye’nin döviz cinsinden açık pozisyonunun ikiye katlandığını, dolayısıyla ortada afla düzelecek bir durum olmadığını belirterek, “Mekanizma şudur: Dışarıdan paranı getir, yüzde 2’sini devlete ver, paran aklansın. Buradan açıkça soruyorum: Yüzde 2 komisyon haramı helal kılar mı? İkincisi, gelen bu yasanın gerçek nedeni nedir? Bu da hükümetin başı Erdoğan’la, terör örgütünün başı Öcalan’ın İmralı’da kurdukları müzakere masasında üzerinde mutabakata vardıkları, bilahare Kandil’deki sözcülerinin açıklayacağı hususlardan biri mi?” diye sordu.

-HÜKÜMET HERKESİ KANDİL’İN AĞZINA BAKAR HALE GETİRDİ-

Açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Öztrak, Kandil’den Murat Karayılan’ın yaptığı çekilme açıklamasıyla ilgili değerlendirilmesinin sorulması üzerine şu yanıtı verdi:

“Bu ülkede sosyal barışı en çok isteyen parti biziz. Ama dün yapılan açıklamalar gerçekten çok ilginç. Yani hükümet Türkiye’de sizleri ve Meclis’te bizleri, süreçte ne olduğu, hangi mutabakata varıldığı konusunda terör örgütünün, Kandil’in ağzına bakar hale getirdi. Sayın Başkan çıkıp konuşmalıdır. Bu saatten sonra susma hakkı yoktur.”

-BAŞBAKAN AÇIKLAMA YAPMAZSA, KANDİL’İ BAŞBAKAN’IN SÖZCÜSÜ OLARAK GÖRMEK ZORUNDA KALACAĞIZ-

Karayılan’ın açıklamasında, “Önderliğimizin devletle yaptığı görüşme ve müzakere sonuçları…” gibi ifadelerin yer aldığını belirten Öztrak, bu ifadelerin bir “alışverişi” ve Başbakan Erdoğan’la Öcalan’ın İmralı’da müzakere masası kurduklarını gösterdiğini söyledi. “Metnin her yerinde, yapılan açıklamanın her yerinde bir mutabakattan söz ediliyor” diyen Öztrak, Başbakan Erdoğan’ın bu konuda açıklama yapması gerektiğini, aksi takdirde, “Kandil’de konuşan kişiyi Başbakan’ın sözcüsü olarak görmek durumunda kalacaklarını” ifade etti.

-O KONFERANSLAR BM GÖZETİMİNDE Mİ YAPILACAK?-

Kandil’den yapılan açıklamada, Diyarbakır, Ankara, Erbil ve Avrupa’da 4 konferanstan bahsedildiğini, bunların “BM gözetiminde yapılacak Kürdistan konferansları olup olmadığını merak ettiklerini” ifade eden Öztrak, bu konunun da İmralı’daki müzakere masasında gündeme gelip gelmediğini sordu. Kandil’den yapılan açıklamada yer alan “Öcalan’ın Diyarbakır’da okunan mektubu bir manifestodur” ifadelerine de sert tepki gösteren Öztrak, “Bu neyin manifestosudur? Yine konuşmanın birçok yerinde, ‘yaşanan somutlaşma’ ve ‘ulaşılan sonuçlar’ ifadeleri geçiyor. 6 tane de madde var: ‘Bilinen yollardan’ geçecekmiş terör örgütü, bu ne demek? ‘Güney Kürdistan’a’ gidecekmiş, o zaman Kuzey Kürdistan neresi? Konuşmanın alt tarafında ‘parçalardan’ söz ediliyor. Türkiye’deki mesele bu parçalardan birinin çözümüymüş, öbür parçalar da çözülecekmiş. Sonra ne olacak?” sorularını yöneltti.

-ANAYASA MÜZAKERELERİ TERÖRİSTLERİN SİLAHLARININ İPOTEĞİNDE-

Terör örgütünün sözcüsünün amaçları hakkında son derece net konuştuğunu, varılan uzlaşma noktalarının tek tek açıklanması gerektiğini ifade eden Öztrak, “Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın bu durumda susamayacağını” söyledi. Öztrak sözlerini şöyle sürdürdü:

“Diyorlar ki, ‘Kandil’e silahlarımızla birlikte çekileceğiz, Anayasa sürecini izleyeceğiz, orada varılan mutabakata göre silahlarımızı bırakacağız. Peki hangi şartla? Terör örgütünün başına af çıkarsa…’ Bu şu anlama gelir: TBMM’de yürütülmesi gereken Anayasa müzakereleri teröristlerin silahlarının ipoteği altındadır. Bunu Türkiye Cumhuriyeti’nin kabul etmesi mümkün değildir. Türkiye Cumhuriyeti’ni bu hale sokmaya hiçbir hükümetin ya da hiçbir hükümetin başının hakkı yoktur.”

-BARIŞ DEĞİL “BATIŞ” PROJESİ-

Başbakan Erdoğan’ın, “Hiçbir müzakere yapmadım” dediğini, buna karşın terör örgütünün sürekli bir takım koşullar açıkladığını, yürüyen işlere bakıldığında hükümet tarafından sürekli o koşullara paralel düzenlemeler yapıldığını anlatan Öztrak, “Başbakan artık, kendi milletvekillerinin, akil adamların ya da baskıyla, çok özür dilerim ama, mütareke medyasına çevirdiği basının arkasına sığınmaktan vazgeçmelidir. Başbakan çıkmalıdır, bu işlerin içinde var mıdır, yok mudur söylemelidir. Bu açıklamalara baktığımız zaman, bütün ülkemizin umutla beklediği sosyal barışın kardeşliğin, birlik ve beraberliğin süreci olmadığını, bunun aslında bir batışın ve bitişin projesi olduğu çok açık ve net gözüküyor” dedi.

-KANDİL’İN AÇIKLAMASI SATIR SATIR ANALİZ EDİLMELİ-

Açıklamada uluslararası güçlerin de bu sürece dahil olmasının istendiğini, bunun anı zamanda bir “garantörlük” meselesi olduğunu kaydeden Öztrak, sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Tüm Türk aydınlarından şunu istiyorum: Dünkü açıklamayı dikkatle okusunlar, satır satır analiz etsinler. Burada ortaya çıkan bir mesaj var. Bu mesaj İmralı’da varılan bir mutabakatı mı yoksa terör örgütünün özlemlerini mi yansıtıyor? Başbakan artık konuşmalıdır.”

 

BAŞBAKANLIKTAKİ TOPLANTININ SONUCU

-CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, hafta sonunda Başbakan’ın koordinasyonunda yapılan ekonomi toplantısından çıkan kararların “Yaşanan ekonomik gelişmeler sonrasında paniğe düşen AKP’nin faiz lobisi diye suçladığı kesimlerle barışma ve güven tazeleme çabası olduğunu” belirtti.

-Öztrak, Merkez Bankası 23 Temmuz’daki toplantısında faiz artırımına gideceğinin sinyali vermesinin de faiz lobisiyle barışma çabasının bir parçası olduğunu kaydetti.

ANKARA-

CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, AKP’nin 10,5 yıldır izlediği politikalarla bugün Türkiye ekonomisinde pek çok kırılganlık biriktiğini, ancak bugün Türkiye’nin en önemli kırılganlığının AKP elinde hızla ‘palalı demokrasi’, ‘sopalı piyasa’ noktasına gelmesi olduğunu belirtti. Başbakan’ın sınır tanımayan kibrinin Türkiye’ye yönelik risk algısını artırdığına dikkat çeken Öztrak, Başbakan’ın koordinasyonunda hafta sonunda yapılan ekonomi toplantısını ve Merkez Bankası’nın faiz artırım sinyalini değerlendirdiği yazılı açıklamasında şunları belirtti:

-PANİĞE VE ŞAŞKINLIĞA DÜŞTÜLER-

Ekonominin yelkenlerini yıllardır sıcak para rüzgârı ile dolduran AKP Hükümeti, bu tatlı rüzgârların kesilmesi ile okyanus ortasında kalmanın şaşkınlığını yaşıyor. 14 Temmuz Pazar günü Başbakan koordinasyonunda yapılan ekonomi toplantısı Hükümetin içine düştüğü panik ve şaşkınlığı açıkça gösteriyor.

-FAİZ LOBİSİYLE BARIŞMA ÇABASI-

Hükümet yaptığı toplantıdan dışarıya ‘Korkmayın ben bildiğiniz, alıştığınız AKP’yim’ mesajı vermeye çalışıyor. Yapılan toplantı hükümetin geçmişte kol kola yürüdüğü bugün ise Başbakan’ın bizzat ‘faiz lobisi’ diyerek suçladığı kesimlerle güven tazeleme ve mümkünse barışma çabasıdır. Bugün bu çaba Merkez Bankası tarafından yapılan faiz artırma sinyali ile de eyleme dökülmüştür. Hükümetin toplantı sonrası yaptığı “Son 10,5 yıllık dönemde yerli ve uluslararası sermaye ayırt etmeden sabit yatırım, portföy yatırımı demeden ülkemize daha çok yatırım yapılması için büyük bir çaba içinde olduk. Ülkemizde yatırımları olan tüm yatırımcılara her türlü desteği verdik, bundan sonra da vermeye devam edeceğiz” ifadeleri bu taahhüdü içermektedir. Nitekim daha bu sözün mürekkebi kurumadan Merkez Bankası 23 Temmuz’daki toplantısında faiz artırımına gideceğinin sinyali vermiştir.

-PALALI DEMOKRASİ, SOPALI PİYASA-

Başbakan’ın ‘faiz lobisi’ ile barışma girişiminin sonuca ulaşıp, ulaşmayacağını hep beraber göreceğiz. Ancak Başbakan’ın sınır tanımaz kibri ve AKP Hükümetinin ülkemizi hızla getirdiği “Palalı demokrasi-Sopalı Piyasa” görüntüsü ülkemizin risk primini diğer ekonomilere göre daha hızlı artırmıştır. Başbakan bugün sıcak paraya bir yandan, “kurallı ekonomi uyguladık, uygulayacağız” sözü verirken; diğer yandan başta yerli girişimciler üzerinde sopalı piyasa ekonomisi uygulamaktadır.

-BÖYLE KURALLI EKONOMİ OLMAZ-

Bugün Türkiye’de hangi ihalenin kime verileceğine bizzat Başbakan karar vermektedir. Yine bugün Türkiye ekonomisinde kamu arsalarının kimlere kiralanacağına, satılacağına MİT ve Başbakanlık arasında kurulan bir telefon hattı ile karar verilmekte,  iş adamları bu kurulan hat tarafından mezhep ve siyasi görüşlerine göre fişlenmektedir. Bugün Türkiye’de Başbakan’ın tek sözüyle Sanayicinin, Tüccarın, Esnafın, Bankacının, Borsacının üzerine müfettişler gönderilebilmekte, yine Başbakan’ın tek sözüyle boğazdan geçecek köprü güzergâhı belirlenmektedir. Tüm bunların yaşandığı Türkiye’de kurallı ekonomiden bahsedilemez. Olsa olsa sopalı piyasa ekonomisinden söz edilir.

-MALİ DİSİPLİN KAĞITTAN KAPLAN-

AKP’nin ‘Yaptığıma değil, dediğime bak’ yaklaşımının yeni küresel konjonktürde işe yarayıp yaramayacağı şüphelidir.  Hal böyle iken AKP iktidara geldiğinde hazır bulduğu ekonomi programının sağladığı güven üzerinden hikâyeler yazarak durumu idareye çalışmaktadır. Oysa o programın bütün çapalarını zaman içinde gevşeten, yapısal reformlarla tahkim etmeyen bizzat AKP’nin kendisidir. Bu çerçevede Hükümetin en çok sığındığı mali disiplin söylemi bizzat hükümetin kendi dokümanları tarafından yalanlanmaktadır. 10. Kalkınma Planı, Türkiye’de mali disiplin denilen şeyin sanal bir disiplin olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Devresel etkiler ve bir defalık gelirlerle mali disiplin, kâğıttan kaplandır. İşler bozulunca en küçük rüzgâr ile kaplan görünen disiplin yıkılıverir.

-EKONOMİK KIRILGANLIĞIN RESMİ-

Küresel şoklar karşısında bir diğer kırılganlığımız Türkiye’nin yüksek kısa vadeli dış borç stoku ve döviz açık pozisyonudur. AKP elinde Türkiye’nin kısa vadeli dış borcu 7,4 kat artarak 122 milyar dolara çıkmıştır. Yine AKP iktidarında reel kesimin döviz açık pozisyonu 23 kat artarak 152 milyar dolara, Türkiye’nin döviz açık pozisyonu ise 5 kattan fazla artarak 450 milyar dolara çıkmıştır. Yine sadece önümüzdeki bir yılda Türkiye ekonomisinin 220 milyar dolar finansman ihtiyacı vardır.

-EKONOMİDEN SORUMLU BAKANLAR İŞE BAŞBAKAN’IN TAVRINI DEĞİŞTİREREK BAŞLASIN-

Küresel ekonomide bedava para dönemi sonlanırken, bunların hepsi önemli kırılganlıklardır. Dünya ekonomisinin geldiği bu yeni noktada ülkemizin ‘sıfır hata’ ile yönetilmesi zorunludur. Böyle bir yönetimin önündeki en büyük engel ise Başbakan’ın sınır tanımaz kibri ve Türkiye’nin hızla geldiği “palalı demokrasi, sopalı piyasa ekonomisi” görüntüsüdür. Ekonomiden sorumlu Bakanlar işe, Başbakan’ın bu tavrını değiştirerek başlamalıdır. ”

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com