Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 1

MİLLET KRAL DEĞİL, KURAL İSTİYOR

CHP Sözcüsü Öztrak, Ekonomi Masası ziyaretlerinde vatandaşların “Biz Kral istemiyoruz, kural istiyoruz” dediğini belirterek, “Kuralın olduğu yerde öngörülebilirlik ve güven olur. Güven olan yerde yatırım olur, üretim olur, iş olur. Ama kendini kral sananların yönettiği bir ekonomide, kural olmaz. Keyfi kararların alındığı bir ekonomide bu ülkenin bereketli toprakları bırakılır, Sudan’da, Nijer’de tarım yapılır işsizlik de başını alır gider” diye konuştu. 

Öztrak, Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Özdağ, gazeteciler Uğuroğlu ve Hatipoğlu’na karşı yapılan eş zamanlı saldırılarla ilgili olarak, “Bunlar sıradan olaylar değildir. Demokrasiye darbedir, terördür. Saldırıları lanetliyoruz. Saray hükümetinin failleri bir an önce yakalayarak, yargıya teslim etmesini, yargının da hızla gereğini yapmasını bekliyoruz” dedi.

İşsizlik ve hayat pahalılığı arasında ezilen yurttaşların canlarına kıydıklarını söyleyen Öztrak, “Bu ülkenin insanları, Saraya canıyla ihtarname çekiyor. Ama duyan yok. Milletin feryadı Sarayın duvarlarını bir türlü aşamıyor” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bugün Merkez Yönetim Kurulumuzun gündeminde 2018’de tek adam vesayet rejimine fiilen geçildikten sonra hızla derinleşen “devlet krizi”, “ekonomik kriz” bunlara bir de geçtiğimiz yıl eklenen “korona salgını” ile ülkemizin içine düşmüş olduğu “ağır buhran” ve bunun yaratmakta olduğu “toplumsal tahribat” vardı.

SALDIRILARI BIYIK ALTINDAN SIRITARAK İZLİYORLAR

Tek adam vesayet rejimi, devletimizi felç etti. Bundan 2 bin 300 yıl önce yaşamış büyük bir bilge, Aristo; “Devlet, toplumun tam ve doyurucu bir yaşam sürmesi için vardır. Devletin amacı, yalnızca yaşamayı olanaklı kılmak değildir, yaşamaya değer bir yaşamı kurmaktır” diyor. Bu ucube şahsım vesayet rejiminde devlet, bırakın vatandaşlarımıza “yaşamaya değer bir yaşam” kurmayı, vatandaşlarımızın yaşamını dahi koruyamıyor, korumuyor. Devlet krizinin zirve yaptığı son yıllarda, Türkiye’nin göbeğinde, başkentimizde, ana muhalefet partisi liderine linç girişiminde bulunuluyor. Mafya artıkları ve çeteler, siyasetçilere, gazetecilere olmadık tehditler savuruyor. Yetmiyor kalleş saldırılar düzenleyebiliyor. Hükümet bu terör saldırılarını sadece seyrediyor. Ufak ortağı ise bu saldırıların arkasındaki mafya bozuntularına sahip çıkıyor. Bıyık altından sırıtarak olan bitenden keyif alıyor.

SALDIRILAR ORGANİZE

Geçtiğimiz Cuma günü de uzaktan kumandalı çeteler, Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Selçuk Özdağ’a, basın mensupları; Sayın Orhan Uğuroğlu ile Sayın Afşin Hatipoğlu’na kalleşçe saldırdılar. Aynı gün içinde gerçekleştirilen ve organize olduğu açıkça belli olan bu saldırıların amacı; demokrasimizin, basın özgürlüğünün ve bu ülkede siyasetin özgürce yapılmasının önünü kesmektir, terördür.

SIRADAN DEĞİL, BİR TERÖR EYLEMİ

Bu yaşadıklarımız sıradan olaylar değildir. Tekrar söylüyorum, demokrasiye darbedir, terördür. Bunlar vakayı adiyeden de değildir. Biz bu saldırıları lanetliyoruz. Saray hükümetinin failleri bir an önce yakalayarak, yargıya teslim etmesini, yargının da hızla gereğini yapmasını bekliyoruz. Böyle bu olayları getireceksiniz adi vaka gibi organize suç bile telakki etmeden adi suç gibi işlem yapacaksınız. Olmaz. Çok açık söylüyorum: Bu saldırıları cesaretlendiren, saray ortaklarının kirli siyasi dilidir. Saldırganlara ve tehdit savuranlara gösterilen hoşgörüdür. Hatta bunlardan öyle gözüküyor ki esirgenmeyen himayedir. Bu ülkenin ana muhalefet partisi lideri tehdit edilince, sinsice el ovuşturup, sessiz kalanlar, Cumhurbaşkanı zırhına sığınan AK Parti Genel Başkanına “sözde” denince bir bardak suda fırtına kopardılar.

MAFYA, ÇETELER BAŞKENTTE; DEVLET NEREDE?

Sayın Genel Başkanımıza, Çubuk’ta düzenlenen linç girişiminden sonra ne yapıldı? Yine çok yakın zamanda, bir mafya bozuntusunun tehditlerine karşı yargı ne yaptı? Siyaset kurumu ne yapıyor? Beylerden tehditlere karşı ortak bir tavır almalarını bıraktık, Sarayın küçük ortağı, tehditleri savuran mafya artığını sahipleniyor. İşte bugün mafya artıkları ve çeteler, başkentte terör estiriyorsa, bu kadar pervasızca sahneye çıkabiliyorsa, bunun arkasında sarayın, bu olaylar karşısındaki meflûç tavrı, yurttaşların güvenliğini sağlama konusundaki yetersizliği vardır. Mafya ve çeteler başkentte, peki devlet nerede? Devletin polisi nerede? Yargısı nerede? Bu saldırıların tüm failleri ve azmettiricileri nerede? Öyle şüphelileri gözaltına alacaksınız, adi suçtan soruşturmaya tabi tutup bırakacaksınız, bu tiyatroları oynayacaksınız. Bu yetmez. Bu organize terör saldırılarının, en kısa sürede tüm yönleriyle aydınlatılmasını bekliyoruz.

DEMOKRATİK SİYASETİN ÖNÜNÜ KESME ÇABASI

Diğer taraftan, Genel Başkanımızın TBMM kürsüsünden yaptığı konuşmaları içeren “FETÖ’nün Siyasi Ayağı” kitapçığımız nedeniyle MYK’mızın en genç kadın üyesi olan ancak milletvekili olmayan arkadaşımıza dava açmışlar. Bu davada Saray’ın şahsım vesayet rejiminin muhalefete siyaset yaptırmama, demokratik siyasetin önünü kesme çabasının en müşahhas örneklerinden biridir.

BU REJİM MİLLETE DELİ GÖMLEĞİ

Terörden medet umanları çok açıkça uyarıyoruz. Dikişleri tutmayan bu ucube rejim elbisesini, memleketimizin üzerine uymayan bu deli gömleğini, silahla, sopayla, tehditle, şantajla, Türkiye’nin üzerine uydurabileceğinizi zannediyorsanız, çok yanılıyorsunuz. Bu çabanız beyhudedir. “Yanlış bir haritayla, doğru bir hedefe ulaşamazsınız.” Biz, milletimize güveniyoruz. Gücümüzü milletten alıyoruz. Milletimiz sizlerin ne yaptığını görüyor. Notunuzu da veriyor. Sabırsızlıkla beklediği sandıkta, bu beceriksizliğe, bu rezilliklere, bu pespayeliğe dur diyecek. Emaneti işin ehline, Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve Millet İttifakına verecek.

AŞI YARIŞINDA GERİDE KALDIK

Ülkemizde insanlarımızın canını tehlikeye atan, bir diğer önemli tehdit ise salgın… Salgın da çok kötü yönetildi. Salgının yükü fedakâr sağlık çalışanlarımızın omuzlarında kaldı. Saray ise vaka sayısı hasta sayısı oyunlarıyla kendine vitrin yapmaya çabaladı. Yüzlerce sağlık çalışanımızı kaybettik. Bugün aşı süreci çok kötü yönetiliyor. Aşıda bütün dünya zamana karşı yarışıyor. Bazı ülkeler nüfusunun yüzde 20’sini aşıladılar bile. Ama biz bu yarışta maalesef çok geride kaldık. Önce aşıların 11 Aralık’ta geleceği söylendi. Ama bugün aşılama ancak 13 Ocak’ta başlayabildi. Bunun anlamı nedir diye baktığımızda 11 Aralık’tan bugüne kadar, 8 bin 20 yurttaşımızı kaybettik. Bu korkunç bir tablo…

AŞI CURCUNAYA DÖNDÜ

Hani bu ucube tek adam vesayet rejiminde; kararlar son derece hızlı alınacaktı? Maalesef “şahsım vesayet rejiminde”, her alanda olduğu gibi aşıda da tam bir fiyasko yaşandı. Tüm dünya hükümetleri aşılamadaki yarışı görerek, yurttaşlarına pek çok farklı kaynaktan aşı tedarik etmeye çalıştılar ettiler. Saray ise sadece Çin’den yani tek bir kaynaktan, o da topu topu 3 milyon doz aşı getirmiş gözüküyor. Yani gelen aşı sayısı sadece 1,5 milyon yurttaşımıza yetecek kadar. Maalesef ne yeterince aşı bağlantısı, ne de aşı çeşitlendirmesi yapılabilmiş. Neden yapılamamış para mı yoktu? Planlama mı yapılmadı? Gelen aşılar için kaç para verildi? Neden bu kadar bekletildi, kim için bunlar, hangi yandaş için bu aşılar bekletildi bunları bilmiyoruz. Ama ortada bir beceriksizlik, yani bir yandaş kayırma çabası olduğu açık… Alman aşısının gelip gelmeyeceği konusunda, hükümetin kafası hala karışık… Bakan “Anlaşmayı yaptık” diyor. Erdoğan “Nihai kararı henüz vermedik” diyor. Yani tam bir curcunadır gidiyor.

40 MİLYON DOZ GELECEK DEDİLER, 3 MİLYON GELDİ

Salgına karşı toplumsal bağışıklık kazanmamız için, nüfusun en az yüzde 60’ının aşılanması gerekiyor. Yani, 4,5 milyon Suriyeli ile beraber, en az 105 milyon doz aşıya ihtiyacımız var. Peki, gelen ne kadar? Sadece 3 milyon doz garantili. Geriye kalan 102 milyon doz aşı ne zaman gelecek? Onu biz bilmiyoruz. Ama hükümet de bilmiyor. Oysa Sağlık Bakanı geçtiğimiz Aralık ayının başında, “Aralık ayında 10 milyon, ama muhtemelen 20 milyon temin etmiş olacağız. Ocak ayında 20 milyon, Şubat ayında ise 10 milyon doz aşı temin etmiş olacağız” diyordu. Ocak ayının ortasını geçtik. Yaklaşık 40 milyon doz aşının şu ana kadar gelmiş olması gerekirken gelen aşı 3 milyon doz.

SARAY BAŞKA, BAKAN BAŞKA RAKAM ÜFLÜYOR

Şahsım hükümetinin başı ayrı rakamlar üflüyor, Bakan ayrı rakamlar üflüyor. Gelen çok sınırlı sayıda aşının ilk aşamada sağlık çalışanlarına, bakım evlerinde kalanlara, 85 yaş üzerinden başlayarak, 65 yaş ve üstü olanlara yapılacağı söylenmişti. Ama aşı konusunda herkesin gönlünü rahat tutacağı, bir aşılama takvimi ve uygulama hala ortada yok.

OLMAYAN AŞININ KAMPANYASI

Ne var? Özendirici kampanyalar var. Şimdi şunu açıkça sorayım, olmayan aşının tanıtım kampanyası mı olur? Millet aşıdan kaçmıyor ki, tam tersine aşıyı bekliyor. Siz getirin yeter olacak. Devletin görevi aşıda özendirici kampanya yapmak değildir. Devletin görevi önce vatandaşına en kısa sürede aşıyı yapmaktır. Bu ülkede Hükümet yalakası şarkıcıların, türkücülerin aşıda ne önceliği var? Bu ülkede genç AK Parti MKYK üyelerinin aşıda ne önceliği var? Genç AK Partili Belediye Meclis üyelerinin ne önceliği var? Daha pek çok doktora, sağlık çalışanına, güvenlik görevlisine aşı yapılmadan, bunlara aşı neden yapıldı? Bari aşıda kayırmacılık yapmayın.

GENEL BAŞKANIMIZ SIRASINI BEKLEYECEK

Sayın Genel Başkanımız, “Vatandaş Kemal Kılıçdaroğlu” olarak, mutlaka aşı olacağını ifade etti. Ama önceliğin sağlık çalışanlarının aşılanması olduğunu da söyledi. Genel Başkanımızın ve partimizin düşüncesi, eldeki sınırlı sayıdaki aşının önce sağlık çalışanları için kullanılmasıdır.

VATANDAŞ SARAYA CANIYLA İHTARNAME ÇEKİYOR

Cumhuriyet tarihimizin en ağır buhranlarından birini yaşıyoruz. Ekonomimiz entübe. Çiftçilerimiz entübe. Esnaflarımız entübe. Emekçilerimiz entübe. Esnaflarımız demişken esnaflarımız cinnet getirme noktasında. Bundan 20 yıl önce başbakanlığın önünde kasa atan esnaf, şimdi Ankara kalesinin burçlarından kaldırıp kendini atıyor. Çanakkale’de 28 yaşında bir genç, “Hayattan bir beklentim kalmadı, bundan sonrası için de ümidim yok” diyerek canına kıymaya kalkıyor. Gençleri bu hale getirmeye ne hakkımız var. Bu ülkenin insanları, Saraya canıyla ihtarname çekiyor. Ama duyan yok. Milletin feryadı Sarayın duvarlarını bir türlü aşamıyor.

BESİCİ, ÇİFTÇİ MALİYETİNİN ALTINA SATIYOR

Geçtiğimiz hafta, Cumhuriyet Halk Partisi Ekonomi Masası olarak, Ankara’nın Polatlı ilçesindeydik. Esnaflarımızla, çiftçilerimizle, üreticilerimizle bir araya geldik. Türkiye’nin hangi sorunu varsa Polatlı’da da o sorunlar var. Polatlı’da esnaf çok dertli… Esnaflarımız “sicil affı” istiyor.  Bankalardan ve Esnaf Kefalet’ten alınan kredilerin en azından faizsiz ertelenmesini talep ediyor. Esnafımız; “Bana göstermelik değil, yeterli destek verin” diyor. Polatlı demek aynı zamanda tarım demek, besicilik demek…

Besici haykırıyor: “7 bin – 7 bin 500 liraya aldığım hayvana, yıl boyunca 5-6 bin liralık yem veriyorum. Buna karşın karkas etin kilosunu 33 liradan satıyorum. Ettiğim masraf 13 bin lira. Elime bir hayvandan geçen para 10 bin lira. Ben nasıl ayakta kalacağım” diyor. Besiciler usanmış, köylerini terk ediyorlar.

Polatlı, ülkemizin soğan üretiminde en önemli merkezlerinden biri… Sezonda 1 lira 40 kuruşu gören soğan, şimdi 70 kuruşlara kadar düşmüş. Fiyat, üreticinin maliyetini karşılamıyor. Bir çiftçimiz, “Kilosuna 90 kuruş masraf ettiğim soğan, 70 kuruşa satılıyor” diye şikâyet ediyor. Lokantalar kapanınca, turizm sekteye uğrayınca, soğan talebinde de çok ciddi bir düşüş yaşanıyor.

DEVLET GÖREV ZARARI YAZDI, ÇİFTÇİ NEREYE YAZACAK

Bir başka çiftçimiz, “İki yıl önce Mısır’dan çöpe atılacak soğanları getirdiler ve getirdikleri paranın da altına sattılar. Tarım Kredi görev zararı yazdı. Peki bugün biz maliyetin altına sattığımızda biz zararımızı nereye yazalım diye, Tarım Bakanı’na soruyor. Bu işin üretim tarafı… Bir de depoculuk tarafı var. Hani AK Parti Genel Başkanı tarafından terörist ilan edilen depocularımız… Depocular geçen dönemde getirilen ihracat kısıtlamasının kendilerini köşeye sıkıştırdığını anlatıyor. “Tek kurtuluşumuz ihracat” diyor. Soğan ucuz; ama taşıma maliyetleri alıp başını gittiği için ihracat yapamıyorlar. Konteyner fiyatlarındaki son seviye ihracat yapılmasını engelliyor.

YOL PARASINDAN İSTANBUL’A GİDECEK ŞOFÖR BULUNMUYOR

Yurtdışına mal göndermekte çok pahalı ama yurt içine mal göndermekte ucuz değil. Şoförler Odası özellikle İstanbul’a gönderecekleri mallardaki yol ve köprü geçiş paralarından mustarip. Mazot fiyatları da almış başını gitmiş. İstanbul’a kimse mal götürmek istemiyor. Kamyoncu esnafı acil olarak mazotta ÖTV kalksın diyor. Cefakâr çiftçimiz, Saray Hükümetinden görmediğini, Ankara Büyükşehir Belediyemizden görmüş. Belediyemiz nohutta yaptığı destekleme alımlarıyla, Ankara’da nohut üreticisini tüccarın tahakkümünden kurtarmış. Rahat bir nefes aldırmış. CHP umut olmuş.

MİLLET KRAL DEĞİL, KURAL İSTİYOR

Polatlı’da da bir üreticimizin söyledikleri, Türkiye’de son iki yıldır yaşadığımız devlet krizinin en güzel özetiydi. Şöyle dedi üreticimiz: “Adalet mülkün temelidir. Adalet yoksa her şey çöker kardeşim. Siz düzgün kurallar koyun, biz uyarız. Biz Kral istemiyoruz. Kural istiyoruz.” Vatandaşın son cümlesini bir kere daha tekrarlıyorum. “Biz Kral istemiyoruz, kural istiyoruz”. Vatandaş sonuna kadar haklı… Kuralın olduğu yerde öngörülebilirlik vardır. Öngörülebilirliğin olduğu yerde güven olur. Güven olan yerde yatırım olur, üretim olur, iş olur. Ama kendini kral sananların yönettiği bir ekonomide, kural olmaz, keyfilik olur. Keyfi kararların alındığı bir ekonomide bu ülkenin bereketli toprakları bırakılır, Sudan’da, Nijer’de tarım yapılır işsizlikte başını alır gider. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bizim parolamız bellidir: “Kendi ülkemizde, kendi toprağımızda, kendi çiftçilerimizle üretim!” Biz çiftçimizi ve tarımı koruyacağız. Tarımsal üretimi planlı yapacağız. Derde derman olacak desteklerle, çiftçimizin her zaman yanında olacağız. Üretici daha tarlasına tohumu atarken, ürününü en az kaça satacağını bilecek.

TURİZM SEKTÖRÜ FELÇ OLUYOR

Ortalık satılık otel ilanından geçilmiyor. Gazeteler “Beş Yıldızlı İflas” diye başlık atıyor. Bankalar turizmin merkezi Antalya’yı takibe almış. Turizm sektörü çığ gibi artan borçların gölgesinde… Sadece Antalya’daki otellerin bankalara borcu, 6 milyar 700 milyon dolara ulaşmış. Turizmciler, banka borçlarının yeniden yapılandırılmasını istiyor. Bu arada turizm deyince Turizm ve Seyahat Acentelerini de unutmamak gerekiyor. Otellerimiz turizmin çiçek bahçesiyse, seyahat acentelerimiz da o bahçenin arıları. 2020’de bahçede çiçekler açmadı. Arılar da bal yapamadı. Belki 2021’de çiçekler yeniden açacak, ama hükümet bir şey yapmazsa, ortada bal yapacak arı kalmayacak. Ya da birilerinin birkaç arısı kalacak, onların balı da belki saray sosyetesine yetecek ama millete yetmeyecek. Önümüzdeki yıllarda turizm sektörü felç olabilir. Eğer olursa bu soğan üreticisinden, hediyelik eşyacısına, lokantacısından, garsonuna, esnafı, sanayiciyi herkesi etkileyecek.

DERTLER DERYA, VATANDAŞ SANDAL

Dertler derya olmuş, vatandaşlarımız da birer sandal. Vatandaşlarımız dert deryasında devrilip, batmamaya, ayakta kalmaya uğraşıyor. Hayat pahalılığı milletimizi inim inim inletiyor. TÜİK’in enflasyonuyla, çarşı pazarın enflasyonu arasındaki makas ikiye katlanmış. İzahı olmayan şeylerin mizahı olur. Aslında şahsım hükümetiyle ülkemiz “kara mizah” ülkesi oldu. Raflarda Ayçiçek yağı, artık tek taş pırlanta muamelesi görüyor. Gençlerimiz tek taş pırlantayı bırakıp, 5 litrelik ayçiçeği yağıyla evlilik teklifi yapmaya başlamış. Bu arada üretici dernekleri de ham maddedeki son fiyat artışlarının, raf fiyatlarına henüz daha yansımadığını söylüyor. Sıvı yağa yüzde 20 yeni zam gelmesi bekleniyor. 

TAVUK HOROZDAN BOŞANDI, NAFAKASI VATANDAŞA DÜŞTÜ

Yine market raflarında bir litrelik pastörize sütün fiyatı, 8 liraya dayanmış. Karton yumurtanın fiyatı, tavuğun fiyatını geçmiş. Milletimiz, “Tavuk horozdan boşanmış, nafakasını biz ödüyoruz” diye isyan ediyor. Bugüne kadar hiç görmediğimiz açlığı, şimdi görüyoruz. Millet öğün atlayarak ayakta durmaya çalışıyor. Çöp konteynerlerinden, pazar döküntülerinden rızkını toplayan vatandaşlarımızın görüntüleri artık sıradanlaştı.

EMEKLİ MAAŞI ASGARİ ÜCRETİN, ASGARİ ÜCRET YOKSULLUK SINIRININ ALTINDA

Sayın Erdoğan, 18 yıl yönettiğiniz bu ülkede insanlarımız pazar artıklarından, çöpten topladıkları meyve, sebzeyle evlerine rızık götürmeye çalışıyorsa, faturasını ödeyemediği için elektriği kesilenlerin sayısı milyonlarla ifade edilmeye başladıysa, millet sayenizde “askıda kuru ekmek” gözlüyorsa, pek çok emeklimizin maaşı asgari ücretin bile altındaysa, asgari ücret de yoksulluk sınırının altındaysa, bundan sorumlu bir hükümet olmalı değil mi?

KUYRUKLARI DİLLERİNDEN DÜŞÜRMEDİLER, ŞİMDİ AĞIZLARINI BIÇAK AÇMIYOR

Anadolu’nun kalbi Kayseri’de sadece son bir ayda 7 vatandaşımız canına kıydı. O Kayseri ki, Türkiye’nin en zengin üretim merkezlerinden biriydi… Ama şimdi Kayserililer ucuz karnabahar ve elma için, şu karda kışta ucu görünmeyen kuyruklarda beklemeye başladı. Bu ülkede insanlarımız, ekmeğinden 1 lira artırmak için, Halk Ekmek kuyruklarında… 40 yıl öncesinin yağ, tüp kuyruklarını, yıllarca dillerinden düşürmediler. Şimdi; iş kuyrukları, ekmek kuyrukları, yardım kuyrukları, birde utanmadan “varlık kuyruğu” dedikleri, soğan, patates kuyrukları, ucuz meyve ve sebze kuyrukları ve hatta gasilhane kuyrukları ortadayken, ağızlarını bıçak açmıyor. Başka başka şeyleri konuşuyorlar. Ne oldu Sayın Erdoğan? Bunda Hükümetinizin hiç mi sorumluluğu yok? Yoksa bu kuyrukları siz Sarayınızdan görünmüyor musunuz?

2023 HEDEFİ DİYOR, NE OLDUĞUNU SÖYLEMİYOR

Peki, 2011 seçimlerinden önce meydan meydan dolaşıp anlattığınız, Devletin Kalkınma Planlarına bile koydurduğunuz bir “2023 hedefleri” vardı yani cumhuriyetin 100. yıl hedefleri vardı. O hedeflere ne oldu Sayın Erdoğan? Hala çıkıp, “2023 hedeflerine ulaşacağız” diyorsunuz da, o hedeflerin ne olduğunu ağzınıza bile alamıyorsunuz. Ne oldu Sayın Erdoğan? Dilinizi mi yuttunuz.

Ben söyleyeyim. Bundan 10 yıl önce millete; “2023’te 2 trilyon dolar milli gelir” vadetmiştiniz. En son altına imza attığınız Orta Vadeli Program’da, 2023’te Milli Gelirimizin 875 milyar dolarda kalacağı gözüküyor. Ne oldu şimdi bu 2 trilyon dolarlık milli gelir hedefine?

Bundan 10 yıl önce aynı meydanlarda “2023’te kişi başına Milli Gelirimiz 25 bin dolar olacak” dediniz, gelirinizi buraya çıkaracağım dediniz. Şimdi, aynı dokümanda “Ancak 10 bin dolar olur” diyorsunuz. Aradaki 15 bin dolarlık fark nereye gitti, kimlerin cebine gitti Sayın Erdoğan? Milletin boğazından kesilen paralarla Saray mı yaptınız?

Ama bir hedef var ki onu da ikiye katlamışsınız. “2023’te işsizliği yüzde 5’e düşüreceğiz” demiştiniz şimdi çıkmış “Yüzde 11’de kalacak” diyorsunuz.

NE MİSYONLARI KALDI NE DE VİZYONLARI!

Bugün arkanızda AK Parti bayraklarının arasında Cumhurbaşkanı forsunun durduğu bir kürsüde bir konuşma yapıyorsunuz. Gerçekten bu ucube tek adam parti devleti rejiminin ne olduğunu açık seçik ortaya koyan bir tablo. Orada çıkıp diyorsunuz ki, “Vizyon hedefleri olan tek parti biziz”. Sayın Erdoğan, şu sonuçlar sadece 2023 hedeflerine ilişkin sonuçlardaki sapmalar artık sizin ne misyonunuzun, ne de vizyonunuzun da kalmadığını gösteriyor.

2023 HEDEFLERİ NE OLDU?

Size soruyoruz; tekrar soruyoruz; alametifarikanız olan, 2023 Hedefleri ne oldu Sayın Erdoğan? Müteahhit neyi taahhüt ettiğini bilir, taahhüdünü yerine getiremeyen müteahhit de bedelini öder. Milletimiz neyi taahhüt ettiğinizi gün gibi hatırlıyor biliyor, ama neyi yapabileceğinizi de gördü, notunuzu verdi, yerinizi göstermek için önüne gelecek sandığı sabırsızlıkla bekliyor.

BAKAN HEDEF İLE TAHMİN ARASINDAKİ FARKI BİLMİYOR MU?

Bütçe dengesi de hızla bozuluyor. 2020’de 139 milyar lira olması hedeflenen bütçe açığı, 173 milyar lira olmuş. Ama Bakan, “2020 yılı bütçe açığımız, hedeflenen 239 milyar liranın altında, 173 milyar lira olarak gerçekleşti. 66 milyarlık tasarruf sağladık” diye övünüyor. Sayın Bakan; Devlet Planlama Teşkilatı kökenlidir. Bütçe hedefi nedir, program gerçekleşme tahmini nedir bilir. Bu ifadesini çok yadırgadığımı belirtmek isterim. TBMM’nin kabul ettiği bütçe hedeflerine göre, bütçede bırakın tasarruf yapılmayı, taahhüt ettiğinizden 34 milyar lira daha fazla açık vermişsiniz. Bu açık için de daha fazla borçlanmak zorunda kalmışsınız. Ayrıca harcamalardaki artışın hesabını da TBMM’ye vermemişsiniz.

BU YIL HORMONLU ARTIŞ ZOR, HESABINIZI ONA GÖRE YAPIN

Sayın Bakanı uyarmak da bizim görevimiz. Bütçe gerçekleşmesinin iki ay önceki tahminin altında kalmasının nedeni vergi gelirlerindeki hormonlu artıştır. Ucuz krediyle, öne çekilen araba ve ev satışlarının yol açtığı vergi artışının, bir kez daha bu yıl tekrarlanması imkanı kalmamıştır. Geçtiğimiz yıl bunu yaptınız ama bu yıl bankaların borç verecek mecali kalmadı. Faizler aldı başını gitti, milletinde borç alacak mecali kalmadı. Hesabınızı bu yıl için ona göre yapın.

SALGINDA MİLLETE DESTEK VERMEDİKLERİ HALDE BÜTÇE AÇIĞI TAVAN YAPTI

Yine ekonomi yönetimi söylemiyor ama biz söyleyelim. 2020’de, 66 milyon lira fazla vermesi hedeflenen faiz dışı denge; 38 milyar 780 milyon lira açık vermiş. Faiz dışı bütçe dengesi son iki yıldır üst üste açık veriyor. Böyle bir durumla 1993’den bu yana karşılaşmadık. Son iki yıldır, faiz ödemek için de, borçlanmak zorunda kalıyoruz. Yine son iki yıldır, “ikiz açık” sorunu dediğimiz, hem “dış açık”, hem de “iç açık” sorunuyla karşı karşıyayız. Salgın nedeniyle böyle bir tabloyla karşılaştık desek, salgında bütçeden millete doğru dürüst bir destek vermediniz ki. Bize benzer ekonomiler içinde, vatandaşına, bütçeden en az destek veren ekonomilerden bir tanesi Türkiye.

BEŞ MÜTEAHHİTE 14 MİLYAR TL, VATANDAŞA 6 MİLYAR TL

2020 Bütçesinden verilen karşılıksız gelir desteği, topu topu 6 milyar lira. Millete destek yerine, borç verdiler. Bütçeden geçilmeyen köprü, otoyol için ise beş havuz müteahhidine 13 milyar 902 milyon lira döviz garantili gelir ödediler. Tekrar ediyorum; millete salgında vere vere 6 milyar lira, beş havuz müteahhidine yaklaşık 14 milyar lira… Şimdi salgında beş havuz müteahhidine tüm millete verdiğiniz paranın desteğinin iki katını verdiğiniz zaman bunu hiçbir şeyle izah edemezsiniz.

MİLLETİN KURSAĞINDAN KESİP, BEŞ MÜTEAHHİDE AZIK YAPTILAR

Bakın, salgın dönemindeyiz. Milletin evinde internet yok, çoluğunun çocuğunun tableti yok, bilgisayarı yok. Çocuklar doğru düzgün uzaktan eğitim alamıyor. Ama 2020’de eğitim harcamalarından 766 milyon lira kesmişsiniz onu da bu beş müteahhide azık yapmışsınız. Çocukların eğitiminden kesip, beş müteahhide vermek ne demek oluyor? Bu nasıl bir vicdandır, bu hangi izana sığar? Koskoca bir kuşağı hükümetin beceriksizliği yüzünden, göz göre göre kaybediyoruz.

TASARRUF MİLLETE, İSRAF BEYLERE

Bunlarda vicdan, izan olmadığını biliyoruz da milleti kuru ekmeğe muhtaç edenler, Yazlık Sarayları için 640 milyon 500 bin lira, Kışlık Sarayları için 99 milyon lira, Ankara’daki saraylarının ek binaları için de 3 milyar lira, harcayacaklarını söylüyorlar. Bu sarayların toplam bedeli bu yapılacak tüm yatırımların. O da şimdilik… Bu hesabın içinde uçan, kaçan saraylar da yok. Sonra da çıkıyorlar, millete tasarruftan bahsediyorlar. Tasarruf millete, debdebe israf beylere… Niye? İtibardan tasarruf olmaz.

DAMAT GİTTİ, SORUMLULAR YERLERİNDE OTURUYOR

Kayınpeder, damat bir olup, Merkez Bankasının 128 milyar dolarını buharlaştırdılar. Şimdi Damat ortada yok. “Allah sonumuzu hayır eylesin” dedi bırakıp gitti. Bu 128 milyar dolar; esnafa gitmedi, çiftçiye gitmedi, işçiye gitmedi, emekliye gitmedi, bu para nereye gitti? Soruyoruz cevap yok… Kim verdi, hakkında soruşturma açtınız mı, gereğini yapıyor musunuz? Ona da cevap yok. Herkes yerinde oturuyor bir tek damat gitti.

YÜKSEK FAİZİN ŞAMPİYONLAR LİGİNDEYİZ

“Faiz sebep, enflasyon neticedir” deyip, bir de Merkez Başkanı uğruna 128 milyar doları gözlerini kırpmadan harcadılar. İki Merkez Bankası Başkanını yaktılar. Para bitti, damat gitti, iki ayda TCMB faizlerini 7 puana yakın artırdılar. Şu anda TCMB’nin politika faizi yüzde 17 oldu. Dünya üzerinde, en yüksek politika faizine sahip 10. ekonomiyiz. Evet burada ilk 10’a girmişler. Önümüzdekiler kim? Venezüella, Arjantin, Zimbabve, Yemen, Liberya gibi ülkeler. Şimdi yüksek faizle şampiyonlar liginde yarışıyoruz.

DAMADIN KELLESİNİ ALDI, SIRA YENİ EKONOMİ YÖNETİMİNDE

Peki, bu durumun sorumlusu kim? Her fırsatta “Ekonominin başında ben varım, ben” diye bağıran Erdoğan. Şimdi aynı Erdoğan, çıkmış yeniden “Yüksek faiz sebep, yüksek enflasyon neticedir” diyor. Bir yandan da bankaları haşlıyor. Madem öyleydi… Damadın kellesini neden aldın? Şimdi de belli ki kellesini alma sırası, yeni ekonomi yönetimine gelmiş.

GÖREVDEN AYRILMASI GEREKEN KİŞİ ERDOĞAN

Çok açık söylüyoruz. Ekonominin rahatlaması için, görevden ayrılması gereken kişi Recep Tayyip Erdoğan’dır. Milletimiz sandıkta bunu yapacaktır. Milletimiz bu kifayetsiz yönetime, sandıkta notunu vermek, evlerine göndermek için artık gün saymaktadır. Mazlumların ahı pahasına, sadece kendilerine ve yandaşlarına hayrı dokunan, bu ucube tek adam vesayet rejimi ilk sandıkta bitecektir. Milletimizin teveccühüyle, Cumhuriyet Halk Partisi ülkemizi aydınlığa çıkarmaya hazırdır. Biz hazırız. Dostlarımız hazır. Milletimiz hazır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alıyım.

Soru- TBMM Başkanı Mustafa Şentop bir televizyon kanalına verdiği röportajda bu sistem ile parlamenter sistemdeki Cumhurbaşkanı kavramlarının sadece adaş olduğunu, Cumhurbaşkanının tarafsız olmadığını söyledi. “Cumhurbaşkanı bir siyasi parti üyesiyse bir siyasi partinin Genel Başkanıysa, yetkilisiyse şüphesiz taraflı birisidir” dedi. Siz bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Tabi bu açıklama aslında, Cumhurbaşkanının artık cumhurun başkanı olmadığını açık seçik ortaya koyan bir açıklama. Cumhurbaşkanlığı makamı artık vatandaşların tamamını kucaklamıyor. Oysa bugün ülkemizin ihtiyacı tüm vatandaşlarımızı kucaklayacak gerçekten tarafsız olacak bir Cumhurbaşkanı. Aslında bugün ülkemizin içine düştüğü devlet krizinin en önemli unsuru, en önemli sebebi bu… Ve yaşadığımız buhranın da en önemli gerekçelerinden biri bu. Cumhurbaşkanının tarafsız olmamasının yarattığı sakıncalar bu ülkede 70 küsur yıl önce anlaşılmıştı. Bu ucube sisteme geçmek tarihin akışını değiştirmeye çalışmaktır. Bu ucube sistemle kimse tarihin akışını değiştiremez. Ama bir şey olur. Milletimizin cebi boşalır. Hukuk devleti olmadığı için, demokrasi yıprandığı için, milletin can ve mal güvenliği kalmadığı için aş olmaz, iş olmaz, yatırım olmaz, milletin cebi boşalır. Er ya da geç akıl ve sağduyunun galip geleceğine parti olarak inanıyoruz.

Soru- AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş bir gazeteye verdiği röportajında “Eğer bu kaset operasyonu yapılmamış olsaydı Sayın Baykal CHP’deki görevini bırakmayacaktı. FETÖ böyle bir değişiklik istemiş midir? Öyle görünüyor ki evet. Siyasi bir dizayn çabası olduğu görünüyor” ifadelerini kullandı. Sizin buna ilişkin değerlendirmeniz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Tabi bu o gün FETÖ’yle beraber yol yürüyenlerin bugün böyle bir değerlendirme yapması aslında son derece ayıptır. İnsanların özel hayatını “Ne özeli, genel genel…” diyerek meydanlarda kullananların da kim olduğunu milletimiz gayet iyi bilmekte ve hatırlamaktadır. O gün bunları söyleyenlerin şimdi timsah gözyaşları dökmesi hiç samimi değildir. Yani şimdi siyasi dizayn operasyonundan bahseden Sayın Numan Kurtulmuş’a biz de şunu sorsak, “Siz kendi partinizi bırakıp AK Partiye gittiniz bu da bir FETÖ projesiydi?” desek, şimdi bu doğru olur mu? Yapılan şey çok ayıptır, artık bu noktalara gelindiyse bu çaresizliğin ifadesidir başka hiçbir şey değildir. Kimin ne yaptığını bu millet gördü, bu millet gayet iyi hatırlıyor.

Soru- İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener 2021 Haziran’da erken seçim beklediğini açıkladı. Millet ittifakının bir üyesi olarak CHP’nin bu açıklamaya ilişkin değerlendirmesi nedir?

Faik ÖZTRAK- Sayın Akşener’in tespiti bizimde tespitimizdir. Şahsım rejimi ülkeyi yönetme kabiliyetini kaybetmiştir. Geçen her gün milletin sırtındaki yük daha da ağırlaşmaktadır. Bir an önce seçime gidilmesi ihtiyacı ortadadır. En kısa sürede seçim olacakmış gibi hepimiz hazırlanmaktayız.

Soru- Parti yönetimine eleştirilerini sıralayan bir mektup yazan iki CHP milletvekilinin mektupları Genel Merkeze ulaştı mı? Bir yanıt verilecek mi? Muharrem İnce’nin kuracağı partiye geçecekleri iddiası da var. Sizin bu konulara ilişkin değerlendirmeniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Genel Merkezimizin milletvekilleriyle mektuplaşarak haberleşme gibi bir geleneği yok… Arkadaşlarımızın sorunları hangi zeminlerde Genel Merkezde, hangi zeminlerde diğer milletvekili arkadaşlarla, grup başkanvekilleriyle paylaşacakları belli. Milletvekillerimizin Genel Başkanımızla randevu alarak görüşmelerinin önünde de herhangi bir engel yok. O nedenle sorunuzun son kısmıyla ilgili olarak da şunu açık açık ifade edeyim. Rahmetli Demirel’in dediği gibi bugün doğmamış çocuğa don biçmenin hiçbir anlamı yok.

Soru- AK Partili Bülent Turan Erdoğan’ın seçim ittifakı turları için “Yüzde 50+1’lik sistemde oy almak için mecburen atılan adımlar” dedi. MHP lideri Bahçeli’nin de seçim barajının makul seviyeye inmesi gerektiği yönünde açıklamaları oldu. Sizin bu açıklamalara ilişkin değerlendirmeniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Yani yüzde 50+1’i tutturmak için adımlar atılmaya başlandıysa seçimin eli kulağında demektir. Diğer taraftan hükümetin ve ortağının koltuklarını koruyabilmek için Siyasi Partiler Kanunu kapsamında seçim sistemiyle oynamaya başlamaları da korkunun dağları beklediğini göstermektedir. Tekrarlıyorum, ne yaparlarsa yapsınlar millet bunların ne yaptığını gördü, notlarını verdi, en kısa sürede önüne gelecek sandıkla birlikte bunları evlerine yollayacak.

Soru- Cumhurbaşkanı DEİK toplantısında, “Vatandaşlarımız müsterih olsunlar, bize 18 yıldır güvendiler ve netice ortada. Bundan sonraki süreçte de bize güvensinler” dedi. Sizin bu neticeye ilişkin yorumunuz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Biraz önce neticeye ilişkin yorumumu söyledim. Türkiye’nin bırakın 2023, Cumhuriyetin 100. yıl hedeflerini, bu hükümetin elinde ne hale düştüğü açıkça ortada. Ama sadece şunu hatırlayalım, 2013 yılında bu ülkenin milli geliri 1 trilyon dolara yaklaşmıştı. Bu yıl 700 milyar dolar civarında olacak. Bu iktidar bu ülkeye tam 300 milyar dolara mal oldu. Dolayısıyla milletimizin de, ihracatçılarında bunu gayet iyi takdir ettiklerini düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

KEDİ BURADAYSA CİĞER NEREDE?

CHP Sözcüsü Öztrak, Ziraat Bankası’nın vergi cennetinde kurulmuş bir şirkete verdiği 1,6 milyar dolarlık krediyi TBMM gündemine taşıdı.

Ziraat Bankası’nın söz konusu kredinin Turkcell’e Türk hissedarlığın devam etmesi için verildiği ve Ekim 2020’de ödendiği yönündeki açıklamasını değerlendiren Öztrak, “Borç ödendiyse, Ziraat Bankası’nın teminat olarak aldığı yüzde 13,77’lik hisse şu an nerede? Kedi buradaysa ciğer nerede? Ciğer buradaysa kedi nerede?” diye sordu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’ın yanıtlaması talebiyle verdiği soru önergesiyle, Sayıştay’ın Ziraat Bankası raporunda yer alan vergi cennetindeki bir firmaya verilen 1,6 milyar dolarlık krediyi gündeme taşıdı. 

VERGİ CENNETİNDEKİ ŞİRKETE 1,6 MİLYAR DOLAR KREDİ

Öztrak’ın soru önergesinde yer verdiği bilgilere göre Ziraat Bankası, vergi cenneti olarak bilinen British Virgin Adalarında kurulan bir şirkete, 2014 yılında 1 milyar 636 milyon 770 bin 735 dolar tutarında kredi kullandırdı. Kredi 3 yılı geri ödemesiz olmak üzere toplam 10 yıl vadeyle verildi. Kredi verilen şirket, telekomünikasyon sektöründe hizmet veren bir diğer şirketin yüzde 100 iştirakiydi. Krediye teminat olarak, iştiraki olunan şirketin 1 milyar 636 milyon dolar değerindeki yüzde 13,77 oranındaki hisse payı gösterildi. Uygun ödeme koşullarına rağmen zaman içerisinde kredinin tahsilatında sıkıntılar yaşandı. Mart 2020 itibariyle, kredinin üç yıllık gecikmiş anapara taksiti ve faizlerinin toplamı 726,5 milyon dolara ulaştı.

ZİRAAT VE TURKCELL’İN AÇIKLAMALARINDAKİ UYUMSUZLUK

Konuyla ilgili T.C. Ziraat Bankası tarafından yapılan açıklamada, bahsi geçen kredinin “Çukurova grubuna, Turkcell İletişim A.Ş.’deki dolaylı hissedarlığı münasebetiyle Türk ortaklığının devam edebilmesi için verildiği” ifade edildi. Ziraat Bankası aynı açıklamada, kredinin Ekim 2020 tarihinde tahsil edildiği kaydetti. Konuyla ilgili olarak Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş. tarafından yapılan açıklamada ise “Söz konusu kredi Şirketimiz tarafından kullanılmamış olup, ilgili kredi sözleşmesine doğrudan ya da dolaylı şekilde taraflığımız bulunmamaktadır” dendi. Öztrak soru önergesinde, Ziraat Bankası ve Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş tarafından yapılan açıklamalardaki uyumsuzluğa dikkat çekti.

ZİRAAT’TE REHİNLİ TURKCELL HİSSESİ NEREDE?

Ziraat Bankası’nın kredinin ödendiğini ifade ettiği Ekim 2020 tarihinin, aynı zamanda Türkiye Varlık Fonu’nun (TVF) Turkcell’in yüzde 26,2 hissesine sahip olarak hâkim hissedar olduğu tarih olduğunu belirten Öztrak, “TVF, İsveçli Telia şirketine ait yüzde 24’lük payı 530 milyon dolara satın alarak hâkim ortak konumuna gelmiştir. Dolayısıyla TVF, Ziraat Bankası teminatında bulunan yüzde 13,77’lik payı, kredi borcuna mukabil devir almamış görünmektedir. Mevcut durumda Turkcell hisselerinin yüzde 26,2’si TVF Bilgi Teknolojileri İletişim Hizmetleri Yat. San. ve Tic. A.Ş.’de; yüzde 19,8’i Rus şirket LetterOne’a ait IMTIS Holdings S.A.R.L.’de görünmektedir. Bu durumda Ziraat Bankasının kredi borcunun nasıl kapatıldığı tam olarak anlaşılamamıştır” ifadelerini kullandı.

SATIŞTA FARKLI TEMİNATTA FARKLI DEĞERLEME

Öztrak, yapılan işlemlerde dikkat çeken bir diğer hususun da söz konusu şirkete ait hisse değerlemeleri olduğunun altını çizdi. Buna göre İsveçli eski ortak yüzde 24’lük payını Varlık Fonu’na 530 milyon dolara satarken, Ziraat Bankası verdiği 1 milyar 636 milyon dolarlık kredi için şirketin yüzde 13,77’lik payını teminata aldı. Hisselerin satışında ve teminatlanmasında çok farklı değerlemeler yapıldığı anlaşılıyor.

AYDIN HALA YÖNETİM KURULU’NDA

Tüm bunların yanında, 2011 yılından bu yana Ziraat Bankası Genel Müdürü olan Hüseyin Aydın, aynı zamanda Varlık Fonu’nda da Yönetim Kurulu Üyesi. Aydın bununla birlikte 2019’dan bu yana da Turkcell Yönetim Kurulu üyeliği görevini yürütüyor. Aydın’ın Türkcell Yönetim Kurulundaki üyeliği Ekim 2020’de gerçekleşen yönetim değişikliğinden sonra da devam etti.

Öztrak, Bakan Elvan’a şu soruları yöneltti: 

Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş, “1 milyar 636 milyon dolarlık kredi ile doğrudan veya dolaylı taraflılığımız bulunmuyor” derken, Ziraat Bankası söz konusu kredinin Çukurova grubuna Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş’deki ortaklığının sürdürülmesi için kullandırıldığını ifade etmektedir. Sayıştay Raporu ise bu kredinin vergi cenneti, British Virgin Adaları’nda kurulan bir şirkete kullandırıldığını raporlamaktadır. Tarafların beyanları arasındaki tutarsızlıklar dikkat çekicidir. Ziraat Bankası bu krediyi kime, ne amaçla ve ne karşılığında kullandırmıştır?

Sayıştay raporunda bahsedilen 1 milyar 636 milyon dolarlık kredi borcu, Turkcell’in TVF’ye geçtiği Ekim 2020 tarihinde Ziraat Bankasına ödendiyse, bu borcu kim, nasıl ödemiştir?

Bu borç kapatıldıysa Ziraat Bankası Genel Müdürü Sayın Hüseyin Aydın’ın Turkcell İletişim A.Ş’deki Yönetim Kurulu Üyeliği hala neden devam etmektedir?

İsveçli eski ortak Türkcell İletişim A.Ş ’deki yüzde 24’lük payını Varlık Fonu’na 530 milyon dolara satarken, Ziraat Bankası 1 milyar 636 milyon dolarlık kredi için aynı şirketin yüzde 13,77’lik payını teminata almıştır. Hisselerin satışında ve teminatlanmasında bu kadar farklı değerlemeler yapılmasının nedeni nedir? Bu kadar fark normal midir?

Ziraat Bankası kamuoyuna yaptığı açıklamada “kredi verilirken, çok uluslu ortaklık yapısına sahip şirketin, çeşitli ülkelerle devam eden karmaşık dava süreçlerin çözülmesiyle krediyi geri ödemesi için gerekli akışın sağlanabileceğinin öngörüldüğünü” ifade etmiştir. Ziraat Bankası 2014’de, 2020’de gerçekleşecek bir işlem için, böyle bir öngörüde nasıl bulunabilmiştir?

Soru Önergesinin tam metnine buradan ulaşabilirsiniz:

HARİRİ’YE TELEKOM VURGUNUNUN HESABINI SORDUNUZ MU?

CHP Sözcüsü Öztrak, AK Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ülkede kendisi gibi düşünmeyen herkesi terörist olarak yaftaladığını belirterek, “Yakında ülkede terörist iftirasına muhatap olmayan kimse kalmayacak” dedi.

Milleti “terörist” diyerek bölüp parçalayan Cumhurbaşkanı’nın görevlerinden birinin de Anayasaya göre, “Milletin bölünmez bütünlüğünü korumak” olduğuna dikkat çeken Öztrak, “Görevini tarafsızlıkla yerine getireceğine ‘namusu ve şerefi üzerine’ yemin eden AK Parti Genel Başkanı, bu yeminin gereğini yerine getirmiyor. Muhalefete, muhalefet liderlerine ağzına geleni söylüyor. Sonra da kendisine ‘Sözde Cumhurbaşkanı’ denince alınıveriyor. Bugün bu ülkede ciddi bir devlet krizi yaşanıyorsa, bunun nedeni, tarafsızlık yeminine sadık kalmayan Cumhurbaşkanının partisine Genel Başkan olmayı tercih etmesidir” değerlendirmesinde bulundu.

Cumhurbaşkanının Hariri kabulünü de eleştiren Öztrak, “Saray, Türk Telekom’u soyan, Lübnanlı Hariri ailesinin bir ferdini kabul etmiş… Acaba Hariri Bey, ödemediği borcunu ödemek için mi Türkiye’ye gelmiştir? Saray, Hariri’ye Türk Telekom’daki milyarlarca dolarlık vurgunun hesabı da acaba sorulmuş mudur?” diye sordu. 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK gündemine dair Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Demokrasilerde en temel haklardan biri, halkın doğru haber alma hakkıdır. Millet yasama, yürütme ve yargı organlarını, “Haber alma hakkını” kullanarak denetler. Basın özgürlüğünün olmadığı bir yerde, ifade özgürlüğü de olmaz. Bu nedenle özgür basın, vatandaşların gözü, kulağı ve sesidir. Çağdaş demokrasilerde medya, kuvvetler arasında, en önemli denge ve fren sistemlerinden biridir. Bu nedenle de “dördüncü güç” olarak tanımlanır.

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNDE 154. SIRADAYIZ

Dün, Çalışan Gazeteciler Günü’ydü. Bu vesileyle hepinizin Çalışan Gazeteciler Günü’nü bir defa daha kutluyorum. Ucube tek adam vesayet rejimine geçildikten sonra, özgür basın üzerindeki baskılar hızla artmıştır. Türkiye, 180 ülkenin değerlendirildiği Basın Özgürlüğü Endeksi’nde, 2020 itibariyle 154. sırada. Kongo bile bu ligde bizim dört sıra üstümüzde. Rakiplerimiz Brunei, Ruanda gibi ülkeler. 2020’de de gazetecilerimiz, ciddi baskılarla, karşı karşıya kaldı. 68 gazeteci 2021’e cezaevinde girdi. Geçtiğimiz yıl gazeteciler 479 kez hâkim karşısına çıktı. 78 gazeteci gözaltına alındı, 25’i de tutuklandı. Basın ve yayın organları da sarayın istibdat rejiminden paylarını aldı. Televizyon ekranları RTÜK tarafından karartıldı. Saray’ın istediği gibi yayın yapmayan gazetelerin resmi ilanları Basın İlan Kurumu tarafından hiçbir hukuki dayanak olmadan kesildi. Yeni bir televizyon kanalı, Saray, yayın politikasını beğenmediği için, ancak 26 gün yayında kalabildi, 26. günün sonunda yayın hayatını bitirmek zorunda kaldı. Hazine ve Maliye Bakanı damat, sosyal medya üzerinden istifa etti. Baskılara direnebilen birkaç mecra hariç, yazılı ve görsel basının büyük kısmı, Saraydan icazet çıkmadığı için bu haberi veremedi. Milletimiz 27 saat boyunca, ağır bir buhran içinde olan ekonominin başında kimse var mı, yok mu öğrenemedi.

SARAY’IN SÖZLERİ KARA MİZAH

Basına baskı, darbe dönemlerini bile mumla aratacak düzeye ulaştı. Ama tüm bunların müsebbibi olan Sarayın kibirli kişisi dün çıktı; “Basın özgürlüğünden vazgeçmeyiz” dedi. Tam bir “kara mizah!” Genel Başkanımız dün, sadece bu konuya yönelik, bir basın toplantısı yaptı. Gazetelerin sahiplik yapısından, gazete dağıtım şirketlerine, RTÜK ve Basın İlan Kurumu’nun yapısından, gazetecilerin yargılanma usullerine kadar pek çok alanda, basın özgürlüğünü, haber alma hakkını korumak için yapılacakları içeren; “Medya Özgürlüğü İçin Asgari 10 Koşulu” açıkladı. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, bu ilkelerin tamamını hayata geçirmeye kararlıyız.

HAKARET ETMEDİĞİ TEK BİR GÜN YOK

Demokrasiyi hiçbir zaman içine sindiremeyen, demokrasiyi amaca giden yolda, “Vakti gelindiğinde inilecek bir tramvay” olarak gören, yalanı doğru gibi anlatıp, toplumu kutuplaştıran popülist siyasetçiler, tüm dünyada demokrasiye ciddi zararlar veriyor. Demokrasinin imkân ve araçlarını kullanarak demokrasiye büyük darbeler indiriyorlar. En son ABD’de yaşanan olaylar, seçimi kaybeden popülist bir siyasetçinin, koltuğunu bırakmamak için neler yapabileceğini, ne kadar ileri gidebileceğini tüm dünyaya bir kez daha gösterdi. Son 10 yılda, sorunları çözmek yerine, kaşıyıp, istismar eden, yalanı doğruymuş gibi anlatarak oy devşiren popülist siyaset tarzı, dünyanın her yerinde kutuplaşmayı, ayrışmayı derinleştirdi. Popülist siyasetin kutuplaştıran zehirli diline en aşina ülkelerden biri de biziz. Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan,  AK Parti Genel Başkanının, birine ya da birilerine hakaret etmediği tek bir günümüz geçmiyor. Saray gibi düşünmeyen herkes terörist… Saray; bu ülkede gazetecileri terörist ilan etti. Nobel ödüllü edebiyatçılarımızı terörist ilan etti. Soğan deposu sahiplerini terörist ilan etti. Elinde doları, avrosu olan vatandaşlarımızı terörist ilan etti. Anayasa referandumunda “Hayır” oyu verenleri terörist ilan etti. Mahalli İdare seçimlerinde, millet ittifakına oy veren yurttaşlarımızı terörist ilan etti.

TERÖRİST DEMEK YERİNE KULAK VERİN

Şimdi de Boğaziçi Üniversitesi’nde Rektör atamasına tepki gösteren öğrencileri terörist ilan etti. Bu gidişle bu ülkede, terörist iftirasına muhatap olmayan kimse kalmayacak. Bu ülkenin geleceği üniversiteli gençlerimizi, terörist ilan edeceğinize, bir de dinlemeyi deneseniz Sayın Erdoğan. Gençlerimiz, neden 4 yıl okuyacakları üniversiteye yapılacak rektör atanmasına karşı çıkıyorlar. Ne istiyorlar? Onları haksız yere terörist diyerek itibarsızlaştırmaya çalışmak yerine, taleplerine bir kulak verseniz ne çıkar? Tepesine çıktığınız kibir kuleleriniz mi çatlar?

SÖZDE CUMHURBAŞKANI DEYİNCE ALINIYOR

Peki, milletin en az yarısına bu ağır iftiraları atan, milletini “terörist” diyerek bölüp parçalayan kim? Anayasamıza göre; milletin bölünmez bütünlüğünü korumaya, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye bağlı kalacağına, görevini tarafsızlıkla yerine getireceğine, namusu ve şerefi üzerine yemin eden, Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan, AK Parti Genel Başkanı. Bu yeminin gereğini yerine getiriyor mu? Ne gezer… Partisinin kongrelerine katılıyor. Muhalefete, muhalefet liderlerine ağzına geleni söylüyor. Sonra da kendisine “Sözde Cumhurbaşkanı” denince alınıveriyor. Bugün bu ülkede ciddi bir devlet krizi yaşanıyorsa, bunun nedeni, tarafsızlık yeminine sadık kalmayan Cumhurbaşkanının partisine Genel Başkan olmayı tercih etmesidir. Madem partili cumhurbaşkanlığı istiyordunuz, o zaman Cumhurbaşkanlığı yeminini de değiştirecektiniz. Hem tarafsız Cumhurbaşkanı zırhını giyeceksiniz, Siyasi eleştirilerden kendinizi münezzeh kılacaksınız, hem de Partili Cumhurbaşkanı olarak, dilediğinize dilediğiniz hakareti savuracaksınız. Oh ne ala…

SARAYIN GÜRÜLTÜSÜ, MİDENİN GURULTUSUNU BASTIRMAZ

Türkiye’miz bu ucube tek adam vesayet rejimiyle, Anayasal devlet olmaktan çıkmış, kâğıt üzerinde Anayasalı bir devlete dönüşmüştür. Bugün millete askıda kuru ekmek layık görülüyorsa, işsizlik adeta bir tsunamiye dönüştüyse, işte nedenlerini buralarda arayacaksınız. Dert belli… Zehirli dillerinin gürültüsünü artıracaklar, milletin midesinin gurultusunu, işsizlik feryatlarını bastıracaklar. Bu mümkün mü?

BOŞ LAF DERTLERİ ÇÖZMÜYOR

Bu kadar boş lafın, hakaretin, tehdidin, dükkânını kapattığınız esnafa, ücretsiz izin ödeneği veriyorum diyerek, günde 39 liraya mahkûm ettiğiniz emekçiye, tarlasını, traktörünü haczettiğiniz çiftçiye, ineğini elinden aldığınız besiciye, TÜİK makyajıyla enflasyona ezdirdiğiniz emekliye, memura, yaşı 65 olduğu için işe gidemezsin dediğiniz ev temizleyen kadına, ekmek parası bulmak için sazını sattırdığınız sanatkâra, bani bu millete, bu vatana ne faydası var? Hiçbir faydası yok. Bu ülkede insanlar, “Günlük 5 lira artırayım da elektrik faturamı ödemeye yarasın” diyerek, ucu bucağı görünmeyen Halk Ekmek kuyruklarında saatlerce bekliyorlar. Hem de kış gününde, hem de bu salgın döneminde. Saray ne yapıyor? 1978 yılından bu yana İstanbullulara ucuz, sağlıklı, kaliteli ekmek sunan Halk Ekmek Büfeleriyle uğraşıyor. Yeni büfe açılmasını engellemek, kuyrukların kısalmasını sağlayacak şekilde yeni büfelerin açılmasını engellemek için elinden geleni ardına koymuyor. Bunlar milletten o kadar kopmuşlar ki? Milletin ekmeğiyle bile uğraşabiliyorlar.

VATANDAŞIN FERYADINI DUYAN YOK

Çiftçilerimiz perişan. Samsunlu çiftçi evini satmış, traktörü bağlanmış. Bağırıyor: “Ben de dâhil her şeyim icralık…” Esnaflarımız perişan. Yakın zamanda, kendi dükkânının tabelasını parçalayan esnafın sözleri, hala kulaklarımızda; “Burada 70 personel var diyor. Hepsinin evde çoluk çocuğu aç. Bunlar mecburlar çalışmaya. ‘Dükkânı kapat’ diyorsunuz, o zaman bize ekmek verin kardeşim.” Ne oldu? Vere vere esnafa günlük 33 TL vermeyi kabul ettiler. O da bizim zorumuzla. O da üç aylığına… Onu da her esnafımıza vermediler. Günde 33 lira neye yeter? Yine geçtiğimiz gün, 65 yaşını aşmış bir kadın, “Toplu taşımaya binemezsin, yasak” denerek, otobüsten indirilmeye çalışıldı. O insanın cevabına kimsenin yüreği dayanamaz. “3 tane merdiven sildim geldim diyor. Ben çalışmasam açım. Versinler parayı, tamam, biz de gitmeyelim. Evde otururuz.” Durum bu. Vatandaşın bu feryadını duyan var mı? Ne gezer…

12 MİLYON İŞSİZ

Millet işsizlikten kırılıyor. Bugün Ekim ayı işsizlik verileri açıklandı. Son bir yılda 896 bin yurttaşımız işini kaybetmiş. Bunun 684 bini hizmetler sektöründe… Son 24 ayın 22’sinde her ay istihdam kaybetmişiz. Yani işler azalmış. Aslında böyle bir durumla daha önce hiç karşılaşmadık. Salgından çok önce millet işini kaybetmeye başlamıştı. TÜİK, iş bulma ümidini yitirdiği için, iş aramayanları, işsiz saymıyor biliyorsunuz. Millet işini kaybetmiş, ama işsiz sayısı, TÜİK’e göre, 391 bin kişi azalmış. Dikkat edin TÜİK diyor ki, işsizler azaldı, 391 bin kişi azaldı. Diğer tarafta iş bulma ümidini yitirdiği için, iş aramayan, iş aramaktan vazgeçen yurttaşlarımızın sayısı yine aynı dönemde son bir yılda 2 milyon 173 bin kişi artmış. İş bulma ümidini kaybedenleri de eklediğimizde gerçek işsizlerin sayısı, son bir yılda 2 milyon 763 bin kişi artarak, 10 milyon 513 bini bulmuş. Bunun üzerine birde çalışıyor göründüğü halde, iş başında olmayanları da eklersek, işsizlerimizin sayısı 12 milyonu geçiyor.

MİLLETİN İŞSİZLİĞİ İLE TÜK’İN İŞSİZLİĞİ ARASINDA DAĞLAR VAR

Gerçek işsizlik oranı, 7,2 puan artarak son bir yılda yüzde 29,3’e sıçramış. Milletin yaşadığı işsizlikle, TÜİK’in açıkladığı işsizlik arasında korkunç bir uçurum var. Bir diğer dikkat çeken husus, bedensel özür, hastalık gibi nedenlerle, iş göremez hale geldiği için, iş aramayan yurttaşlarımızın sayısı, son bir yılda 1 milyon 112 bin kişi artmış. Son altı aydır iş göremez hale geldiği için, iş gücü piyasasından çekilen yurttaşlarımızın sayısı ise, 1 milyonun üzerinde artış gösteriyor. Bu, işgücü üzerinde, pandeminin yıkıcı etkisini de gösteriyor olabilir. Peki, Saraydakilerin bunlardan haberi var mı? Yok, hayır! Çünkü Saray’da oturanların keyfi yerinde… Onların evlerine üçer beşer ballı maaşlar giriyor. Sarayın yandaş havuz müteahhitleri, Dolarlı, Avrolu garantili projelerden paralarını tıkır tıkır tahsil ediyorlar. Bu saray rejiminde, milletin payına askıda kuru ekmek, yandaşların payına, milletin kesesinden ballı börek düşüyor.

TARLANIN TAŞIYLA TARLANIN KUŞUNU VURDULAR

Tüm yurttaşlarımızın, bu fotoğrafa dikkatlice bakmalarını rica ediyorum. Bu sıradan bir fotoğraf değil. Bu fotoğrafta; tek kuruş borcu olmayan, kasasında milyarlarca Türk lirası var olan Türk Telekom’u soyan, Lübnanlı Hariri ailesinin bir ferdi var. Bu aile Hazine’ye, Telekom’un özelleştirme bedelini, Türk bankalarından borç alıp ödedi. Sonra milyonlarca dolarlık temettü gelirini, Türkiye’den Lübnan’a kaçırdı. Bizim bankalara 3,5 milyar dolarlık kredi borcu taktı. Bu borcu, Türk Telekom’un üzerine yıkıp, kaçıp gitti. Yani Hariri ailesi; ceplerinden tek bir kuruş çıkmadan “Tarlanın taşıyla, tarlanın kuşunu vurdu.” Aslında tarlayı korumakla yani Türk Telekom’un milli haklarını korumakla görevli olan Yönetim Kurulu üyelerinin hepsi de bugün Beştepe Sarayında.

SARAY HARİRİ’YE MİLYARLIK VURGUNUN HESABINI SORDU MU?

Bugün eğer milyonlarca öğrencimiz internete ulaşamıyorsa, Avrupa’nın bugün en düşük internet hızına sahip ülkelerinden biriysek, aslında sebeplerinden biri de bu vurgundur. Bunun sorumlusu da bu vurguna göz yuman Saray’dır. Şimdi acaba Hariri Bey, ödemediği borcunu ödemek için mi Türkiye’ye gelmiştir? Saray, Hariri ile “Ekonomik ve ticari ilişkilerin” ele alındığını söylüyor da, bu ticari ilişkiler konuşulurken, Türk Telekom’daki milyarlarca dolarlık vurgunun hesabı da acaba sorulmuş mudur? Tüyü bitmedik yetimin hakkı geri istenmiş midir? Hiç zannetmiyoruz. Peki Beyefendi, bir kuruş ödemeden Telekom üzerinden milyarlarca dolar vurgun yapan bu adamla, aynı masaya nasıl oturabiliyorsunuz? Hiç içiniz sıkılmadı mı? Onu da sanmıyorum. Ne de olsa bu fukara milletin sırtından doyan doyana…

HİSSE FİYATINDA BU KADAR FARK NORMAL DEĞİL

Geçen haftaki basın toplantımızda, Sayıştay’ın Ziraat Bankası hakkında yazdığı raporla ilgili bir hususu gündeme getirmiştik. “Çiftçinin bankası Ziraat’in, zor durumdaki çiftçiyi görmezden gelip, olağanüstü şartlarda, vergi cennetindeki bir firmaya verdiği 1 milyar 637 milyon dolarlık krediyi” kimlere ve neden verdiğini sormuştuk. Bu konuda Ziraat bankasından bir açıklama geldi. Ama bu açıklama beraberinde yeni soruları da getirdi. 2014 yılında verilen, 3 yıl geri ödemesiz toplam 10 yıl vadeli, 1 milyar 637 milyon dolarlık kredi için, 2020’nin Mart ayına kadar, doğru dürüst herhangi bir ödeme yapılmadığı bankaya Sayıştay raporu söylüyordu. Ziraat Bankası ise bu kredinin Turkcell’in Varlık Fonuna geçtiği Ekim 2020’de tahsil edildiğini açıkladı. Yani Ziraat Bankası, 6 yıldır tahsil edemediği kredi alacağını, Şirket Varlık Fonu’na geçince birden bire tahsil etmiş. Ancak Varlık Fonu’nca devralınan hissenin İsveçli yabancı firmaya ait yüzde 24’lük pay olduğunu biliyoruz. Bunun için İsveçli firmaya ödenen tutar tam 530 milyon dolar. Böylece Türkiye Varlık Fonu’nun Turkcell’deki toplam payı yüzde 26 ya çıkmış. Ziraat Bankası’na, 1 milyar 637 milyon dolarlık kredi karşılığında, teminat olarak verilen Turkcell hisse payı yüzde 13,8. Şimdi İsveç firmasının elindeki; yüzde 24 Turkcell hissesi ancak 530 milyon dolar ederken, Ziraat Bankası’ndaki; yüzde 13,8 hissenin değeri nasıl 1 milyar 637 milyon dolar ediyor? İsveçli firmaya verilen rakamla Ziraat Bankası’nın teminata esas aldığı değerleme arasında dağlar kadar fark var. Hisselerin fiyatlamasında bu kadar fark aslında normal değil. Ve ya yüzde 24’lük pay için ödenen 530 milyon dolar çok ucuz. Ya da Ziraat Bankası krediyi verirken, teminata aldığı payların değerini çok şişirmiş.

KEDİ BURADAYSA CİĞER NEREDE?

İkincisi husus, İsveç firmasından gelen pay yüzde 24. Ziraat Bankası’ndaki teminattaki pay yüzde 13,8. Bu da Varlık Fonu’na geçiyor ama sonuçta Varlık Fonu’nun Turkcell’deki hissesi yüzde 26. Tam bir Nasreddin Hoca fıkrası gibi… “Kedi buradaysa ciğer nerede, ciğer buradaysa kedi nerede?” öyle anlaşılıyor ki, bankada teminata alınan hisselerin sahipliği, Varlık Fonu’na geçmemiş. Nerede bunlar? Ziraat Bankası, “1 milyar 637 milyon dolarlık borç kapatıldı” diyor. Bu kredi borcu ödendiyse kim, nasıl bu borcu ödedi? Bu borç ödendiyse teminata alınan paylar üzerindeki rehin kalktı mı? Ziraat Bankasına borç ödendiyse, bu Bankanın Genel Müdürü Turkcell Yönetim Kurulunda hala neden görev yapıyor? Yine aynı Genel Müdür’ün Türkiye Varlık Fonu Yönetim Kurulunda da bulunması acaba tesadüf mü?     Bu sorulara cevap bekliyoruz.

ZOMBİ ŞİRKETLER YÜZDÜRÜLÜYOR

2021’de karşı karşıya olduğumuz en önemli sorunlardan birinin; borçların ödenmesindeki güçlük ve bankalardaki varlık kalitesinin bozulması olduğunu, son birkaç basın toplantısında tekrarlıyorum. Maalesef bu konuda da veri kalitesinde ciddi sorunlarımız var. BDDK “kredi riskinde önemli artış olan” ve yakın izlemeye alınan kredi tutarının, Kasım 2020 itibariyle 59 milyar lira olduğunu söylüyor. Ama Merkez Bankası’nın Finansal İstikrar Raporunda Eylül 2020 itibariyle, Kasım değil Eylül 2020 itibariyle yakın izlemedeki kredi tutarının 360 milyar lira olduğu raporlanıyor. İki kurumun rakamları asında 6 kat fark var. Bu kadar fark neyin nesi? BDDK sorunlu kredilerin raporlamasına yönelik mevzuatı, bu yılın ortasında gevşetmişti. Yine Türk Ticaret Kanunu’nda da, “Borca batıklık durumunu” düzenleyen madde de 2023’e kadar önemli muafiyetler getirildi. Bütün bunlar zombi şirketlerin yüzdürüldüğü ve bankaların aktif kalitesi konusunda kuşku ve kaygıları artıracak bir takım gelişmeler olduğunu düşündürüyor.

AVM’LER BANKALARA GEÇMEYE BAŞLADI

Ekonomi yönetiminde değişen isimlere ve yabancıların taleplerine uygun olarak arttırılan faizlere rağmen, Türkiye’nin CDS’leri benzer ülkelerden halen çok yüksek. Bu CDS’ler Brezilya’da 155, Rusya’da 89, Hindistan’da 107, Endonezya’da 68. Bizde? Bizde ise hala 300 puanın üzerinde… Şimdi bu kadar fark varsa izin risk primimiz benzer ekonomiler arasında hala en yüksekse, bunun en önemli nedenlerinden biri de dışarıda Türkiye’nin bankalarındaki varlık kalitesine yönelik kuşkulardır. Nitekim sadece bir internet sitesinde satılık otel ilanlarının sayısı 1.700’ü bulmuş durumda. Yine kredi borcunu ödeyemeyen AVM’lerin bankalara geçmeye başladığını, gazetelerden öğreniyoruz.

BANKALARA STRES TESTİ YAPILMALI

Doğru teşhis konmadan, doğru tedavi olmaz. Bankalardaki sorunun boyutunu görmek için, uluslararası standartlarda bir stres testinin yapılmasına acilen ihtiyaç var. Ancak ondan sonra bilançolardaki tahribatı ve nerelerde sıkıntı olabileceğini, buna göre stratejileri geliştirebilmek mümkün olabilir. Bunun ardından güven verecek bir ekonomik program hazırlanabilir.

SICAK PARANIN DA SICAĞI GELİYOR

Boş reform söylemleri bırakıp, somut bir takım adımlar atılmasının artık zamanı gelmiştir. Güven uyandıracak somut adımlar atılmadan, güçlü bir program ortaya konmadan, kaliteli, nitelikli sermayenin Türkiye’ye gelmesi çok zordur. Gelen, “tefeci faizine” gelir. Nitekim sıcak paracılar Türkiye’ye gelmeye başladı. Ama gelen sıcak paranın da sıcağı. Bu gelen sıcak paranın yarısından fazlası SWAP olarak geliyor. Hisse senedi ve devlet tahviline gelen para ise ikisinin toplamı bundan çok daha az. Niye? Çünkü yabancı hem çok kısa vadeli geliyor kendini risk etmemek için hem de en fazla teminatın olduğunu gördüğü kanaldan geliyor. Bu bile yabancıların, “Ekonomiye güvenini” göstermesi bakımından manidar…

2023 HEDEFLERİ ÖLDÜ, ADI KALDI YADİGÂR…

Durum ciddi, son derece ciddi… Ama Saray ve Sarayın kibirlisi somut adımlar atmak yerine, hala 2023’e mektup yazıyorlar. “2023 hedeflerini tutturacaklarmış”. Yani palavranın bu kadarı da artık fazla. 2023’e ulaşmamıza 2 yıldan az süre kaldı. Neydi birinci hedef? “2023’de dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisi arasına girmek.” 2021’de, en büyük 20 ekonomi arasından düşme riskiyle bu ülkeyi ilk 20 arasından düşme riskiyle karşı karşıya getirdiniz. Yabancılar 2021’de Türkiye’nin en büyük ilk 20 ekonomi liginden düşeceğini söylüyor. Şimdi bu böyleyken 2 yıl içinde Türkiye’yi en büyük 10 ekonomi arasına nasıl sokacaksınız? Bunu bir anlatın millet bekliyor. Milli geliri 702 milyar dolardan, 2023 için vadettiğiniz 2 trilyon dolara, hedefiniz oydu 2 trilyon dolar. İki yılda nasıl çıkaracaksınız? Kişi başına gelir 8 bin dolarlara düştü. İki yılda 8 bin dolar kişi başına geliri 25 bin dolara nasıl çıkaracaksınız bunu bir millete anlatın. Şu anda yüzde 12,7 dediğiniz işsizliği, iki yılda yüzde 5’e nasıl indireceksiniz? Biz bu soruları size millet adına soruyoruz. Bunlara cevap verebilir misiniz? Hayır! 2023 hedeflerini gerçekleştireceğiz. 2023 hedefleri öldü. Adı kaldı yadigâr.

AŞILAMA PROGRAMI ORTADA YOK

Şimdi “Söyle yalanı, bulunur inananı” diyerek gerçekleri gizlemeye çalışıyorlar. Tencereler boş, borçlar gırtlağı aştı. Milletimiz işsizlikten kırılıyor. Hayat pahalılığı mutfakları yangın yerine çevirdi. Salgın yönetilemiyor. Dünya üzerinde 50 ülke aşılamaya başladı. Bazı ülkelerde nüfusun aşılanan kısmı yüzde 20’lere yaklaştı. Biz de hala daha bir hafta sonra başlayacak, iki hafta sonra başlayacak.  Ortada doğru dürüst milletin takip edebileceği, hulus-i kalple izleyebileceği, vicdan rahatlığıyla, kimselere torpil geçilmediğini bilerek izleyebileceği bir aşılama programı yok.

AŞININ ETKİNLİĞİ KONUSUNDA RAKAMLAR FARKLI

Diğer taraftan tüm testlerden geçmiş, üçüncü faz çalışmaları tamamlanmış aşılardan Türkiye’ye gelende yok. Gelen Çin aşısı da halen incelemede… Türkiye’nin alacağı Çin aşısı için, Brezilya ve Endonezya’daki üçüncü faz çalışmaları açıklanmaya başladı. Türkiye’de kendi çalışmalarını açıklıyor. Aşının etkinliği konusunda rakamlar birbirinden çok farklı… Kaybedilen zamanla her gün can kayıplarımız artıyor. Ekonomik kayıplarımızda artıyor. Yönetim kabiliyetini yitiren bu hükümetin elinde, ülkemiz yönetilmiyor, adeta savruluyor. Ekonomi başta olmak üzere her alanda büyük sorunlar birikti. Buhran yaşıyoruz. Bu biriken sorunlar her geçen gün adeta bir çığ gibi milletimizi altına alıyor. Saray çalgılı eğlencede.

UCUBE SİSTEM TÜRKİYE’YE DAR GELDİ

Cumhuriyet Halk Partisi olarak, biz 2021’de Millet İttifakı ortaklarımızla, ülkemizi, ekonomimizi, hukuk devletini ve demokrasiyi, milletimizle birlikte yeniden ayağa kaldırmak için hazırız. Bu seçimlerin bir partiyi, bir siyasetçiyi sevip sevmemekle artık bir ilgisi kalmadı. AK Parti’ye oy veren vatandaşlarımız da dâhil, herkes artık şunu açıkça görüyor: Ülkemizin kaybedecek bir dakikası bile yok. Yeni diye getirilen, dayatılan bu ucube sistem, Türkiye’ye dar geldi, ceplerimizi boşaltıyor. Bu rejimi değiştirmemiz, yepyeni Güçlendirilmiş bir Parlamenter Demokrasiyi hep birlikte kurmamız gerekiyor. Bu temel üzerinde yeniden, çağın tüm gelişmelerini dikkate alan bir üretim ekonomisini yükseltmemiz şart. Bunun sonucunda ürettiğimiz refahı adil paylaşmamız, çevre ve ekonomik sürdürülebilirliği tesis etmemiz gerekiyor.

YEPYENİ BİR DEVLET ANLAYIŞI

Biz milletimize Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılı yaklaşırken, herkesin rahat bir nefes alacağı yepyeni bir sistem, çalışanın alın terinin karşılığını alacağı, üreterek yükseleceğimiz yepyeni bir ekonomik strateji, bu ülkenin hiçbir ferdini yalnız bırakmayan tüm vatandaşlarını kucaklayan yepyeni bir devlet anlayışını vadediyoruz. Milletimiz söylenenleri duyuyor, yapılanları görüyor. Önüne gelecek ilk sandıkta ki sabırsızlıkla bekliyor. Kendisini unutanlara notunu vermek için bekliyor.

ELAZIĞ RAPORU YARIN AÇIKLANACAK

Son olarak, Elazığ’da depremzedelerle ilgili gelişmeleri takip etmek üzere bir CHP heyetini Genel Başkan Yardımcımız Ali Öztunç başkanlığında Elazığ’a göndermiştik. 28 milletvekilimiz ve o bölgedeki il başkanlarımızdan oluşan heyetimiz halen konteynerlerde kalan ve sayıları bine yaklaşan vatandaşlarımızın durumuyla ilgili ve diğer konularla ilgili raporlarını MYK’ya sundu. Raporu da yarın kamuoyuyla paylaşacaklar.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Açıklamanızdan kısa bir süre önce MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli yazılı bir açıklama yaptı efendim. Gündeminde hem dün Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun söylediği sözde Cumhurbaşkanı sözleri, hem de yine siyaset vardı ve HDP’nin kapatılmasını işaret etti Bahçeli. Eğer HDP’nin kapatılması için bir çalışma başlatılmazsa siyasi partiler kanununun 100. maddesi gereği biz devreye gireriz dedi. Bahçeli’nin bu açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Bahçeli’nin özellikle partimiz hakkında hezeyan içinde sarf edilmiş sözlerini ciddiye almamız… Bu ipe sapa gelmez değerlendirmelere cevap vermeyi doğru bulmuyorum.

Soru- DSP Genel Başkanı Önder Aksakal, Erdoğan’dan ittifak konusunda davet gelirse görüşür müsünüz sorusunu “HDP hariç her siyasi partiyle görüşürüz” şeklinde yanıtladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son dönemdeki ziyaretleri de düşünüldüğünde bunlar birer erken seçim habercisi olarak değerlendirilebilir mi?

Faik ÖZTRAK- Şimdi baştan itibaren bizim tavrımız şu, herkes istediği partiyle görüşmekte özgürdür. Hem de aynı zamanda istişarede de her zaman hayır vardır. Ama ben çok merak ediyorum bu toplantılarda milletin sorunları görüşülüyor mu? Rekor kıran işsizlik görüşülüyor mu? Mutfaklardaki yangın görüşülüyor mu? Mutfaktaki boş tencere görüşülüyor mu? Arşa ulaşan borçlar, bunların nasıl ödeneceği görüşülüyor mu? Çiftçinin haczedilen tarlası, ineği bunlar görüşülüyor mu? Esnafın feryadı görüşülüyor mu? Milletin gerçek sorunları bunlar. Çok açık söyleyeyim yani giderek tehlikeye düştüğünü gördüğü bir koltuğu korumak için formül arama toplantılarıysa bunlar, açık söyleyeyim bunların milletimize hiçbir yararı yoktur.

Soru- İbrahim Kalın katıldığı bir programda, “Seçimleri gerektirecek bir ekonomik kriz, hükümet krizi, siyasal kriz, doğal afet, bir salgın krizi öyle bir şey yok. Seçimler 2023’te normal zamanında olacak” dedi. Sizce erken seçim için gerekli şartlar yok mu?

Faik ÖZTRAK- Yani hakikaten bu sözler saray sosyetesinin oturdukları saraydan milletin halini görmediklerinin en güzel göstergesi. Evet ülkede ekonomik kriz değil ekonomik buhran var, 12 milyon işsiz var, esnaf cinnet getirme noktasında, çiftçilerin kendisi dahil her şeyi hacizli diyoruz. Hükümet değil, hükümet krizi değil devlet krizi var. Anayasa askıda. Doğal afet değil ama çok kötü yönetilen büyük bir salgın krizi var diyoruz, memlekette büyük bir toplumsal buhran var diyoruz ama anlaşılan bunlar saraylarından ülkeye dürbünün tersinden bakıyorlar. Milletin hakikaten halini görmüyorlar. Millet sandık önüne gelsin diye artık gün sayıyor. O sandık geldiğinde de durumundan gerçekten bu sözlerle habersiz olduğunu gösterenlere, saray sosyetesine yerlerini gösterecek.

Soru- Geçen hafta önce Cumhurbaşkanı, ardından da İçişleri Bakanı İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu için terörist suçlamasında bulunmuştu. Dün ise İbrahim Kalın Boğaziçi’nde yaşananlar için “Bir partinin İl Başkanının orada olması durumu siyasallaştırdı” dedi. Söylemlerdeki farklılık için sizin yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Söylemlerin nereye doğru gittiği gözüküyor. Buradan açıkça ifade ediyorum, yakında hem Boğaziçi’nde teröristlikle itham ettikleri Boğaziçi’nde okuyan 49 öğrenciden, hem İl Başkanımız Canan Kaftancıoğlu’ndan özür dileme noktasına gelecekler.

Soru- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “sözde Cumhurbaşkanı” ifadesi yeni bir tartışma başlattı. Sizin bu tartışmaya ilişkin değerlendirmenizi alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar, egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Millet egemenliğini bu anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organlar eliyle kullanır. Hiç kimse veya hiçbir organ kaynağını bu anayasadan almayan bir devlet yetkisini kullanamaz. Burada yazılı olmayan işleri yapamaz. Bunu biz demiyoruz anayasamız diyor. Tarafsızlık yemini edeceksiniz ondan sonra Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturacaksınız AK Parti Genel Başkanı da olacaksınız arkasından sonra da kendinizi mahkemelerin yerine koyup hem savcı, hem de yargıç olacaksınız istediğinizi terörist ilan edeceksiniz. Bu anayasa Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan AK Parti Genel Başkanına böyle bir devlet yetkisini vermiyor. Milli egemenlik karşıtlığı falan gibi laflar ediyorlar. Milli egemenlik karşıtlığı arıyorlarsa anayasamızı çiğneyenlerde ve ettikleri tarafsızlık yeminine uymayanlarda arayacaklar. Yani saraydaki aynaya bir bakacaklar.

Soru- Whatsapp tartışmaları üzerine kamuoyunda birçok kurum BİP uygulamasına geçiyor ya da alternatif arayışlara giriyor. Siz hangi programı kullanıyorsunuz varsa Whatsappınızı silecek misiniz?

Faik ÖZTRAK- Şunu söyleyeyim, veri ticaretine izin vermemek bakımından açık kaynak kodlu platformların tercih edilmesini daha doğru buluyoruz. Ama şu anda bu dijital dünyada yaşanan gelişmelere baktığımız zaman da, özellikle burada bir takım küresel düzenlemelere de ihtiyaç olduğu ortaya çıkıyor. Saray hükümeti de sosyal medyaya sansür uygulayacak bir takım yollar aramak yerine ülkenin verilerinin korunmasına yönelik düzenlemelere yer vermesi gerekir.

Soru- Cumhurbaşkanının onur, şeref ve saygınlığının ihlal edildiği ve kişilik haklarının ağır bir şekilde zedelendiği gerekçesiyle Kemal Kılıçdaroğlu aleyhine Ankara Asli Hukuk Mahkemesine 1 milyon TL’lik manevi tazminat davası açılmış. Bu konuya ilişkin yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Bu açtıkları kaçıncı dava Genel Başkanımız hakkında… Onlar dava açmaktan, Genel Başkanımızda dava kazanmaktan yorulmadı.

Teşekkür ederim.

“DÜNYADA BİR DEĞİL, BİR SÜRÜ TRUMP VAR”

CHP Sözcüsü Öztrak, ABD seçimlerinde yaşanan süreçle ilgili olarak, “Despotlaşan popülist liderlerin, seçim kaybettiklerinde vizyona soktukları bu filmi, dünya üzerinde en iyi bilen milletlerden biri de biziz. Milli iradeye karşı darbe sadece silahlı güçlerle yapılmaz. Despot popülist liderler, demokrasinin imkân ve araçlarını istismar ederek de, seçmen iradesine ve hukukun üstünlüğüne saldırabilir. Milletin oylarına saygı göstermeyebilir. ‘Oyları çaldılar’ diyerek; seçim sonuçlarını tanımayabilir. Şımarık çocuklar gibi mızıkçılık yapabilir” diye konuştu.

“Dünyada bir değil, bir sürü Trump var” diyen Öztrak, CHP olarak dünyanın neresinde olursa olsun, seçmen iradesine, demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne yapılan her saldırıya karşı olduklarını ifade etti. Öztrak, “Seçmen iradesine yapılan darbe girişimlerinde taraflar bellidir: Demokrasiye saldıranlar, demokrasiyi savunanlar. Böyle bir durumda iki tarafa itidal tavsiye edilmez. Demokrasiye saldıranların karşısında olunur, demokrasiyi savunanların da yanında durulur” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Demokrasi narin bir çiçektir. İstişareyle, uzlaşıyla, hoşgörüyle gelişir ve büyür. Sararıp solmaması için de; güçlü bir bağışıklık sistemine ihtiyaç vardır. Bu da ancak; birbirini dengeleyen güçlü kurumlarla ve güçlü kurallarla mümkündür. Güçlü denge ve fren sistemine, güçler ayrılığına sahip olmayan demokrasilerde, bahçeyi ayrık otlarının bürümesi, hatta çiçeğin kuruması son derece kolaydır. Dünyanın en gelişmiş demokrasileri bile bundan muaf tutulamaz.

TRUMP ELİNDEKİ EN ÇİRKİN KOZU OYNADI

Geçtiğimiz günlerde ABD demokrasisinin kalesi olan parlamento, seçimi kaybeden ama bunu içine sindiremeyen mevcut ABD başkanının yönlendirdiği militanların saldırısına uğradı. Beş kişi öldü. Aslında darbe girişimi, demokrat adayın seçimleri kazandığı gün başlamıştı. Mevcut Başkan ve onun adamları, seçim sonuçlarına karşı dava üstüne dava açtılar. Adalet Bakanlığı eliyle yargıçlara baskı uyguladılar. Ama yargıçlar direndi. Hukuku istismar ederek, seçmen iradesine darbe yapılmasına geçit vermedi. Güçler ayrılığının olduğu bir sistemde yargıçlar, “Başkanın değil, halkın yargıçları” olduğunu gösterdi. Ancak iktidarı bırakmak istemeyen popülist başkan, elindeki son ve en çirkin kozu oynamaktan da çekinmedi. Tam da seçim sonuçlarının parlamentoda onaylanacağı gün, başkente çağırdığı, kendine bağlı milislerle parlamentoya saldırdı.

SINIRINI AŞAN GÜCE YERİNİ HATIRLATTILAR

Bu defa da Parlamento direndi. Mevcut Başkanın kendi yardımcısı, kendi partisinin senatörleri ve temsilcileri de dâhil parlamento “Artık yeter, bu kadarı fazla bunu yapamazsın” dedi. Çünkü orada Başkan, aynı zamanda partisinin Genel Başkanı değil. Senatörler, parlamenterler yeniden seçilmek için Başkanın iki dudağına bakmıyor. Tüm yetkilerin tek bir kişide toplandığı ucube bir rejim ABD’de yok. Güçlü bir kuvvetler ayrılığı var. Sonuç olarak, yeminine sadık kalmayan, Anayasayı tanımayan, sınırlarını aşan güce, diğer güçler yerini hatırlatıverdi. Şimdi dünyanın tüm demokratları gibi, biz de ABD’de seçmen iradesine saldıranların nasıl cezalandıracaklarını görmeyi bekliyoruz.

BU FİLMİ EN İYİ BİLEN MİLLETLERDEN BİRİYİZ

Despotlaşan popülist liderlerin, seçim kaybettiklerinde vizyona soktukları bu filmi, dünya üzerinde en iyi bilen milletlerden biri de biziz. Milli iradeye karşı darbe sadece silahlı güçlerle yapılmaz. Despot popülist liderler, demokrasinin imkân ve araçlarını istismar ederek de, seçmen iradesine ve hukukun üstünlüğüne saldırabilir. Milletin oylarına saygı göstermeyebilir. “Oyları çaldılar” diyerek; seçim sonuçlarını tanımayabilir. Şımarık çocuklar gibi mızıkçılık yapabilir.

DÜNYADA BİR DEĞİL BİR SÜRÜ TRUMP VAR

Dünyada bir değil, bir sürü Trump var. Dünyanın neresinde olursa olsun, seçmen iradesine, demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne yapılan her saldırıya karşı Cumhuriyet Halk Partisi’nin tavrı açıktır. Karşı çıkarız. Seçmen iradesine yapılan darbe girişimlerinde taraflar bellidir: Demokrasiye saldıranlar, demokrasiyi savunanlar. Böyle bir durumda iki tarafa itidal tavsiye edilmez. Demokrasiye saldıranların karşısında olunur, demokrasiyi savunanların da yanında durulur. Tekrarlayalım; biz, bu sivil darbe girişimini şiddetle kınıyoruz. 1946’da ülkemize çok partili demokrasiyi getiren, 1950’de de sandıktan çıkan iradeye uygun olarak, iktidarı kansız, kavgasız devreden parti olarak, bizler demokrasiden ve hukukun üstünlüğünden asla taviz vermeyeceğiz.

DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜĞÜN BEDELİ SÜREKLİ İHTİYATTIR

Dünya tarihi; demokrasinin sunduğu özgürlük ve imkânları istismar ederek, demokrasiyi bitiren despot lider örnekleriyle doludur. Özgürlüklerimizi, hukuk devletini ve demokrasiyi korumanın bedeli; her zaman ihtiyatlı ve uyanık olmaktır. 2014’ten bu yana ülkemizde yaşananlar, kibir hastalığına yakalanarak despotlaşan popülist liderlerin, nasıl bir devlet krizine yol açabildiklerini göstermesi bakımından önemlidir. 2015 Haziranındaki seçim sonuçlarını sindiremeyen yönetim, 5 ay sonra yeniden seçime gitmiş ve milletin güvenlik endişelerini istismar ederek seçimi kazanmıştır. Bundan tam bir yıl sonra, eski ortağının askeri darbe girişiminin ardından, OHAL ilan ederek sivil darbe sürecini başlatmıştır. Kuvvetler ayrılığını yok eden, denge ve denetimi sonlandıran, tek adam vesayet rejimine geçmiştir. Bu süreçte yargıyı vesayet altına almış, demokrasimizin çatısı parlamentomuzu işlevsizleştirmiştir. Son yerel yönetim seçimlerinde, milli iradenin vermediği yetkiyi, vesayeti altındaki yargı yoluyla gasbetmeye kalkmıştır. Ama milletten yediği şamarın sesi her yerden duyulmuştur.

SANDIK DEMOKRASİ İÇİN GEREKLİ AMA YETERLİ DEĞİL

Güç yozlaştırır, mutlak güç mutlaka yozlaştırır. Bugün yozlaşmış yönetimin, dengesiz, frensiz gidişi sürmektedir. Sarayın mahkemelerinin, savcılarının Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını dinlemediği, Anayasa’yı “tağyir, tebdil ve ilga suçu işlediği” yerde, kanundan, kuraldan, hukukun üstünlüğünden bahsedilebilir mi? Mümkün değil. Tek adam vesayet rejimine geçtikten sonra her muhalif sese, darbeci yaftaları yapıştırarak sindirmeye çalışan, soğan satanları bile “terörist” ilan edebilen bir yönetimin, hukuk devletini, demokrasimizi ve özgürlüklerimizi nasıl tahrip edebildiğini hep birlikte yaşıyoruz. Sandığın, demokrasinin varlığı için gerekli olduğunu ancak yeterli olmadığını da bu dönemde öğrendik. Demokrasinin yaşaması için kuvvetler ayrılığının gerektiğini artık hepimiz biliyoruz. Demokrasiye ve Anayasa’ya sadakatin her meşru organ, kurum ve kişi için esas olduğunu, “Hukukun bittiği yerde, tiranlığın ve vesayetin başladığını” artık görüyoruz. Bağımsız, adil yargı, demokratik sistemin havasıdır, suyudur.

BU FERYATLAR SÖZÜN BİTTİĞİ YERDİR

Geçen yıl, Sakarya’daki havai fişek fabrikasında yaşanan iş cinayetinde hayatını yitirenlerin aileleri, bugün; “Bu davayı parası olan değil, üç kuruş için fabrikada kölelik yapan kazanacak” diye bağırma ihtiyacını duyuyorsa, “Ben altı aydır, kardeşimin acısıyla yemiyorum, içmiyorum, uyumuyorum. Parası olan üç gün yatıp çıkamayacak. Ben devletin milletiyim, konuşacağım” diye isyan ediyorsa, burası artık sözün bittiği yerdir.

128 MİLYAR DOLARI PEŞKEŞ ÇEKTİ, ORTADAN KAYBOLDU

Tek adam vesayet rejiminde, hesap vermenin, saydamlığın, devlette yozlaşmayı engellemek için, ne kadar önemli olduğunu her gün biraz daha iyi anlıyoruz. Sarayın damadı ekonominin başındayken, milletin 128 milyar dolarını yandaşa ucuza peşkeş çekip, sonra, “Hadi ben kaçtım” diyerek ortadan kaybolabiliyorsa, hesap vermekten, saydamlıktan bahsedilebilir mi? Elbette edilemez.

LİYAKAT OLMADAN İKİ YAKAMIZ BİR ARAYA GELMEZ

Tek adam vesayet rejiminin bize öğrettiği bir başka şey; tek adam rejimlerinin liyakati değil, itaati sevdiği, sadık memurlara ihtiyaç duyduğudur. Rüşvetten aklanmamış Bakanların, Partili mütekait vekillerin Büyükelçi atandığı, kamu bankalarının, ballı arpalıklara dönüştürüldüğü, sahte diplomalı pehlivanın kamu bankasına, hayvanat bahçesi müdürünün TÜBİTAK’a yönetici yapıldığı bir ülkede liyakatten herhalde bahsedilemez. Böyle bir ülkenin iki yakası da bir araya gelemez. Bugün yerindelik ilkelerini, gelenekleri, liyakati hiçe sayarak, sahte diplomaları, intihalleri görmezden gelerek yapılan atamalar, devlet krizini her gün biraz daha derinleştirmekte, milletin adalet duygusunu yaralamaktadır.

ÜNİVERSİTE KAPISINA KELEPÇE VURDULAR

En son Boğaziçi’nde böyle bir rektör dayatmasına, üniversite hocaları da, öğrencileri de geleneklerini dikkate alarak, yerindeliği dikkate alarak karşı çıkmıştır. Bu demokratik tepkiye Sarayın cevabı ise en özgürlükçü üniversitelerimizden birinin kapısına kelepçe vurmak olmuştur. Öğrenciler gözaltına alınmış, hakaret ve darp görmüşlerdir. Bu üniversite ki, o görüş, bu görüş ayırmadan, 28 Şubat’ta özellikle başörtüsü yasağına karşı durmuş bir üniversitedir.

TEK ADAM REJİMİ TENCEREYİ BOŞALTTI

Güçlü kurum ve kurallar, demokrasinin bağışıklık sistemidir demiştim. Devlet Planlama Teşkilatı, Devlet Personel Başkanlığı, Kanunlar Kararlar Genel Müdürlüğü, Maliye Teftiş Kurulu, Hesap Uzmanları Kurulu gibi pek çok köklü kurumun ortadan kaldırıldığı bir yerde, güçlü kurumlardan bahsedilebilir mi? Tabi ki edilemez. Böylesi bir tek adam vesayet rejiminde öğrendiğimiz, bundan çıkarttığımız en önemli ders şudur; tek adam vesayet rejimi işimizi, aşımızı bitirir, cebimizi, mutfaktaki tenceremizi boşaltır. Bu rejimin bize zerre kadar faydası yoktur. Bundan 10 yıl önce, kendi ilan ettikleri ve çok da iddialı olmayan cumhuriyetin 100. yıl hedefleri tek adam vesayet rejimiyle çöpe atılmıştır. “Dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olacağız” derken, ilk 20 ekonomi arasından düşeceğimiz görülmektedir. Hedeflenen gelirler yarıya düşürülürken, işsizlik ikiye katlanmıştır. Saray’ın alamet-i farikası olan 2023 hedefleri çökmüştür.

YOKSULLUK “YENİ NORMAL” OLDU

Tek adam vesayet rejimine fiilen geçtikleri, Haziran ayından bu yana, 1 milyon 642 bin yurttaşımız işini kaybetmiştir. Milli gelirimiz 859 milyar dolardan,  resmi tahminlere göre 702 milyar dolara düşecektir. Bu ucube rejim elinde asgari ücret, ortalama ücret haline gelmiştir. İki yıllık Saray rejiminde, yoksulluk artık bir yaşam tarzı, artık “yeni normal” hale gelmiştir. Çarşı, pazar yangın yeri… TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla bile enflasyon yüzde 14,6. Bağımsız araştırmacılara göre yıllık enflasyon yüzde 37. Kış vaktindeyiz… Mevsiminde karnabaharın fiyatı son bir yılda yüzde 101, ıspanağın fiyatı yüzde 84, pırasanın fiyatı yüzde 64 artmış. Bir karton yumurtanın fiyatı bir tavuğun fiyatını sollamış. Eskiden ay sonunda para kalmayınca, “Peynir ekmekle karnını doyurmak” diye bir laf vardı. Peynir de artık lüks olmuş, ekmekte askıda. Markette yarım kilo peynir 50 liraya satılıyor. Peynirin fiyatı etle yarışıyor. Ama Saray çıkmış, hala “enflasyon yüzde 14,6” diyor. TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla, emekliye, çalışana kumpas kuruyor.

SARAY, BESLEMELERİNİ ABAT EDİYOR

Saray milleti unuttu, saray sadece kendi beslemelerini artık abat ediyor. Dünyada devletten en fazla ihale alan 10 inşaat firmasının beşi Türkiye’de. Hepsi de havuzcu… Havuz müteahhitlerinin dövizli garantileri tıkır tıkır ödeniyor. Sadece 2020’de, Avrasya Tüneli’nden geçmeyen araçlar için milletin vergilerinden 392 milyon lira ekstra para ödeyeceğiz. “Bir kuruş vermeden yapıldığı iddia edilen” projeler için 2020’nin ilk 11 ayında, bütçeden ödenen garantilerin toplamı ise 13 milyar lirayı buluyor.

YATIRIMCI KAÇIYOR, HÜKÜMET SICAK PARACILARA EL AÇIYOR

Vesayet rejimine fiilen geçtikten sonra, can ve mal güvenliğinin olmadığı yerde, iş ve istihdam yaratacak nitelikli yatırımların da yapılmadığını gördük. 2015’te 19 milyar dolara kadar çıkan doğrudan yabancı sermaye yatırımları, bu yılın ilk 10 ayında, 5 milyar dolarlara kadar düştü. Bir büyük otomotiv firması Türkiye’ye yapacağı 1,5 milyar Avroluk yatırımdan vazgeçti. Kaçıp gitti. Yine bir Fransız enerji şirketi, dört ayrı şirketteki hisselerini satıp, Türkiye’den çıktı. Hukuku katledip, iş ve istihdam yaratacak yatırımcıyı kaçıranlar, ürkütenler şimdi o yabancı yatırımcıyı ülkeye çekmek için, gelin bizde işgücü çok ucuz, sudan ucuz diye tanıtım yapıyorlar. Yüksek faizlerle uluslararası tefecilere, sıcak paracılara el açıyorlar. Damadın kaçtığı gün ülkeye, 1 milyon dolar getiren bir yatırımcı, parasını; İstanbul Borsası’na yatırdıysa, iki aydan daha kısa bir sürede 475 bin doları, eğer devlet borçlanma kâğıdına yatırdıysa da 161 bin doları cebine indiriverdi. Soruyoruz; Dünyanın neresinde böyle bir vurgun var? Bu milletin sırtından yapılan bu soygun neyin nesi? Milleti kuru soğana muhtaç eden saray rejimi, uluslararası tefecilere neyin bedelini ödüyor?

VATANDAŞ MİLLİ PARASINA GÜVENMİYOR

Vesayet rejimine fiilen geçtikten sonra, bıraktık elin yabancısını, vatandaşlarımız bile milli parasına artık güvenmiyor. Hala köşede üç beş kuruşu kaldıysa, Dolara, Avroya yatırıyor. Daha dün açıklandı. Sadece son bir haftada Türkiye’deki vatandaşların döviz mevduatları 1 milyar 856 milyon dolar artmış. 150 milyar doları geçmiş. Tüzel kişilerle birlikte, yurtiçi yerleşiklerin döviz mevduatı 236 milyar dolara ulaşmış. Geçtiğimiz Ekim ayı sonunda aynı rakam 221 milyar dolardı. Bir tek son iki ayda, döviz mevduatlarındaki artış 15 milyar dolar. Yönetimin kendisi yerli parasına inanmıyorsa, dövizle ihaleden, yandaşa dövizle garanti vermekten vazgeçmiyorsa, vatandaş nasıl yerli paraya güvenecek?

ZİRAAT BU KREDİYİ KİME VERDİ?

Son birkaç yılda yaşadıklarımız, yerlilik ve millilik edebiyatı yapanların, yerlilik ve millilikten haberdar olmadığını açıkça ortaya koydu. Bunlar yerli ve milli olsaydı; çiftçinin bankası olan Ziraat Bankası’nın vergi cennetlerinde kurulmuş tek bir firmaya 1 milyar 600 milyon dolarlık kredi kullandırmasına izin verirler miydi? Tekrar ediyorum 1 milyar 600 milyon dolar. Bugünkü kurla yaklaşık 12 milyar Türk lirası ediyor. Bunu biz söylemiyoruz. Sayıştay’ın denetim raporları söylüyor. Kredinin koşulları da maşallah öyle böyle değil. 3 yıl ödemesiz 10 yıl vadeli. Babalar, evlatlarına bu koşullarla para vermiyor. Ama söz konusu firma bu uygun koşullarda bile bu borcu ödeyemiyor. Mart 2020 itibariyle, kredinin son üç yılda geciken anapara taksit ve faizleri 727 milyon dolar. Ama her nasılsa Ziraat Bankası, bu krediyi “yakın izlemede tutmakla” yetiniyor. Zarar yazıp, karşılık ayırmıyor. Anlaşılan BDDK da bu işlere göz yumuyor. Şimdi biz de hükümete soruyoruz: Çiftçilere vermediğiniz kadar iyi şartlarla verdiğiniz bu krediyi, vergi cennetindeki bir şirkete tek kalemde niçin verdiniz? Bu imtiyazlı koşullarla kredi alan şanslı kişi kim? Bu krediye kim ya da kimler aracılık etti? Bu krediye imza atanlar hala görevlerinde duruyor mu? BDDK bu kredinin batık yazılmamasına neden göz yumdu? BDDK’nın elini acaba kimler tutuyor?

ÇİFTÇİ İNLERKEN, ÇİFTÇİNİN BANKASI MİLYARLARI KAPTIRDI

Yerli ve milli ürün üreten çiftçilerimiz, kanunen hak ettikleri destekleri alamazken, ithalatla köşeye sıkıştırılırken, tohumda, gübrede, mazotta artan fiyatların altında inim inim inlerken, sattığı üründe alın terinin karşılığını alamazken, Bankalara ve Kooperatiflere biriken borcu yüzünden, tarlası, traktörü, ineği haczedilirken, ülkeyi yönetenler, vergi cennetindeki bir firmaya milyar dolarları nasıl kaptırabiliyorlar?

ÇİFTÇİ: SÖZÜNE UYDUK 3 ÇOCUK YAPTIK, ŞİMDİ ÇOCUKLARA YUMURTA ALAMIYORUZ

Izrar halindeki çiftçilerimiz, tarım makinasını hurdacıya satıp, son parayla Ankara’ya gelip sesini duyurmak için uğraşıyor. Vergi cennetindeki şirkete verilen kredilere, geri ödenmeyen kredilere gıkını çıkarmayanlar, çiftçinin borcu olduğu zaman ondan alacaklarına şahin kesiliveriyorlar. Çiftçi haykırıyor. “700 bin liralık borç, faiziyle 2 milyona çıktı. Bütün her şeyimi, aracımı, tarlamı bağladılar. Kızım da kefilim. İneklerimizi de sattık. Birçok hayvanım da bakımsızlıktan telef oldu” diyor. Uşaklı bir başka çiftçimiz: “Ben Tayyip’çiyim. Tayyip ‘çalışın’ dedi. Çalıştık. Tayyip ‘3 çocuk yapın’ dedi. Yaptık. ‘Tarlaları ekin saksı bile boş kalmasın’ dedi. Ektik. Ben çocuklarıma bir koli yumurta alacak durumda değilim. Buraya gelecek yol param yoktu. Tarım aracımın bir tanesini hurdacıya sattım, o parayla buraya geldim” diye feryat ediyor. Peki, çiftçilerimizin bu feryadını duyan var mı? Ne gezer… Çiftçinin sesini duymayanlar, Sudan’da, Nijer’de milyonlarca dönüm arazi kiralayıp, tarım yapmanın peşindeler. Bu mu sizin yerliliğiniz? Bu mu sizin milliliğiniz?

ESNAF: BATAKTAYIZ, ÇIRPINDIKÇA BATIYORUZ

Mahmutpaşa esnafı bağırıyor: “Hafta sonu kapalı, hafta içi çarşı boş… Her şeyi kapattınız, biz nasıl geçineceğiz? Artık milletle dalga geçmeyin, açız kardeşim, açız. Bu insanları artık duyun.” Aynı çarşıda bir başka esnaf, “Devletimiz sağ olsun, hiçbir şekilde yardımcı olmadı. Bir bataklığın içinde kendi kendimize çırpınıyoruz, çırpındıkça batıyoruz. Halimizi soran bile yok” diyor. Saraydakiler esnaflarımızın da sesini duymuyor.

SORUNLU BORÇLAR BÜYÜK TEHLİKE

Kamu bankaları başta olmak üzere, bankacılık sisteminde varlık kalitesi üzerindeki kuşku bulutları, her geçen gün daha da artıyor. BDDK karşılık kararnamesini bu yılın ortasına kadar gevşetti. Peki, yılın ikinci yarısında ne olacak? Bankalardaki tahsili gecikmiş alacak bakiyesinin 150 milyar lira olduğunu, yakın izlemedeki kredilerin ise 360 milyar lirayı bulduğunu, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası söylüyor. 2021’e yavaşlayan bir ekonomi, yüksek işsizlik ve bankalarda 510 milyar liralık sorunlu krediyle girdik. Bu sorunlu borçlar, bu koşullarda nasıl ödenecek? Ekonomi yönetimi bu konuda acaba ne yapmayı düşünüyorlar? Bununla ilgili hiçbir açıklama yok ortada. Merkez Bankası Başkanı değişti, Hazine ve Maliye Bakanı da değişti. Ama altlarındaki kadrolar oturdukları yerlerde oturuyorlar. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nı ve bakanlığı yeniden yönetilebilir hale getirin.

SADECE KURUMSAL KAPASİTEYİ DEĞİL, FİZİKSEL BÜTÜNLÜĞÜ DE PARÇALADILAR

Damat ve kayınpeder Merkez Bankası’nın sadece kurumsal kapasitesini, kadrolarını değil, fiziksel bütünlüğünü de parçaladılar. Damada yakın olsun diye, banka personeli İstanbul ve Ankara arasında bölündü. Yönetilemez hale geldi. Birilerine rant yaratmak amacıyla, kritik bölümlerin büyük kısmı İstanbul’a taşındı. Ancak işler Ankara’da kaldı, Ankara’dan yürütülmeye devam ediyor. Banka personelini daha fazla mağdur etmeyin, bankanın bütünlüğünü sağlayın, bu saçma uygulamadan biran evvel vazgeçin.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim. 

Soru- Yeni yılda artan ÖTV ve KDV oranları çok dikkat çekti. Özellikle alkoldeki vergi artışı… Bu vergi artışının bir politika olmaktan çıkıp yaşam tarzına bir müdahale haline geldiğini düşünüyor musunuz? Bir de kaçak üretim ve ölümleri arttırmaz mı bu müdahale?

Faik ÖZTRAK- Şimdi her şeyden önce tabi alkol sağlığa zararlıdır ama bir ürünün vergisi o ürünün ederini aştığı andan itibaren ortaya başka sorunlar çıkar. Bunun başında da kaçakçılık, kaçak üretim gelir. Bundan dolayı hem devlet zarar eder, hem de kontrolsüz kaçak ürün kullanımı nedeniyle insanlarımız zarar görür. Nitekim bu kaçak içki nedeniyle son dönemde çok sayıda yurttaşımız hayatını yitirdi. Bu kadar vergi koyacaksanız daha iyi kontrol etmeniz lazım ama kontrol edemiyorsunuz. Çünkü kaçak cazip hale geliyor vergi nedeniyle.

Bir de genel olarak şunu söylemek isterim. Dolaylı vergiler, gelirlerine oranla baktığımız zaman, yoksulların sırtında en fazla yükü oluşturur. Dolayısıyla dolaylı vergileri azaltacak, buna karşılık gelirden alınan vergileri artıracak, az kazanın az, çok kazananın da çok vergi vereceği bir sistem reformuna hızla ihtiyacımız var. Ama bu ülkeyi 18 yıldır yönetenler bir şey öğrenmişler, tamamen dolaylı vergilerle emekçilerin, yoksulların sırtına yüklenerek ülkeyi idare etmeye devam ediyorlar.

Soru- Sağlık Bakanı Corona aşılarıyla ilgili sık sık tweet atıyor. Buna karşın Türkiye’ye 3 milyon doz dışında diğer aşıların kesin olarak ne zaman ve ne kadar geleceği bilinmiyor. Dünyada ise aşılama hızlı şekilde başladı ve devam ediyor. Aşılar nerede sorusuna Türkiye’de nasıl bir yanıt bulunacak?

Faik ÖZTRAK- Şimdi dünyada 50 ülke aşılamaya başladı zaten. Ama Türkiye’de aşılamanın ne zaman başlayacağı, ne olduğu konusunda doğru düzgün bilgi alamıyoruz. Yarın karar çıkaracağız, öbür gün karar çıkaracağız, nedir, aşı çeşitlemesinde durumumuz nedir? Baştan beri söylüyoruz, bu aşılama konusunda derli toplu, vatandaşın rahatça takip edebileceği ve içinin rahat olacağı bir takvimi muhakkak Bilim Kurulu’nun açıklaması lazım.

Birçok ülke aşılamaya başladı. Bu aşılamanın bizde gecikmesi ya da aşılama konusunda insanların torpil olduğuna dair bir takım kaygılarla bu işin götürülüyor olması ciddi sıkıntılar yaratacaktır. Ekonomik olarak sıkıntılar yaratacaktır, insan yaşamıyla ilgili, sağlıkla ilgili ciddi sıkıntılar yaratacaktır. Bakın, bu geç kalmanın özellikle sağlık çalışanlarının aşılanmasında geç kalmanın maliyeti çok büyük. Dün yine bir sağlık çalışanımızı, bir doktorumuzu Covid nedeniyle kaybettik. Bu süreçte 300’ün üzerinde sağlık çalışanımız hayatını yitirdi. Bunları yerine koymak mümkün değil. Onun için biran önce aşılanmaları lazım. Bu nedenle de çok net bir aşılama takvimini bu milletin önüne mutlaka Bilim Kurulu’nun koyması gerekiyor. Yine bu süreçte yaşamını yitiren tüm vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum.

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan Boğaziçi Üniversitesi’ndeki olaylar üzerinden CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nu hedef aldı. Öğrenciler bu işin içinde değil, bu işin içinde teröristler var, öğrencilerle alakası olmayan CHP’nin İstanbul İl Başkanı orada. Kendisi DHKPC militanıdır dedi. Sizin bu açıklamaya ilişkin değerlendirmeniz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Yani bu sözleri söyleyen kişinin oturduğu makama, taşıdığı sorumluluğa bir bakıyorum, herhangi bir mahkeme kararı olmadan ağzına geleni söylemesi, bu şekilde suçlamalarda bulunmasını gerçekten ruhi sıkıntılı bir durumun işareti olarak görüyorum. Suçlama çok ağırdır. Bu suçlamayla ilgili olarak İstanbul İl Başkanımız gerekli yasal yollara vakit geçirmeden başvuracaktır. Ama bir şeyi konuşmamda söyledim, demokrasiyi korumak için hepimizin çok dikkatli olması lazım, tedbirli olması lazım. Bu da o durumlardan biridir. Yani sorumluluk makamında oturanlar, on parmaklarında on kara sağı solu suçlamaya başladıkları andan itibaren bu işlerin nereye gideceği belli değildir.

Soru- Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu üyesi Oğuzhan Asiltürk’ü ziyareti için seçim ittifakı dedi. “Terörle mücadele verirken bu terörle mücadelede her türlü desteğin bizim yanımızda olması lazım” ifadelerini kullandı. Sizin bu konudaki değerlendirmeleriniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Biz yani kimin kimle görüştüğüne karışmayız. Bu konuyla ilgili yorum yapmayız ama bizim bildiğimiz bir şey var, her türlü istişarede bir hayır vardır. Umarız ve dileriz ki, bu istişarelerde milletin derdi görüşülüyor olsun, milletin sıkıntıları görüşülüyor olsun, mutfaktaki boş tencere görüşülüyor olsun. Yoksulluk sınırının kat kat altındaki asgari ücret görüşülüyor olsun, açlık sınırının biraz üstündeki asgari ücret görüşülüyor olsun, çiftçinin durumu görüşülüyor olsun, esnafın durumu görüşülüyor olsun. Yoksulluk, işsizlik, hayat pahalılığı görüşülüyor olsun.

Soru- HDP Eski Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve bazı HDP’li yöneticiler için ağırlaştırılmış hapis cezası istenen Kobani iddianamesi kabul edildi. Bu gelişmeyle ilgili sizin değerlendirmeniz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Ben genel olarak, o veya bu şahıs demeden Türkiye’deki bu hukuk sisteminin durumuyla ilgili görüşlerimi ifade etmek istiyorum. Şimdi bu dava 5 yıl önce başladı ve bir iki sayfalık bir İngilizce metnin tercüme edilememesi nedeniyle rafta tutuluyordu. Devletin demek ki bu metinleri tercüme edecek imkanı yok, bunlar böyle 5 – 6 yıl oralarda bekletiliyor. Ne zaman ki, AİHM bir karar verdi hemen o karardan sonra bu dava raftan indiriliverdi. Bu gerçekten Türkiye’deki hukuk sisteminin içinde bulunduğu hazin durumu gösteriyor.

Soru- Yeniden CHP Hareketi başlatan Trabzon eski milletvekili Haluk Pekşen ilk kurultayda Genel Başkan Aday Adayı olacağını açıkladı. Bu hamleyi ve açıklamalarını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- CHP’nin her bir ferdinin, her bir üyesinin Genel Başkan Adayı olma hakkı vardır. Hayırlı olsun diyorum.

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan Cuma namazı çıkışında Fikri Sağlar’ın başörtülü hakimlere ilişkin sözlerini partili bakanlık yapmış ama bu ülkede yasalar neyi ikame ediyor bundan haberi yok dedi. Sizin değerlendirmeniz nasıl olur?

Faik ÖZTRAK- Bugüne kadar Genel Başkanımızın ve benim yaptığım açıklamaların üstüne yapacağımız ilave bir açıklama yok. Bu meseleyi uzatmanın mutfaktaki boş tencereye hiçbir faydası da yok.

Soru- Muğla’da Pınar Gültekin davasıyla ilgili bazı iddialar gündeme gelmişti. İddialar üzerine Muğla milletvekili Süleyman Girgin HTS kayıtlarını ortaya koydu ve karşı dava açtı. Bu konudaki son gelişmeler nedir?

Faik ÖZTRAK- Bu konuda daha ilk günden itibaren milletvekilimiz çok net bir tutum aldı. “Eğer benim bu söylediğim bu sözleri söylediğim ispat edilirse ben CHP’den de, milletvekilliğinden de istifa ederim” dedi. Ve süreçte bu sözleri söylemediğine dair, bu sözleri söylediği iddiasında bulunanlarla ilgili olarak da davayı açtı. Tabi burada benim hayret ettiğim bir husus var. Milletvekilimizle ilgili bu iddialar gündeme geldiğinde ortalığı yıkan yandaş medya, milletvekilimiz bu karşı davaları açtığında, bu suçlamaları reddettiğinde nerede? Hakikaten bu durum Türkiye’de özellikle yandaş medyanın içine düştüğü hali çok açık seçik ortaya koyuyor. Kendinize saygınız yok anladık ama en azından okurlarınıza, dinleyicilerinize, seyredenlerinize saygınız olsun onların doğru haber almalarına imkan verin.  

Soru- Muharrem İnce parti kurma çalışmalarında sona geldi. Dünde Grup Başkanvekili Özgür Özel ne parti kurmasını ne de istifasını isteriz dedi. Muharrem İnce’ye bir kal çağrısı olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Muharrem İnce’nin parti kurması bizim gündemimizde yok.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

“EKONOMİK İFLASIN İLAMI NOKTASINA GELDİK”

CHP Sözcüsü Öztrak, Hükümetin salgında borcu borçla çevirdiğini, sadece vatandaşın değil, ülkenin dış borcunun da rekorlar kırdığını ifade etti.

Ekonomide çok önemli bir kırılganlık göstergesi olan; vatandaşların, reel sektörün ve devletin borçlarının toplamının milli gelire oranının Türkiye tarihinde ilk defa yüzde 125’e ulaştığına dikkat çeken Öztrak, “Gelirimiz artık toplam borcumuzu karşılamıyor. Bu ekonomik iflasın ilamı noktasına geldiğimizi gösteriyor. Korkarım 2021’de en büyük ekonomik sorunumuz ödenemeyen borçlar ve bankaların bozulan aktif kalitesi olacak” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Yeni yılın ilk basın toplantısında hepinizin yeni yılını tekrar kutluyorum. Sağlık, sıhhat dolu bir, mutluluk, başarı dolu bir yeni yıl diliyorum hepinize. Bugün bu yılın ilk Merkez Yönetim Kurulu toplantımızı gerçekleştirdik. Toplantımızın gündeminde, bugün açıklanan enflasyon verileri, milleti gerçekten bunaltan hayat pahalılığı, ağırlaşan ekonomik kriz, kamudaki liyakatsizlik, derinleşen devlet krizi ve bunun sonucunda şuanda içinden geçmekte olduğumuz büyük buhran vardı.

TERÖRÜ LANETLİYORUZ

Hafta sonunda, Somali’de bir Türk firmasına yapılan bombalı terör saldırısında, hayatını kaybedenler oldu. Bu saldırı sonunda yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır, yaralananlara acil şifalar dileyerek sözlerime başlamak istiyorum. Terör insanlığa karşı bir suçtur. Hiçbir sebep, terörü haklı gösteremez. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, her türlü terör eylemini lanetledik lanetlemeye de devam edeceğiz.

ELAZIĞ’A 30 KİŞİLİK CHP HEYETİ

Bu hafta sonunda Elazığ’da gerçekleşen deprem nedeniyle önce Elazığlılara geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Ayrıca geçtiğimiz yıl Elazığ’da bir deprem acısı yaşamıştık. Aradan geçen bir yılda depremzedelerle ilgili alınan önlemleri yerinde incelemek üzere, Genel Başkan Yardımcımız Ali Öztunç başkanlığında, 30 milletvekilimiz bu hafta Elazığ’a hareket edecekler. 

SARAY SİYASETİNİN İKİ TEMEL AYAĞI: BORÇ VE NEFRET

2020 yılının son basın toplantısında, 2021 için iyi dileklerde bulunmuş, yeni gelen yılın, sağlığa, umuda, güzelliklere vesile olmasını dilemiştik. Ancak, daha yılın ilk günlerinde, huylunun huyundan vazgeçmeyeceğini gördük. Saray siyasetinin, iki temel ayağının bu yıl da ısrarla sürdürüleceği anlaşıldı. İlki milletin refahını değil borcunu artır. İkincisi, milleti ortadan ikiye böl, böylece borçla, nefretle, kinle, milletin fakirliğini, fukaralığını ve yarın korkusunu yönet.

BU KİN, BU TOPRAKLARIN ÖZ KÜLTÜRÜNE YABANCI

Oysa, bu toprakların hamurunda kin ve nefret yoktur. Bu toprakların hamurunda;

“Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil” diyen Yunus Emre vardır.

“Bağış, kine merhemdir” diyen Mevlana Celalettin Rumi vardır.

“Yolumuz, ilim irfan ve insanlık sevgisi üzeredir” diyen Hacı Bektaş-ı Veli vardır.

“Kalbini, kapını, alnını açık tut” diyen Ahi Evran vardır.

Siyasette mücadele, münakaşa, rekabet tabi ki olur… Ama sonunda; milletin meselelerinin, istişareyle, müzakereyle çözülmesi asıldır. Kin, nefret ve gözü dönmüşlük… Bu topraklara, bu toprakların öz kültürüne yabancıdır.

SARAY ŞİRAZESİNDEN ÇIKTI

Saray, milletin kendisine vereceği notu anketlerde görmeye başladıkça, sandıkta kendisini milletin nereye göndereceğini idrak ettikçe, artık bâb-ı hükümetten, toparlanıp gitme vaktinin geldiğini gördükçe, şirazesinden iyice çıkıyor. Bir Cuma namazı çıkışında dilinin zembereği yine boşaldı. Koltuğunu koruma hırsıyla, milletimizin değerlerini kaşıyıp, kanatarak, partimizde siyaset yapan kadın üyelerimize, yöneticilerimize, kendi partisine oy vermedikleri, kendi partisinde siyaset yapmadıkları için, “Vitrin mankeni” dedi.

TESTİNİN İÇİNDE NE VARSA AĞZINDAN O DÖKÜLÜR

Ne demiş atalarımız; “Testinin içinde ne varsa, ağızdan da o dökülür.” Sarayın kibirlisi, kadınlara yönelik bakış açısını, bundan öncede pek çok defa ifşa etmişti. Biz bu aşağılayıcı dili ilk defa duymuyoruz. Bu ne ilki öyle gözüküyor ki ne de sonuncusu olacak. Oysa bu Cumhuriyet, kadınlara yönelik ayrımcılığı daha baştan reddederek kurulmuştur. Cumhuriyetimiz; “Millet erkek ve kadından oluşur. Mümkün müdür ki, toplumun yarısı toprağa zincirlerle bağlıyken diğer kısmı semaya yükselebilsin?” diyen, büyük bir liderin, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kuruldu.

BU KAFAYLA REFORM OLMAZ

Bana oy vermeyen, benim partimde siyaset yapmayan kadın, “Vitrin mankenidir” diyen bu zihniyet şimdi çıkmış, 2021 yılında reform yapacağını söylüyor. Bu kafayla yapılacak reforma da, uygulamaya da kimse inanmaz. Kadın cinayetleri son yıllarda katlanarak arttıysa, nedenleri işte bu barbar zihniyette aranmalıdır. Son 12 yılda, 3 bin 485 kadın cinayete kurban gitti. Şüpheli kadın ölümleri bu rakama dahil değil. Kadını “vitrin mankeni” olarak görenler, bu dışlayıcı dilin sahipleri, kadın cinayetlerini engellemek için tedbir alır mı, alabilir mi? Almadığı gibi, kendi imzaladıkları, kadına, çocuğa yönelik her türlü şiddeti engellemeye dönük esasları içeren, “İstanbul Sözleşmesi’ni” bile tartışmaya açtılar.

GÖNLÜNÜ KIRDIĞI KADINLARDAN ÖZÜR DİLESİN, HELALLİK ALSIN

Biz bir kez daha söyleyelim; kendinize gelin, ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun, barbarlık yapmayın! Hiçbir kadın, vitrin süsü değildir. Kadın, erkek eşittir. Siyaset yapmak, kadının da, erkeğin de herkesin hakkıdır. Biz şimdi Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan, AK Parti Genel Başkanı’nın, Cuma namazı çıkışında gönlünü kırdığı, bu ülkenin tüm kadınlarından, samimi bir özür dilemesini, helallik istemesini bekliyoruz.

SARAY VİTRİNİNDE BUNLAR VAR

Madem Erdoğan “vitrin mankeni” konusunu açtı; o zaman kendi vitrinine bir bakalım. Vitrinlerinin en nadide köşelerinden birinde, yolsuzluktan aklanmamış, “Bakara makara” diyerek yüce kitabımız, Kuran-ı Kerim’in kelamıyla dalga geçmiş bir eski Bakan, şimdi bu ülkenin büyükelçisi olarak arzı endam ediyor. Vitrinlerinin bir başka köşesinde, 17-25 Aralık sonrasında, Pensilvanya’ya gidip FETÖ elebaşıyla görüşen, zaman gazetesinin ortağı olan iş adamı, Katarla anlaşma masasında devlet protokolünde oturtuluyor. Yine vitrinlerinin tam ortasında, Vakıfbank Yönetim Kurulu’na atadıkları sahte diplomalı pehlivan var. Havlusunu da bir dönem, FETÖ kumpaslarının baş savunuculuğunu yapan, bir AK Parti Grup Başkanvekili tutuyor. Vitrinlerinin bir diğer köşesinde, bu milletin iffetli analarına küfredip, milletin vergilerinden, milletin geçmediği tünelin köprünün yolun, uçmadığı havaalanının dolarla, avroyla garantilenmiş ücretini, salgın falan dinlemeden cebe indiren, havuz müteahhitleri oturuyor. Yine vitrinlerde, bilim yuvası olması gereken üniversitelerde, yetkili kurullarda seçilip seçilmediğine bakılmadan liyakati değil sadakati dikkate alarak, rektörlük makamına oturtulan eski milletvekilleri, milletvekili adayları bulunuyor. İşte milletimizin, sizin vitrininizde gördüğü bunlar Sayın Erdoğan. Milletimizin bu vitrine verdiği not da belli, ilk sandıkta size yerinizi gösterecek, bu vitrin değişecek.

BUHRANIN ÜSTÜNÜ ÇAMURLA ÖRTMEYE KALKIYOR

Saray’ın millet için söyleyecek bir sözü, yapacak bir şeyi de kalmadı. Saray çürümüş, metal yorgunu… Şimdi ülkeyi içine düşürdüğü buhranın üstünü rakiplerine çamur atarak örtmeye çalışıyor. Oysa bu milletin gündemi belli: Bu ülkenin insanı işsizlikle boğuşuyor. Yoksullukla boğuşuyor. Pazar tezgâhlarında kalanlardan, günlük rızkını çıkarmaya çalışan yüzbinlerce yurttaşımız var. Çalışıyor göründüğü halde iş başında olmayanlarla beraber, işsizlerimizin sayısı 12 milyonu aşıyor. Gençlerimizin bu ülkede bir hayat kurma umudu her geçen gün biraz daha azalıyor. İşsizler perişan, çalışanlar da yoksulluğun pençesinde. Asgari ücret ortalama ücret olmuş. Millete açlık sınırında yoksulluk sınırının kat kat altında, bir asgari ücret bu saray hükümeti tarafından layık görülmüş.

UCUZ İŞGÜCÜ VAR, BUYURUN

Ülke yabancı yatırımcı için hukukun üstünlüğüyle, teknolojik alt yapısının cazibesiyle bir çekim merkezi olamıyor. 1,5 milyar Avroluk Volkswagen yatırımı ülkeden kaçıyor. Bunu gören Sanayi Bakanı da “Kaybeden Volkswagen olur” diye sarayı teselli ediyor; ama öbür taraftan Cumhurbaşkanlığı’nın Yatırım Ofisi, uluslararası yatırımcıya suna suna, “Uygun maliyetli iş gücümüz var, buyurun” diyor. Çok açık söylüyorum: Bu ülkenin çalışanları, sefalet ücretine mahkûm edilemez.

YOKLUK VE HAYAT PAHALILIĞI YENİ NORMAL

Bu hükümetle yokluk ve hayat pahalılığı olağan hale geldi. Memlekette kuraklık var ama doğalgaz, elektrik, köprü, otoyol, zamlar sağanak oldu milletin başına yağıyor. Elimizi attığımız her yer ateş pahası… Dünyanın en pahalı köprü ve otoyolları bizde… İstanbul’dan İzmir’e uçakla gitmek, İstanbul’dan İzmir’e otoyoldan gitmekten daha ucuz hale geldi. Bugün 2020 enflasyon rakamları açıklandı. TÜİK’in makyajlı rakamlarına göre; Aralık ayında aylık enflasyon yüzde 1,25 yıllık enflasyon yüzde 14,6 olmuş. Türk Lirasının kur sepeti karşısında yüzde 24 değer kaybettiği, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bilançosunun yüzde 27 büyüdüğü, para arzının yüzde 37 genişlediği bir yılda; enflasyonun yüzde 14,6’da kaldığına inanmak çok zor.

KUL HAKKI YEMENİN DANİSKASI

Bağımsız ekonomistlerden oluşan, Enflasyon Araştırma Grubu Aralık enflasyonunun yüzde 4,1, 2020 enflasyonun ise yüzde 36,7, bir daha tekrarlıyorum yüzde 36,7 olduğunu açıkladı. TÜİK enflasyonuyla, ekonomistlerin hesapladığı enflasyon arasında dağlar var. Şimdi çıkmışlar memura ve memur emeklisine, vere vere yüzde 7,36 zam vereceklermiş. İşçi ve esnaf emeklilerine verdikleri zam ise sadece yüzde 8,36. Buradan açıkça söylüyorum. Bu kul hakkı yemenin daniskasıdır.

BÖYLE İKTİDAR İKİ CİHANDA İFLAH OLMAZ

Bir yandan havuz müteahhitlerine gidecek köprü ücretlerine yüzde 26 zam yapacaksınız onların cebine gidecek köprü ücretlerine. Yine milletin bunlardan geçmemesi halinde bu köprüler ve otoyollar için, vergilerden ödenecek garanti ücretlerini dolara avroya endeksleyeceksiniz. Sonrada memura ve emeklinin maaşına gelince komik zamlar vereceksiniz. Asgari ücreti de 3 bin 100 lira bile yapamayacaksınız. Enflasyon rakamlarını makyajlayarak, milletin çoluğunun çocuğunun rızkına, maaşına el uzatan bir iktidar iki cihanda da iflah olmaz.

ENFLASYON LİGİNDE RAKİPLERİMİZ: LİBERYA, NİJERYA, ETİYOPYA, ZAMBİYA, KONGO

Gerçek enflasyonun yüzde 14,6’dan çok daha yüksek olduğunu, vatandaşlarımız zaten iliklerine kadar hissediyor. Kış aylarındayız. Son bir yılda, kışın mutfakta en çok tüketilen karnabaharın fiyatı yüzde 101, ıspanağın fiyatı yüzde 84, yumurtanın fiyatı yüzde 82, portakalın fiyatı yüzde 71, pırasanın fiyatı yüzde 64 artmış. Ama memura emekliye gelince yüzde 7, yüzde 8 zam… İnsaf nerede kaldı! TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla bile, dünya üzerinde en yüksek enflasyona sahip 15 ülke arasına girdik. Avrupa’daki en yüksek enflasyon da bizde. Enflasyonda aynı ligde yarıştığımız ekonomiler: Liberya, Nijerya, Etiyopya, Zambiya, Kongo… böyle gidiyor. 2020 için açıklanan bu enflasyonla, OVP’nin yüzde 10,5’lik enflasyon tahmini de çökmüş oldu. Hem de öyle böyle değil tahminden yüzde 39 saptı. Şimdi bunun hesabını kim verecek? Peki, bu artık geçersiz olan enflasyon tahminiyle hazırlanan bütçeye kimler inanacak? Kime yön verecek bu bütçe?

KÖTÜ YÖNETİMİN FATURASI: ASKIDA EKMEK

Milletimiz 2021’e; yüksek enflasyonun yanı sıra, düşük büyüme, düşen milli gelir, yüksek cari açık, yüksek dış borç yükü, yüksek bütçe açığı, eksi bakiye veren döviz rezervleri, yüksek faiz ve aşırı dalgalanan döviz kurlarıyla giriyor. Ekonomide kötü yönetimin faturası, askıda ekmek olarak vatandaşımızın sırtına yükleniyor. Yönetenlerin hataları bizim cebimizi boşaltıyor. Kibir tutsakları, Saraylarındaki çalgılı türkülü eğlence masalarından kafalarını kaldırıp vatandaşa baktığında, “sizlere 2 bin 825 TL asgari ücret, sizlere kuru ekmek yeter” diyor. Çünkü milletin sesini duymuyor, halini görmüyor.

GÜNDE 33 TL NEYE YETER?

Şu salgın döneminde, başka ülkelerdeki hükümetler, esnafının arkasında kapı gibi durdular. Esnaf gelir olarak, ciro olarak ne kaybettiyse onu telafi ettiler. Çalışanların ücretlerini, kiralarını devlet üstlendi. Bizdeki Saray hükümeti ise, vatandaşlarımıza destek olmak yerine, faiziyle borç verdi. Aslında biz, bu dönemde yaşananları adeta bir “dünya savaşına” benzetmiştik. “Bütün ülkeler bunu görüp, buna göre hareket ediyor” demiştik. Salgın bittikten sonra, esnaflarımızın o işletmelerin yeniden hızla faaliyete geçebilmeleri için, “Mahrum kaldığı geliri borç olarak değil, doğrudan gelir desteği olarak verin” dedik. En sonunda, o da üç aylığına, esnafa günlük 33 lira destek vermeye razı oldular. Ben buradan soruyorum, günde 33 lira neye yeter? Esnaf bu 33 lirayla elektrik faturasını mı ödesin, gaz faturasını mı ödesin, su faturasını mı ödesin? Yanında çalışanın maaşını mı ödesin? Yoksa daha önce verdiğiniz birikmiş banka borçlarını mı kapatsın? Yandaşa gelince milyarlık vergi afları, vergi istisnaları, esnafa gelince günde 33 lira. O da sadece üç aylığına…

EKONOMİDE İFLASIN İLAMI NOKTASINA GELDİK

Bankalara borçlar almış başını gitti; son bir yılda: Toptan ve perakende ticaretle uğraşan esnafların bankalara kredi borcu yüzde 40 artmış, 400 milyar TL’ye ulaşmış. Otel, restoran, turizmle ilgili tesislerin bankalara olan borcu ise yüzde 50 artmış, 140 milyar TL’yi bulmuş. Vatandaşlarımızın, bireysel ihtiyaçlarını karşılamak için, bankalardan aldığı borçlar ise yüzde 44 artarak 820 milyar TL’ye ulaşmış. Yani pandemide borcu borçla çevirip, taşıma suyla değirmen döndürmeye çalışmışlar. Sadece vatandaşın borcu değil, ülkenin dış borcu da rekor kırmış. Ama dahası da var. Ekonomide çok önemli bir kırılganlık göstergesi olan; vatandaşların, reel sektörlerin ve devletin borçlarının toplamının milli gelirimize oranı da rekor kırmış. Tarihimizde ilk defa yüzde 125 seviyesine ulaşmış. Gelirimiz artık toplam borcumuzu karşılamıyor. Bu ekonomik iflasın ilamı noktasına geldiğimizi gösteriyor.

2021’İN EN BÜYÜK SORUNU ÖDENEMEYEN BORÇLAR OLACAK

Korkarım 2021’de en büyük ekonomik sorunumuz ödenemeyen borçlar ve bankaların bozulan aktif kalitesi olacak. Bankalarda yakın izlemedeki kredilerin 360 milyar liraya, takipteki alacak bakiyesinin ise 150 milyar lirayı bulduğunu biz söylemiyoruz Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası söylüyor. Yine özellikle kamu bankalarında, takipteki kredilerin olağanüstü bir hızla arttığı, Sayıştay’ın raporlarına dahi yansıyor. Çiftçi can çekişiyor, esnaf can çekişiyor, turizm can çekişiyor, millet can çekişiyor. Sadece bir internet sitesinde bin yedi yüz adet satılık otel ilanı var. Oteller bankaların üzerinde kalmaya başladı. Saray hükümeti ise kendi havasında… Ne milletin işini koruyabiliyor, ne yeni iş imkânları sunabiliyor. Ne de çalışanlarımızı ve emeklilerimizi muhafaza edebiliyor… Eldeki son barutları da geçen yıl tükettiler. Kamu Bankalarının kredi açmaya artık takati yok. Merkez Bankası’nın hini hacette kullanılacak ihtiyat akçelerini de tükettiler. Merkez Bankası kasasındaki 128 milyar dolarlık rezervini buharlaştırdılar. Bunu sorduk, soracağız; bu dövizler kimlere peşkeş çekildi? 128 milyar dolar esnafa gitmedi, gitse hali bu olmaz. Çiftçiye gitmedi, işçiye gitmedi… Peki, bu para nereye gitti? Bu parayı kim verdi? Bunun hesabını kim verecek? Hala bir cevap yok…

80 DARBESİNDEN SONRA İLK KEZ: BOĞAZİÇİ’NE DIŞARIDAN REKTÖR

Platon şöyle diyor: “Bir hekim bedende kötü olanı atar, iyiyi bırakır. Bir zorba ise tam tersini yapar. Devlette iyi olanları atar, kötüleri bırakır.” Saray rejiminde liyakatsizlik, beceriksizlik devleti ahtapotun kolları gibi sarmış vaziyette. Liyakatin yerini, Saraya sadakat aldı. Dışişleri Bakanlığı, Kamu Bankalarının yönetim kurulları, AK Partili mütekait vekillerin arpalığı oldu. Hem de ne arpalık… En son Ziraat Bankasında Yönetim Kurulu üyelerine ait, 3 milyon liralık harcamayı, Sayıştay’dan bile saklamaya cüret etmişler. Bunlar da yetmezmiş gibi, son günlerde üniversitelere de AK Partili kayyumlar atanmaya başlandı. Ülkemizin göz bebeği bilim yuvası Boğaziçi Üniversitesi ayakta… 1980 askeri vesayet rejiminden sonra ilk kez, bu defa da saray vesayet rejiminde, Boğaziçi Üniversitesi’ne dışarıdan bir rektör atandı. Atanan kim? AK Partili bir milletvekili aday adayı. Biz bu rejime boşuna “tek adam vesayet rejimi” demiyoruz. Atanan kişi hakkında; sahte twitter hesapları açıp, trol gibi davranmasını mı dersiniz. İntihal yani akademik hırsızlık yapmasını mı dersiniz. Akademisyenlikle bağdaşmayacak pek çok iddia ve itham var. Ama geçmiş uygulamalardan biliyoruz ki, Saraya sadakat olduktan sonra, rüşvet yemek, sahte diploma kullanmak, intihal yapmak Sarayın vitrinine yerleşmek için hiçbir engel teşkil etmiyor. Adalet bunun neresinde? Millet soruyor; ahlaki değerler, liyakat ilkesi, akademik özerklik ve bilimsel özgürlükler nerede? Türkiye Küresel Akademik Özgürlük endeksinde, 144 ülke içinde 135. sırada yer alıyorsa, Dünyanın en iyi 100 üniversitesi listesine tek bir üniversitemizi dahi sokamıyorsak, gencecik beyinlerimiz arkasına bile bakmadan yurtdışına kaçıyorsa, nedenleri işte bu zihniyette, bu anlayışta aranmalıdır.

AŞIDA KAFALAR KARIŞIK

Şimdi Çin aşısı 11 Aralık’ta gelecek dediler. Gelemedi. Şu oldu, bu oldu derken, aşının gelmesi Aralık sonunu buldu. Gelen aşılar da bir tek Çin’den. Bir kaynak çeşitlendirmesi yok, ülke çeşitlendirmesi yok. Yerli aşıda Nisan sonuna yetişecek diyorlardı. Şimdi maşallah o tarihi ağızlarına bile almıyorlar. Onun yerine yeni moda Rusya ile ortak aşı üretmekten söz ediliyor. Kafalar çok karışık. Ama bu arada dünyada 50 ülke vatandaşlarını aşılamaya başladı. Aşısız geçen her gün, insani kayıplarımızı daha da artırıyor, canımızı yakıyor. Bu arada mutasyona uğramış virüslerin uğradığı 33 ülkeden biri de ülkemiz oldu. Tabi aşıda geç kalmanın bir de ekonomik maliyeti var. İhracatta, turizmde, rakiplerimiz aşılamada bizden önde koşarsa, elimizdeki pazarları korumamız giderek zorlaşır.

BU İŞ BU KÖHNE YÖNETİMLE OLMUYOR

Artık her tarafı dökülen bu vesayet rejiminin bu ülkeye bir hayrı kalmadığı anlaşılmıştır. Bunu hep beraber yaşayarak gördük. Bu ülke büyük ülke, milletimiz en büyük zorlukların üstesinden gelmiş büyük bir millet… Hiç şüphe yok ki, bu ülkenin vatandaşları, dünyada muasır medeniyetlerin vatandaşlarına sunduğu hizmetlerin çok çok daha üstünde, her şeyin en iyisine, en güzeline layık… Ama bu iş bu yönetimle olmuyor. Çünkü artık köhneleşen, kokuşan, çürüyen metal yorgunu bu hükümetin millete verebileceği hiçbir şey kalmadı. Bunun mevcut iktidarı sevmek ya da sevmemekle alakası yok. Yaşadıklarımız ortada. Bu ülke özellikle son iki yıldır yönetilmiyor, devamlı patinaj çekiyor savruluyor. Biz yarını, salgın sonrası yeni dünyayı, Türkiye’nin yeni normallerde hangi rolleri oynayacağını, üretim teknolojilerini, otomasyon ve istihdam politikalarını Refah Devleti 3.0 tartışmalarını konuşmak durumundayız. Yüzümüzü yarına dönmek zorundayız. Bu ülkenin suni gündemlerle kaybedecek bir dakikası dahi yok. Zaman ve fırsatlar, bu yeni dönemde coşkun bir nehir gibi akıp geçiyor. Türkiye olarak acilen stratejimizi belirlememiz gerekiyor. Adaleti ve demokrasiyi ayağa kaldırmamız, üretim ekonomisini yükseltmemiz, refahı hakça paylaşmamız, ekonomik, mali ve çevresel sürdürülebilirliği sağlayarak hızlı büyümeyi kalıcı kılmamız gerekiyor. Biz bunu yapabiliriz.

2021’DE BU VESAYET REJİMİNDEN SANDIKTA KURTULACAĞIZ

2021; Cumhuriyet Halk Partisi’nin, bu ülkede hakka, hukuka, adalete inanan, demokrasiden yana olanlarla birlikte iktidara yürüyeceği, tek adam vesayet rejimi kâbusundan, sandıkla kurtulacağımız bir yıl olacak. Milletimiz büyük bir sabırsızlıkla beklediği sandıkta, Saray iktidarına ve ortaklarına, notunu verecek, Saray sosyetesini ve yancılarını evlerine gönderecek. Milletimiz hazır, biz hazırız…

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Efendim üç sorum olacak. Bunlardan ikisi Pınar Gültekin olayına ilişkin olacak. Bilindiği gibi Pınar Gültekin olayında CHP Muğla milletvekili Süleyman Girgin’in babayla konuştuğu söylenmişti ve HTS kayıtları istenmişti. Buna ilişkin HTS kayıtları bugün MYK’da ele alındı mı? Son durum nedir? Bu konuya ilişkin ikinci bir sorumda ailenin yani babanın olduğu memleketi olan Bitlis’in Hizan ilçesinde ilçe başkanı, olay duyulmadan birkaç gün önce görevden alındı. Bu görevden alınmada tartışmalara neden oldu ve baba o ilçe başkanıyla para isteme boyutuna kadar gelecek bir konuşmanın gerçekleştiğini söyledi. Hizan ilçe başkanı neden görevden alındı buna ilişkin sorum olacak.

Ve son sorum da bugün İlker Başbuğ’un Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanan bir röportajı var. Röportajda Menderes erken seçim deseydi 27 Mayıs darbesi olmazdı sözleri darbe iması olarak algılandı. Bu konuda partinizin görüşü nedir?

Faik ÖZTRAK- Bir kere bu ilk bahsettiğiniz konu MYK gündemine gelmedi. Ancak şunun bilinmesini isteriz ki, Genel Başkanımız bu konularda son derece hassastır. Milletvekilimizde yine bu meseleyle ilgili olarak çok net açıklamalarda bulunmuştur. Yarın da kendisi mahkemeye başvuracaktır, çalışmaları devam ediyor. HTS ve ses kayıtlarını isteyecek sonra da suç duyurusunda bulunacaktır. Bununla ilgili detaylı açıklamaları da yarın kendisi yapacaktır.

HTS kayıtlarında durum gözüktüğü andan itibaren kendisiyle ilgili yalan yanlış iddialarda bulunan eğer ortaya çıktığında herhalde suç duyurusunda bulunacaktır.

Hizan ilçe başkanının görevden alınması benim bilebildiğim kadarıyla bu konuyla ilgili değil. Ama Hizan ilçe başkanının da bu konuyla ilgili hiçbir dahli olmadığını, onun da HTS kayıtlarını isteyeceğini ve mahkemelerde gerekli girişimde bulunacağı söyleniyor. Hepsini göreceğiz.

Diğer konuya gelince, arkadaşlar biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak askeri ve sivil her türlü darbeye karşıyız. Altını çizerek bir daha söylüyorum, bu ülkede milli iradeye yapılacak olan askeri veya sivil her türlü darbeye karşıyız. Bunun imasını dahi kabul etmemiz mümkün değildir. 21. yüzyıldayız.

Soru- Dün sosyal medyada “Milli Piyango’dan Varlık Fonu’na aktarılan 75 milyon TL, SMA hastası çocuklar için kullanılsın” çağrısı yapıldı. Sağlık Bakanı ise bir açıklama yaparak “kirli kampanya” dedi. Sonrasında AK Parti yönetiminden de tepkiler geldi. Yapılan çağrıyı ve o çağrıya gelen tepkileri siz nasıl yorumluyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Bu ülkenin küçücük çocuklarının hayatı her şeyden önemlidir. Çocuklarımızın yaşamı söz konusuysa, bu mutlaka siyaset üstü kalması gereken bir konudur. Aileler perişan, evlatlarının hayatlarını kurtarmak için seslerini Türkiye’ye duyurmaya çalışıyorlar. Ailelerin bir kısmı, “Parasını ben bulacağım, yeter ki izin verin ilaç gelsin” diye mahkemeye başvurmuş, mahkeme yürütmeyi durdurma kararını vermiş. Mahkeme kararında “İlacın uygulandığı bebeklerde olumlu gelişmeler gözlemlendi” diyor. Ama bakanlık mahkeme kararını uygulamamakta ısrar ediyor. Sağlık Bakanlığı acılı ailelerin sesini kesmeye çalışacağına yavrusunu yaşatmaya çalışan insanların çığlığına kulak verirse o zaman görevini yapmış olur. Hasta çocuklar deney tahtası olmasın diyorlar. Tamam deney tahtası olmasın da bu çocukları kaybediyoruz. Ayrıca mahkeme kararlarına bile yansıyan ilacın olumlu sonuçlarının alınabildiğine dair bir takım görüşler de var.

Soru- Sayın Fikri Sağlar başörtüsü açıklamasının ardından verdiği röportajda, “Kemal Bey bu olayı vesile ederek benden kurtulmak istiyor” dedi. Sağlar’ın partiden ihracı gündemde mi?

Faik ÖZTRAK- Şunu açıkça söyleyeyim, hiçbir partili Genel Başkanımızın özel gündemini oluşturmaz. Genel Başkanımız partimizin genel politikalarını belirler. Partimizin tüzüğüne göre de Genel Başkanımızın belirlediği politikalar tüm üyeleri bağlar. Bu tüzükte kendini bağlı hissetmeyenlerde bunun gereğini yapmakta tabi ki özgürdürler.

Soru- Demokrat Parti’nin 2023 seçimlerine tek başına girme kararı aldığı belirtiliyor. Yeni yol haritası kapsamında da ilk ziyaret Diyarbakır annelerine gerçekleştirilecek. Siz bu ziyareti ve Demokrat Partinin kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Açıkçası biz resmi kanallardan böyle bir açıklama duymadık. Gelmedi böyle bir açıklama. Ama tabi ki bir başka partinin içişlerine de hiçbir şekilde karışmayız, kararlarına saygı duyarız.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

“BU ASGARİ ÜCRET ZULÜMDÜR”

CHP Sözcüsü Öztrak, 3 bin 100 TL’lik asgari ücret tekliflerine karşın Hükümetin önümüzdeki yıl için asgari ücreti 2 bin 825 lira olarak açıkladığı belirterek, “Bu zulümdür. Ülkenin şartlarına uygun değildir. Açlık sınırının hemen üzerinde, yoksulluk sınırının da dörtte biri kadar bir asgari ücretle, insanlarımız kirasını, faturalarını,  eğitim, sağlık, ulaşım masraflarını nasıl ödeyecekler?” diye sordu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bugün, 2020’nin son Merkez Yönetim Kurulu toplantısını yapıyoruz. Her yıl bitimi aynı zamanda, bir hesap çıkarma, bir muhasebe yapma zamanıdır. Biz de yılın son Merkez Yönetim Kurulu toplantısında, 2020 için böyle bir değerlendirme yaptık.

2020 PARLAK BİR YIL OLMADI

Maalesef 2020 ülkemiz ve milletimiz için parlak bir yıl olmadı. 2018’de başlayan ekonomik kriz, 2020’de daha da derinleşti, buhrana dönüştü. 2020’de, yaşadığımız devlet krizi daha da derinleşti. Ülkemiz Ucube Saray Rejimiyle yönetilmez hale geldi. 83 milyonluk koskoca bir ülke, bir yaprak gibi oradan oraya savrulmaya başladı.

GÜLMEYİ UNUTTUK

Ünlü Fransız mizah yazarı Moliere, “İnsan gülebildiği kadar insandır” diyor. Maalesef 2020’de hepimiz gülmeyi unuttuk. Büyük acılar sıkıntılar yaşadık. 2020’de yaşadığımız ilk büyük üzüntü, Ocak ayındaki Elazığ Depremi’ydi. 41 vatandaşımızı yitirdik. Şubat’ta Van’daki çığ facialarını yaşadık. İki ayrı çığda 42 vatandaşımızı kaybettik. Şubat sonunda bir başka büyük acıyı Suriye’de yaşadık. Rus uçaklarının hava saldırısında 36 Mehmetçiğimizi şehit verdik. Bu korkunç acı, kor gibi yüreklerimizi dağlarken Erdoğan, askerlerimizi şehit eden Rusya’nın ayağına koşarak gitti. Yetmedi, Kremlin’in kapısında Sarayın kapısında ayakta dakikalarca bekletildi. Bu ezilmişlik askerlerimize atılan bombalar kadar bizi üzdü. Milli gururumuzu kırdı. Ama bütün bunlar yaşanmamış gibi, bir de yakın zamanda Erdoğan çıktı; “Putin, özü sözü birdir” diyerek ona övgüler düzdü. 2020’de depremler, seller, orman yangınları çok can yaktı. En son Ekim ayında İzmir’deki depremde 117 yurttaşımızı kaybettik.

SALGININ GERÇEK BOYUTU AYLARCA SAKLANDI

Ama kuşkusuz 2020’ye damgasını vuran Korona Virüs Salgını oldu. Salgın, dünyada hayatı alt üst etti. Ülkemizde ilk vaka Mart ayında tespit edildi. O günden bu yana, 19 bin 878 vatandaşımızı kaybettik. Sağlık çalışanlarımız canla, başla çalıştılar. Salgında yine hemşirelerimizi, hekimlerimizi, birçok sağlık çalışanımızı yitirdik. Diğer taraftan Saray salgını hiç iyi yönetemedi. Her alanda yaptığı gibi, salgın istatistiklerini cilalamaya kalktı. Vaka sayılarına bin bir takla attırdı. “Hasta sayısıydı, vaka sayısıydı” diyerek salgının gerçek boyutunu aylarca vatandaşlarımızdan sakladı. İnsanların gerekli önlemleri zamanında alınmasını engelledi. Bu nedenle binlerce canı yitirdik. Biz; “Madem bu ülkede, her şeyin sorumlusu da, yetkilisi de Saray, Sarayın kibirlisi derhal istifa etmelidir” dedik. Ama skandalın Saraydaki sorumlusu oralı dahi olmadı. Saray şimdi aşı konusunda da kötü bir yönetim sergiliyor.

AŞIDA ZAMAN KAYBEDİYORUZ

Aşı gelmeden önce KDV’si geldi. Ancak 11 Aralık’ta gelecek denen aşılar hala ortada yok. Güya dün akşam gelecekti. Şimdi; “Çin gümrüğündeki Korona vakaları var. Birkaç gün daha gecikecek” deniyor. Oysa pek çok ülkede aşılama başladı bile. Aşılamada kaybettiğimiz her dakika ülkemizin zarar hanesine yazıyor.

SARAY VE BEKÇİSİ BU KONUDA SESSİZ KALAMAZ

Çin deyince… Avrupa basını dünden beri, Türkiye’nin, Çin’le Uygur Türklerinin iadesine dair, bir anlaşma imzaladığı haberleriyle çalkalanıyor. Ama saraydan ve bekçisinden çıt çıkmıyor. 13 Mayıs 2017’de Çin’le suçluların iadesi anlaşması imzalamışlar. Bu anlaşmayı 24 Nisan 2019’da TBMM’ye göndermişler. Meclis Başkanı da hiç bekletmeden, 26 Nisan 2019’da anlaşmayı ilgili komisyona sevk etmiş. Şimdi Çin Meclisi anlaşmayı onaylamış. Biz soruyoruz, bu anlaşmayı Genel Kurula getirecek misiniz? Müslüman Uygur Türklerini Çin’e geri gönderecek misiniz? Onlara bu kötülüğü yapacak mısınız? Ne Sarayın ne de Sarayın bekçisinin bu konuda sessiz kalma hakkı yoktur. Milletimize bunu açıklamak zorundadırlar.

AŞIDA TORPİL FELAKET OLUR

Gelen aşıların uygulamasında, şeffaflık ve adalet çok önemli… Dünyada üçüncü faz incelemelerini geçmiş sadece iki aşı var. Astra Zenaca ve Pfizer/BionTech. Ama bu aşılardan her nedense, yeterince tedarik edilmediği anlaşılıyor. Neden aşılarda gerekli çeşitlendirme yapılmadı? Neden üçüncü faz değerlendirmesinden geçmiş aşılardan, yeteri sayıda alınamadı? Saraydan bu sorulara da cevap bekliyoruz. Gelecek aşıların adaletli bir şekilde, hiçbir kayırma olmadan, en kırılgan gruplardan başlayarak, planlı programlı bir şekilde yapılması gerekiyor. Uyarıyoruz: Aşıda torpil tam bir felaket olur.

EN AZ DESTEK, EN FAZLA BORÇ VEREN HÜKÜMET BİZDE

Koronavirüs salgını, elbette öncelikle bir sağlık krizi… Ama ekonomiye de büyük darbeler vuruyor. Bazı iş kollarında faaliyetler, salgını önlemek için tamamen durduruluyor. Ülkeler bu iş kollarında faaliyette bulunanları korumak için salgının ardından bu işletmelerin hızla ayağa kalkabilmelerini sağlamak için vatandaşlarına karşılıksız paralar veriyorlar. Bu durumu İkinci Dünya Savaşı’ndaki durumla karşılaştırıyorlar. İşçinin, esnafın, iş insanının ücret, gelir ve ciro kayıplarını telafi ediyorlar. Bizde ise Saray yönetimi; milletimize bedava beş maske bile dağıtamadı, devletine 40 yıl vergi veren esnaflarımıza, 40 gün bakamadı. Destek yerine İBAN numarası gönderip bağış topladı. Ülkemiz kendi liginde; vatandaşına en az doğrudan nakdi destek, buna karşın en fazla kredi veren ülke oldu. Saray destek vermedi, faiziyle borç verdi. Geri alınacak borç verdi.

NE KİRAYA NE FATURAYA YETER

Her zaman yaptığı gibi; “Pansumanla, aspirinle bu işi de atlatırız” zannettiler. Biz; “Bu olmaz. Dünyanın yaptığını yapın. Esnafı borca batırmayın, gelir kaybını hibeyle telafi edin” dedik durduk. Ancak salgının ikinci pikinde, sözümüzü dinler gibi yaptılar. Sonunda esnafa 3 ay için vere vere  “Günde 33 lira” verebildiler. Bu para bile ortada yok. Olsa zaten ne olacak? Bu parayla kira mı ödeyecekler, fatura mı ödeyecekler, eve ekmek mi götürecekler…

2021’İN EN BÜYÜK SORUNLARINDAN BİRİ BORÇLARIN GERİ ÖDENMESİ OLACAK

Salgının hemen başında açılan kredi musluklarıyla, şimdi herkes çok daha borçlu… Milletin bankalara borcu: Geçtiğimiz yılsonunda 2,8 trilyon TL idi. Şimdi Ekim ayında bu 3,8 trilyon TL’ye çıktı. Sadece ailelerin kullandığı tüketici kredisi ve kredi kartı borçları, 10 ayda 584 milyar TL’den, 809 milyar TL’ye sıçradı. Vatandaşın, esnafın, çiftçinin, KOBİ’lerin bu borçları nasıl ödeyeceği, 2021’in en büyük sorunlarından biri olacak. Bunu çok tartışacağız.

BİR UMUTSUZLUK TSUNAMİSİ

Bir ekonominin iyi yönetilip yönetilmediği, çalışmak isteyen vatandaşlarına ne kadar iş yaratabildiğiyle ölçülür. Bu yılın ilk 9 ayında, bırakın yeni iş vermeyi, yeni işler yaratmayı, 905 bin çalışanımız mevcut işini kaybetmiş. En ağır darbeyi de tarım ve hizmetler sektörü yemiş. Son bir yılda gerçek işsiz sayımız, 2 milyon 266 bin kişi artarak Eylül ayında 10 milyon 249 bin kişiye ulaşmış. Bir de bunun yanında, çalışıyor göründüğü halde iş başında olmayan, 1 milyon 963 bin yurttaşımız var. Topladığımızda 12 milyon 212 bin işsizimiz var. Bu, yeryüzündeki 118 ülkenin nüfusundan daha fazla. Ama TÜİK, “işsizlik azalıyor” diyor. Neden? Çünkü TÜİK iş bulma ümidini kesip, iş aramayanı işsizden saymıyor. Bu durumdaki yurttaşlarımızın sayısı bir yılda, iki kattan fazla artarak 1 milyon 400 bine ulaşmış. Böylesine berbat bir rekorla daha önce hiç karşılaşmamıştık. Büyük bir umutsuzluk Tsunamisi, insanlarımızı ezip geçiyor.  

BÖYLE ÇÜRÜME GÖRÜLMEDİ

Şanlıurfa’da Harran Üniversitesi, hasta bakıcı ve temizlik görevlisi olarak 81 kişiyi işe alacak, duyuru yapıyor tam 16 bin 848 başvuru geliyor. Ama ülkeyi yönetenlere sorduğunuzda, “Kimse işsiz değil, iş beğenmiyorlar” diyor. Tabi vatandaşın çift diplomalı evlatları işsizken, sahte diplomalı Saray sosyetesine, dört ayrı yerden maaş geliyor nasıl bunun farkında olsunlar ki. Ama bunun daha acısı da var. Üstüne üstlük bu sahte diplomaya, AK Parti Grup başkanvekilleri, Meclis kürsüsünden sahip çıkıyorlar. Cumhuriyet tarihinde, böyle bir çürüme, böyle bir kokuşmuşluk ne görüldü, ne de duyuldu…

ASGARİ ÜCRET, ORTALAMA ÜCRET OLDU

Sadece işsiz değil, çalışan da yoksulluğun pençesinde… Gencecik bir sağlıkçımız, boş cüzdanını kameralara gösteriyor; “Artık o kadar sabırım kalmadı, yokluktan, ekonomik sıkıntıdan… O kadar umutsuzum, mutsuzum o kadar önümü göremiyorum ki, şimdi evime giderken bir araba çarpsa, gözüm asla arkada kalmaz. Bu hale geldim” diyor. Uzatılan mikrofon karşısında koskoca bir adam “Sabah akşam param olursa simit yiyorum, olmazsa onu da yiyemiyorum. Bu Hükümet nerede? Ben açım diyorum, Suriyeli’ye değil, bana sahip çık. Türk milletiyim ben” diye gözyaşlarını tutamıyor. Ama ülkeyi yönetenlere sorduğunuzda, “Yoksulluk diye bir şey yok.” “Kuru ekmek bulabilen aç değildir” diye cevap veriyorlar. Eve ekmek götüremiyorum diyeni, “Abartma” diye azarlayıp, kafasına çay paketi atıyorlar. Millet yoklukla boğuşuyor, Saray’da çalgılı, türkülü eğlenceler, vur patlasın çal oynasın devam ediyor. Kendisi de zor durumda olan esnaflarımız, “Vatandaşa fiyat söylerken utanıyoruz” diyor. Sofra, çarşı, pazar yangın yerine dönmüş. Asgari ücret artık ortalama ücret olmuş. Neredeyse herkes asgari ücretle çalışıyor.

BU ASGARİ ÜCRET ZULÜMDÜR

Ama asgari ücretlilerin sayısını bilen yok. Böyle bir ortamda asgari ücret pazarlıkları bugün sonuçlandı. Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz; “Asgari ücretten gelir vergisi alınmamalı ve asgari ücret net en az 3 bin 100 TL olmalı” dedik. Ama saray hükümeti pazarlıklardan sonra net asgari ücreti 2 bin 825 lira olarak açıkladı. Vergiden de vazgeçmedi. Bu zulümdür. Ülkenin şartlarına uygun değildir. Nitekim işçi kesimi de bu ücreti reddetmiştir. Bugün bu memlekette dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 2 bin 517 lira. Yoksulluk sınırı ise 8 bin 198 lira. Ücretiyle geçinenlere açlık sınırının hemen üzerinde, yoksulluk sınırının da dörtte biri kadar bir asgari ücret vererek, insanlarımız kirasını, faturalarını,  eğitim, sağlık, ulaşım masraflarını nasıl ödeyecekler bunu düşünüyor musunuz? “Asgari ücret” adı üzerinde, en düşük ücret… Asgari düzeyde geçimini sağlayacak kadar ücret alan bir işçiden, nasıl gelir vergisi alıyorsunuz?

VERGİ YÜKÜ ASGARİ ÜCRETLİLERİN SIRTINDA

Aslında bunun bir teknik boyutu da var. Asgari ücretli gelirine göre en fazla dolaylı vergi yükünü taşıyan kesim. Zaten ondan dolaylı vergiyi alıyorsunuz, birde üstüne üstlük ondan bari gelir vergisi almayın. 5 müteahhidin milyarlarca liralık vergi borçlarını af ediyorsunuz, milyarlarca liralık ihaleleri bunlara adrese teslim etmeyi biliyorsunuz. Dünyanın ilk 10’u arasına giriyorlar devletten ihale alan şirketler arasında. Asgari ücretliden neden vergi alıyorsunuz?

ASGARİ ÜCRET EN AZ 3 BİN 100 TL OLMALI

Genel Başkanımız son Grup Toplantısında, asgari ücretin gelir vergisinden muaf tutularak, net 3 bin 100 lira olmasını söyledi. Biz alın terine, hiçbir çocuğun yatağa aç girmemesine odaklanırken; “Esnafımızın, işverenimizin üzerine de titriyoruz, onlara yük getirmeyecek şekilde gelir vergisi de düşsün” istiyoruz. Tekrarlıyoruz; “Asgari ücretten vergi alınmadan, gelir vergisi kesilmemeli, asgari ücret en az net 3 bin 100 TL olmalıdır.”

CHP’Lİ BELEDİYELERDE ASGARİ ÜCRET 3 BİN 100 TL ALACAK

Sayın Genel Başkanımız Belediye Başkanlarımıza, en az 3 bin 100 lira asgari ücret net verip veremeyeceklerini sordu? Belediyelerimiz gerekli incelemeleri yaptılar. Bunun verilebilir olduğunu tespit ettiler. Genel Başkanımız da belediyelerimize talimat verdi, “En az 3 bin 100 lira net asgari ücret uygulamasına bizim belediyelerimizde başlayın” dedi.

BELEDİYELER VERİP SARAY VEREMİYORSA, BU TERCİHTİR

Belediyeler de devlet kurumu… Biz belediyelerimizde ayda net 3 bin 100 lira asgari ücret verebiliyoruz çalışanlara, Saray neden bunun altında kalıyor? Bu sadece siyasi tercihtir başka hiçbir şey olamaz. Kaynak var. Bu akşam Bakanlar Kurulu’ndan sonra, Erdoğan’ın asgari ücreti 3 bin 100 lira yapmasını bekliyoruz. Her şeyi yapabiliyor. Aksi takdirde sayısını açıklamadıkları milyonlarca asgari ücretliyi değil, Saray sosyetesine mensup dört maaşlıları, dolarla garanti verilen Saray müteahhitlerini tercih ettikleri bir kere daha ortaya çıkacaktır.

2020’DE ÇİFTÇİ DE PERİŞAN OLDU

2020’de çiftçilerimiz de perişan oldu. Saray yönetimi çiftçilerimizin birikmiş kanuni alacağı olan, 212 milyar TL’lik desteği ödemedi. Ama Bankalar, Tarım Kredi Kooperatifleri çiftçilerimizin ineğini, tarlasını, traktörünü haczetmeye devam etti. Haczetti.

FAİZCİLERE VERDİKLERİNİ ASGARİ ÜCRETLİYE VERMEDİLER

Bu yönetim, 2020’de milli paramızı pul etti. Saray yönetimi milletin 128 milyar dolar döviz rezervini 8 ayda har vurdu, harman savurdu. 128 milyar doları yandaşlara, faizcilere kolaylıkla veren Saray, asgari ücretliye 3 bin 100 TL veremedi. Çarçur edilen milyarlarca dolara rağmen, hem paramızın değer kaybında, hem de faiz artışında dünya rekorları kırdık. Bu yıla girerken dolar 5 lira 94 kuruştu. Bugün 7 lira 44 kuruş faizlerin yüzde 17’ye çıkmasına rağmen. Avro 6 lira 65 kuruştu. Şimdi 9 lira 7 kuruşa çıktı. Milli paramızın değeri güneş görmüş kar gibi eridi. Arjantin ve Brezilya’nın ardından, dolar karşısında en fazla parası değer yitiren ülke biziz. Yıla başlarken TCMB’nin politika faizi yüzde 12 idi. Şimdi yüzde 17.  Son üç ayda faiz artışında rekor kırıp, yüksek faiz şampiyonları ligine girdik. Faizcilere istediklerini veren Saray, asgari ücretliye 3 bin 100 TL veremedi.

SICAK PARACIYA VERDİKLERİNİ ASGARİ ÜCRETLİYE VERMEDİLER

Yıla başlarken Merkez Bankası kasasında, SWAP hariç, 37 milyar net döviz rezervi vardı. Bugün öğrendik ki; 2020 Kasım ayı itibariyle TCMB kasasındaki net rezerv bilançomuz, 49 milyar dolar açık veriyor. Sıcak paracıya, tefeciye ne isterse veriyorsun. Ama asgari ücretliye 3 bin 100 TL veremiyorsun.

YA ALANI EKONOMİ OLMASAYDI

Kayınpeder- Damat bir olup, milletin döviz rezervlerini tükettiler. Yetmedi Merkez Bankasını, 49 milyar dolar net borçlandırdılar. Bu işe yardımcı olan çoğu bürokrat da Para Politikası Kurulu’nda hala oturmaya devam ediyor. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, yeni başkana arkadaşlarımız ısrarla, “Bu buharlaşan 128 milyar doların hesabını soracak mısınız diye sordular ama bir türlü cevap alamadılar. Yeni banka yönetimi bu hesabını sormadan güveni sağlayacağını zannediyorsa çok yanılıyor. Bu arada, tüm bunların müsebbibi olan sarayın kibirlisi, şimdi çıkmış; “Benim alanım ekonomi” diyor. Fıkra gibi… Ekonominin haline bakınca insan, “Bir de alanı ekonomi olmasaydı” ne olurdu diye düşünmeden edemiyor.

MADEM TEFECİLERİN DEDİĞİNE GELECEKTİNİZ, 128 MİLYAR DOLARI KİME YEDİRDİNİZ

2020’nin sonunda döndüler dolaştılar, uluslararası tefecilere, sıcak paracılara teslim oldular. Yaşadıklarımıza bakınca, ister istemez insanın aklına, o meşhur hikâyedeki, marabanın ağaya söylediği sözler geliyor: “Ağam, at yolun başında sendeydi. Yolun sonunda yine sende… Peki, biz bu kadar tezeği yolda niye yedik?” Şimdi biz de saray yönetimine soruyoruz. Madem yılın sonunda sıcak paracıların, uluslararası tefecilerin, istediği faiz artışlarını yapacaktınız, istediklerini verecektiniz, milletin 128 milyar dolarını neden, kime yedirdiniz? Paramızın pul olmasına neden izin verdiniz?

HEDEFLERE ULAŞAMAYACAĞINI İTİRAF ETTİ

2020’de sadece milli paramızın değeri değil, milli gelirimiz de güneş görmüş kar gibi eridi. 2020’ye 761 milyar dolarlık milli gelirle başladık. Şimdi, 2020’yi 702 milyar dolarla kapatacaklarını söylüyorlar. Ama görünen o ki 2020’de 702 milyar doları da bulamayabiliriz. Milli gelir, 700 milyar doların altında kalabilir. Ama Sarayın kibirlisi hala, sıkılmadan 2023 hedeflerinden bahsedebiliyor. 2023 hedefleri diyor da, eskisi gibi, “Bu hedeflerin ne olduğunu” bir türlü söylemiyor. O hedefleri ben bir söyleyeyim de birde şimdi söyledikleriyle karşılaştıralım bir görelim bakalım. Bundan 10 yıl önce bu millete, “2023 yılında 2 trilyon dolar Milli Gelire” ulaşmayı vadettiniz. Şimdi ne diyorsunuz? 2023’te milli gelir ancak “875 milyar dolar olacak” diyorsunuz. Yine, “2023’te 25 bin dolar kişi başına gelir” vadettiniz. Yani bu ülkede yaşayan her bir kişinin yıllık kişi başına geliri 25 bin dolar olacaktı. Şimdi “İnşallah 10 bin dolar olur” diyorsunuz. Beceremediğinizi, millete taahhüdünüzü yerine getiremeyeceğinizi, milletin cüzdanıyla ilgili hedeflerin yarısına bile ulaşamayacağınızı, imzanızla çıkardığınız Orta Vadeli Program’da itiraf ediyorsunuz.

HADİ CANIM SEN DE!

Yine; 2023’de “Yüzde 5 olacak” dediğiniz işsizlik hedefini ıskaladığınızı, “İşsizliğin 2023’de neden yüzde 10’un üzerinde kalacağını” milletimize bir anlatın… Bu ülkenin, bu milletin o müthiş potansiyelini şu döneminizde nasıl heba ettiğinizi bir açıklayın. 2023 hedefleri tutacakmış… Hadi canım sen de!

DİKİZ AYNASINA BAKARAK İLERİYE HEDEF KONMAZ

Aslında ekonomimiz doğru dürüst liyakatli bir yönetimle, hızla ayağa kalkıp; 2 trilyonluk milli geliri de, 25 bin dolarlık kişi başına geliri de rahat rahat yakalardı. Bunların iddialı hedefler olmadığını o zamanda söyledik, kendi hedeflerimiz bunlardan daha iddialıydı. Ama sürekli dikiz aynasına bakarak, ileriye hedefler koyan bu yönetimle bu iş bu kadar olur daha fazlası olmaz. Erdoğan “2023’de ilk 10 ekonomi arasına gireceğiz” diyordu. Ama anlaşıldı ki ekonomimiz 2023’ü görmeden, önümüzdeki yıl, ilk 20 ekonomi liginden düşecek. Hâlbuki ilk defa iktidara geldiklerinde biz Türk ekonomisi ilk 20’nin içindeydi. Uluslararası Para Fonu dünya ekonomi liginde 2021’de 21. sıraya düşeceğimizi söylemişti. Şimdi CEBR diye bir kuruluş İngiltere’de dünya ekonomi ligi tablosunu hazırlamış. Yakın zamanda yapılan bu tahminlere göre 2021’de Türkiye 22. sıraya düşecek.

MİDENİN GÜRÜLTÜSÜ, SARAY’IN GÜRÜLTÜSÜNÜ BASTIRIYOR

Saray işte bu temel sorunlara çözüm bulamayınca, hedefleri ıskalayınca milletin gerçek gündemini karartmaya çalışıyor. Kuru gürültüyle milletin midesinin gurultusunu bastırırım zannediyor. Milletin meselelerini haber yapan, basın-yayın kuruluşlarına cezalar yağıyor. Yayın hayatına yeni başlayan ve tarafsız yayıncılık yapan Olay TV, daha bir ayını doldurmadan kapanıyor. Saray’ın kibirlisi, ikram ettiği pestili yemek istemeyen kadın muhabire “Dayağı yersin ha” diyebiliyor. Diğer tarafta Anayasa Mahkemesi kararları yerel mahkemeler tarafından uygulanmıyor, ülkeyi yönetenler Anayasadaki açık hükme rağmen “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları bizi bağlamaz” diyebiliyor. Şu veya bu kişi önemli değil Saray, Anayasamızı bu tavrıyla tağyir, tebdil ve ilga ediyor. Anayasanın, hukukun, demokrasinin, basın özgürlüğünün askıda olduğu yerde, milletimize de askıda ekmek kalıyor.

MİLLET SANDIĞI BEKLİYOR

Aslında milletimiz bütün bu olan biteni görüyor. Ödediği bedel daha fazla ağırlaşmadan, bir an evvel hakemliğine başvurulması için, bunlara yerlerini gösterip evlerine göndermek için dört gözle de sandığı bekliyor.

İLK SEÇİMDE İKTİDARA GELECEĞİZ

Biz, milletimizin kararıyla, dostlarımızla beraber, önümüzdeki ilk seçimde iktidara geleceğiz. Yeni kurallar, yeni kurumlar ve yeni kadrolarla, Yepyeni bir Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemle, ülkemize zorla giydirilen bu deli gömleğini yırtıp atacağız. 2021 bu umutların yeşereceği bir yıl olacak. İçine düşürüldüğümüz, Devlet Krizini de, ekonomik Krizi de, ağır buhranı da hep birlikte aşacağız.

İlk adım olarak; bitkisel hayata giren hukuk devleti ve demokrasiyi ayağa kaldıracağız. Güveni sağlayacağız.

İkinci adımda; bu sağlam temel üzerinde küresel pazarlarda yarışma gücümüzü, üretimi ve geliri artıracak, işsizlik zulmüne son verecek, Kovid sonrası, yenidünya düzeninin sunduğu yeni fırsatlardan yararlanmamızı sağlayacak, yepyeni bir büyüme stratejisini hataya geçireceğiz.

Üçüncü adımda; artan refahı ve geliri adil bir şekilde paylaşmak zorunda olduğumuzu biliyoruz. Büyümeden ve refahtan üç beş yandaşın değil, bu ülkenin tüm vatandaşlarının yararlanması için gereken her türlü tedbiri alacağız. Bunun için Aile Destekleri Sigortası’nı hayata geçireceğiz.

Ve dördüncü adımda da; tüm bu yapıyı sürdürülebilir kılmak için çevresel, ekonomik ve mali çapaları sağlamlaştıracağız. Biz ülkemize ve milletimize güveniyoruz. Biz kendimize güveniyoruz. 2021 Türkiye için bu rejimden kurutulmanın yılı olacak. 2021 yepyeni ve umut dolu bir dönemin başlangıcı olacak.

Sözlerimi tamamlarken, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, yeni bir yılın eşiğinde, tüm milletimizi bir kere daha saygıyla, sevgiyle selamlıyor, bütün vatandaşlarımızın yeni yılını kutluyor, yeni yılın sağlığa, refaha, umuda, güzelliklere vesile olmasını diliyoruz.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alıyım.

Soru- Bir CHP milletvekilinin Muğla’da öldürülen Pınar Gültekin’in ailesini aradığı ve davadan vazgeçmesini istediği iddiası gündeme geldi. İddia yalanlandı ama Genel Merkez olarak bu iddiayla ilgili tutumunuz nedir?

Faik ÖZTRAK- Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz, Genel Merkezimiz, Meclis Grubumuz bu tür olaylar karşısında hiçbir taviz vermeyiz. Bu tür olaylara hiçbir şekilde izin vermeyiz. Ama bu iddialar mesnetsizse, dayanağı yoksa bununla ilgili olarak da gerekli her türlü hukuki takibi yaparız. Değerli milletvekili arkadaşımız açıklamasını yapmıştır. Diyor ki, “Taziyede bulunmak için aileyi aradım, topu topu 1,5 dakika konuştum. Eğer bu iddialar ispat edilirse Cumhuriyet Halk Partisinden de, milletvekilliğinden de istifa ederim.”

Tekrar söylüyorum, bu mesnetsiz iddiaların hukuki takibini yapacağız.

Soru- İçişleri Bakanlığının yılbaşındaki kısıtlamalarla ilgili genelgesine göre salgın, terör, trafik, asayiş gibi alanlarda sosyal medyaya yansıyabilecek her türlü olumsuz durumun siber suçlarla mücadele birimleri tarafından tespiti yapılacak ve müdahale edilecek. Sizin bu konuya ilişkin değerlendirmeniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Öyle görüyorum ki, İçişleri Bakanlığı’nın bu sosyal medya konusundaki hassasiyeti her geçen gün bir başka zirveye ulaşıyor. Önce madem bu kadar hassassınız, “Gereğini yapacağız” diyorsunuz; Saray’da hiçbir sosyal mesafe gözetilmeden gerçekleştirilen çalgılı, türkülü yemeklerle ilgili olarak neden gereğini yapmıyorsunuz? Burada salgın problemi var ve sosyal mesafe ihlal edilmiş. Ne yaptınız bununla ilgili olarak? Zaten bu konuların trafikti, asayişti, terördü, salgındı bu konularla ilgili bir suç varsa bunları tabi ki sosyal medyada takip edecekler. Şimdi bugün bu açıklamayı yapmalarının bir tek nedeni var. Millet sosyal medyadan dahi birbirlerinin yeni yılını kutlamasın istiyorlar. Çok açık söyleyeyim, insanların yaşam biçimine müdahale etmekten vazgeçsinler. Bundan kimseye hayır gelmez.

Soru- Yenişafak yazarı Yusuf Kaplan derneklerle ilgili teklifte İslami çalışmalara engel olunmayacağı yönünde İçişleri Bakanlığından güvence aldıklarını yazdı. Bu yönde AK Partili bazı milletvekilleri Meclis Genel Kurulu’nda hassasiyetlerini sorularla dile getirmişti. İslami çalışmalara engel olma ya da olmama kaygısı ne anlama geliyor?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bunun açıkçası şu, yandaşa kayyum yok ama bize muhalefet eden diğer demokratik kitle örgütlerinin hepsine, “Dikkat etsinler, kayyum getirebiliriz” diyor. Yani İçişleri Bakanı mı güvencesini veriyor bu işin? Baştan beri söylüyoruz bu yasa STK’ları susturma yasasıdır. Ve onun için de Meclis’te buna itiraz ediyoruz. Biz İçişleri Bakanı’nın keyfi kararlarıyla mahkeme kararı olmadan hiçbir STK’ya kayyum atanmasını kabul edemeyiz. Eğer demokrasi varsa bu ülkede bu işlerin mahkeme kararıyla yapılması lazım İçişleri Bakanının keyfi kararıyla değil.

Soru- Bursa Osmangazi İlçe Başkanıyla ilgili taciz iddialarına ilişkin başlatılan incelemede son durum nedir?

Faik ÖZTRAK- İlçe Başkanı istifa ettirilmişti, şimdi dosyası disiplin kuruluna sevk edildi. Disiplin Kurulu’nda süreç devam ediyor.

Soru- Hafta sonu Meclis’te kabul edilen, içerisinde derneklerle ilgili maddelerinde olduğu yasal düzenlemeye ilişkin Cumhuriyet Halk Partisi’nin itirazları vardı. Bu itirazların bir sonraki adresi Anayasa Mahkemesi olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Şunu açıkça ifade edelim, biz anayasaya aykırı olan, vatandaşın özgürlüğünü kısıtlayan, vatandaşın refahını azaltacak olan her türlü yasal düzenlemeyi Anayasa Mahkemesine götürürüz.

Soru- İçişleri Bakanlığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin eski döneme ait iş ve işlemlerde usulsüzlük yaptığına dair açıklamalarından sonra İçişleri Bakanlığı üç mülkiye müfettişi görevlendirdiğini açıkladı. Sizin bu görevlendirmeye ilişkin yorumunuz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Açık söyleyeyim, bizim belediyelerimizin kendilerinden önceki belediyelerin geçmişe dönük işlemlerini soruşturmak veya bu sıkıntılı günlerde hizmet etmek için yaptıkları her şeyi müfettişlere incelettiriyorlar. Buyursunlar incelettirsinler. Ne biz, ne de belediye başkanlarımız demirden korksa trene binmezdi. Ellerinden geleni artlarına koymasınlar. Genel Başkanımızın talimatlarıyla Belediye Başkanlarımız bu tür tehditlerden hiç çekinmeden milletimize sonuna kadar hizmet vermeye ve geçmişte yapılan hataların hesabını sormaya da devam edecekler.

Evet teşekkür ediyorum ve ben de bütün arkadaşlarımızın yeni yılını kutluyorum. Bir soruyla yeni yıla girmek istiyorum. Geçtiğimiz hafta hatırlayacaksınız Erdoğan Cumhuriyet Halk Partililerin AK Parti’yi kapatmak istediğini söylemişti. Yine partililerin malına, mülküne el koyacağımızı iddia etmişti. Ben buradan soruyorum, biz o zaman sorduk bunu, “Bunu kim dedi?” dedik. Bir defa daha soruyorum, bunu bizim partimizden kimse söylemez. Buyursun açıklasın kimin dediğini. Hala cevap bekliyoruz ortada bir cevap yok.

Evet bitirirken bütün yıl boyunca beni dinleyen basın mensubu arkadaşlarımıza çok çok teşekkür ediyorum. Hepsinin yeni yıllarını da kutluyorum. Aileleriyle sağlıklı, sıhhatli nice mutlu yıllar diliyorum. Teşekkür ederim.

UCUBE SARAY REJİMİ SEBEP, YAŞADIĞIMIZ BUHRAN SONUÇTUR

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Partimizin ikinci Genel Başkanı, Kurtuluş savaşımızın Garp cephesi kumandanı, Lozan Anlaşması’nın mimarı, Cumhuriyetimizin ilk başbakanı, İkinci Cumhurbaşkanı, çok partili demokratik yaşama geçişin önderi, değerli devlet adamımız İsmet İnönü’yü vefatının 47. yıl dönümünde saygıyla, rahmetle anıyoruz.

 

UCUBE REJİMİN NE OLDUĞU 2,5 YILDA ORTAYA ÇIKTI

Artık 2020’nin son günlerine giriyoruz. Ülkemiz, 2,5 yıldır dünyada tek bir örneği olmayan, “Ucube saray rejimi” tarafından yönetiliyor. Bu 2,5 yılda şunu açıkça gördük; bu ucube rejim, küçük bir saray sosyetesi dışında, hiç kimseye hayır getirmiyor. Yaşadığımız haksızlıklardan, hukuksuzluklardan, milletin yağmalanan kaynaklarından, kokusu arşa çıkan yolsuzluklardan, devlette yok olan liyakatten, yapılan ikiyüzlülüklerden, aldatılmışlıktan, terk edilmişliklerden, yaşadığımız krizlerden ve içine girdiğimiz buhrandan, bu ucube rejimin ne olduğunu hepimiz gördük artık biliyoruz ne olduğunu.

Ucube saray rejimi,

“Harun olacağız” diyenlerin, yetimin hakkıyla, “Karun’a dönüştükleri” düzenin adı. Ucube saray rejimi; “Mücahit olacağız” diye yola çıkanların, iktidar imkânlarıyla, “Müteahhit olduğu” düzenin adıdır.

Ucube saray rejimi;

Milletimizi askıda ekmeğe mahkûm eden, vatandaşlarımız yiyecek kuru ekmek bulamazken, Saray ve ufak ortağının sekiz ayrı uçakla, Kıbrıs’a pikniğe gittiği düzenin adıdır.

Ucube saray rejimi;

On binlerce mekân ve iş yeri kapalıyken, müzisyenlerimiz “açım” diyerek canına kıyarken, kahraman sağlık çalışanlarımız, ailelerinden uzak, uykusuz kumanya peşinde koşarken, Saray sosyetesine çalgılı, şarkılı, türkülü kuş sütü eksik sofraları kurdurabilen düzenin adıdır.

Ucube saray rejimi,

Milletimizin çift diplomalı evlatları tek bir iş bile bulamazken, sahte diplomalı saray beslemelerinin, dört ayrı yerden maaş aldıkları düzenin adıdır.

Ucube saray rejimi,

Beş yandaşa, milletin geçmediği yol, tünel, köprü, uçmadığı hava alanı için avroyla, dolarla milyarları öderken, bunların milyarlarca liralık vergi borcunu silen, milyonlarca emekçimizi, günde 39 liraya talim ettiren düzenin adıdır.

Ucube saray rejimi;

156 ülkeye, 9 uluslararası kuruluşa milyonlarca dolarlık yardım yapmakla övünürken, kendi milletine beş maskeyi bedava dağıtamayan düzenin adıdır.

Ucube saray rejimi;

“Evimize ekmek götüremiyoruz” diyen vatandaşın kafasına, “Al keyif çayı iç” diyerek çay paketleri atan düzenin adıdır.

Ucube saray rejimi;

Yurttaşlarımız ellerine iş, aş yazarak yaşamına son verirken, Sarayın vekillerinin; “Türkiye’de işsizlik yok. İş beğenmeyen var” diyebildiği bir düzenin adıdır.

Ucube saray rejimi;

Yüzbinlerce yurttaşımız çöp konteynerlerinden, pazar döküntülerinden beslenirken, atama bakanların; “Türkiye’de yoksulluk kalmadı” diyebildiği düzenin adıdır.

Ucube saray rejimi;

Milletin dirisini, kış gününde; soğan, patates; salgında; hastane önlerinde test, ölüsünü ise, gasilhane kuyruğuna sokan düzenin adıdır.

Ucube saray rejimi;

Devletine 40 yıl vergi veren esnaflarımıza, 40 gün bakamayan, sonra da bizim zorlamamızla, vere vere üç ay için, günde 33 lira verebilen düzenin adıdır.

Ucube saray rejimi;

Kendi çiftçisini, kendi Kredi Kooperatifi eliyle faize ezdiren, traktörünü, ineğini, tarlasını haczeden, “Yüksek maliyetlerle, düşük destek ve düşük fiyatlar arasında sıkıştırıp perişan eden ama elin çiftçisini, sıfır gümrüklü ithalatla abat eden düzenin adıdır.

Ucube saray rejimi;

Damadı Bakan yapan, ona milletin Hazinesini emanet eden, sonrada kasadan milletin 128 milyar dolarının sorgusuz sualsiz peşkeş çekilmesine göz yuman, bunun da hesabını sormayan düzenin adıdır.

Ucube saray rejimi;

Borç alanın emir aldığı, “Bu can bu tende olduğu müddetçe papazı vermem” dedikten sonra, bir telefonla, papazı iadeli taahhütlü Washington’daki Beyaz Saray’a bir gecede gönderen düzenin adıdır.

Ucube saray rejimi;

Rus uçakları 36 askerimizi şehit etmişken, Moskova’ya koşa koşa giden, Kremlin Saray’ının kapısında dakikalarca ayakta bekletildikten sonra, buna bir çift laf edemeden dönenlerin düzenin adıdır.

Ucube saray rejimi

Üç beş oy için; İmralı’daki terörist başından mektup dilenen, kırmızı bültenle aranan teröristleri devlet televizyonuna çıkaran, Cumhurbaşkanı danışmanlarını, teröristlerin ayağına gönderen düzenin adıdır.

Ucube saray rejimi;

Askerlerimizin başına çuval geçirildiğinde tek bir nota veremeyen, ama bakanlara rüşvet dağıtan bir devşirme için iki ayrı nota birden verebilen düzenin adıdır.

Ucube saray rejimi;

Hukuk ve Anayasa tanımazlığın zirve yaptığı, Devletin adalet direğinin çöktüğü, Kadıların satın alındığı vesayet düzeninin adıdır.

 

UCUBE REJİM SEBEP, BUHRAN NETİCE

Yaptığı her hatanın üstünü “Dış mihraklar, döviz kurşunu” laflarıyla örtmeye çalışan ucube saray rejimi sebep; yoksulluk neticedir.

Ucube saray rejimi sebep, hayat pahalılığı neticedir.

Bugün marketlerde fiyat etiketleri: Bir kilogram dana etinde 77 liraya, bir kilogram beyaz peynirde 50 liraya, 30’lu yumurta kartonunda 37 liraya, 5 litre teneke ayçiçek yağında 80 liraya kadar çıktı. Hal böyleyken Sarayın beslemelerine, dört, beş yerden alınan ballı maaşlar yetmezken, maden ocaklarında, inşaatlarda, tersanelerde alın teri döken işçilerimize, ayda 2 bin 792 lirayı yeterli gören düzenin adı ucube Saray rejimidir. Asgari ücretin ortalama ücret olduğu bir ülkede, TÜİK’in hesaplayıp ortaya çıkardığı bu rakam zulümdür. Bu zulmün arkasında ise ucube Saray rejimi vardır. Asgari ücret en az 3 bin 100 TL olmalıdır. Bir daha tekrarlıyorum, asgari ücret en az 3 bin 100 TL olmalıdır. Marketlerde, bebek mamalarına, tıraş bıçaklarına, 5 litre ayçiçek yağına bile alarm takılır hale gelmiştir. Aslında takılan bu alarmlar, yaşanan derin ekonomik krizin alarmlarıdır.

Ucube saray rejimi sebep, milleti çaresizliğe düşüren ekonomik kriz sonuçtur.

Ucube saray rejimi sebep, işsizlik neticedir. Bu ucube rejimle, ülkemizdeki toplam işsiz sayısı 12 milyonu aşmıştır. İşsizlerimizin sayısı, 118 ülkenin nüfusunu geçti. Bıraktık işsizler ordusunu, işsizler ülkesi olduk.

Ucube saray rejimi sebep, yandaş kayırma neticedir.

Bugün tüm dünyanın en büyük 10 şirketi içinde Türk şirketleri var mı? Yok! Dünyada en çok teknoloji üreten 10 şirket arasında bir tane Türk şirketi var mı? Yok! Dünyada en hızlı büyüyen 10 şirket arasında tek bir Türk şirketi var mı? Yok! Ama dünyada devletten en çok ihale alan 10 şirket arasında, Türkiye’den beş müteahhit birden var. Bu müteahhitlerin hangileri olduğu ise hepimizin malumu… Yine bunların yaptığı, ama milletin geçmediği köprüler, yollar için milletin cebinden, önümüzdeki üç yılda 109 milyar lira ödenecekken bu ucube rejimde prensip bellidir. Yandaşlara ballı börek vardır, millete ise kuru ekmek.

Bugün, gençlerimizin yüzde 64’ü “Karın tokluğuna, yol parasına” çalışmaya razıdır. Ülkemizin umudu gençlerimiz için maalesef ülkemiz umut olmaktan çıkmıştır bu beceriksiz yönetim altında. İşte bu nedenle; ucube saray rejimi sebep, ümidini kaybetmiş gençlerimiz sonuçtur.

 

UCUBE REJİM SEBEP, FAİZ SONUÇTUR

Saray’ın kibirlisi; “Faiz sebep, enflasyon sonuçtur” diye, damadıyla beraber, milletin 128 milyar dolar döviz rezervini har vurup harman savurdu. Elde, avuçta döviz kalmayınca da,  sıcak paracılara teslim bayrağını çektiler. Demediklerini bırakmadıkları faiz lobilerine “Aman biz ettik, sen etme” demeye başladılar. Önce Damadın kellesini verdi.  Sonra TCMB faizini 475 baz puan birden artırdı. Yetmedi, pandemi nedeniyle artırılan kredili alışveriş taksit sayıları azaltıldı, krediler daraltıldı. Yine kesmedi, dün de TCMB faizleri tekrar bir 200 puan daha artırdı. Anlaşıldı ki, ucube Saray rejimi sebep, yüksek faiz sonuçtur.

 

TÜRKİYE YÜKSEK FAİZİN ŞAMPİYONLAR LİGİNDE

Son 3 ayda, faiz artışında dünya rekoru kırdık. Hem de ne zaman? Pandemi nedeniyle ekonomimiz ikinci defa kapanırken. Önceki kapanmada esnafımız, KOBİ’lerimiz borca batırılmışken. Bankalardaki sorunlu varlıklar çığ gibi büyürken, dünyada en yüksek faiz uygulayan 10. Ekonomi olduk. Aynı ligde olduğumuz ekonomiler: Venezüella, Arjantin, Zimbabve, Yemen, Surinam, Kongo, İran ve Haiti… Türkiye yüksek faizcilerin şampiyonlar liginde… Ama Dünyada faizler dipte. İngiltere’de, Almanya’da, Japonya’da iki yıllık devlet tahvilinin faizi negatif yani eksi… Bizdeki bu faiz artışları, işte bu ülkelerdeki faiz baronlarını abat ediyor. Kendi ülkelerinden faizsiz borcu alıyorlar, hatta negatif faizle borcu alıyorlar bu parayı olağanüstü faizle bize borç veriyorlar. Sonuç; milletimizin sırtından korkunç bir vurgun vuruluyor.

 

BÖYLE VURGUN BAŞKA ÜLKEDE YAPILMAZ

9 Kasım 2020 tarihinde, yani, Yeni Merkez Bankası Başkanı’nın koltuğuna oturduğu gün, Londra’daki bir faiz baronu, bir sıcak paracı, Türkiye’ye 1 milyon dolar getirip parasını devlet tahviline yatırdıysa, bu para bugün 1 milyon 119 bin dolara çıktı. Aynı parayı borsaya yatırdıysa, bu para bugün 1 milyon 300 bin dolar oldu. 46 günde dolar cinsiden; tahvilden elde edilen kazanç yüzde 12. Borsadan elde ettiği kazanç yüzde 30. Uluslararası tefeciler, sıcak paracılar, böyle bir vurgunu başka hiçbir ülkede yapamazlar. Bu mudur yerlilik? Bu mudur millilik?

 

SARAY, “YÜKSEK FAİZCİ NEO-LİBERALLERİN” SAFINA KATILDI

Bugün, yine konuşurken “Benim alanım ekonomi” diyen Saray’ın kibirlisi bu konuda dilini yutmuş vaziyette. Faizle ilgili ağzından tek söz çıkmaz oldu. Sayın Erdoğan, siz ne zaman, “Yüksek faizci neo-liberallerin” safına katıldınız? “Faiz kudurunca dükkânı yer” derler… Sıcak paracılara bol bol verilen bu faizlerin, bu kazançların faturası, dönecek dolaşacak, millete çıkacaktır. İngiliz’in faiz baronu malı götürürken, olan benim işçim Ali’nin, benim çiftçim Veli’nin ekmeğine olacaktır.

 

FAİZCİLERE ÖDENEN PARA, MİLLETİN RIZKI

Bunu nerden mi biliyoruz? 18 yıllık AK Parti iktidarlarının uygulamalarından. Milletin cebinden, faiz lobilerinin kasalarına hortum döşediler. Ufak ortağının bir zamanlar söylediği gibi, “Ne hortumu… Kanalizasyon borusu döşediler!” Türkiye’nin son 18 yılda; sadece dış borçlar için ödediği faiz 181 milyar dolar. Aynı dönemde, Devletin, hem içeriye hem dışarıya yaptığı, faiz ödemeleri ise 493,2 milyar dolar. Eloğluna ödenen bu paralar, milletin ekmeği, rızkı, alın teri. O nedenle az alıyor.

 

 

Ucube saray rejimi sebep, adaletin çökmesi sonuçtur.

Ucube saray rejiminin düğmesine basıldığı 2014’ten bu yana, Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 48 sıra geriledik. 128 ülke içinde 107. sıraya düştük. Burada aynı ligde olduğumuz ülkeler, Mali, Nijerya, İran, Angola, Gine… Artık ortada bir Anayasada kalmadı. Türkiye Anayasal bir devlet olmaktan, Görünürde “Anayasalı bir devlete” dönüştürüldü. Daha önce üç defa ayrı ayrı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuran Saray’ın kibirlisi, bugün AİHM kararını tanımadığını söyleyebiliyor. Bu, Anayasa’yı rafa kaldırmaktır. Anayasayı tağyir, tebdil ve ilga etmektir.

 

HUKUKUN ASKIDA OLDUĞU ÜLKEDE, EKMEK DE ASKIDA OLUR

1954’den bu yana akıp, giden bir ırmağın yönünü değiştirmektir. Türkiye, 1954’de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini imzaladı, taraf oldu. 1987’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuruyu kabul etti. Bununla da yetinmedi 2004 yılında, “Usulüne uygun uygulamaya konan, temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşmalar iç hukuktan üstündür” hükmünü Anayasa’nın 90. maddesine aslında hep beraber ekledik. Artık bir karar verin Sayın Erdoğan… Bir taraftan “hukuk reformu” diyeceksiniz, diğer taraftan “Avrupa’ya yüzünü dönmekten” bahsedeceksiniz, öbür taraftan da AİHM kararlarını tanımadığınızı söyleyeceksiniz. Bu durumda size kargalar bile gülmez, durum vahim. Hukukun ve Anayasa’nın askıda olduğu ülkede, güven olmaz, yatırım olmaz, iş olmaz. Hukukun askıda olduğu ülkede, ekmek de askıda olur.

 

Ve elbette, ucube saray rejimi sebep, temel hak ve hürriyetlerin tehdit altında olması sonuçtur.

Şu anda Meclis’te görüşülen, “Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesi” adlı bir yasa teklifi var. Bu teklif, derneklerimizi ve sivil toplum örgütlerini, hizaya getirmeyi amaçlayan hükümler içeriyor. Çok açık söylüyorum. Bu teklifin bazı maddeleri, demokrasimize yöneltilmiş “kitle imha silahıdır”. İçişleri Bakanı’nın bir kararıyla, beğenilmeyen, makbul görülmeyen derneklerin, mal varlıklarına kayyum atanmasının yolu açılmaktadır. Avukat-müvekkil ilişkilerinin gizliliği ihlal edilmekte, avukatlar muhbirliğe zorlanmaktadır. Tekrar ediyorum. Bu düzenleme, demokrasimize karşı bir “kitle imha silahıdır”. Örgütlenme hürriyetlerinin içine sokulan, bir Truva atıdır.

 

HUKUK DEYİP HUKUKU YOK ETTİLER

Bu ucube rejim, demokrasi diyerek demokrasiyi, hukuk diyerek hukuku katletmektedir. Madem amaç, OECD bünyesindeki Mali Eylem Görev Gücü’nün tavsiyelerini yerine getirmektir. Bu görev gücünün, “Politik nüfuz sahibi kişilerin listesinin” hazırlanmasını isteyen tavsiyesini yerine getirseniz ya… Neden çekiniyorsunuz? Neden korkuyorsunuz? Dünyanın dört bir yanındaki paralar, mal varlıkları, kırmızı bayrak sallamaya başlar diye mi çekiniyorsunuz? Yakın zamanda Varlık Barışı çıkardılar. Uluslararası kurallara göre bu paranın, bankacılık sistemi üzerinden Türkiye’ye gelmesi gerekiyor. Ama bunlar, “Bavulla gelecek paralarında” affedilmesini de kanuna sokuşturdular. Bu kaynağı belirsiz paralar, bankacılık sistemine girmeden geliyorsa, bunlar neyin parası? Kimlerin parası? Rüşvet parası mı? Uyuşturucu kaçakçılarının parası mı? Organ mafyasının parası mı? Bunlara; “Bu paraları Türkiye’ye getir, sorgusuz sualsiz akla, üstüne üstlük tek bir kuruş bile vergi ödemeyeceksin” diyorlar. Ama asgari ücretliye gelince de “vergini öde” diyorlar. Bunların yaşandığı düzenin adı aslında, ucube saray rejimidir.

 

Ucube saray rejimi sebep, millete verilen sözlerin tutulmaması ise sonuçtur.

Müteahhit neyi taahhüt ettiğini bilir. Bundan 10 yıl önce 2023 hedefleri ilan ettiler. Bu hedefleri çıktılar meydan meydan, toplantı toplantı gezip anlattılar. Yetmedi, devletin resmi dokümanlarına yazdılar. Neyi taahhüt ettiler? Dediler ki, “2023’te bu ülkenin Milli Gelirini 2 trilyon dolara çıkaracağız.” Şu son bütçe görüşmelerinde getirdikleri programda 2023’te milli gelir kaç olacak diyorlar? 875 milyar. Taahhüt ettiklerinin yarısından bile az. Güler misin, ağlar mısın? Yine “2023’de kişi başına gelir 25 bin dolar olacak” dediler. Sonra bu sene getirdikleri orta vadeli programda “Kişi başına gelir o da ‘inşallah’ 10 bin dolar olacak” diyorlar. Milletin cüzdanıyla ilgili ne kadar hedef varsa, yarı yarıya iskonto ettiler. Buna karşın milleti yoksullaştıran bir hedef var ki; onu da ikiye katladılar. “2023’te işsizlik oranı yüzde 5 olacak” diyorlardı. Şimdi ne oluyor getirdikleri Orta Vadeli Program’da; 2023’te işsizlik ine ine ancak yüzde 10’a iniyor, bugünkü yüzde 14’lerden.

 

TEK HEDEF 2023’E KADAR KOLTUKTA KALMAK

Ortada hedef diye bir şey kalmamış. Artık 2023 hedefleri diye bir şey yok. AK Partinin alametifarikası da yok hepsi yalan olmuş… Siyaseten şimdi artık bir tek hedefleri var o da “2023’e kadar koltuklarını koruyabilmek…”

 

BU AŞILAR NEDEN GECİKTİ?

Aslında bu ucube saray rejiminin yalanları o kadar çok ki… Şu salgında millete pek çok yalan söylediler. Gerçek vaka sayılarını sakladılar. Vefat sayılarını sakladılar. Şimdi de aşı meselesinde millete doğruları söylemiyorlar. Şimdi Çin’den aşılar 11 Aralık’ta gelecekti. Bugünlerde de milletimiz aşılanmaya başlanacaktı. Dün anladı ki, aşıların yapılmaya başlanması Ocak ortasını bulacak. Ama İngiltere, ABD, Kanada, Rusya, Suudi Arabistan, Bahreyn, İsrail, Kuveyt, Katar, Sırbistan, İsviçre gibi ülkeler vatandaşlarını çoktan aşılamaya başladılar. Bu aşı neden gecikti? Makul bir açıklama yok. Şimdi Çin aşısının rötarlı geleceği söyleniyor. Diğer taraftan Türk bilim insanları Almanya’da aşıyı buldular. Milletimizin de gururu oldular. Şimdi aynı Türk bilim insanı, “Türkiye için yeterli doz depoladık, görüşmeler halen sürüyor, umarız kısa sürede anlaşma imzalayabiliriz” dedi. Ben soruyorum neden bu sözleşme bir türlü imzalanmıyor? Yani bu çarkların dönmeye başlaması için yağlanmasına mı ihtiyaç var?

 

UFAK ORTAĞINI TULUATINA PAYANDA ETTİ

Vatandaşın canı boğazına gelmişken, memlekette, bunca yokluğa, bunca işsizliğe çözüm bulamayan, millete taahhütlerini yerine getiremeyen sarayın artık Partimize saldırmaktan başka çaresi de kalmadı. Millet derdine deva beklerken liyakat ve beceri malulü Saray hükümeti, on parmağında on kara bize sürmeye kalkıyor. Yanına aldığı ufak ortağını, tuluatına payanda eden Sarayın kibirlisi, son grup toplantısında, yine bir sürü boş lafı cilalayıp parlatıp, milletin önüne koydu. Ama bu arada şecaat arz ederken de sirkatin de söylemeyi unutmadı. “Yerli ve milli muhalefet de bizim sayemizde gelecek” dedi. Doğru valla bunda bozuk saat bile günde iki defa doğruyu gösterir.

 

BELKİ MUHALEFET OLURSUNUZ AMA “YERLİ VE MİLLİ” OLAMAZSINIZ

Önümüzdeki ilk seçimlerde milletimiz, sizin kibrinizi, beceriksizliğinizi ve milletin sesini duymayan kulaklarınızla birlikte sizleri sandığa gömecek. Pek sanmıyoruz ama muhalefet tarafında bir yerlere tutunmayı belki becerirseniz. O zamanda emin olduğumuz tek bir şey var, siz hiçbir zaman küçülüp ne kadar kalırsanız kalın “Yerli ve milli” olamayacaksınız. Millet olarak bu yönetim yüzünden büyük acıları yaşadık, halen de yaşıyoruz. Ne demiş Sadi Şirazi “Yıkık gönlün âhı, yıkar âlemi…” Ya da Yunus’un dediği gibi; “Sanma ki zalimin ettiği kardır. Mazlumun ahı indirir şahı. Her şeyin bir vakti vardır.”

Bu millet, kendine bunca cefayı reva görene, bunca canını yakana, sandıkta hak ettiği notu hiç şüphesiz verir. Evlerine tıpış tıpış gönderir. Ve bu ucube düzeni yıkar geçer. Biz dostlarımızla birlikte iktidara geleceğiz. Yeni kurallar, yeni kurumlar ve yeni kadrolarla, Türkiye’miz kendisine giydirilmek istenen bu deli gömleğini yırtıp atacak. Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sistem ile yılların kirini, pasını, yıpranmışlığını silecek.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

 

Soru- Bir süredir hükümetin bahsetmiş olduğu reform çerçevesinde Kürt meselesine dair yeni bir çözüm süreci olacak mı tartışmaları yaşanıyor. Cumhurbaşkanı danışmanının Diyarbakır temasları çok tartışıldı, konuşuldu siyasette. Böylesi bir çözüm sürecine ihtimal veriyor musunuz ve olası bir çözüm sürecinde CHP’nin rolü ve pozisyonu ne olacaktır? Teşekkürler.

Faik ÖZTRAK- Bundan önceki süreçlerde de söyledik. Kapalı kapılar ardında gizli saklı görüşmelerle yürütülen süreçlerin milletimizin derdine derman olması mümkün değildir. Biz baştan beri bir şeyi hep söyleye geliyoruz: Eğer Kürt meselesine çözüm aranıyorsa bunun yeri Meclis’tir. Bu çözüm Meclis’in çatısının altında iktidarı, muhalefeti tüm partilerin belli bir uzlaşma içinde davranarak hareket etmesi sonucunda gelecektir.

 

Soru- Devlet Bahçeli dünkü basın toplantısında “Cumhur İttifakı’na bağlıyız” dedi; ama MHP Genel Merkezi giriş katındaki müze sergide, AK Parti’ye dönük çözüm süreci, 17 – 25 Aralık sürecine ilişkin kitaplar ve yayınlar sergileniyor. Bir yanda Cumhur İttifakı vurgusu, diğer yanda MHP Genel Merkezi’nde bu müze sergisi. Sizin bu konuya ilişkin yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Şimdi arşivler önemlidir. Özellikle siyasi partilerin arşivleri son derece değerlidir. Hepimizin bildiği bir söz var ‘Söz uçar, yazı kalır’. Dolayısıyla arşivler kimin arşiviyse o kurumun nereden nereye geldiğini gayet güzel ortaya koyar. Arşivler yalan söylemez.

 

Soru- Sizde değindiniz ama Hamza Yerlikaya sahte diploma tartışmasında, “İspat edin” açıklaması yaptı. Mahkeme kararı ortaya konduktan sonra yeni bir açıklama yapmadı. Eğitim-İş Sendikası da Yerlikaya’nın isminin verildiği okullardan isminin silinmesi için girişimde bulunacağını açıkladı. İktidardan da bir açıklama yok. Bu konuya ilişkin yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Bugün İsmet İnönü’nün ölüm yıldönümü olduğunu söylemiştim. İnönü’nün çok güzel bir lafı var “Önemli olan iktidarda kalmak değil itibarda kalmaktır” diyor. Önemli olan milletin gönlünden ve gözünden düşmemektir. Yerlikaya bir şampiyon pehlivandı, milletin gönlünde yer etmişti. Keşke sarayın gözüne girmek yerine milletin gönlünde kalmaya devam etseydi. Maalesef biraz önce söyledim bu ucube saray rejimi koskoca bir cihan pehlivanını, artık sinekle dahi güreşemeyecek hale getirmiştir.

 

Soru- CHP’li bir milletvekiline şantaj yapıldığı iddiaları doğru mudur? Genel Merkez bundan ne zaman haberdar oldu, parti içerisinde bir inceleme sözkonusu mu?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşımız gerekli suç duyurularında bulunmuştur. İşin başladığından beri zaten hem grupla, hem partimizle temas halinde bu olayı yürütmüştür. Soruşturmanın gizliliği esastır, bu çerçevede yürümektedir. Gözaltına alınanlar vardır. Yurtdışı bağlantıları vardır bu işin. Bence önemli bir soruşturmadır ve baştan da söylediğim gibi bu konuyu ihbar eden, suç duyurusunda bulunan da bizim milletvekili arkadaşımızdır. Milletvekili arkadaşlarımızın bu tür kumpaslara, bu tür senaryolara kurban edilmesi kabul edilir gibi değildir.

 

Soru- MHP lideri Devlet Bahçeli’nin partinize yönelik eleştirileri sözkonusu oldu. Aynı zamanda Millet İttifakı ortağı Meral Akşener’e bir çağrıda bulundu. Siz bu çağrıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener bu çağrıya büyük zarafetle cevap verdi. Bu sözün üstüne bizim söz söylememiz doğru olmaz.

Teşekkür ediyorum.

AKIL ÖLDÜ, AHLAK ÖLDÜ, ADALET ÖLDÜ

 

 

CHP Sözcüsü Öztrak, AK Parti döneminde ülkede aklın, ahlakın ve adaletin öldürüldüğünü belirterek, “İşte bugün, bu nedenle bu buhranı yaşıyoruz, bu nedenle bu devlet krizini yaşıyoruz” diye konuştu.

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün Genel Merkez’de MYK gündemi hakkında düzenlediği basın toplantısında şunları ifade etti:

 

Bu hafta Merkez Yönetim Kurulumuzun gündeminde: Her geçen gün derinleşen devlet krizi, milletimizi yoksulluk bataklığına çeken ekonomik kriz, Covid-19 salgınının yönetiminde ortaya çıkan sorunlar ve bunların sonucunda ülkemizde yaşanan “büyük buhran” vardı. Sözlerime başlamadan önce bugün bir rahatsızlık geçiren Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Fuat Oktay’a geçmiş olsun demek istiyorum.

 

SAHTE DİPLOMALI SARAY BESLEMELERİ

Milletin çift diplomalı evlatları işsiz gezerken, doktoralı gençlerimiz iş bulamazken, Saray sosyetesinin, sahte diploma kullandığı mahkeme kararıyla sabit beslemeleri, kamu bankalarına yönetim kurulu üyesi olarak atanıyor. Peki, tecrübeli bankacıları bir telefonla işten attıran, Genel Müdür Yardımcısı olmalarına imkan vermeyen BDDK yönetimi bu arada ne yapıyor? Hiçbir şey yapmıyor. Kurumlardaki ve kurallardaki çöküş “devlet krizini” derinleştiriyor.

 

KULAKLARININ ÜSTÜNE YATTILAR

Salgınla ilgili gerçek sayılar, “Hasta sayısıydı, vaka sayısıydı” denerek, aylarca gizlendi, sonra bir gece mızrak çuvala sığmadı. Ülkemizde gerçek vaka sayısının öyle 5-6 bin değil, 30 bin olduğu ortaya çıkıverdi. Biz; “Bu sayı 10 bin, 20 bin, 30 bine çıkarken hangi önlemler alındı? diye sorduk; cevap yok. “Gizlenen sayıların milletimizi rehavete sevk etmesi, yüzlerce vatandaşımızın hayatını kaybetmesine neden olmadı mı?” diye sorduk; tık yok. “İnsanlarımızdan bilgiyi gizleyerek hayatlarını yitirmelerinin tek sorumlusu Saray istifa etmeli!” dedik. Ama sarayın kibirlisi kulaklarının üstüne yatmaya devam etti. Saydamlık olmayınca, hesap vermek olmayınca, devlet krizi derinleşiyor.

 

SAVCILIĞA YAZI YAZIP ZAHMET ETMİŞSİNİZ

Genel Başkanımız, Saray’ın ufak ortağının çabalarıyla cezaevinden çıkarılan bir mafya bozuntusu tarafından açıkça tehdit edildi. Siyaset üzerine mafyanın gölgesi düştü. Sarayın ufak ortağı bunun karşısına çıkmadı aksine arkasında durdu, sahiplendi. Tam bir hafta önce, burada düzenlediğim basın toplantısında, “Savcılık, bu saldırganın ifadesini aldı mı?” diye sormuştum. Bu belgeye göre, 23 Kasım tarihinde, yani bundan bir ay önce, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Basın Suçlarını Soruşturma Bürosu, Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığı’na bu yazıyı yazmış.

Yazıda şunları söylüyor; “Hakaret ve tehdit içerikli olduğu iddia edilen yazının yayınlandığı twitter hesabı, Alaattin Çakıcı’ya ait mi değil mi kendisine sorun” diyor.  “Yazının kendisi tarafından yazılıp yazılmadığı, eğer bu yazı kendisi tarafından yazılmış ise bu yazıyı nerede kaleme aldığının sorularak şüpheli sıfatı ile ifade ve delillerin tespitiyle ikmal olunacak…” diye gidiyor. Şimdi güler misin; ağlar mısın? Aslında bu kadar yolda göstermişsiniz ya Ankara’dan Bodrum Savcılığı’na resmi yazı yazıp da niye zahmete girdiniz ki? Şurada sorduğunuz sorular zaten niyetinizi belli ediyor.

 

BİR DE ÇAY İKRAM EDİN…

Bu ülkenin Ana Muhalefet Partisinin lideri tehdit ediliyor, Savcılar nedense resen soruşturma bile açma cesaretini bulamıyor. Bir de üstüne, tehdit ve hakaret savuran şahsı; “Bir zahmet geliverin de size bir çay ikram edelim” diye ifade vermeye davet ediyorlar. İki üç soru kopyasını da veriyorlar ki cevaplasın… Ama bu memlekette AK Parti Genel Başkanı’na, sosyal medyadan bir eleştiri yapıyorsanız ne oluyor? Savcılık hemen resen soruşturmayı başlatıyor. Sabaha karşı evinizden yaka paça alınıyorsunuz. Öyle savcılığa davet, mavet “Gelin çay içelim” yok. Derdest ediliyorsunuz. Yine sade vatandaşsanız davanız yıllarca yargıda bekliyor, adalete de bir türlü ulaşamıyorsunuz.

 

ADALET TEŞKİLATI BİLE ADALETE ULAŞAMIYOR

Bıraktık sıradan vatandaşın adalete ulaşmasını, Adalet teşkilatı kendi adalete ulaşamaz hale geldi. Anayasa Mahkemesi kararını tanımayan alt mahkemelerin bulunduğu adliyenin başsavcısı, şimdi Anayasa Mahkemesine ışınlanıyor. Ülkemizde; hukuka ve demokrasiye ağır hasarlar veren, birçok iddianamenin müellifi, Yargıtay’da daha koltuğuna oturmadan, tek bir dosyanın kapağını dahi açmadan, Yargıçlar tarafından, Yargıtay kontenjanından, Anayasa Mahkemesi’ne kim bilir nerelerden gelen talimatla ilk sıradan aday seçiliyor. Adalet kendine bu adaletsizliği yaparsa, millet hakkını nerede arayacak? Tüm bunlar buhranı derinleştiriyor.

 

AKIL ÖLDÜ, AHLAK ÖLDÜ, ADALET ÖLDÜ

Ne demiş, Fatih Sultan Mehmet: “Aklı öldürürsen ahlak da ölür. Akıl ve ahlak öldüğünde millet bölünür. Kadı’yı satın aldığın gün adalet ölür. Adaleti öldürdüğün gün Devlet de ölür.” 18 yılda bu memlekette akıl öldürüldü. Ahlak öldürüldü. Adalet öldürüldü. Temel hak ve hürriyetler öldürüldü. İşte bugün, bu nedenle bu buhranı yaşıyoruz, bu nedenle bu “devlet krizi”ni yaşıyoruz. İşte bugün, bu nedenle memlekette kimse canından, malından emin değil.

 

İNSANİ ÖZGÜRLÜK ENDEKSİNDE ÇAKILDIK

Bunu sadece biz demiyoruz. Dünyanın itibarlı kurumlarının çalışmaları da böyle söylüyor. Geçtiğimiz günlerde, CATO Enstitüsü’nün İnsani Özgürlük Endeksi yayınlandı. Kişisel ve ekonomik özgürlüklerle ilgili 76 göstergenin kullanıldığı bu endekste 2015 yılında 62. sıradaydık. 2017 yılında 84. sıraya indik. 2020’de 162 ülke arasında 119. sıraya düştük. İnsani Özgürlükler liginde ucube başkanlık projesinin düğmesine basıldıktan sonra 57 sıra, tek adam vesayet rejimine fiilen geçildikten sonrada 35 sıra birden düşmüşüz. Aslında düşmemişiz, çakılmışız. Şimdi bizim olduğumuz bu ligde, şimdi bu ligde biz Gambiya’yla, Tanzanya’yla, Vietnam’la, Gabon’la, Togo’yla aynı yerlerde bulunuyoruz.

 

ÖNÜNE KONAN METİNLERİ OKURKEN DİKKATLİ OLSUN

Bu ucube rejim geldi geleli, ülkemizde ekonomik ve kişisel özgürlükler dip yaptı. Böyle bir ülkeye uluslararası yatırımcı gelir mi? Yatırım yapılır mı? Biz bunları söylüyoruz Cumhur İttifakı, Çamur İttifakı oluyor. Sağa sola çamur atıyor. En sevdiği de, Cumhuriyet Halk Partisi’ne bulaşmak… Sarayın kibirlisi, önünü konan metinleri okurken daha dikkatli olmalıdır. Bugün parti kapatmaktan bahseden, onların ufak ortağı Sn. Numan Kurtulmuş’a ayar vermeye kalkıyor ama Sarayın kibirlisi sessiz… Bu ikrardan geliyor herhalde. Bu ülke de mahkeme kararı olmadan, milletin malına mülküne çöken, kayyım atayan da yine onların iktidarı. Yine bu ülkede, “Kuruydu, yaştı” demeden, on binlerce memuru işten atan, aileleriyle beraber “Ağaç kabuğu yesinler” diyen de onlar. Bugün bağımsız medya kuruluşları Halk TV’ye, TELE-1’e yayın durdurma yasağı veren, Cumhuriyet gazetesine, BirGün’e ve Sözcü’ye ilan kesme ve vergi cezaları yağdıranda onlar. Kendi partililerinizi korkutmak için söylediğiniz her şeyi, bugün siz yapıyorsunuz.

 

CHP İKTİDARINDA KİMSE MALINDAN VE CANINDA ŞÜPHE ETMEYECEK

AK Parti’ye gönül vermiş, AK Parti’ye oy vermiş yurttaşlarımıza seslenmek istiyoruz: Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bu ülkede namusuyla çalışan, alın teri döken, taş üstüne taş koyan, hiç kimse tekrar söylüyorum hiç kimse, malından, mülkünden, canından şüphe etmeyecek. Herkes canından, malından emin huzur içinde yaşayacak. Ancak bugün ballı ihaleleri kapıp, milletin vergileriyle, kirli ilişki çarklarını yağlayanlar, tabi ki hukukun önünde bunun hesabını verecekler. Yandaşa dolarla avroyla garanti veren astarı yüzünden pahalıya gelen, milletin geleceğine ipotek koyan, Kamu-Özel İşbirliği projelerinin sözleşmeleri iptal edilecek. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında hukuk siyasetin aracı olmayacak. Yargıçlar, talimatla değil; milletimiz adına, yasalara ve vicdanlarına göre karar verecekler. Çünkü hukuk ve adalet, ekmek gibi, aş gibi, su gibi, o partili, bu partili demeden herkese lazım.

 

MİLLET ZORDA, SARAY’DA VUR PATLASIN ÇAL OYNASIN

Bu ülkede salgın yüzünden, vatandaşlar eşinin, dostunun, akrabasının cenazesine bile gidemiyor. Düğün dernek yapmak yasak. Maskesiz sokağa çıkan cezayı yiyor. Restoranlar, eğlence mekânları kapalı, yüzbinlerce çalışan kapının önünde. Müzisyen bir gencimiz, geçtiğimiz hafta sefaletten cinnet getirip, canına kıydı. Ama bu millete yasak olan saraya serbest. Tam da Gaziantep’te, 11 yurttaşımızın hayatına mal olan facia milletimizin yüreğini parçalarken, Beylerin Saraylarında, vur patlasın çal oynasın konuk ağırlama görüntüleri ortaya çıkıyor. Millet canıyla uğraşırken, bu ülkenin esnafı, çiftçisi, emekçisi, emeklisi, genci ıstırap çekerken bu debdebe, bu şaşa, bu eğlence ne anlama geliyor? Biz kaç zamandır söylüyoruz: “Bunlar milletten koptular, Saraylarından millete dürbünün tersiyle bakıyorlar, milleti görmüyorlar. Milletle aralarındaki mesafe o kadar uzak ki, milletin sesini duymuyorlar”. Saray kibirlisinde ve masadakilerin çoğunda aslında maske yoktu. O görüntülere bakınca, insan, sosyal mesafe falan kalmamış, çoğu maske takmıyor. “Acaba aşılar milletten önce, saray sosyetesine mi yapıldı?” diye düşünmeden edemiyor.

 

ÖLSEN DE KURTULUŞ YOK, GASİLHANEDE KUYRUK VAR

Beyler bir kuş sütün eksik olduğu sofralarda Saray yemeklerini mideye indirirken, vatandaşlarımız ne yapıyor? Pazar yerinde vatandaşımız, “Daha önce 70 TL’ye gittiğim pazardan, şimdi 150 TL’ye çıkamıyorum” diye feryat ediyor. Esnaf; “Millet artık taneyle alıyor, fiyat söylemeye utanıyoruz” diyor. Mısır Çarşısı’nda bir dükkân sahibi, “TEFE’yi TÜFE’yi nasıl hesaplıyorlar bilmem ama bizde zamlar yüzde 60 yüzde 80 arasında” diyor. Bu ucube vesayet rejimiyle ülkemiz,  kuyruklar ülkesi haline geldi. Kış günü soğanda, patateste kuyruk, ucuza ekmek almak için Halk Ekmek sıralarında kuyruk, kömür yardımı almak için mahalleler boyu kuyruklar, bu millet ne zaman gün yüzü görecek? Öldüm kurtuldum dese, maalesef onda da gasilhanede ve mezar sırasında kuyruk… Uzayıp giden işsiz kuyrukları zaten vakayı adiyeden…

 

MESELELERİ MESELE ETMEZSEN, MESELE KALMAZ

Daha geçen hafta Şanlıurfa’da gördük. İl Sağlık Müdürlüğü, 100 şoför için ilana çıktı. 6 aylık iş için, 7 binden fazla başvuru yapılmış. Bu ülkenin gençleri “İş olsun, maaşı geçtim, yol ve yemek parasına bile razıyım” diyor. Ama Saray sosyetesine göre her şey güllük gülistanlık. Saray’ın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanına göre; memlekette yoksulluk, milletvekiline göre işsizlik yok. Tarım Bakanına göre çiftçi rekor gelir elde ediyor, bir başka milletvekiline göreyse, memlekette kuru ekmek bulabilen aç değil… Ne güzel; meseleleri, mesele etmezseniz mesele de kalmıyor zaten.

 

ONLAR CİĞERCİ KEDİSİ…

Bunların kibirleri artık arşı alaya çıktı. Milletle yolları ayırmışlar. Ne güzel anlatıyor Orhan Veli:

“Uyuşamayız, yollarımız ayrı; sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi; senin yiyeceğin kalaylı kapta; benimki aslan ağzında sen aşk rüyası görürsün, ben kemik. Ama seninki de kolay değil kardeşim; kolay değil hani, böyle kuyruk sallamak tanrının günü…” Sarayın beslemelerinin durumu da işte aynen böyle…

 

İKİ YUMURTA KIRMAK LÜKS OLDU

Onlar Sarayda bin bir takla ata dursunlar. Millet aslanın ağzından, hatta midesinden kuru ekmeğini çekip çıkarmak için boğuşup duruyor. Asgari ücret açlık sınırının altında, çarşı, pazar yangın yerine dönmüş. Eskiden “Peynir zeytinle karnını doyurmak” diye bir laf vardı. Peynirin fiyatı etin fiyatını geçmiş. Zeytinin yanına yaklaşılmıyor. Daha dün, “İki yumurta kırar, karnımı doyururum” denirdi. Şimdi otuzlu karton yumurtanın fiyatı 30 liranın üstüne çıkmış. Yumurtanın ederi tavuğu geçmiş, iki yumurta kırmak da artık lüks olmuş. 5 litrelik ay çiçek yağı 80 liraya satılıyor, sofraların bereketi kaçtı. Ama Saray, asgari ücreti 3100 liranın altında tutmak için, bin bir gerekçe üretiyor. Yoksulluk o kadar derinleşti ki vatandaşlarımız bebeğine; mama yerine şekerli su veriyor, bez yerine altına poşet bağlıyor. Bu ülkede insanlar avucuna iş-aş yazıp canına kıyıyor.

 

ÇİFTÇİYİ ANKARA’NIN KAPISINDAN KOVALADILAR

Çiftçi, besici bağırıyor, “Yem, saman fiyatı yüksek, beslediğimiz hayvanların etinin de, sütünün de fiyatı düşük” “Hak ettiğimiz destekleri alamıyoruz, aldığımızı da zamanında alamıyoruz”, “Üretimde kullandığımız ilaç, gübre, elektrik, tohum, mazot fiyatlarının, Bankalara ve Kooperatif’e olan borçların altında ezildik kaldık”. Ülkede ineği, tarlası traktörü haczedilen, sesini duyurmak isteyen çiftçilerimiz, Ankara’nın kapılarından kovalanıyor. Dünyanın en bereketli topraklarında, Çukurova’da, Konya ovasında, Aydın ovasında, Trakya’da tarımı bitirenler, şimdi gidip, Sudan’da Nijer’de tarım yapmanın peşine düşüyorlar. Rusya’nın en çok tahıl sattığı ülkeler listesinde birinciyiz. Ama Ruslar Türkiye’den domates ithalatına kota getiriyorlar. Cevap, Saray gümrüksüz tahıl ithalatının süresini uzatıyor. Rus çiftçisinin yüzünü güldürmeye devam ediyor. Ama bizim domates üreticimizin yüzü yerlerde. Saray, bu kadar kendi çiftçisine düşman… Bu kadar el iyisi…

 

VATANDAŞ YOK, HAVUZCULAR VE FAİZCİLER VAR

Milletimizden o kadar koptular ki bir bütçe getirdiler, içinde millet yok… Varsa yoksa havuzcu yandaşlar, bir de faiz lobileri… 1993’ten bu yana ilk kez faiz hariç bütçe dengesi açık veriyor. Geçen yıl 25 milyar lira,  bu yıl 102 milyar lira “faiz hariç” bütçede açık var. Yani faizleri dışarda bıraktığımızda dahi bütçe açık veriyor. Faiz lobilerine faiz ödemesi için bile, artık faizle borçlanmak zorundayız. Boşuna demiyoruz. Bunlar faiz baronlarının adamı diye. Ne bütçede ne Merkez Bankasında manevra alanı kalmadı. Şimdi faizleri artırarak sıcak paracılara, faiz lobilerine “gel gel” yapıyorlar. Dünyada pandemi azdı herkes faizi düşürüyor, bütçe desteklerini artırıyor. Biz ise tam tersini yapıyoruz. Bu iktidar salgının sıkıştırdığı milletimizin sırtına, bir de faizle, bütçeyle yükleniyor. Neden? Çünkü tüm cephanemizi, 128 milyar dövizimizi, “Faiz enflasyonun nedenidir” safsatası uğruna kaybettik.

 

510 MİLYAR TL’LİK SORUNLU KREDİ

Merkez Bankası Finansal İstikrar Raporu açıklıyor; Bankacılık sisteminde yaklaşık 360 milyar liralık “Yakın izlemede olan” kredi varmış. Yine 150 milyarlık tahsili gecikmiş alacak varmış. Alt alta toplayın 510 milyar liralık sorunlu kredi eder. BDDK, gelecek yılın ortasına kadar, aktif kalitesindeki bozulmayı saklayacak bir takım kararları sürdürüyor. Peki, bunun sonrasında ne olacak? Hep bir umut var ekonomi canlanacak, ekonomi canlanacak. Nasıl canlanacak? Faizler artarken ödeme gücü zayıflayan KOBİ’ler, esnaflar, aileler o gün geldiğinde ne yapacaklar? 2021’in ilk altı ayı çok çok zorlu geçecek.

 

DOST BİN İSE AZ, DÜŞMAN BİR İSE ÇOK

Bu arada; ABD ve AB’den gelebilecek olası yaptırımları doğru düzgün konuşmuyoruz bile etkilerini. Saray’ın bu konuda bir planı var mı diye bakıyoruz? Ama görmüyoruz. Lafla peynir gemisi yürütülmeye çalışılıyor. Ucube şahsım devletinde “Dostum Trump, Dostum Putin” diyerek, milli olması gereken dış politikayı şahsileştirdiler. Bu nedenle dünyada ve bölgede bir başına kaldık. Atalarımız ne güzel diyor: “Dostun bin ise azdır. Düşmanın bir ise çoktur.”

 

DIŞ POLİTİKA TAVLA OYNAMAYA BENZEMEZ

Bakın biz bu S-400 meselesiyle ilgili olarak, tam bir yıl önce bugün yaşanacakları bu kitapçıkta anlatmışız. Bunun ortaya çıkarabileceği kayıpları kalem kalem sıralamışız. Peki, bu dönemde bu bir yıl boyunca yönetim ne yapmış? S-400 meselesiyle ilgili bir çözüm bulmuş mu veya bunu dengeleyecek bir şey getirmiş mi? Ortada havuz medyasının fısıldadığı yerli ve milli çözümler var; S-400’ün kumanda odasını Amerikalılarla paylaşacaklarmış, ya da Yunanistan’ın yaptığı gibi tatbikattan tatbikata bu S-400’leri depodan çıkaracaklarmış… Biz bu silah sisteminin kumandasını Amerika ile paylaşacaksak veya tatbikattan tatbikata süs diye kullanacaksak 2,5 milyar doları hem de bu dar günümüzde niye verdik? F-35’leri almak için verdiğimiz 1,5 milyar doların üstüne niye çizik çektik? F-35’lerin tedarik zincirinden kazanacağımız 12 milyar doları neden tehlikeye attık? Diğer silah platformlarının ihracatından gelecek gelirleri saymıyorum bile. “Yerli ve milli” helikopterimiz ATAK’ın, Motorunun İngiliz ve Amerikalı olduğunu öğrendik. Şimdi Amerika motor ihracatını veto etti diye, Pakistan’a 1,5 milyar dolarlık helikopter satışından da olabileceğimiz anlaşılıyor. Bu dış politika tavla oynamaya benzemiyor. Milli çıkarlarımızı, ülkemizin geleceğini, atılan zara veya şansa emanet etmek mümkün değil. İyi bir satranç oyuncusu gibi beş, altı hamle sonrasını planlamak durumundasınız. Çünkü dış politikada hesapsız atılacak adımların maliyeti ağır oluyor, birkaç kuşak birden ödüyor.

 

DIŞ POLİTİKA TEKRAR MİLLİ POLİTİKA OLMALI

Örneğin 2011’den bu yana 4 milyon Suriyeli için 50 milyar dolar harcadık. Ama öyle görünüyor ki daha da harcayacağız. Hezeyanlarla şahsileştirilen ve İhvancı şartlanmalarla malul dış politikanın yükünü maalesef bugün hepimiz ödüyoruz. Maliyet 83 milyonun omzuna yükleniyor. Bu nedenle şahsi dış politikayı, tekrar milli politika haline getirmek zorundayız. Dışişleri Bakanlığı’nı, AK Parti’nin mütekait vekillerinin, rüşvetten aklanmamış eski Bakanlarının arka bahçesi olmaktan çıkarmalıyız, dışişleri yeniden kariyer kurumu haline getirmeli.

 

2023 HEDEFLERİ YOK, 2023’E KADAR İKTİDARDA KALMA HEDEFİ VAR

Bu iktidar miadını doldurmuştur. Verdiği sözleri tutmayan yalancı çobana dönmüştür. 2011 seçimlerine giderken, bu milletin önüne “2023 hedefleri”ni koydular. Bunu da temcit pilavı gibi, sürekli ısıtıp millete anlattılar. Sonunda bu hedefler bu yönetimin alameti farikası oldu. Ama bu yıl, 29 Eylül 2020’de imzalanan bir Cumhurbaşkanı Kararıyla, 2023 hedeflerinin çöp olduğunu, Dünya âleme ilan ettiler. Bu imzaladıkları kararla Cumhurbaşkanının imzaladığı kararla; “2023 yılında 2 trilyon dolar olacak” dedikleri Milli Gelir hedefini 875 milyar dolara indirdiler. Bu, bundan 5 yıl önce ortaya koydukları hedefin yarısının bile altında… Milletin önüne, 11 yıl önceki geliri getirmekten utanmıyorlar. Kişi başına düşen gelir hedefi de 25 bin dolardan, 10 bin 33 dolara indirildi. Bu da aynı şekilde hedefin yarısının altında… 2023’te 500 milyar dolar olan ihracat hedefi de, 214 milyar dolara düşürüldü… Bu da hedefin yarısından az… İki katına çıkan bir hedef var. 2023’te işsizlik hedefi yüzde 5 idi. Şimdi, “2023’te bu hedefi yüzde 10,9 olarak belirlediler orta vadeli programda”. Yani milli gelir, kişi başına gelir, ihracat gibi hedefler, yüzde 50’den fazla iskonto yerken, milleti yoksullaştıran işsizlik hedefi ikiye katlanıyor. Nereden nereye geldik? Bu, 2023 hedeflerinin ıskalanması AK Parti’nin miadının dolduğunu, metal yorgunu olduğunu, millete taahhüdünü yerine getireme imkanının kalmadığını gösteriyor. Artık 2023 hedefleri diye bir şey yok. Tek bir hedef var: 2023’ü iktidar koltuğunda görebilmek…

 

DÜNYA MERSİN’E, BİZ TERSİNE…

Dünya; Refah Devleti 3.0’ı konuşuyor, robot teknolojisinin ve otomasyonun geleceğini, bunun istihdama etkisinin ne olacağını, devletin bu konuda hangi önlemleri alacağını tartışıyor. Yeşil ekonomi, dijital altyapı, dijital eğitim derken, pandemi sonrası oluşacak yeni tedarik zincirlerinde, yeni üretim modellerini, ülkelerin küresel pastadan ne kadar pay alacağını hesaplıyor, bu kifayetsiz muhterislerin elinde ülkemiz yalan dolan gündemle vakit harcıyor.

 

UMUTSUZLUĞA GEREK YOK, CHP YAPAR

Ama milletimizin umutsuzluğa kapılmasına gerek yok. Bu ülke Jeostratejik konumuyla, genç nüfusuyla, Dünyanın dört bir yanında tuttuğunu koparan girişimcileri ve iş insanlarıyla, doğru tedbirlere çok hızlı yanıt verebilen ekonomisiyle çok önemli bir potansiyele sahip. CHP de, bu potansiyeli harekete geçirecek, bilgiye ve tecrübeye sahip. Bu kötü gidişi biz değiştireceğiz ortaklarımızla birlikte. Bunu; “Yeni kurallar, yeni kurumlar ve bunları hayata geçirecek liyakatli yeni kadrolarla yapacağız.” Güçlendirilmiş Yeni Demokratik Parlamenter Sistemi milletimizle birlikte kuracağız. Hukuk devletini yeniden ayağa kaldıracağız, yoğun bakımdaki demokrasimizi hayata döndüreceğiz. Üretimi destekleyen politikaları planlı bir şekilde hayata geçireceğiz. Bu ülkede yaratılan refahı hakça paylaşacağız. Tüm bunları yaparken, hem ekonomik hem de çevresel sürdürülebilirliği kendimize nirengi noktası olarak belirleyeceğiz. Biz milletimize güveniyoruz. Milletimiz Sarayın ne yaptığını görüyor. Bu kibir abidelerine notlarını veriyor, önüne gelmesini sabırsızlıkla beklediği sandıkta yerlerini gösterecek, bunları evlerine gönderecek.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınızı alabilirim.

 

Soru- Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi Adalet Komisyonu’ndan geçti. Önümüzdeki günlerde de Genel Kurul’a gelecek ama CHP’nin bazı itirazları var. Sayın Zeynel Emre’de bunu dile getirdi aslında. Eğer bu teklif yasalaşırsa ve tabi Resmi Gazete’de yayınlandıktan sonra CHP’nin acaba Anayasa Mahkemesi’ne bir başvurusu olur mu?

Faik ÖZTRAK- Şimdi şöyle bir durum, yani bu mali aksiyon gücü var dünyada bu kara paranın önlenmesiyle ilgili olarak… “Bunların talep ettiği bir yasa teklifi” diye söyleniyor. Ama bu yani bu kurumun FATF’ın tespit ettiği bu eksiklikler kaç senedir ortada? Bir türlü tedbir alınmıyor. Nihayet bu senenin sonuna geldik, “Şimdi eğer bu kanun çıkmazsa gri listeye düşeceğiz” diye bunları getiriyorlar. Ama FATF’ın tekliflerine baktığımız zaman tüm taleplerinin bu yasa içinde yer almadığını görüyoruz.

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki arkadaşlarımız, Adalet Komisyonundaki arkadaşlarımız özellikle yasa teklifi üzerinde detaylı çalışmalarını sürdürüyorlar. Ama yasa yapma tekniği açısından da bu ucube rejimde büyük sıkıntılar yaşıyoruz. Teknik bir düzenleme olması gereken düzenlemelerle ilgili teklifler, Meclis gündemine çok geç geliyor. Geç geldiği içinde arkadaşlarımızın doğru düzgün bir inceleme yapmaya vakitleri olmuyor, sıkışıyorlar. Eğer Anayasa Mahkemesi’ne götürülecek bir şey varsa, bu şu anda daha görüşülüyor. Bizim taleplerimiz yerine getirilmez, Anayasa Mahkemesi’ne götürülecek hususlar yasada kalırsa, tabi ki Grup’taki arkadaşlarımız bunu Anayasa Mahkemesi’ne götüreceklerdir.

 

Soru- Benim iki sorum olacaktı. Muharrem İnce’nin bir açıklaması oldu, “Parti içindeki taciz iddiaları için utanıyorum” dedi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? İkinci sorumda Yeniden Refah Partisinin Genel Başkanı Fatih Erbakan herhangi bir ittifakta, HDP ve CHP’nin olduğu bir ittifaka yanaşmayacaklarını söyledi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Birinci sorunuza şöyle cevap vereyim. Bu partide ilçe başkanlığı, il başkanlığı, milletvekilliği, grup başkanvekilliği yapmış bir arkadaşımızın partinin bu tür iddialarla ilgili süreçlerde nasıl tavizsiz davrandığını, her mağduriyeti nasıl titizlikle araştırdığını en iyi şekilde bilmesi gerekir. Bu iddiaların adresi bellidir, yeri bellidir. Bu iddiaların adresi Çamur İttifakı’dır. (İkinci soruya) Şöyle, Sayın Erbakan öyle gözüküyor ki yerini belli etmiş, “Benim yerim Cumhur İttifakı’dır” diyor.

 

Soru- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hafta sonu Alparslan Türkeş’in eşi Seval Türkeş’e bir ziyarette bulundu. Bu ziyaret zamanlaması açısından tepkiler çekti. Parti olarak sizin bu konuya ilişkin değerlendirmeniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Şunu söyleyelim, yani Kahramanmaraş Katliamı’nın acısını, üzüntüsünü başta Genel Başkanımız tüm Cumhuriyet Halk Partililer kalbinde taşır. Kaldı ki, bu yıldönümünde Genel Başkanımız partimizin kurumsal görüşünü sosyal medyadan attığı mesajla milletimizle paylaşmıştır. Ama bu ziyareti eleştirenler Yunus’un, Mevla’nın, Hacı Bektaş-ı Veli’nin ve Ahi Evran’ın öğretilerini anlamayanlardır. Ben sorarım bu isimlerden hangisi milletimize kin ve öfkeyi öğütlemiştir? Hepsi sevgi diliyle konuşmuştur, barışı öğütlemiştir. Sayın Genel Başkanımız insani bir ziyaret gerçekleştirmiştir ve Sayın Genel Başkanımız bu topraklarda ayrışmayı, kutuplaşmayı, kavgayı bitirmeye, milletimize huzuru ve barışı getirmeye kararlıdır.

 

Soru- CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun sosyal medyadan yaptığı bütçe açıklamasına MHP’den yanıt geldi. Siz MHP’nin açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Anlaşılan ülkeyi batıran, buhrana sokan sivil darbenin ortak müellifleri bu işinin sonunun yaklaşmaya başladığını görmeye başladı. Bu işin sonu sandıkta biter hiç endişe etmesinler. Ama Canan Hanım doğru bir tespit yapmış. Bunların miadının dolduğunu -biraz önce ben de anlattım- görmüş ve önümüzdeki yıl Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu bütçeyi yapacağını söylemiş, halkın bütçesi olacağını söylemiş.

 

Soru- Dün Osman Öcalan ile yapılmış bir röportaj kamuoyuna yansıdı. Osman Öcalan’ın bir Cumhurbaşkanı danışmanıyla yakın zamanda görüştüğü de ortaya çıktı. Sizin bu konudaki düşüncelerinizi ve görüşlerinizi alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Hemen baştan şunu ifade edeyim, Osman Öcalan yeniden ortaya çıktıysa anlaşılan ufukta seçim var. Bir Cumhurbaşkanı danışmanının PKK elebaşının kardeşi Osman Öcalan’la görüşmesi aslında bizi şaşırtmıyor. Teröristlere çadır mahkemeleri kuran, Oslo’da onlarla masaya oturan, valilere teröristlere dokunma talimatı veren, şehirlerimize bombalar yığılır, hendekler kazılırken görmezden gelen, mahalli idare seçimlerinde İmralı mektuplarından medet uman, terörist başının kardeşini devletin televizyonlarına çıkaran Çamur İttifakı’ydı. Dediğim gibi bunlar bizi şaşırtmıyor. Ama şunu da sormamız lazım, kim bu Osman Öcalan ile görüşen Cumhurbaşkanı danışmanı? Bu soruların esas muhatabı kendisine yerli ve milli diyen bu koalisyonun ufak ortağıdır. Sarayın bekçinin bu görüşmeden haberi var mıdır? Acaba Bahçeli bu danışmana görüşme için icazet vermiş midir? Eğer haberi yoksa, icazette vermediyse şimdi ne yapmayı düşünmektedir bunları kamuoyuna açıklamalıdır.

 

Soru- Sayıştay’ın 2019 denetim raporlarında belediyelerle ilgili usulsüzlükler olduğu ifade ediliyor. Bu konu kamuoyunda epeyce gündeme geldi. Sizin bu kamuoyunda gündeme gelen konuya ilişkin değerlendirmeniz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Sayıştay pek çok belediyede atamalardan taşıt alımlarına kadar uzanan çok sayıda yolsuzluk, usulsüzlük tespit etmiş. Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Sayın Seyit Torun bu raporlar üzerinde detaylı bir çalışmayı yapıyor. Serik’te bir Belediye Başkanı bakanların da olduğu bir toplantıda kendisinden önceki Belediye Başkanının 500 bin lira rüşvet aldığını açıkladı. Bu raporlarda bu var mı? Bu raporlarda bunun olduğunu sanmıyorum. Ama İstanbul Belediyesiyle ilgili iddialara bakıyorsunuz vatandaşa süt dağıtmış, annelere toplu taşıma hizmetini ücretsiz vermiş, eğitim destekleri vermiş. Bütün bu konular Sayıştay raporunda yer alıyor. Aslında anlaşılan Sayıştay’da belediyelerimizin vatandaşa hizmet ederken elini tutma çabasına katkıda bulunmaya başlamış. Ne yaparlarsa yapsınlar belediyelerimiz Genel Başkanımızın da talimatıyla üstün kamu yararı bulunan hizmetlerine devam edecekler.

 

Soru- Bugün basına yansıyan bir habere göre FETÖ lideriyle görüntüsü olan, hatta birlikte ağlayan, 15 Temmuz sonrası FETÖ’den mahkum olan Mücteba Kılıç’a, AK Parti Siyaset Akademisi’nden Erdoğan imzalı sertifika verilmesi hakkında sizin görüşünüz nedir?

Faik ÖZTRAK- Yani bunda şaşılacak bir şey yok. Kaç zamandır sorup duruyoruz, “FETÖ’nün siyasi ayağı niye ortada yok, niye ortaya çıkmadı” diye. Bugün görüyoruz ki FETÖ’nün siyasi ayağının başı FETÖ’ye sarılıp ağlayan bir kişiye diploma vermiş hem de kendisinin imzası bulunan bir diploma. Yani pek çok insan bankaların önünden geçti diye içeri atılırken böyle bir diploma verilmesi aslında her şeyin gün gibi ortada olduğunu gösteriyor. Buradan da tabi bizim FETÖ’nün Siyasi Ayağı kitapçığımızın neden toplatıldığı gayet güzel anlaşılıyor.

 

Soru- Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “Sembolik bir Cumhurbaşkanı olacak” demişti. O açıklamadan sonra İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’de “Her Türk vatandaşı gibi ben de hayal ederim, iddia sahibi herkes ister” dedi. Sayın Akşener’in bu açıklamalarını nasıl değerlendirirsiniz? Aday profili oluşurken nasıl bir yol izlenecek?

Faik ÖZTRAK- Çok açık söyleyeyim bu sözleri devamı da var. İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Akşener aynı açıklamasında, “Ben isimler üzerinden konuşmayı doğru bulmuyorum da” diyor ve ekliyor “Biz, Türkiye’nin geleceğini zora sokacak herhangi bir adımın veya herhangi bir hedefin parçası olmayız” diyor. Sayın Genel Başkanımızda Millet İttifakı’nın seçim zamanı geldiğinde adayını beraberce belirleyeceğini ifade etti. Cumhurbaşkanının nitelikleri, Yeni Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem hakkındaki ortak önerilerimizi aramızda görüştükten sonrada önümüzdeki günlerde açıklayacağız.

Şunu ben söyleyeyim, Cumhur İttifakında itaat, Millet İttifakı’nda istişare vardır. Kimse Millet İttifakı mensuplarından bunun dışında bir davranış beklemesin.

 

Soru- HDP’li Gergerlioğlu cezaevleri ve emniyetteki çıplak elle aramaya ilişkin iddialar ortaya attı. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal katıldığı bir programda hem HDP’yi, hem de CHP’yi hedef aldı. Bunun yalan olduğunu, beşinci kol faaliyeti olduğunu, FETÖ’cülerinde bu iddialarda bulunduğunu ifade etti. Bu suçlamaya yanıtınız nedir? Bir de bu çağdışı yöntem elle arama yerine ne yapılmalı, nasıl bir yöntem uygulanmalıdır?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bir kere her şeyden önce öyle “FETÖ’cü, şucu bucu, PKK iddiaları” diyerek bu iddialar geçiştirilemez. Bu iddialar son derece yaygın bir biçimde gelmektedir ve bu iddialar ciddidir. Bir dönem Cezaevleri Araştırma Komisyonu üyesi olan bugünkü Genel Başkan Yardımcımız Sayın Veli Ağbaba, iktidar o dönem FETÖ’yle de kol kolayken, benzer iddiaları gündeme getirmişti. 2016 yılında Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü de TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nda yaptığı açıklamada çıplak aramanın var olduğunu ifade etmiştir, bu da tutanaklara geçmiştir. Dolayısıyla konu ciddidir. Bu konuya onun söylemi, bunun söylemi diye yaklaşmak insan haklarına aykırıdır. Bu iddiaların Meclis’in Adalet ve İnsan Hakları Komisyonlarında ciddiyetle araştırılması devlet olmanın da gereğidir. Ayrıca İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Sayın Karaca bu konuda bir Meclis Araştırması açılması önergesini de bugün vermiştir. Dolayısıyla bu meselenin üzerine mutlaka gitmek, bu ayıbı önlemek, aramaların artık bugün teknolojinin ulaştığı seviyeler dikkate alınarak daha çağdaş yöntemlerle yapılmasının önünü açmak gerekir.

 

Soru- İstanbul Büyükşehir Belediyesinin düzenlediği Şeb-i Arus törenlerinde Kuranı Kerim’in Türkçe okutulması ve kadın erkek bir arada sema gösterisi yapılmasına tarihçi ve siyasilerden tepki geldi. Sizin bu konuya ilişkin değerlendirmeniz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Şunu ifade edeyim, biz bu inançmış, inanç yaşam tarzı ve kimliklerin siyasetin malzemesi yapılmasını, siyasetin bunları konuşmasını doğru bulmuyoruz. Bunu hem inanç sahipleri, hem ilgili otoriteler konuşur. Bunu siyasi tartışmaların konusu yapmanın ülkeye bir hayrı olmaz.

 

Soru- Taciz iddiasıyla gündeme gelen Konya İl Başkanıyla ilgili MYK’da bir karar alındı mı?

Faik ÖZTRAK- Mağdurların tüm iddiaları partimizde tavizsiz bir şekilde büyük bir dikkatle soruşturulur ve sonunda da gereği yapılır. Bu süreç şu anda partimizde işlemektedir. Konuyla ilgili açıklama önümüzdeki günlerde yapılacaktır.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

BU BÜTÇEDE YANDAŞA BALLI BÖREK, MİLLETE KURU EKMEK VAR

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Ucube tek adam vesayet rejiminin üçüncü bütçesinin, TBMM’deki görüşmeleri bugün sona eriyor. Kibir gemisinin kaptan köşkünde oturan Erdoğan’ın, üçüncü bütçesinde de; esnaflarımız yok, çiftçilerimiz yok, işçilerimiz yok, emeklilerimiz yok.  Yani koskoca bir millet yok. Bu bütçede millete kuru ekmek, yandaşa ise ballı börek var.

 

HAK MIDIR, REVA MIDIR?

Aylar önce Genel Başkanımız, esnaflarımız için 17 maddelik bir paket açıkladı. Şimdi bunun zoruyla, esnaflarımıza vere vere 5 milyar lira verecekler… Bütün dünya salgında alınan kapatma önlemleri nedeniyle işyerlerini kapatıyorlar vatandaşlarının sağlını korumak için. Ama beraberinde şunu da yapıyorlar: Kapattıkları işyerlerinin ciro ve gelir kayıplarını karşılıyorlar. Özellikle küçük iş yerlerini ayakta tutacak, batmasını engelleyecek, pandemi sonrasında işlerine hızla dönmelerini sağlayacak tedbirleri alıyorlar. Saray ise tek bir Katarlı yayıncı kuruluşun 90 milyon dolarlık borcunu bir kalemde silerken, yani bugünkü parayla, tek bir şirkete 700 milyon TL verirken, 1 milyon 200 bin esnafa 5 milyar verebiliyor. Bu hak mıdır, reva mıdır? Bugünde duyuyoruz ki bu kuruluş kulüplerin paralarını da ödemiyormuş bu indirime rağmen.

 

DELİK BÜYÜK, YAMA KÜÇÜK

Esnaflarımız da; “Cepteki delik büyük ama yapılan bu yama küçük” diyor. “Verilen bu parayla ancak faturaları öderiz” diye feryat ediyorlar. Ama Sarayın getirdiği bu bütçede, esnaf yok. Yine, müzisyeninden, tiyatrocusuna binlerce sanatçımız pandemi döneminde perişan. Bu bütçede sanatçılarımıza bir destek var mı? O da yok. Bula bula buldukları çözüm; “Video çek, gönder… 2021’de bir defaya mahsus bin lira verelim.” Artık sanatçılarımızın takati kalmadı. Pandemi kısıtlamaları nedeniyle, 10 aydır iş yapamayan bir müzisyenimiz bu hafta canına kıydı. Bundan utanan, hicap duyan bir yetkili var mı? Ne gezer… Kültür ve Turizm Bakanı; ultra lüks oteli satın almakla meşgul. Bakan Bey sanatçıların halini görecek durumda değil.

 

ÇİFTÇİYE ÇIKACAK YOL KOYMADILAR

Çiftçilerimiz de bu bütçede yok. Mazotun, gübrenin, tohumun, fidenin fiyatı katlandı, ama bütçedeki destek yerinde sayıyor geçen senenin altında. Hatta mazot, gübre desteği bu yıla göre düşürülmüş. Borca batmış çiftçilerimiz, traktörleri, inekleri, arazileri haczedilirken, Ankara yollarına düşüyorlar. Ama pek çoğu Ankara’ya sokulmuyor. Ankara’ya girebilenler de TBMM önünde polisle köşe kapmaca oynamak zorunda kalıyor. Çiftçilerimiz: “Artık çıkacak yol koymadılar. ‘Derdimizi anlatalım’ diyoruz, müsaade etmiyorlar. Çiftçiye bu kadar düşmanlık neden anlamadık” diye isyan noktasına geldiler. Saray ülkemizin üreticisini perişan ederken, elin oğlunu abat etmeyi de unutmuyor. Buğday, arpa ve mısır ithalatında gümrük vergisini sıfırladılar. Çiftçilerimizi ithalatla dövmekten vazgeçip bari bir de üretimi destekleseler o zaman görecekler işler nasıl düzeliyor.

 

ÇİFTÇİ BANKAYA, KOOPERATİFE; DEVLET ÇİFTÇİYE BORÇLU

Şimdi çiftçilerimizin gözünü boyamak için, Tarım Tefeci Kooperatifleri üç ay süreyle hacizleri durdurmuş. İyi de üç ay sonra ne olacak? Çiftçinin borcu kendi kendine azalacak mı? Kaç kere çağrı yaptık: “Gelin çiftçinin borcunun faizini silelim. Kalanı 5 eşit taksitle yapılandıralım. Çiftçinin devletten 211 milyar lira birikmiş kanuni alacağı var. “Gelin kanuni olarak devletten alınacak parayı çiftçinin borcuna mahsup edelim” dedik. Ama bütçe yapılırken, bu çağrılarımızı da duymadılar.

 

SARAY SOSYETESİNE MENSUPSAN SORUN YOK

Bu memlekette 20-29 yaş arasında, taşı sıksa suyunu çıkaracak 4,5 milyon gencimiz, ne okuyor ne de bir iş bulabiliyor… 4,5 milyon gencimiz evinde oturup,  anasının babasının eline bakıyor. Bir gencimiz, “28 yaşındayım başımda saç kalmadı. Evleneceğim, evlenemiyorum. Giden sadece para değil, benim hayatım” diye isyan ediyor. Peki, bu bütçede bu gençlerimizin, derdine derman olacak herhangi bir program var mı? Hayır! O da yok! Tabi saray sosyetesine mensupsanız sorun yok. Üçer, beşer maaşlar, ballı yönetim kurulu üyelikleri dolayısıyla tuzunuz kuru.

 

YÖNETİM KURULU’NDAN AYRIL, MİLLETTEN ÖZÜR DİLE

Bugün gazetelerden Milli güreşçi Hamza Yerlikaya hakkında, sahte diploma iddialarının gerçek olduğunu öğrendik. Sahte lise diplomasıyla üniversiteye girmek, kabul edilebilir bir olay değil. Mahkeme, herhalde Sarayın kalkan kaşını da dikkate alarak, Yerlikaya için şimdilik hükmü erteleme kararı almış. Ama bu gerçeği saklamıyor, değiştirmiyor. Hamza Yerlikaya milletimizin gözündeki konumunu, Sarayın gözündeki konumundan daha fazla önemsiyorsa, yapması gereken bellidir. Vakıfbank Yönetim Kurulu üyeliğinden derhal istifa etmeli, milletimizden de özür dilemelidir.

 

FAİZ BARONLARINA 179 MİLYAR TL, EMEKÇİYE 39 TL

Saray sosyetesi üçer beşer maaşı götürürken, yurttaşlarımız artık çöp konteynerlerinden, pazar döküntülerinden karnını doyurmaya çalışıyor. Meclis’te bir milletvekili bakıp, “Kuru ekmek yiyorsa, millet aç değildir” diyebiliyor. Ne de olsa; “Ön teker nereye, arka teker oraya…” Sarayın kibirlisi “eve ekmek götüremiyorum” diyen esnafa: “Abartma, keyif çayı iç” derse, Partisinin kibirli milletvekili de elbette bunları söyler. Koskoca bir milleti, ufak ortaklarıyla beraber, milleti askıda ekmeğe, kuru ekmeğe muhtaç edenler, faiz baronlarını, sarayın beslemelerini, sarayın havuz müteahhitlerini ihya ettiler. Bir yanda, milletin geçmediği köprü, yatmadığı hastane için beş tane havuz müteahhidine üç yılda ödenecek 109 milyar lira; diğer yanda devletine 40 yıl vergi veren milyonlarca esnafımıza, vere vere 5 milyar lira. Bir yanda faiz baronlarına bütçeden 179 milyar lira, diğer yanda ücretsiz izne çıkardıkları emekçilerimize günde 39 lira…

Ne diyordu üstatları;

“Allah’ın on pulunu bekleye dursun on kul; bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul. Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa…”

 

SARAYIN TERCİHİ MİLLET DEĞİL, YANDAŞ

Saray, tercihinin millet değil yandaş olduğunu, bu bütçeyle bir kez daha göstermiştir. Milletimiz de elbette tercihini sandıkta yapacaktır. Kendisini unutanlara okkalı bir şamar atacak, millete sırtını dönenleri evlerine gönderecektir.

 

SARAYIN TENSİBİ OLMADAN SU BİLE İÇEMİYORLAR

Uzunca bir süredir ülkede yaşanan devlet krizine dikkat çekiyoruz. Bu bütçe müzakerelerinde, bunun bir başka yüzene daha şahit olduk. Tek adam rejiminde saray mensubu memurların kibrine, millet iradesine vesayet koyma cüretlerine tanıklık ettik. Sarayın memur Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve memur Bakanları, milletin seçtiği vekillere, meclis kürsüsünden milli iradenin tecelligahı olan meclis kürsüsünden ayar vermeye kalktılar. “Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla” “Sayın Cumhurbaşkanımızın tensipleriyle” “Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğiyle” demeden cümle kuramayan, “Sayın Cumhurbaşkanlarının tensibi olmadan” su bile içemeyen bu atanmışlar, milletin seçtiği vekillere saygısızca cevap verme, “Siz anlamazsınız” deme, hatta hatta “yalancı” diye hakaret etme, bağırıp çağırma cüretini acaba kimden alıyorlar?

 

KENDİ KOKULARIYLA SARHOŞ OLMUŞLAR

Cumhurbaşkanı Yardımcısı, başka ülkelerdeki gibi Cumhurbaşkanıyla birlikte sandıktan çıkmadı. Bu atanmış Bakanlar, başka ülkelerdeki gibi Millettin Meclisinden güvenoyu alarak da Bakan olmadı. Yani bu atanmışlar ne millete; ne de milletin vekillerine karşı sorumlu. Bunlar sadece ve sadece Cumhurbaşkanına karşı sorumlu. Kaldı ki, Başkan Yardımcısının, Başkanla birlikte seçildiği, Bakanların Senato onayıyla atandığı ABD’de bile Bakanlar, Temsilciler Meclisi ve Senato üyelerine bu üslupla konuşamaz. Sarayın kibir kulelerinde, belli ki bu atanmış memurların da başı dönmüş. Kendi kokularıyla sarhoş olmuşlar. Meclise sadece bilgi vermek için geldiklerini unutup, milli iradenin tecelligâhı Gazi Meclisin üyelerine ayar vermeye kalkıştılar.

 

SÖYLEYECEĞİ VARSA MECLİS’İN KARŞISINA ÇIKSIN

Biz bu üslubu, meclisin hukukuna, milli iradeye yapılan bu saldırıyı reddediyoruz. Yıllarca, “Atanmışların seçilmişlere vesayetini” siyaset malzemesi yapanlara şimdi sormak lazım: “Memurlarınızın yaptığı, vesayetin daniskası” değil mi? Bu bir “devlet krizi” değil mi? Sarayın kibirli başı AK Parti Genel Başkanının Meclis’e bir söyleyeceği varsa, memurlarını öne sürmeyi bıraksın, çıksın Meclisin karşısına… Bütçesini de, yaptıklarını da savunabiliyorsa savunsun! Bir de şunu öğrenmek istiyoruz: uzunca bir süredir soruyoruz, eskiden bir devlet vardı nerede bu devlet protokolü? Neden bir türlü açıklanmıyor? Yoksa bu atanmış memurları, milletin seçtiği vekillerin önüne koydunuz da açıklamak için uygun bir zaman mı kolluyorsunuz?

 

SARAY YİNE NABIZ YOKLUYOR

Önümüzdeki hafta asgari ücrette son dönemece giriliyor. Avrupa’da asgari ücretle çalışan oranının en yüksek olduğu ülke Türkiye… Çalışanlarımızın yarıya yakını asgari ücretle çalışıyor. Memleketimizde asgari ücret ortalama ücret haline geldi. Ama aynı zamanda, asgari ücretin en düşük olduğu ülkelerden birisi de Türkiye. Dün Sarayın havuz medyasında; “2021 için net asgari ücretin 2 bin 605 lira olacağı” dedikoduları vardı. Anlaşılan Saray yine nabız yokluyor. Daha önce oynadıkları ve kabak tadı veren senaryonun bir benzerini bu defada  oynayacakları anlaşılıyor. 2 bin 605 lirayı beğenmeyen işçi sendikaları seslerini yükseltecek. İşveren sendikaları da bunlara “direnirmiş” gibi görünecek. Mesele Sarayın hakemliğine götürülecek. Sarayın gönlünden de artık 50 – 100 ne koparsa, 2 bin 605 liranın üstüne eklenecek, sonrada alayiş valayişle asgari ücret olarak ilan edilecek. Bu arada olan da emekçinin gasbedilen alın terine olacak.

 

MİLLET BU ISTIRABI ÇEKTİRENLERİ UNUTMAYACAK

Biz şunu söylüyoruz: Saray, yandaşlarına verdiği dolara, avroya endeksli garantileri cansiperane nasıl savunuyorsa, salgın döneminde artan garanti ödemelerini liraya çevirmemek için her türlü gerekçeyi nasıl üretiyorsa,  işçinin asgari ücretine de aynı yöntemi uygulasın. Bu asgari ücreti daha düşük vermek için gerekçe üretmesin. Asgari ücret pazarlığında taban 3 bin 100 lira olsun oradan pazarlık başlasın. Ama Saray; “Benim gönlümde millet yok, benim felsefem millete kuru ekmek, yandaşa ballı börek” diyorsa bu durumda milletimizin ıstırabı da sandık önüne gelene kadar, devam edecektir. Milletimizde kendine acı ve ıstırap çektirenleri günü geldiğinde elbette unutmayacaktır.

 

ELALEM FAİZ İNDİRİRKEN BİZ ARTIRIYORUZ

Hafta içinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı, 2021 yılının para ve kur politikasını açıkladı. Görünen o ki, TCMB önümüzdeki hafta yapacağı toplantıda, Faizleri bir kez daha artıracak. En azından yeni başkanın, “Parasal duruşumuzu daha da sıkılaştırabiliriz” mesajı, piyasalar tarafından böyle algılanmış görünüyor. Diğer taraftan, BDDK da bugün, daha önce gevşetmiş olduğu düzenleyici ve denetleyici çerçeveyi yeniden sıkılaştırmaya başladı. Bazı mallarda kredi kartı taksit sayıları azaltıldı. Salgının ikinci zirve dönemini yaşıyoruz, ekonomi yeniden kapanıyor, bugüne kadar izlenen yanlış politikalar, hem para hem de maliye politikalarını dar bir alana sıkıştırmış gözüküyor. Elalem ekonomisi durmasın diye faizi indirirken, bankacılığın düzenleyici denetleyici çerçevesini gevşetirken, biz hem faizleri yükseltmek zorunda kalıyoruz, hem düzenleyici çerçeveyi sıkılaştırmak zorunda kalıyoruz, hem de bütçe açıklarını azaltmak durumundayız. Umarım bu, aşırı bir daralmayla sonlanmaz. O zaman buradan çıkmak daha da zor olur. Bu; daha az iş, daha az aş ve giderek daha da ağırlaşan borç yükü demek…

 

BUNLAR YAPILABİLİRDİ

Aslında bu ikinci pik döneminde yani salgının zirve yaptığı dönemde faizleri bu kadar artırmadan da, sonuç alabilecek bazı adımlar atılabilirdi. Hiçbir maliyeti olmayan, hiçbir yasal düzenleme gerektirmeyen, ancak piyasalarda güveni artıracak bazı düzenlemeler yapılabilirdi. Her şeyden önce; güvensizliğin panzehri şeffaflıktır, hesap vermektir.

Bu çerçevede mesela: TÜİK, “Enflasyon”, “Milli Gelir” gibi kamuoyunun artık hiç güvenmediği temel istatistikleri bağımsız akademisyenlerin denetimine açabilir. Hazine; Kamu Özel İşbirliği projelerine verilen garantilerin ve koşullu yükümlülüklerin maliyetini, milletle paylaşabilir, bankacılık sisteminde, geri dönmeyen kredileri saklamaya yönelik idari uygulamalara son verilebilir, başta kamu bankaları olmak üzere, tüm bankalar, Uluslararası standartlarda stres testinden geçirilebilir, Merkez Bankası’nın buharlaşan 128 milyar dolarının neden, nerelere ve kimlere gittiği açıklanabilir, yine bu 128 milyar doların eritilmesi işlemlerinde imzası olanlar hakkında idari soruşturma başlatılabilirdi.

Diğer taraftan Bütçe ve baz yılı çökmüş olan OVP, Meclis’te değiştirilebilirdi, böylece ekonomide reform sürecine bütçe süreciyle birlikte başlanabilirdi. Ama tüm bunların hiçbiri yapılmadı. Bunlar yapılsaydı, “İşlerin değiştiğine”,  “Kasabada yeni bir şerif olduğuna” yönelik, piyasalara kuvvetli bir sinyal verilmiş olurdu. Ama anlaşılan buna cesaret edilemiyor. Faizlere yüklenme ve hukuk reformu oyunuyla topu dar alanda çevirme tercih ediliyor.

 

KULAKLARININ ÜSTÜNE YATTILAR

Salgın yönetiminde de saydamlığa ihtiyaç var. Vatandaşından canıyla ilgili gerçekleri gizleyen bir yönetim, kimseye güven veremez. Saray gerçek vaka sayılarını aylarca milletten gizledi. Sonra bir gece mızrak çuvala sığmadı, gerçek vaka sayıları açıklanıverdi. Bir anda, Dünyada salgınla mücadelede en kötü durumdaki ülkelerden biri olduğumuz ortaya çıktı. Rakamlar karartılarak, tehlikenin büyüklüğü vatandaşlarımızdan gizlendi, hala da gizleniyor. Vatandaş hem kendi alması gereken önlemleri bu durumda almadı. Hem de devletin aldığı önlemlerin yetersizliğini maalesef göremedi. Yüzlerce, binlerce vatandaşımız, Saray yönetiminin gerçekleri gizlemesi yüzünden hayatını kaybetti. Defalarca; “Sorumlu bir yönetimin yapacağını yapın, istifa edin” dedik. Kulaklarının üstüne yattılar.

 

İÇ İÇE GEÇMİŞ ÜÇ KRİZ

Tek adam vesayet rejimi ülkemizi yönetemiyor. Bu ülkenin vatandaşlarına, bizlere, iç içe geçmiş üç büyük krizi aynı anda yaşatıyor. İlki, ülke yönetimini felç eden “devlet krizi”. İkincisi, artık derin bir buhrana dönüşen “ekonomik kriz” ve kötü yönetim nedeniyle, bir türlü dizginlenemeyen “Covid-19 krizi.” Tek adam vesayet rejimi elinde, ülkemiz oradan oraya savruluyor. Buhran yaşıyor.

SARAY REJİMİNİN İLK ALAMETİ KUYRUKLAR

Bunların beceriksizliğinin önemli bir alameti “Uzayıp giden kuyruklar…” Kış vakti soğan patates kuyrukları, salgında gasilhane kuyrukları, hastanelerde test kuyrukları, 10 kuruş ucuz olsun diye, vatandaşın girdiği “Halk Ekmek” kuyrukları… 50 yıl öncesinin tüp kuyruklarını ağızlarından düşürmeyenlerin, 2020’de ülkeyi getirdikleri yer işte burası.

 

BU SİYASET MESELESİ DEĞİL, İNSANLIK MESELESİ

İstanbul’da Büyükşehir Belediyemiz ekmek kuyruğunu azaltmak için “Hemen daha fazla Halk Ekmek büfesi açalım” diyor. Belediye Meclisi’ndeki AK Parti Grubu karşı çıkıyor. Salgınla ve kuyruklarla uğraşacaklarına, Belediyelerimizle uğraşıyorlar. Vatandaşa destek için, Belediyelerimizin başlattığı kampanyalarda toplanan 15 milyon 250 bin liraya bloke koyuyorlar. Yetmiyor, fakir fukaranın içeceği, bir tas sıcak çorbaya bile göz koyuyorlar. Eskişehir Büyükşehir Belediyemizin Aşevinin parasına bile bloke koymuşlar. Bunlar siyaset meselesi değil, bunların parti meselesi olmaması gerekir. Bunlar insanlık meselesi.

Buradan tüm vatandaşlarımıza söyleyeyim. Sayın Genel Başkanımızın Büyükşehir Belediye Başkanlarımıza bir talimatı var. Belediye Başkanlarımız, ne kadar engellenmeye çalışılırsa çalışılsın, hukuk içinde kalarak, hukuk dışına çıkmadan milletimize en iyi, en güzel hizmeti vermeye devam edecekler.

 

İKİNCİ ALAMET LİKAYATSİZLİK

Bu rejimin bir diğer alametifarikası “Liyakatsizlikleri…” Devlette liyakat yerini, Saraya sadakate bıraktı. Bu çürümeden bilim yuvası üniversitelerimiz de payını aldı. Doğru dürüst akademik yayını olmayan, kişiye özel düzenlemelerle rektör atanan yandaşlar her gün televizyonlarda… Böyle olunca isminin önünde profesör unvanı olan bir kendini bilmez, üniversitelere “fuhuş yuvası” diyebiliyor. “Bu üniversitelerde bu milletin çoluğu çocuğu okuyor” ey densiz. Bu ne cüret? Cüretin nereden geldiğini de bu profesör müsveddesinin sözlerinden anlıyoruz: “Sayın Cumhurbaşkanımızın vurguladığı, neredeyse fuhuş evleri…” Cümleye “Cumhurbaşkanımızın” diye başlanınca, Beylere her şey mubah… Kendisine hoca diyen bu insan müsveddesine, idari ve adli soruşturma açılması tamam da… Onu oraya atayanların sorumluluğunu nereye koyacağız? Bu karanlık vesayetçi kafa, artık milletimizin yaşam biçimini formatlamaya cüret ediyor. Tepkiyi görünce de ricat eder gibi yapıyor.

 

ÜÇÜNCÜ ALAMET HAKSIZLIK, HUKUKSUZLUK, ADALETSİZLİK

Bu rejimin bir başka alameti ise haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizliktir. Bir düşünür şöyle diyor: “Halkın ekmeği adalettir. Ekmek gibi adalet de her gün gereklidir. Ve ekmek azalırsa, açlık başlar…” Bu rejim, Hâkim cübbelerinin önüne ilik açtı, düğme dikti. Görevi sırasında Kavala davasından, MİT TIR’ları davasına kadar pek çok adrese teslim soruşturmayı yürüten eski bir başsavcı, mükâfat olarak, Yargıtay’da tek bir dosyaya bakmadan, Yargıtay üyelerinin üçte birinin oyunu aldı ve Anayasa Mahkemesi’ne ışınlanmasının önü açıldı.

 

FETÖ TAKTİKLERİ YENİDEN DEVREDE

Bu, FETÖ taktiklerinin yeniden devrede olduğunu gösteriyor… Anayasa Mahkemesi’ne ışınlanacak bu Başsavcı, nerenin başsavcısı? Kavala, Berberoğlu, Cumhuriyet gazetesi davalarının görüldüğü mahkemelerin, Anayasa Mahkemesi kararlarına uymayı reddeden mahkemelerin olduğu bir adliyenin başsavcısı, Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday olması için talimatın kimden, nereden geldiği belli yoksa bu, Sarayın Anayasa Mahkemesi’ne yeni bir meydan okuması mı? Tabii bir sorum da; bu isme oy veren 107 yargıca… Yargıtay’da aranızdan seçebileceğiniz hiç mi tecrübeli bir hâkim yoktu? Gökten zembille inen, bir tek Yargıtay dosyasına daha bakmayan, hukuk devletini, acınacak duruma düşürenlerin başında gelen bir isme, vicdanınız sızlamadan nasıl oy verebildiniz?

 

BU SEFER “HAKİM MARİFETİYLE” MIZIDILAR

Artık biliyoruz, Saray için demokrasi, “Vakti gelince inilecek bir tramvay”; Adalet ise siyasetlerinin oyuncağı… Seçimlerde mızımanın daniskası da bunlarda… Anlaşılan İstanbul’daki mızıkçılıklarından ders almamışlar, Milletin attığı şamarı unutmuşlar. Bu defa da AK Partililer, Menemen Belediye’sinde, yöntemini kendilerinin belirlediği Belediye Başkan Vekilliği kurasından kendi adayları çıkmayınca sonuca itiraz ediyorlar. Sarayın vesayeti altındaki Hâkim de, aramış taramış, “Seçim öyle olmaz, böyle olur” diyerek, kanunda olmayan bir yöntem üretip siz buna uymadınız diyor. O nedenle de yürütmesini durduruyor bu seçimin. “Hâkim marifetiyle mızıma” işte buna denir. Milletimiz bunu da görüyor. Notlarını veriyor. İlk sandıkta da yerlerini gösterecek.

 

REVİZE, RESTORE, REHABİLİTE EDİLEMEZ

Böyle bir rejim, revize edilemez, restore edilemez, rehabilite edilemez. Bu vesayet rejiminden topyekûn kurtulmak gerekir. Bunun yolu da, Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Rejimi ülkemize getirmektir. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Cumhuriyetimizi gerçek demokrasiyle taçlandırmaya kararlıyız.

Sözlerimi tamamlamadan önce; bir çağrıda bulunmak istiyorum Sosyal Güvenlik Kurumuna. Emeklilerimizden partimize çok sayıda telefon alıyoruz. Yılbaşında dört gün sokağa çıkma yasağı uygulanacak. Bu nedenle aybaşında maaş alan emeklilerimizin, maaşlarını çekmelerinde sıkıntılar ortaya çıkabilir. Emekli maaşlarının 31 Aralık’tan önce hesaplara yatırılması bu sıkıntıyı azaltacaktır. TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla kumpas kurduğunuz emeklilerimizi en azından bu hususta mağdur etmeyin.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

 

Soru- Aile Bakanı dün TBMM Genel Kurulunda BM’ye göre Türkiye iki yıldır yüksek insani gelişmişlik düzeyinde dedi. Aşırı yoksullukla ilgilide satın alma gücü paritesiyle günlük 1.9 doların altında kazancı olanları kastettiğini, artık günlük 1.9 doların altında kazanan kalmadığını ifade etti. Sayın Bakanın yüksek gelişmişlik değerlendirmesi ve günlük 1.9 dolar üzerinden böyle bir yorum yapmasını siz nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Sayın Bakana önce şunu söyleyeyim, bugün dünyada da 1.9 dolara göre mutlak yoksulluk sınırı kalmadı. En son Dünya Bankası 2018’den buyana alt, orta gelir grubu ülkeleri için satın alma gücü paritesine göre hesaplanan günlük kişi başı 3 dolar 20 cent hesabını üst orta gelir grubu ülkeleri için ise 5,5 ABD doları hesabını kullanıyor.

Günlük 5,5 dolar aylık 165 dolar. Bugünkü kurla 1.254 lira eder. Sizin ücretsiz izne çıkarılan işçiye layık gördüğünüz rakam ise günlük 39 lira, aylık 1.168 TL. Buraya bakacaksınız Sayın Bakan. Asgari ücret 2.324 lira. 4 kişilik ailenin açlık sınırı 2.517 lira buraya bakacaksınız. 4 kişilik ailenin yoksulluk sınırı ise 8.198 TL. Öyle 1 dolar 90 centlik hesapları falan bunlar mazide kaldı. Bütün dünya artık bu hesapları daha farklı yapıyor. Her şeyi bir yana bırakın sadece sokaktan yükselen feryatları duysanız bu ülkenin ne halde olduğunu anlarsınız.

Bakın, 2017 yılında yani Türkiye bu ucube tek adam parti devleti rejimine geçmeden önce eşdeğer hane halkı gelirinin yüzde 60’ına göre hesaplanan yoksul sayıları 15 milyon 800 kişiymiş. 2019’da bu sayı 17 milyon 200 bin kişiye çıkmış. Siz bunlara bakacaksınız, bunları çözmeye çalışacaksınız Sayın Bakan.

 

Soru- Roboski katliamının üzerinden 9 yıl geçti failler hakkında herhangi bir soruşturma yapılmadı savcılıkta takipsizlik kararını vermişti. Sizin bu hususla ilgili değerlendirmeniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Son derece vahim bir olay. Uludere’de bu olayda 34 yurttaşımızı kaybettik. Dolayısıyla aslında bu Roboski meselesi için kaza dendi, şu dendi, bu dendi ama yitirdiğimiz 34 tane yurttaşımız var o nedenle bu olayın ciddi bir şekilde sorgulanması ve kazaysa da sorumluların ortaya çıkarılması gerekir.

DEVLETİN SİGORTASI YANDI

 

CHP Sözcüsü Öztrak, Türkiye’nin siyasal sisteminde devletin sigortası olarak kurgulanan Cumhurbaşkanlığı’nın tarafsızlığını yitirmesiyle, “Devletin sigortasının yandığını” söyledi.

Mevcut rejimle, ülkenin büyük bir devlet krizi yaşadığını ve Saray yönetiminin ülkenin sırtına yük haline geldiğini ve artık revize, restore ya da rehabilite edilemeyeceğin belirten Öztrak, “Hem devlet krizini, hem ekonomik krizi aşmak için atılacak ilk adım bellidir. O da, yasama, yürütme ve yargının birbirini dengeleyip, denetleyebildiği Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Rejimi bu ülkeye getirmektir. Biz, bunu başaracağız. Cumhuriyetimizi gerçek demokrasiyle taçlandıracağız” diye konuştu.

 

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, TBMM Genel Kurulu’nda süren 2021 Bütçe görüşmelerinde, Cumhurbaşkanlığı Bütçesi üzerinde yaptığı konuşmada şunları belirtti:

 

Amerika Birleşik Devletleri’nin dün açıkladığı ülkemize yaptırım kararını Derin bir endişeyle karşıladığımızı ve şiddetle kınadığımızı belirtmek istiyorum. Bu karar, NATO ittifakının savunma kapasitesini zayıflatacak bir karardır. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, sorunun aşılmasında gösterilecek her çabanın yanında olacağız.

 

İÇ İÇE GEÇMİŞ ÜÇ KRİZ

Son iki buçuk yıldır, ekonomik, siyasal ve toplumsal hayatımız, iç içe geçmiş üç krizle sarsılıyor. Ülke yönetimini felç eden “devlet krizi”, mutfaktaki tencereyi boşaltan “ekonomik kriz” ve hepimizi canımız ile cüzdanımız arasına sıkıştıran “Kovid-19 krizi.” Tüm bunların sonucunda ülkemiz derin bir buhran yaşıyor.

 

MİLLET CANIYLA İHTARNAME ÇEKİYOR

Bugün hepimizin vicdanlarının merkezi olan milletimiz, hiç olmadığı kadar, ızrar halinde… Esnaflarımız perişan. Kapanan dükkânının çatısında, “Bari bize ekmek verin” diye feryat ediyor. Tarlasını, traktörünü, ahırdaki ineğini icraya kaptıran çiftçimiz kara kara düşünüyor. İşsiz görünmesin diye zorunlu izne çıkarılan yüzbinlerce çalışanımız, günde 39 liraya talim ediyor. İşini kaybeden yüz binlerce sigortasız emekçimiz ise O 39 lirayı dahi bulamıyor. Ülkemizin geleceği, gençlerimiz ümitsiz. “Karın tokluğuna, yol parasına çalışırım” diyor. Çöp konteynerlerinden karnını doyuran vatandaşlarımızın görüntüleri, hepimizin yüreklerini parçalıyor. Milletimiz yokluktan cinnet getiriyor. Eline yazdığı “iş, aş” mesajıyla, ülkeyi yönetenlere canıyla ihtarname çekiyor. Aynı gün, milletimizin iffetli analarına hakaret eden havuz müteahhidi 47 milyon dolara Fransız jeti alıyor.

 

TBMM’YE GÖREV DÜŞÜYOR

Salgında her gün; binlerce yurttaşımız hastalanıyor, yüzlerce yurttaşımız hayatını kaybediyor. Ama ülkeyi yönetenler, hasta ve vefat sayılarını milletimizden gizleyerek salgınla mücadele ettiğini sanıyor. Gerçeği bilmeyen yurttaşlarımız da salgını hafife alıyor. Salgın büyüyor. Bu sefer suçlu vatandaşımız oluyor. Milletimizin feryadı, bin 150 odalı Sarayın duvarlarını bir türlü aşamıyor. Milletimizin yazgısına, dertlerine, sorunlarına, sahip çıkacak yegâne çatıya, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ve onun her bir saygın üyesine bu durumda büyük görevler düşüyor. O parti, bu parti demeden, Gazi Meclisimizin üyeleri olarak, emanetini aldığımız milletimizin sesine ses, derdine derman olmaya çalışmak zorundayız. Bugün varlık sebebini unutmuş hükümete, şahsını devlet sanma gafletine düşenlere, gerçek yerlerini ve asli vazifelerini hatırlatmak zorundayız.

 

VESAYET DÜZENİYLE ÜLKEMİZ SAVRULUYOR:

Hükümet edenlerin varlık sebebi ve asli görevi nedir? Milletin can ve mal güvenliğini, huzur ve refahını sağlamaktır. Bugün ülkemizde herkes canından, malından emin mi? Memlekette huzur ve refah kaldı mı? Ben, vicdanlı kalplerin cevabını duyar gibiyim. Peki, bu duruma nasıl düştük? Bunu serinkanlılıkla bu çatı altında tartışmak zorundayız. Yaşadığımız devlet krizinin nedeni ne? İki buçuk yıl önce hayata geçen, devlette denge ve denetimi yok eden, yetkileri tek elde toplayan, istişareyi bitiren, tek adamın iki dudağına bakan bu vesayet düzeniyle, ülkemiz oradan oraya savruluyor.

 

DEVLETİN SİGORTASI YANDI

İlk Cumhurbaşkanımız, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesiyle:

“Cumhurbaşkanlığı, büyük bir ulusun erdemini, yönünü, uygun niteliklerini belirleyen makamın adıdır.”

O nedenle de Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturanlar, çok partili yaşamın emekleme dönemleri de dâhil, tarafsız olmaya özen göstermişlerdir. Anayasamızda; “Anayasanın uygulanması”, “Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin” görevleri Cumhurbaşkanına verilmiştir. Cumhurbaşkanlığı makamı, Anayasal ve siyasal sistemimizde, devletin sigortası olarak kurgulanmıştır. Cumhurbaşkanı işte bu nedenle, bu kürsüde tarafsızlık yemini etmiştir. Ancak, Cumhurbaşkanı tarafsızlık yeminine rağmen, Parti Genel Başkanı koltuğuna oturunca bu makam işlevsiz kalmıştır. Devletin sigortası yanmıştır.

 

BU, MECLİS’İN HUKUKUNU TANIMAMAKTIR

“Daha etkili”, “Daha hızlı”, “Daha istikrarlı” olacağı söylenen tek adam vesayet düzeni, devlet yönetimimizde büyük bir kaos ve kargaşa yaratmıştır. 9 Temmuz 2018’de hayata geçen bu sistemle, Hâkimler ve Savcılar Kurulu üyelerini Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan AK Parti Genel Başkanı atamaktadır. Yargı bağımsızlığı raftadır. Bu HSK’nın atadığı alt mahkeme ise bir milletvekili arkadaşımızın dokunulmazlığını umursamadan kendisini mahkum etmiştir. Bu aslında Meclisimizin hukukunu tanımamaktır.

 

DEVLETİ GAYRI CİDDİLİK VİRÜSÜ SARDI

Anayasa Mahkemesi bu mahkemeye, “Milletvekilinin hakkını ihlal ettin, bu kararı düzelt” demiştir. Ama alt mahkeme, Anayasa Mahkemesi kararına uymamıştır. Anayasayı ihlal etmiştir. Anayasanın uygulanmasını teminle görevli, Cumhurbaşkanı koltuğuna oturan AK Parti Genel başkanı ne yapmıştır? Hiç bir şey… Bu bir devlet krizidir. Cumhurbaşkanı’nın atadığı İç İşleri Bakanı, devletin yerleşik teamüllerini hiçe sayıp twitter üzerinden istifasını vermiştir. Tek taraflı bir irade olan istifa bile, AK Parti Genel Başkanının vesayeti altına alınmıştır, istifasına izin verilmemiştir. Devleti gayrı ciddilik virüsü sarmıştır.

 

BU BİR DEVLET KRİZİ

Bu defa atama Hazine ve Maliye Bakanı İnstagram’dan istifa etmiştir. Türkiye bir ekonomik buhran yaşarken; istifa geçerli mi, değil mi, devletin Hazinesinin, maliyesinin başında biri var mı, yok mu anlamak için millet 27 saat beklemiştir. Devletin kurumları arasında uyumu sağlamakla görevli Cumhurbaşkanı, artık kendi kabinesinde bile uyum sağlamakta zorlanmaktadır. Bu bir “devlet krizi” değil midir?

Bir başka örnek; hızlı karar alacağız diyerek, TBMM’nin yasama yetkisine Yürütme organı ortak edilmiştir. Partili Cumhurbaşkanlığı sisteminin fiilen uygulamaya geçmesiyle, tamı tamına 68 tane Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarılmıştır. Ama bunun 40 tanesi, önceki kararnamelerde değişiklik yapan kararnamelerdir. Yani çıkarılan her 10 kararnameden 6’sı, daha önce çıkarılan kararnameleri düzeltmiştir. Peki, bu bir devlet krizi değil midir?

Devleti şirket gibi yönetmek için devletteki kariyer kurumları birer birer kapatılmıştır. Oysa devletler kurumlarıyla var olur. Nitelikli kurumlara sahip devletler, etkili, verimli ve iyi çalışır. Devlet Planlama Teşkilatı, Devlet Personel Başkanlığı, Kanunlar Kararlar Genel Müdürlüğü, Maliye Teftiş Kurulu, Hesap Uzmanları Kurulu gibi pek çok köklü kurum artık yoktur. Ama Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan AK Parti Genel Başkanı dara düşünce, kapattığı bu kurumların yetiştirdiği bakanları iş başına getirmek zorunda kalmıştır. Bu devlet krizi değil midir?

Yine Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası gibi bağımsız bir kurumda, iki yılda iki Başkan değişmiştir. İlki söz dinlemiyor diye, ikincisi söz dinliyor diye… TCMB’nin kasasındaki 128 milyar dolar bu arada buharlaşıp gitmiştir. Bu paralar nereye gitmiştir? Bu paralar kimlere gitmiştir? Bu paralar nasıl yerine konacaktır? Meclisimiz kaybolan bu dövizlerin hesabını sorabiliyor mu? Hayır. Bu bir devlet krizi değil mi?

Ana muhalefet partisi liderini Sarayın küçük ortağının delaletiyle serbest bırakılan bir mafya bozuntusu tehdit ediyor. Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan AK Parti Genel Başkanı’nın etrafında sinek uçsa dava açan savcılar havaya bakıp ıslık çalıyor. Davayı biz açıyoruz üstünden haftalar geçiyor ama bu zatın hala ifadesi alınamıyor. Bu bir devlet krizi değil mi?

Bütçe görüşmelerinde, Genel Kurul’a bütçeyi anlatmak, milletin vekillerine bilgi ve gerekirse de hesap vermek için gelen Sarayın atadığı memur bakanlar, milletvekillerine fırça atmaya cüret edebiliyorlar. Bu, yıllarca karşı çıktığınız, atanmışın seçilmiş üzerindeki vesayetinin daniskası değil mi? Bunlar devlet krizi değil mi?

 

KUMANDA EKONOMİSİ UYGULAYAN TEK ADAM REJİMİ

Bunlara benzer daha onlarca örnek verebilirim. Zaten yaşadıklarımızın sonucunu görmek için de âlim olmaya gerek yok. Tek adam vesayet rejiminin düğmesine basılan 2014’ten bu yana, uluslararası karşılaştırmalarda baş aşağı gidiyorduk. Tek adam parti devleti rejimine fiilen başladıktan sonra, kötü gidiş çok daha belirginleşti. Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 2017’de 101. sıradaydık. 2020’de 6 basamak birden düştük, 107. sıraya indik. Yolsuzluk Algı Endeksi’nde 2017’de 81. sıradaydık. Daha yenisi çıkmadı, 2019’da 10 basamak birden kötüleşerek, 91. sıraya geldik. İnsani Özgürlük Endeksi’nde 2017’de 84. sıradaydık. 2019’da 38 basamak birden kötüleşerek, 122. sıraya düştük. Dünya Mutluluk Endeksi’nde 2017’de 69. sıradaydık. 2020’de 24 basamak birden düşerek 93. sıraya geldik. Bu küresel karşılaştırmalara itiraz etmek, Bunları görmezden gelmek mümkün mü? Şu açık: Tek adam parti devleti rejimi bizi diğer ülkelerin gerisine düşürüyor. Bugün yabancı sermaye bu ülkeye gelmekten imtina ediyorsa, gelecek olan yatırımcılar yatırım kararını iptal ediyorsa, nedeni işte bu verilerde ve bu verilerin müsebbibinde aranmalıdır. Uluslararası yatırımlar gelmiyorsa sebebi; hukuk devletini ve demokrasiyi hızla yıpratan, piyasa ekonomisi yerine kumanda ekonomisini uygulayan, tek adam parti devleti rejimidir.

 

UCUBE REJİM MİLLETİN CEBİNDEN 156 MİLYAR DOLAR ALIP GÖTÜRDÜ

Bugün sadece bir devlet krizi yaşamıyoruz. Devlet krizi ile iç içe geçmiş derin bir ekonomik krizi de yaşıyoruz. Ekonomiyi dış kaynak ve borçla şişirme stratejisi 2007’de uyarı sinyalleri vermeye başlamıştı. Büyüme modelindeki tıkanma 2013’ten itibaren çok daha görünür hale geldi. Ve 2018’den beri ülke ciddi bir ekonomik kriz yaşıyor. Bu yıl buna bir de salgın eklendi. 2018’de tek adam vesayet rejimi hayata geçtiğinde, milli gelirimiz 892 milyar dolardı. Bu yılın üçüncü çeyreği itibariyle milli gelirimiz 736 milyar dolara düştü. Bir başka ifadeyle, ucube tek adam rejimi, milletin cebinden şimdilik 156 milyar dolar alıp götürdü. Uluslararası kuruluşlar, Türkiye’nin gelecek yıl ilk 20 büyük ekonomi liginden düşeceğini tahmin ediyor. Peki yerimize kim gelecek? 20. sırayı 24 milyon nüfuslu Tayvan’a bırakacağız.

 

UÇAN ÜLKE DEĞİL BORÇLAR VE KURLAR OLDU

Bu vesayetçi parti devleti rejimiyle, ülkemizin ekonomik dinamizmi de bitmiştir. Türkiye ekonomisinin 1923-2017 arasında yüzde 4,9 olan ortalama büyüme hızı; 2018 – 2020 döneminde yüzde 1,4’e düşmüştür. Hani yeni yönetim Türkiye’yi uçuracaktı? Maalesef yeni sistemle uçan borçlarımız ve döviz kurları oldu, Türk parası pul oldu. Kamunun yani devletin borç stoku tek adam parti devletinin hayata geçtiği 2018 Haziranında 967 milyar liraydı. Bugün 1 trilyon 935 milyar lira. 28 ayda kamu borcu yüzde 100 arttı. Bu görülmüş bir şey değil. Neye rağmen? Hini hacette kullanılacak yedek akçelerinin silinip süpürülmesine, 128 milyar dolar döviz rezervinin eritilmesine rağmen. Şimdi Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın kasası tamtakır… 2018 Temmuz’unda SWAP hariç net döviz rezervimiz 31 milyar dolardı. Bugün TCMB kasası 47 milyar dolar eksi bakiye veriyor. Atalarımızın dediği gibi “Arpacıya borç eden ahırını tez satar.” Bugün krizde devletin ve milletin malı, mülkü el değiştiriyorsa, sebebi buralarda aranmalıdır.

 

BU SİSTEM REVİZE, RESTORE, REHABİLİTE EDİLEMEZ

Bir ekonomi yönetiminin başarısı, çalışmak isteyen yurttaşlarına ne kadar iş verebildiğiyle, ne kadar istihdam yaratabildiğiyle ölçülür. Bıraktık yeni iş ve istihdamı, son 28 ayda iş güç sahibi 1 milyon 642 bin yurttaşımız, işini kaybetti. Gerçek işsiz sayımız 10 milyon 249 bin kişiye ulaştı. Milletin aşını, işini artıramayan bir hükümet sistemine başarılı diyebilir miyiz? Elbette diyemeyiz. Ortada bir hakikat var: Ne bu sistem Türkiye’yi taşıyabiliyor, ne de Türkiye bu sistemi. Bu sistem “revize”, “restore”, veya “rehabilite” edilemez.

 

KRİZİ AŞMAK İÇİN “GÜÇLENDİRİLMİŞ DEMOKRATİK PARLAMENTER REJİM”

Yasama, Yürütme ve Yargı kuvvetlerinin tek elde toplandığı bir sistemde hürriyet olmaz, özgürlükler olmaz. Montesquieu’nün 272 yıl önce söylediği gibi “Müstebit olmak isteyen yöneticiler, bütün idare otoritesini kendi kişiliklerinde birleştirmekle işe başlarlar.” İki yılı aşan tecrübemiz, yanlıştan ne kadar hızlı dönersek millet için o kadar iyi olacağını gösteriyor. Hem devlet krizini, hem ekonomik krizi aşmak için atılacak ilk adım bellidir. O da, “Yasama”, “Yürütme” ve “Yargının” birbirini dengeleyip, denetleyebildiği; Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Rejimi bu ülkeye getirmektir. Biz, bunu başaracağız. Cumhuriyetimizi gerçek demokrasiyle taçlandıracağız.

 

HAVUZ MÜTEAHHİTLERİNE 13 MİLYAR TL, ESNAFA 5 MİLYAR TL

Dün açıklanan esnafa destek paketine de kısaca değineceğim. Dün Saray, 1 milyon 239 bin esnafımıza 3 ay boyunca toplam 5 milyar TL destek verileceğini açıkladı. Bunun çok büyük bir destek olduğu izlenimi verildi. Bakın bu yılın ilk 11 ayında havuz müteahhitlerine 12,8 milyar TL ödenmiş. Ne karşılığında? Geçmediğimiz köprüler, uçmadığımız havalimanları, geçmediğimiz tüneller karşılığında. 12,8 milyar TL nerede, 1 milyon 239 bin esnafa ödenen 5 milyar TL nerede? Bu tek adam parti devleti rejiminde Saray’da oturanlar milletin sesini duymuyor, milletin derdini görmüyor, milletin sıkıntısını anlamıyor.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com