TBMM – Türk Telekom’u 6,5 milyar dolara alan, bunun 4,8 milyar dolarını Türk Banklarının da içinde bulunduğu konsorsiyumdan aldığı kredilerle kapatan Oger’in bugüne kadar Türk Telekom’dan aldığı kâr payları devlete ödenen rakamı aştı. Buna rağmen Türk bankalarına olan kredi borcunu ödemeyen Oger Grubu için gözler Hazine’ye çevrildi.
Bunun, “tarlanın taşıyla tarlanın kuşunu vurmak” anlamına geldiğini belirten CHP’li Öztrak, “Ülkenin uğradığı zararı telafi etmek amacıyla Oger Grubunun elindeki Telekom hisseleriyle ilgili olarak kamu kaynaklarını kullanarak herhangi bir işlem yapılacak mı?” diye sordu.
CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, Başbakan Binali Yıldırım’ın yanıtlaması talebiyle verdiği soru önergesinde, 2005 yılında yapılan özelleştirme kapsamında Türk Telekom’un yüzde 55 hissesini alan Oger Telekom ile ilgili iddiaları TBMM gündemine taşıdı. 2005 yılında, blok satış usulüyle ve 6,5 milyar dolar bedelle Oger Telecoms Ortak Girişim Grubuna verilen ihalenin başlangıçta varlık satışı olarak planlandığını, fakat daha sonra Danıştay’ın itirazıyla 21 yıllığına işletme hakkı devri olarak gerçekleştirildiğini ifade eden Öztrak, önergesinde şunları belirtti:
YÜK, İKİ TÜRK BANKASININ SIRTINDA
Son dönemde kamuoyuna yansıyan haberler Oger Telekom’un Türk bankalarına olan borçlarını ödemekte ciddi bir sıkıntı içinde olduğuna işaret etmektedir. Oger Telekom’un Türk Telekom özelleştirmesinde kullandığı kredileri, 2013 yılında yeniden yapılandırdığı ve bu borcun yaklaşık 4,75 milyar dolar olduğu basına yansımıştır. Bir bankalar konsorsiyumu tarafından sağlanan bu kredilerin yükünün özellikle iki Türk bankası üzerinde yoğunlaştığı anlaşılmaktadır.
HAZİNE OGER’İ UYARDI
Ancak yapılandırmaya rağmen, ödeme sorunlarının çözülememesi üzerine Hazine Müsteşarlığı’nın Oger Telekom’u bu konuda bir mektupla uyararak, “Kredinin bir kez daha yeniden yapılandırması hususunda bankalarla anlaşamaması durumunda, ortaklık ana sözleşmesinin ilgili maddesi gereğince yönetimin istifa etmiş sayılacağını ve yerine yeni üye atama yetkisinin bulunduğunu hatırlattığı” basına aksetmiştir.
BORCUNU ÖDEMEDİ, KÂRI KAPTI
Diğer taraftan, Oger Telekom’un özelleştirilmesinde kullandığı borçlarını ödemekte zorlanırken, Türk Telekom’un da söz konusu şirkete kâr payı transferlerini sürdürdüğü anlaşılmaktadır. Nitekim, Kasım 2016’da TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda soruları yanıtlayan Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli, “Şu ana kadar kâr payı olarak Türk Telekom’dan yurt dışına transfer edilen toplam rakam 3,1 milyar dolar civarındadır” açıklamasında bulunmuştur. Bununla birlikte, kamuoyuna yansıyan haberlerde 2006 ile 2014 sonuna kadar Türk Telekom’un elde ettiği kârdan Oger Grubuna düşen payın 6 milyar 614 milyon dolar olduğu, böylece Oger’in, Türk Telekom’a ödediğinin fazlasını dağıtılan kâr paylarıyla 9 yılda zaten çıkardığı iddiaları da yer almaktadır.
TARLANIN TAŞIYLA, TARLANIN KUŞUNU VURDULAR
Kamuoyuna yansıyan bu bilgilerden Oger Grubunun Türk Telekom özelleştirme bedelini ağırlıkla Türk bankalarından kullandığı kredilerle ödediği, buna karşılık Türk Telekom’dan kâr payı olarak aldığı tutarların kredilerden daha fazla olduğu, buna rağmen kredileri geri ödemediği bir başka ifadeyle “tarlanın taşıyla tarlanın kuşunu vurma” durumunun ortaya çıktığı anlaşılmaktadır.
CHP’li Öztrak, Başbakan Yıldırım’a şu soruları yöneltti:
YÖNETİMDEKİ KAMU GÖREVLİLERİ GÖZ YUMDU
“Oger Grubunun Türk Telekom özelleştirilmesi çerçevesinde kullandığı borçlar ve bunun Türk Bankalarına ödenemeyen kısmı ne kadardır? Türk Telekom, 2005 yılından bugüne kadar Oger Grubuna ne kadar kar payı ödemiş ve grup bunun ne kadarını yurtdışına transfer etmiştir? Bugüne kadar Türk Telekom’un yönetiminde bulunan kamu görevlileri, Oger Grubunun Türk bankalarına olan borç yükümlülüklerini yerine getirip getirmediklerini incelemeden, ilgili gruba yapılan kâr transferlerinin sürdürülmesine neden göz yummuşlardır? Ülke ekonomisinin zarara uğramasına neden olan kamu görevlileri hakkında işlem yapılacak mıdır? Ülkenin uğradığı zararı telafi etmek amacıyla Oger Grubunun elindeki Telekom hisseleri ile ilgili olarak kamu kaynaklarını kullanarak herhangi bir işlem yapmayı düşünüyor musunuz?
Soru Önergesinin Tam Metni İçin: Soru Önergesi_TELEKOM
TEKİRDAĞ – Hükümetin, buğdayda hasat döneminde alınan gümrük vergisini indirme kararı ve geç açıklanan taban fiyatla, özellikle Trakya’da buğday fiyatlarını çökerttiğini belirten CHP’li Öztrak, “Bu hükümet, alın teri dökenin, üreticinin dostu değil rantçıların dostudur” dedi.
Alınan hatalı kararlarla buğday üreticisinin ithalatçı, tüccar ve sanayici karşısında sahipsiz bırakıldığını vurgulayan Öztrak, “Çiftçinin içinde bulunduğu durum, ülkenin içinde bulunduğu durumdan farklı değil. Borca batmış, gelir elde edemiyor, borcu ödemekte zorlanıyor” diye konuştu.
CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, CHP Malkara İlçe Başkanlığı’nda düzenlediği basın toplantısında, Hükümetin buğday fiyatlarıyla ilgili politikalarını eleştirdi. CHP Malkara İlçe Başkanı Ülya Ertan ve Malkara Belediye Başkanı Ulaş Yurdakul’un da katıldığı basın toplantısında Öztrak özetle şunları söyledi:
BUĞDAY ÜRETİCİSİ SAHİPSİZ KALDI
Bu yıl buğdayda ürün çiftçinin yüzünü güldürdü. Ama Hükümetin uyguladığı politikalar çiftçinin mutluluğunu kursağında bıraktı. Hükümet hasat zamanı piyasada buğday bolken gümrük vergisini yüzde 130’dan yüzde 45’e düşürdü. Hasat zamanı alınan bu karar, ithalat henüz yapılmamış olsa bile, yarattığı psikolojik etkiyle buğday fiyatlarının düşmesine sebep oldu. Buğday üreticisi ithalatçı, tüccar ve sanayicinin eline düştü, sahipsiz kaldı.
FİYATTAKİ ARTIŞ, MALİYETTEKİ ARTIŞIN ALTINDA KALDI
Bir ay bu şekilde devam ettikten sonra, aslında hasatla birlikte Haziran ayında ilan edilmesi gereken taban fiyat açıklandı. Anadolu sert ekmeklik buğdayda taban fiyat 910 TL’den 940 TL’ye yükseltildi. Artış yüzde 3,3. Aynı dönemde enflasyon yüzde 10,9; mazot fiyatı yüzde 19,5, gübre fiyatı yüzde 10 ila 12, ilaç fiyatı yüzde 18 ila 20 arttı. Yani buğday fiyatındaki artış, maliyetteki artışın çok altında kaldı.
GÜMRÜK VERGİSİ KARARI TRAKYA’YI VURDU
Buğday fiyatına dolar bazında baktığımızda, 2013 yılında 379 dolar olan ekmeklik kırmızı sert buğdayın taban fiyatının 2017’de 259 dolara kadar düştüğünü görüyoruz. Son 4 yılda buğday fiyatındaki azalış yüzde 30’un üzerinde. Yani Hükümet, uyguladığı yanlış politikalarla çiftçinin sofrasındaki her 3 ekmekten birini almış götürmüş. Daha henüz Anadolu’da fiyatlar nispeten yüksek ama gümrük vergisinin indirilmesi kararı özellikle Trakya’daki fiyatları çökertti.
HÜKÜMET RANTÇININ DOSTU
Açıklanan 940 TL’lik fiyat da derde deva değil. Fakat bu fiyat açıklanmadan önce gümrük vergisinin indirilmesinin ardından 850 TL’lere kadar düşen fiyattan ürününü satan buğday üreticisinin durumu ne olacak? Bu hükümet, alın teri dökenin, üreticinin dostu değil, rantçıların dostu. Çiftçiyi mağdur ediyor, öbür taraftan iş adamlarına dönüp “OHAL’de sizin için grevleri önlüyoruz” diyor. Bu, “OHAL’le işçinin hakkını almasının önüne geçiyorum” demektir. Orada da alın terini cezalandırıyorlar.
BİLDİKLERİ İKİ ŞEY VAR: RANT VE BORÇ
Bu Hükümetin bildiği iki şey var; rant ve borç. Bununla ekonomiyi götürmeye çalışıyorlar. Ama ekonomiyi borçla şişirmenin sonu yok. Geldi tökezledi, insanlar gelirleri artmadığı için borçlarını ödemekte zorlanıyor. Çiftçinin içinde bulunduğu durum, ülkenin içinde bulunduğu durumdan farklı değil. Borca batmış, gelir elde edemiyor, borcu ödemekte zorlanıyor. Allah veriyor, devlet vermiyor.
TEKİRDAĞ – Buğdayda gümrük vergisinin hasat döneminde indirilmesi ve taban fiyatın geç açıklanması nedeniyle çiftçinin ciddi zararla karşı karşıya kaldığını belirten CHP’li Öztrak, “Alınan hatalı kararlar nedeniyle ton başına 940 TL taban fiyat açıklanan buğdayını 850 TL’ye satmak zorunda kalan çiftçinin zararını kim ödeyecek?” diye sordu.
Buğdayın taban fiyatındaki artışın enflasyondaki artışın çok altında kaldığına dikkat çeken Öztrak, “Ekmeklik buğdayın dolar bazında fiyatı 2013’ten bu yana yüzde 32 geriledi. Buğday üreticisinin masasına koyduğu her üç ekmekten birini bu Hükümet aldı” değerlendirmesinde bulundu.
CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, CHP Tekirdağ İl Başkanlığı’nda düzenlediği basın toplantısında buğday fiyatlarında, ekonomide ve siyasetteki son gelişmeleri değerlendirdi. Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak, CHP Tekirdağ İl Yöneticisi Sezai Tali, CHP Süleymanpaşa İlçe Başkanı İlker Yağcıoğlu ve Süleymanpaşa Belediye Başkanı Ekrem Eşkinat’ın katılımıyla düzenlenen toplantıda, CHP’li Öztrak şunları söyledi.
HASAT DÖNEMİ GÜMRÜK DUVARI İNDİRİLDİ
Bu yıl toprak buğday üreticisinin yüzünü güldürdü. Fakat Hükümet, Ramazan Bayramı’nın son günü çıkardığı bir kararla hasat mevsimini çiftçiye zehir etti. Buğdayda ithalat vergisi yüzde 130’dan yüzde 45’e indirildi. Daha önce de buğdayda gümrük vergisi belli dönemlerde düşürülürdü. Fakat bu yapılırken çiftçiyi korumak için hasat dönemine denk getirilmemesine özen gösterilirdi. Ancak bu yıl Hükümet, hasat döneminde, Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) henüz taban fiyatını bile açıklamamışken, buğdayda gümrük duvarını indirerek çiftçiyi ithalatçı, tüccar ve sanayici karşısında güçsüz bıraktı. Kararın psikolojik etkisiyle ekmeklik buğday fiyatlarında sert düşüş yaşandı. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı’nın ifadesiyle ekmeklik buğdayın fiyatı bazı bölgelerde 850 TL’ye kadar düştü.
ENFLASYON %10,9, BUĞDAY FİYATI İSE SADECE YÜZDE 3,3 ARTTI
Tüm bu gelişmeler yaşanır, buğday üreticisi ürününü yok fiyatına satmaya zorlanırken iki gün önceye kadar taban fiyatı da açıklanmamıştı. Bakanlığın İki gün önce açıkladığı taban fiyatlar buğday üreticisini bir kez daha üzdü. 2016’da Anadolu Beyaz-Kırmızı Sert Buğday için ton başına 910 TL olan taban fiyat, 2017’de 940 TL’ye çıkarıldı. Bu yüzde 3,3’lük bir artış anlamına geliyor. Aynı dönemde enflasyon yüzde 10,9 artmış, mazot fiyatı yüzde 19,5 artmış, gübre fiyatı yüzde 10 ila 12 artmış, ilaç fiyatı yüzde 18 ila 20 artmış. Maliyetle referans fiyatlar arasına sıkışan çiftçi perişan olmuş.
ÇİFTÇİNİN ZARARINI KİM ÖDEYECEK?
Peki 940 TL’lik taban fiyat açıklanmadan önce, gümrük vergisinin düşürülmesinin de etkisiyle buğday fiyatları dip yaptığında, ürününü 850 TL’ye satmak zorunda kalan çiftçinin hali ne olacak? Bu çiftçilerimizin zararını kim ödeyecek? Hükümet, alınan yanlış karardan dönmeli, çiftçimizin daha fazla zarara uğraması engellenmelidir.
MASADAKİ EKMEĞİN ÜÇTE BİRİ GİTTİ
Buğday fiyatlarına döviz cinsinden bakıldığında çiftçimizin içine düştüğü sıkıntı daha net görülüyor. 2013 yılında 1 ton sert ekmeklik buğdayın taban fiyatı 379 dolardı. Son açıklanan rakamlarla bu fiyat 259 dolara kadar inmiş oldu. Böylece son 4 yılda buğday taban fiyatı yüzde 32 geriledi. Yani Hükümet, izlediği yanlış politikalar nedeniyle çiftçinin masasındaki her üç ekmekten birini aldı.
DERHAL ÖNLEM ALINMALI
Hükümetin çiftçiye zulmü artık son bulmalıdır. İktidardakiler başka şeylerle uğraşmayı bırakıp bir an önce vatandaşın, çiftçinin sorunları üzerine eğilmeye başlamalı, gerekli önlemleri almalıdır. Vatandaşın gelirini artıracak önlemler alınmazsa, zaten borca batmış durumdaki vatandaş bu borçları ödeyemez hale gelecektir. Geliri olmayan vatandaş borcunu ödeyemezse bunun altında tüm ekonomi kalır.
OHAL, GREVLERİ ENGELLEMEK İÇİN KULLANILAMAZ
Hükümetin emekçiyi ezen politikaları her alana yayılıyor. AKP Genel Başkanı olan Cumhurbaşkanı iş alemiyle yaptığı bir toplantıda OHAL’i “grevleri engellemek için” kullandıklarını söylüyor. OHAL, belirsizlik yaratır ve iş alemi tarafından sevilmez, yatırımları caydırır. Cumhurbaşkanı OHAL’i emekçinin aleyhine işverenin lehine kullandıklarını söyleyerek iş alemini ikna etmeye çalışıyor. Bu açık itiraftır. OHAL işgücü piyasasına müdahale etmek, emekçinin hakkını arama mücadelesini engellemek, çalışanın gelirini sınırlamak için kullanılamaz.
BU TAVİZLERİN FATURASI BÜYÜK OLUR
Ülkede borçlar, gelirden çok daha hızlı artıyor. Yani ekonomimiz borçla şişiriliyor, borçların ödenmesiyle ilgili zorluklar her geçen gün daha da artıyor. Hükümet, ülke bu şartlar altındayken bir de bankalarla ilgili kuralları gevşetiyor. Bankaları, ödenememiş borçlar nedeniyle kendilerine kalan ev, arsa gibi gayrimenkulleri, 3 yıl içerisinde elden çıkararak paraya çevirmeye zorlayan düzenleme kaldırıldı. Bu tavizler verildikçe Türkiye çok ciddi sıkıntılara düşer. Bu tarz düzenlemelerle ekonomiyi şişirebilirsiniz ama büyütemezsiniz.
ARTAN KUTUPLAŞMA TEHLİKE YARATIYOR
Türkiye, kritik bir dönemden geçiyor. Özellikle yapılan son Anayasa değişikliğinin ardından devlet ile iktidar arasındaki mesafe tamamen yok oldu. Kuvvetler ayrılığı bozuldu, ülke OHAL’le ve parti devleti anlayışıyla yönetilmeye başlandı. Bu şartlar altında bir de artan kutuplaşma ülkenin geleceğini tehlikeye sokuyor.
ADALET OLMADAN SOFRADAKİ EKMEK BÜYÜMEZ
Anayasa değişikliği için adaletsiz ve gayrimeşru bir halk oylaması yapıldı. Bundan sonraki seçimlerin de hilesiz yapılacağının bir garantisi yok. Hukukun yok edildiği bu gidiş ülkede istikrarsızlık yaratır. İstikrarsızlık ve belirsizliklerle dolu böyle bir ortamda iş adamı yatırım yapmaz. Yatırım olmazsa iş olmaz, iş olmazsa aş olmaz. Bu çerçevede, adalete olan güvenin ve hukuk devletinin yıpratılması vatandaşın sofrasındaki ekmekle doğrudan ilgilidir.
TBMM – Bankacılık mevzuatında yapılan son düzenlemeyle, bankalar batık krediler nedeniyle devraldığı gayrimenkulleri “özsermayesinde” gösterebilecek. Düzenlemeyle bankaların sermaye yeterlilik oranı olduğundan daha iyi görünecek. Ancak bankaların elinde kalan gayrimenkul stoklarının şişmesinin de önü açılacak.
Bankaları düzenleyici-denetleyici çerçevede taviz vermenin sonuçlarının daha önce yaşanan krizlerde görüldüğünü ifade eden CHP’li Öztrak, özellikle 1997 Asya Krizi’nin ardından bankaların batık krediler nedeniyle adeta emlakçıya dönüştüğünü hatırlattı. Öztrak, “Daha geçen yıl banka gayrimenkullerinin elde tutulma süresi 3 yıla düşürülmüşken; şimdi bu kuraldan tamamen vazgeçilmesinin sebebi nedir?” diye sordu.
CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, bankacılık mevzuatında yapılan son değişiklikleri TBMM gündemine taşıdı. Öztrak’ın Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli tarafından cevaplandırılmak üzere verdiği yazılı soru önergesinde yer alan bilgilere göre Bankaların Özkaynaklarına İlişkin Yönetmelikte önemli bir değişiklik yapıldı.
GEÇEN YIL SIKILAŞTIRILDI
Değişiklik öncesinde, bankaların batık krediler nedeniyle devraldıkları taşınmazları 3 yıl içinde elden çıkarmaları; bu sürenin dolmasından sonra bankaların söz konusu gayrimenkulleri net defter değeri üzerinden özsermaye hesabından düşmesi gerekiyordu. Düzenleme bu haliyle bankaları ödenemeyen krediler nedeniyle üzerinde kalan ev, arsa gibi gayrimenkulleri 3 yıl içerisinde satarak nakde çevirmeye zorluyordu. Elde tutma süresi, geçen yıl yapılan değişiklikle 5 yıldan 3 yıla indirilmiş düzenleme daha da sıkılaştırılmıştı.
BU YIL SÜRE SINIRI KALDIRILDI
Fakat 11 Temmuz 2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelik değişikliğiyle süre sınırlaması tamamen ortadan kaldırıldı. Böylece, bankaların batık krediler nedeniyle şişen gayrimenkul stoklarını özsermaye olarak tutabilmesinin önü açıldı. Süre sınırının kalkmasıyla bankaların sermaye yeterlilik oranları daha iyi görünecek. Fakat bu durum önemli riskler de içeriyor.
BANKALAR EMLAKÇIYA DÖNER
Asya’da 1997 krizinin, Türkiye’de de 2001 krizinin bankaları düzenleyici- denetleyici çerçevede taviz vererek ekonomi yönetmenin ağır bedellerinin olduğunu gösterdiğini kaydeden Öztrak, 1997 Asya krizinin ardından bankaların batık krediler nedeniyle adeta emlakçı haline dönüştüğünü hatırlattı. Bu dönemde bankaların ellerindeki ciddi gayrimenkul stoklarıyla bankacılıktaki sistemik krizi önemli ölçüde büyüttüğünü ifade eden Öztrak, Türk bankacılık sektörünün uluslararası standartlarda düzenleyici-denetleyici çerçeve içerisinde faaliyet göstermesini sağlayacak adımların 2001’den sonra atıldığını anımsatarak şu soruları yöneltti:
BİR YILDA NE DEĞİŞTİ?
“Geçtiğimiz yıl yapılan düzenlemeyle banka gayrimenkullerinin elde tutulma süresi 3 yıl olarak kısaltılmışken; bir yıl aranın ardından bu kuraldan neden tamamen vazgeçilmiştir? Bankacılık gibi güvene dayalı bir sektörde düzenleyici kuralların gevşetilmesi normal midir? Mevcut ekonomik konjonktür böyle bir gevşemeye izin vermekte midir? Kamu ve özel bankalarının tahsil edilemeyen alacakları nedeniyle ellerinde biriken gayrimenkul stoku bankalar ve yıllar itibariyle ne kadardır? Kamu bankalarının sorunlu kredileri yıllar ve bankalar itibariyle ne kadardır? BDDK’nın son düzenlemesi kamu bankalarının sermaye yeterlilik oranlarını, banka bazında ne kadar etkileyecektir?
Soru Önergesinin Tam Metnine Ulaşmak İçin: BDDK Soru Önergesi_12072017
ANKARA – CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak hazırladığı bilgi notuyla, Milli Gelir revizyonundaki tutarsızlıkları ortaya koydu.
Buna göre;
-Büyümeyi ilgilendiren pek çok istatistikte temel alınan baz yılı ekonominin dalgalanmadığı yıllar arasından seçilirken, milli gelir hesabında kriz yılı 2009 baz alındı.
-Referans olarak gösterilen Avrupa Birliği’nde yapılan güncellemede, revizyon öncesi ve sonrası büyüme serileri arasında dikkat çeken bir fark görülmezken, Türkiye’de yapılan milli gelir revizyonunda özellikle 2010’dan sonra eski seriyle yeni seri arasında ciddi ayrışma yaşandı. Örneğin, 2013 yılında ekonominin büyüme hızı eski seriye göre yüzde 4,2 iken yeni seriye göre yüzde 8,5 olarak hesaplandı.
-Yatırım hesaplarında da izaha muhtaç artışlar yaşandı. Yeni hesaba göre 2013 yılında GSYH’daki 242,4 milyar TL’lik revizyonun yüzde 81,5’i sadece gayrisafi sabit sermaye yatırımlarındaki revizyondan kaynaklandı. Yatırımlar yeni seride kamu-özel ayrımında sunulmadığından artışların hangi kesimden geldiği de net olarak anlaşılamadı.
– Yapılan revizyonun zamanlaması da oldukça sorunlu. 2017 Bütçe Kanunu görüşülürken yapılan revizyonla Bütçe Kanunu, bütçeye dayanak olan Orta Vadeli Program ile Orta Vadeli Mali Plan’da GSYH’ya oranla sunulan tüm hedef ve tahminler daha mürekkebi kurumadan geçersiz hale geldi. Ana revizyon en azından 2017’nin ilk üç ayına ötelenebilirdi. Bu neden yapılmadı?
-Büyüme verileri ile sanayi üretimi hakkındaki (üretim-katma değer) veriler arasında uyumsuzluk var.
Ayrıntılar için CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak’ın hazırladığı bilgi notunun tam metnine bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz:
Yeni Milli Gelir ve Eski Milli Gelir Serileri Arasındaki Farklar ile Oluşan Soru İşaretleri_13062017