Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 1

ÇALIŞAN GAZETECİLER GÜNÜ…

Ülke olarak geçtiğimiz sıkıntılı günleri belki de en derinden hisseden kesimlerden biri de görevlerini her türlü zorluğa karşı fedakarca yerine getiren basın mensuplarımızdır.

Mesleği yapmanın bile cesaret işi haline geldiği bu dönemde, ülkenin aydınlık yarınlarına olan inançla görevini yapan basın mensupları, halkın haber alma hakkının hayata geçmesini sağlayarak demokrasimizin gelişimi için kritik bir görevi yerine getirmektedir. Sektörün zor şartlarına, hapislere ve tüm baskılara göğüs gererek, gerçek gazeteciliğe devam eden basın mensuplarımız bu anlamda ülkemizin daha iyi bir demokrasiye, hukuk devletine ve refaha ulaşması için önemli bir sorumluluk almaktadır.

Buna karşın, ileri demokrasi söylemleriyle geçen yılların sonunda ülkemizde gazetecilik örgütleri, baskılara, işten atmalara, şiddete, tutuklama ve cezalara hayır demek için bu yıl Çalışan Gazeteciler Gününü kutlamama kararı almıştır.

Bizler, özgür basını savunmaya devam edeceğiz. İnanıyorum ki, ışığı korkmadan taşıyanlar sayesinde aydınlık günlere hep beraber yürüyeceğiz.

Faik Öztrak

Tekirdağ Milletvekili

CHP Genel Başkan Yardımcısı

BİNLERCE TÜRK ASKERİ GERİLİMLİ BÖLGEYE Mİ GİDECEK?

 

Suudi Arabistan ile İran arasında ipler gerilirken, binlerce Türk askeri gerilimli bölgenin ortasına mı gönderiliyor?

 

ANKARA – CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, Türkiye’nin Katar’a asker göndermesini de içeren askeri işbirliği anlaşmasını TBMM gündemine taşıdı.

 

Türkiye’nin Doha Büyükelçisi’nin Aralık ayında yaptığı, binlerce Türk askerinin Katar’a gönderileceği yönündeki açıklamayı hatırlatan Öztrak, “Bölgede tansiyon yükselmişken, Türk askerinin bu gerilimli coğrafyanın tam ortasına gönderilmesi kararınızı tekrar gözden geçirecek misiniz?” diye sordu.     

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu tarafından yanıtlanması talebiyle verdiği soru önergesinde Arap ve Kuzey Afrika coğrafyasında devam eden siyasi kaosun boyut ve kapsamının her geçen gün genişlediğini, Suudi Arabistan ve İran arasında yaşanan krizin, bölge ülkeleri arasında mezhep temelli saflaşmayı başlattığını ifade etti. Bu gerilimli ortamda Türkiye’nin Ortadoğu’daki anlaşmazlıklarda taraf olduğu görüntüsü veren faaliyetlerinin arttığını kaydeden Öztrak, Türkiye’nin Katar’a asker göndermesini öngören 2014 tarihli anlaşmaya dikkat çekti.

 

-“ORTAK DÜŞMANA” KARŞI

CHP’li Öztrak’ın soru önergesinde verilen bilgilere göre Türkiye, 2014 yılında Katar ile “Türk askerinin Katar’da konuşlanmasını” da içeren bir askeri işbirliği anlaşması imzaladı. Anlaşma 2015 yılında TBMM tarafından onaylandı ve Resmi Gazete’de yayımlandı. Anlaşma hakkında geçtiğimiz günlerde bir haber ajansına konuşan Türkiye’nin Doha Büyükelçisi, Katar’a antlaşma çerçevesinde binlerce Türk askerinin gönderileceğini, kara kuvvetlerinin yanında hava, deniz, askeri eğitim ve özel harekat birliği gibi unsurların da kurulacak askeri üste görev alacağını açıkladı. Büyükelçi ayrıca, Türkiye’nin ve Katar’ın “diğer ülkelerin belirsiz politikalarından kaygılandığını” ve iki ülkenin “ortak düşmanlarla karşı karşıya olduğunu” ifade etti.

 

-GERİLİMLİ BÖLGENİN ORTASINA BİNLERCE TÜRK ASKERİ

Ortadoğu’da tansiyon her geçen gün artarken, Türk askerinin bu gergin coğrafyanın tam ortasına gönderilmesinin ciddi bir risk olacağını ifade eden Öztrak şu soruları yöneltti:

“Türkiye’nin Doha Büyükelçisinin haberde sözünü ettiği ve askeri üssün kurulmasına gerekçe gösterilen ‘ortak düşman’ kimdir? Katar’da kurulacak bahse konu askeri üs ne zaman faaliyete geçecektir? Tugay büyüklüğündeki askeri birliğimizin Katar’a ne zaman gönderilmesi planlanmaktadır? Suudi Arabistan ve İran arasında yaşanan son krizle, bölgede tansiyon yükselmişken, binlerce Türk askerinin bu gerilimli coğrafyanın tam ortasına gönderilmesi kararınızı tekrar gözden geçirecek misiniz? Antlaşma kapsamında Katar’ın da Türkiye’de asker konuşlandırması söz konusu olacak mıdır? Suudi Arabistan öncülüğünde kurulan teröre karşı İslam ittifakı ile Katar’da asker konuşlandırmamız arasında bir bağlantı bulunmakta mıdır?”

Soru Önergesinin Tam Metni için:

Katar soru önergesi

CHP UYARDI: TÜRKİYE ORTADOĞU’DA MEZHEP KAVGASININ TARAFI OLMAMALI

ANKARA – CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, Suudi Arabistan ile İran arasında başlayan krizin Ortadoğu coğrafyasına yayılma eğilimi taşıyan bir “mezhep kavgasına” dönüşme riski olduğunu, Türkiye’nin bu kavganın tarafı olmaması gerektiğini vurguladı.

 

Suudi Arabistan ile İran arasındaki krizde Hükümet nispeten dengeli bir dil kullanmaya çalışırken, Cumhurbaşkanının taraflı açıklamalarıyla bu dengeyi bozduğunu ifade eden Öztrak, “Cumhurbaşkanının sürekli müdahaleleriyle, her alanda olduğu gibi dış politika alanında da Türkiye ‘yönetilemez’ bir noktaya doğru götürülmektedir” dedi.      

 

Öztrak, teröre karşı Suudi Arabistan önderliğinde kurulan ittifakta Türkiye’nin rolüne ilişkin Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen tutarsız açıklamalara da dikkat çekerek, “Suudi Arabistan önderliğindeki bu ittifaka Türkiye’nin asker verip vermeyeceği net şekilde açıklanmalıdır” dedi.

 

Türkiye’nin bugüne kadar kendisine itibar kazandıran ve çerçevesi Atatürk tarafından çizilmiş dış politika anlayışına geri dönmesi gerektiğini kaydeden Öztrak, “Türkiye, bölgede yeni maceralara atılmamalıdır” uyarısında bulundu.

 

Arap ve Kuzey Afrika coğrafyasında beş yıl önce başlayan siyasi kaosun boyut ve kapsamının her geçen gün genişlediğini belirten Öztrak, son dönemde Suudi Arabistan ve İran arasındaki krizle Ortadoğu coğrafyasında hiç arzu edilmeyen bir mezhep kavgası riskinin arttığını ifade etti. Öztrak, her iki ülkeyle güçlü tarihsel, kültürel ve ekonomik bağlara sahip olan Türkiye’nin “krizin tarafı olmaması gerektiğini” kaydederek, mezhep eksenli dış politikanın yerini geleneksel, laik temelli politikaların almasının şart olduğunu, böylece Türkiye’nin Ortadoğu’da sözü dinlenen ve arabuluculuk yapabilen ülke konumuna geri dönebileceğini vurguladı.

 

Öztrak, yaptığı yazılı açıklamada şunları belirtti:

 

DIŞ POLİTİKA YÖNETİLEMEZ BİR NOKTADA

Suudi Arabistan ve İran arasındaki kriz halihazırda nazik ve hassas bir dönemden  geçen Ortadoğu coğrafyasında fay hatlarını daha da kırılgan hale getirmiştir. Bölgenin en önemli aktörlerinden olan Türkiye, coğrafyamızın içinden geçtiği hassas ve nazik dönemin gereğine uygun bir tutum sergilemek zorundadır. Bu çerçevede Hükümet Sözcüsü, Suudi Arabistan ve İran arasındaki krizde nispeten daha dengeli üslup kullanmaya çalışırken; Cumhurbaşkanı söylemleriyle krizin taraflarından birisinin yanında açıkça tutum almıştır. Cumhurbaşkanı’nın kullandığı dil içinden geçtiğimiz olağanüstü günlerin gerekleriyle uyumlu değildir. Cumhurbaşkanı, her alanda olduğu gibi, dış politika alanında da Türkiye’yi “yönetilemez” bir noktaya doğru götürmektedir.

 

HÜKÜMETİ UYARIYORUZ

CHP, ana muhalefet partisi olma sorumluluğunun gereği olarak siyasi sorumluluk makamında olan Hükümeti bu konuda uyarmaktadır: Herkes kendi işini yapmalıdır. Hükümet Anayasa’da belirtilen yetki ve sorumluluklarına sahip çıkmalıdır. Türkiye, mezhep kavgalarına taraf olmama konusunda gereken özen ve hassasiyeti göstermelidir.

 

DIŞİŞLERİNİN DE “KAFASI KARIŞIK”

Bununla beraber Hükümetin izlediği siyaset ve Cumhurbaşkanı’nın başkanlık beklentileri umutlu olmamızı engellemektedir. Nitekim, Suudi Arabistan önderliğinde kurulan ve teröre karşı İslam ülkeleri ittifakı olarak lanse edilen girişimde Türkiye’nin rol alacağı açıklanmıştır. Teröre karşı her türlü ittifak değerlidir. Fakat bu ittifakın yapısı ve görünümü, son yaşanan krizin de etkisiyle dünya kamuoyunda bir “mezhep ittifakı” algısı yaratmıştır.

Ayrıca, Türkiye’nin bu girişimdeki katkısı konusunda çelişkili ifadeler kullanılmaktadır. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Türkiye’nin bu ittifaka “askeri katkı sunmayacağını” söylerken, Dışişleri Bakanı Türkiye’nin bu ittifaka “her kademede katkı vereceğini” kamuoyuna ilan etmiştir. Bu çelişkili ifadeler açıklığa kavuşturulmalı; yaşanan son gelişmelerin ışığında Suudi Arabistan önderliğindeki bu ittifaka Türkiye’nin asker verip vermeyeceği net şekilde açıklanmalıdır.

 

YURTTA SULH CİHANDA SULH

Türkiye’yi bölgesinde bugüne kadar itibarlı kılan ve dış politikamıza şekil veren ilkeler bellidir. Türkiye, AKP iktidarlarına kadar, laik, demokratik bir hukuk devleti ve uygar dünyanın bir parçası olarak başka ülkelerin egemenlik, toprak bütünlüğü ve siyasal bağımsızlıklarına saygıyı benimsemiştir. Dış politikamıza şekil veren, AKP iktidarlarına kadar üzerine titrenen, bu ilkesel çerçeve Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesiyle belirlenmiştir. AKP Hükümeti ve Cumhurbaşkanı düştükleri yanlışın neresinden dönerse,  ülkemiz ve vatandaşlarımız için kârdır.

 

YENİ MACERALARA ATILMAMALIYIZ

Ülkemizin geleceği için tehlike ve tehditlerle dolu AKP dış politikalarından vazgeçilmesi, dış ilişkilerimizin yeniden yapılandırılarak çağdaş dünyanın gerekleri ve Cumhuriyet ilkeleriyle uyumlu hale getirilmesi zorunludur. Türkiye Cumhuriyeti, bugüne kadar kendisine itibar kazandıran ve çerçevesi Atatürk tarafından çizilmiş dış politika anlayışına biran önce geri dönmeli; bölgede yeni maceralara atılmamalıdır.

 

TÜRKİYE GÜNEY SINIRINDA TECRİT EDİLİYOR

 

-TÜRKİYE-İSRAİL MUTABAKAT ÇERÇEVESİNE İLİŞKİN SORU İŞARETLERİ

-IRAK KONUSUNDA SON GELİŞMELER VE AÇIKLAMALAR: TÜRKİYE GÜNEY SINIRINDA TECRİT EDİLİYOR

 

ANKARA – CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, basına yansıyan Türkiye-İsrail mutabakatı maddelerinin önemli sakıncalar taşıdığını ifade etti.

 

Mutabakatta yer aldığı belirtilen, Mavi Marmara saldırısında sorumluluğu olan İsrailli yetkililere açılan davaların “yasal düzenlemeyle sonlandırılması” şartına dikkat çeken Öztrak, bunun kuvvetler ayrılığının rafa kaldırılması anlamına geldiğini belirtti.

 

Öztrak, Türkiye’nin terör eylemlerine karıştığı iddia edilen üst düzey bir Hamas yetkilisini sınır dışı etmeyi kabul etmesinin, “Adı terör eylemlerine karıştığı iddia edilen kişilerin Hükümet’in bilgisi dahilinde Türkiye’de barındırıldığını kabul etmek” anlamına geleceğini vurguladı.

 

Bölge ülkeleriyle uzlaşmanın, ilişkilerin normalleşmesi bakımından olumlu olacağını ifade eden Öztrak, buna karşın mutabakatın, basına yansıyan yönleri itibariyle Türkiye’nin başlangıçtaki taleplerinden önemli tavizler verdiğini gösterdiğini kaydetti.

 

Irak konusundaki son gelişmeleri ve açıklamaları da değerlendiren Öztrak, “Suriye’yi Ruslar, Irak’ı ABD Yönetimi Türkiye’ye kapatmaktadır. Türkiye, artık 1295 kilometrelik Güney sınırlarında tecrit edilme noktasındadır” dedi.

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, İsrail’in 2010 yılında gerçekleştirdiği Mavi Marmara saldırısından sonra büyük yara alan Türkiye-İsrail ilişkilerinin düzeltilmesine yönelik basına yansıyan mutabakat çerçevesini yazılı bir açıklamayla değerlendirdi.

 

Ulusal ve uluslararası basın organlarında yer alan haberlere göre Türkiye ve İsrail heyetlerinin İsviçre’de yapılan görüşmelerde bir çerçeve üzerinde uzlaşmaya vardığını ifade eden Öztrak, Türkiye’nin gerek bölge ülkeleriyle gerekse diğer ülkelerle iyi ilişkiler kurmasının Türkiye’nin ulusal çıkarları ve güvenliği açısından önemli olduğunu belirtti.

 

CHP’li Öztrak yazılı açıklamasında şu değerlendirmelerde bulundu:

 

AKP’nin hatalı dış politikalarıyla Türkiye, bölgesinde giderek yalnızlaşmaktadır. Sürekli artan jeopolitik riskler de dikkate alındığında, Türkiye’nin bölge ülkeleriyle ilişkilerini düzeltmesi aciliyet kazanmıştır. Bu bağlamda, Türkiye-İsrail ilişkilerinin normalleşmesine yönelik çabaları olumlu ve önemli buluyoruz. Ancak, bilindiği üzere Hükümet, Mavi Marmara saldırısından sonra bozulan ilişkilerin “tazminat”, “özür” ve “Gazze ablukasının kalkması” şartları yerine getirilmeden düzelmeyeceğini açıklamıştı.

 

-GAZZE ABLUKASININ AKIBETİ NE OLACAK?

16 Aralık 2015 itibariyle varıldığı ileri sürülen mutabakatın basına yansıyan maddelerinde Gazze ablukasının kaldırılmasına yönelik herhangi bir ifade görülmemektedir. Bu durum, Türkiye’nin ablukanın kaldırılması talebinden vazgeçtiği yönünde bir izlenim yaratmaktadır.

 

-BUNU KABUL ETMEK, KUVVETLER AYRILIĞINI RAFA KALDIRMAKTIR

Öte yandan, İsrail’in Türkiye’ye olayda ölenlerin ailelerine ve yaralananlara verilmek üzere 20 milyon dolar tazminat ödeyeceği, bunun karşılığında da Mavi Marmara saldırısının mağdurlarının, sorumluluğu olan İsrailli yetkililere Türkiye’de açtıkları davaların ortadan kaldırılması amacıyla TBMM’de düzenleme yapılacağı ifade edilmektedir. Bu iddia doğru ise vahimdir. Hükümet, Mavi Marmara saldırısında hayatını kaybeden vatandaşlarımızın ailelerine bunu nasıl açıklayacaktır? Kuvvetler ayrılığı prensibinin rafa kaldırılması anlamına gelecek bu düzenlemenin hangi mevzuata göre yapılacağı açıklanmaya muhtaçtır.

 

-TERÖRİSTİ BARINDIRDIĞIMIZI KABUL ETMEK DEMEK

Ayrıca, bahse konu mutabakatla Türkiye’nin terör eylemlerine karıştığı iddia edilen üst düzey bir Hamas yetkilisini sınır dışı etmeyi ve Hamas’ın Türkiye’deki faaliyetlerini sınırlandırmayı kabul ettiği ifade edilmektedir. Bu, adı terör eylemlerine karıştığı öne sürülen kişilerin Hükümet’in bilgisi dâhilinde Türkiye’de barındırıldığını kabul etmek anlamına gelmektedir.

 

-ÖNEMLİ TAVİZLER VAR

Sonuç olarak, Türkiye-İsrail arasında bir uzlaşma, her ne kadar ikili ilişkilerin normalleşmesi bakımından olumlu ise de mutabakat çerçevesi basına yansıyan haliyle Türkiye’nin başlangıçtaki taleplerinden önemli tavizler verdiğini göstermektedir. Bu nedenle, Hükümetin mutabakata varılan hususlar hakkında, zaman kaybetmeden kamuoyunu kapsamlı olarak bilgilendirmesi gerekmektedir.

 

TÜRKİYE BÖLGESİNDE TECRİT EDİLİYOR

Diğer taraftan, Türkiye bölgesinde giderek yalnızlaşmaktadır. Nitekim, dün Beyaz Saray’ın Erdoğan-Obama görüşmesiyle ilgili yaptığı açıklama da bunu göstermektedir. ABD yönetiminin en üst düzeyden Türkiye’nin Irak’tan askerini çekmesi mesajını verdiği anlaşılmaktadır. Hükümet, Türk askerinin bölgede IŞİD’e karşı mücadele edecek Irak unsurlarının eğitimİ amacıyla bulunduğunu ifade etmektedir. Ancak, ABD Savunma Bakanlığı’nın 17 Aralık 2015 tarihinde sosyal medya üzerinden yaptığı, Birleşik Ortak Görev Gücü’nün Irak’ta yürüttüğü askeri eğitim faaliyetleri hakkındaki bilgilendirme, yeni soruları da beraberinde getirmektedir. ABD Savunma Bakanlığı, IŞİD’e karşı hangi ülkelerin, Irak’ın hangi bölgelerinde eğitim verdiğini harita üzerinde göstermiş fakat Türkiye’nin adı ve bayrağı bu ülkeler arasında yer almamıştır. Bu anlamda, Türkiye’nin bölgedeki eğitim faaliyetlerinin hangi çerçevede gerçekleştirildiği açıklanması gereken bir diğer husustur.

Suriye’yi Ruslar, Irak’ı ABD Yönetimi Türkiye’ye kapatmaktadır. Türkiye, artık 1295 kilometrelik Güney sınırlarında tecrit edilme noktasındadır. Bölgeye nizam getirme hayaliyle yola çıkan Hükümet, şimdi Ortadoğu’ya ancak Suudi Arabistan’ın arkasına takılarak adım atabilir hale gelmiştir. Türkiye’nin izlenen yanlış politikalar nedeniyle içine düşürüldüğü bu durumun sorumlularının bir açıklama yapması gerekmektedir.

 

YAŞANANLAR DIŞ POLİTİKADA BECERİKSİZLİĞİN AÇIK GÖSTERGESİ

“IRAK’TA BİR ARAYA GELEMEYECEK TÜM AKTÖRLER HEP BERABER TÜRKİYE’Yİ İSTENMEYEN ÜLKE İLAN ETTİ”

“BU, DIŞ POLİTİKADA BECERİKSİZLİĞİN AÇIK GÖSTERGESİ”

“SIĞINMACI SORUNU ‘AL PARAYI-TUT SIĞINMACIYI’ ŞEKLİNDE BİR PAZARLIĞA DÖNÜŞTÜRÜLEMEZ”

“SIĞINMACILARIN AVRUPA’YA KONTROLLÜ KABULÜ ÜZERİNDE ÇALIŞILMASI, 3 MİLYAR AVRODAN DAHA DEĞERLİ OLUR”

“BEŞTEPE’DEKI SARAYDAN İKİ REFERANDUM YAPALIM TALEPLERİ GELMEYE BAŞLADI”

“TÜRKİYE VE MİLLET 2014’TEN BU YANA SEÇİMDEN YORULMUŞKEN 2016’YI DA KAYBETME OLASILIĞI BELİRDİ”

ANKARA – CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, Hükümetin Türkiye’yi Irak topraklarında hem IŞİD terör örgütünün hem Irak Merkezi Yönetiminin hem de ABD yönetiminin istemediği ülke haline getirdiğini belirterek, “Bir araya gelmesi mümkün olmayan tüm bu aktörler şimdi Türkiye’yi Irak topraklarında istenmeyen ülke olarak ilan etti. Bu, AKP Hükümetinin dış politikadaki beceriksizliğinin ve iş bilmezliğinin açık göstergesidir” değerlendirmesinde bulundu..

Öztrak, Suriye’den gelen sığınmacıların durumunun bir insanlık dramına dönüştüğünü belirterek, bu konuda AB ile ortak çözüm arayışlarının önemini vurguladı. Suriyeli sığınmacıların “al parayı-tut sığınmacıları” şeklinde bir pazarlığa dönüşmesinin hoş görülemeyeceğini ifade eden Öztrak, “Biz, Türkiye’deki sığınmacıların kontrollü bir şekilde Avrupa’ya kabulüne dönük mekanizmalar üzerinde çalışılmasını, Türkiye’ye verileceği söylenen 3 milyar Avro’dan daha önemli buluruz” diye konuştu.

FED’in faiz kararını da değerlendiren Öztrak, artık ucuz ve bol para günlerinin bittiğini Türkiye’nin hata yapma alanının kalmadığını belirterek Hükümeti uyardı. Öztrak, “Siyasi belirsizlikler azaldı derken, Beştepe’deki Saraydan iki referandum yapalım talepleri gelmeye başladı. Türkiye ve millet 2014’ten bu yana seçimden yorulmuşken 2016’yı da kaybetme olasılığı belirdi” dedi.

Ülkenin kaderinin 13 yılı aşkın bir süredir aynı siyasi kadrolar tarafından elde tutulduğunu belirten CHP’li Öztrak TBMM’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

-DIŞ POLİTİKA ULUSAL OLMALI

Dış politika ulusal olmalı iç politika malzemesi haline getirilmemelidir. Dış politika iki şeyi kaldırmaz. Bunlardan ilki basiretsizlik yani hesap kitapsızlık, ikincisi ise maceraperestliktir. Dış politikanın kaldıramayacağı bu iki hatanın bedeli çok ama çok ağır olur. Dış politikadaki hataların bedelini tek bir kuşak ödemez. Bir kaç nesil birden öder. Cumhuriyeti kuran kuşaklar bunun acısını çok iyi bildiği için dış politikamızı sağlam bir ilkeyle çapalamıştır. Bu ilke “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesidir. Bu ilke sayesinde Türk dış politikası başka ülkelerin egemenlik, toprak bütünlüğü ve siyasal bağımsızlıklarına saygıyı içselleştirmiştir. Bu çapa, AKP hükümetlerine kadar öyle ya da böyle varlığını sürdürmüştür. Ancak ne zamanki Arap ve Kuzey Afrika coğrafyasında kaos ve kargaşa başlamış bu temel ilke ülkeyi yöneten AKP tarafından tamamen yırtılıp atılmıştır.

-YANLIŞ DIŞ POLITIKANIN FATURASI VAR

AKP elinde dış politikada hesap-kitap yapmak, yerini fırsatçılığa; sağduyu yerini, maceraperestliğe bırakmıştır. Bunun nedeni iktidar dış politikayı içeride kısa vadeli siyasi rant devşirmenin aracı olarak görmesidir. Bu fırsatçı ve maceraperest politikaların Türkiye’ye çıkardığı fatura her geçen gün kabarmaktadır. Türkiye giderek bölgesinde istenmeyen adam haline dönüşmektedir. Gün geçmiyor ki yeni bir ülkeyle kriz yaşamayalım, yeni bir sıkıntıya uyanmayalım.

-CUMHURBAŞKANI GÖRÜŞMELERİ DİNAMİTLEDİ

Son olarak Irak’ta ülkemizin içine düşürüldüğü durum gerçekten içler acısıdır. Musul’a yakın bir bölgede görevli askeri eğitim birliğinin değiştirilmesi sırasında ilgili devletle görüşülmeden oradaki askeri varlığımızı artırma girişimi ciddi bir risk yarattı. Irak merkezi yönetimi tepki gösterdi. Bağdat’a telefon üstüne telefon açıldı. Bu telefonlar yetmeyip Irak merkezi yönetimi işi BM’ye taşımaya karar verince bu sefer Bağdat’a üst düzey bir heyet gönderdiler. Giden heyet Irak’ta işleri yoluna koymaya ve ortamı yumuşatmaya çalışırken; bu sefer Cumhurbaşkanı sahne aldı. Cumhurbaşkanı “Gönderilen askerler yetmeyebilir, asker sayısını artırmak da gerekebilir” diyerek Irak’a giden heyetin görüşmelerini adeta dinamitledi.

-IRAK’TA İSTENMEYEN ÜLKE OLDUK

Cumhurbaşkanının verdiği beyanatın mürekkebi kurumadan bu defa Hükümet oradaki askerlerimizin tanzim ihtiyacının doğduğunu söyledi. Musul’a yakın bölgeden neden askerlerimizin bir kısmının apar topar geri çekildi. Tabii yapılan bu tanzimden sonra Başbakanın ABD yönetiminden teşekkür telefonları alması tanzimin başkalarının talebiyle yapıldığı izlenimine yol açtı. Ancak Irak Merkezi Yönetiminin ve ABD’nin bu tanzimi de yeterli bulmadığı askerlerimizin bölgeden tamamen çekilmesini talep ettiği gündeme düştü. Dün söz konusu kampa ciddi bir saldırı düzenlendi askerlerimiz yaralandı eğitim gören Iraklı iki asker hayatını kaybetti. Yaralı askerlerimize acil şifa yaşamını yitiren Iraklı askerlere Allah’tan rahmet diliyorum. Tüm bunlar dış politikada AKP zihniyetinin dış politikada işleri kulağını arkadan gösterek yürütmesinin ne kadar riskli olduğunu ve ülkemizin itibarını ve askerlerimizin hayatını ne kadar sıkıntıya soktuğunu ortaya koyuyor.

Hükümet Türkiye’yi Irak topraklarında hem IŞİD terör örgütünün hem Irak Merkezi Yönetiminin hem de ABD yönetiminin istemediği ülke haline getirdi. Bir araya gelmesi mümkün olmayan tüm bu aktörler şimdi Türkiye’yi Irak topraklarında istenmeyen ülke olarak ilan etti. Bu, AKP Hükümetinin dış politikadaki beceriksizliğinin ve iş bilmezliğinin açık göstergesidir. Hem hükümet hem de yetkisiz Cumhurbaşkanı arabayı atın önüne koymuşlardır. Baştan Bağdat ile gerekli koordinasyon sağlansaydı sorun olmayacak bir konu iki yönetim arasında kriz haline gelmiştir. Sonuç Hükümet ve Cumhurbaşkanı oradaki askerlerimizi risk altına sokmuşlar Türkiye’nin itibarını el birliğiyle zedelemişlerdir. Umarım bu yaşananlar, bölgede ilerleyen günlerde izlenecek başka maceracı politikaların nelere mal olacağı konusunda AKP Hükümetine bir fikir vermiştir.

KİBİRLERİ AKILLARININ ÖNÜNE GEÇTİ

Türkiye’nin, Suriye ve Irak gibi farklı kimlikleri bünyesinde barındıran komşularımıza dönük dış politikası ölçülü ve dengeli olmalıdır. Bu, sadece o ülkelerin değil, hem Türkiye’nin hem de bölgemizin güvenliği ve istikrarı için gereklidir. Türkiye’yi yöneten bu zevatın kibri akıllarının önüne geçmiş durumdadır. Emevi Camii’nde namaz kılma sözü veren bu hayalperestler; bugün Türkiye’nin 81 ilinin Suriyeli göçmenlerle dolmasına neden olmuştur. Yine “Ortadoğuda ve bölgede bizden habersiz kuş uçmaz” diye şişinenler şimdi Suriye semalarına yaklaşamaz hale gelmiştir.

CUMHURBAŞKANI VE BAŞBAKAN BİRBİRLERİNDEN ROL ÇALMAYA ÇALIŞIYOR

Kuzey komşumuz Rusya ile güney sınırlarımızda ciddi bir ihtilaf yaşıyoruz. Rusya’nın egemenlik haklarımızı ihlal etmesini elbette kabul etmeyiz. Türkiye egemen bir ülke olarak haklarını arayacak ve koruyacaktır. Bunda hiç bir şüphe yoktur. Ancak Rus uçağı düşürüldükten sonraki sürecin iyi yönetildiğini söylemek de mümkün değildir. Tıpkı Musul’a asker gönderme meselesinde olduğu gibi Cumhurbaşkanlığı makamı ile Başbakanlık düşürülen Rus uçağı konusunda da birbirlerinden rol çalma kaygısına düşmüşlerdir.

CUMHURBAŞKANININ KENDİNE BAŞKANLIK POSTU ÇIKARMA ÇABASI

Daha kimse düşen uçağın cinsini ve milliyetini bilmezken Cumhurbaşkanlığından gelen mesaj ve ardından yaşanan zikzaklar Türkiye’nin sonraki tezlerine ciddi zarar vermiştir. Bugün Türkiye’de dış politikada yaşanan kaos ve kargaşanın ardında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendine başkanlık postu çıkarma çabalarının payını küçümseyemeyiz. Cumhurbaşkanının iç siyasete dönük şahsi çıkar hesapları Türkiye’yi dışarıda sürekli zor duruma düşürmektedir.

RUS HÜKÜMETİNİN KRİZİ TIRMANDIRMA GAYRETİ İKİ ÜLKEYE DE ZARAR VERİYOR

Bugün geldiğimiz noktada Rus Hükümeti yaşanan krizi kontrolsüz bir biçimde genişletmektedir. Spordan, ekonomiye; askeri iş birliğinden turizme kadar pek çok alanda Rusya ile ilişkiler adeta donma noktasına gelmiştir. Rusya sadece Doğu Akdeniz’de değil, Ege ve Marmara’da da bayrak göstermeye çalışmaktadır. Bunları hoş görüyle karşılamak mümkün değildir. Rus Hükümetinin krizi tırmandırma gayretleri sadece Türkiye’ye değil; Rus ekonomisine de zarar verir. Bunun faturasını, her iki ülkenin vatandaşları refah kaybı olarak öder.

Bakın bizim hesaplarımıza göre Rusya’nın ticaret ve turizmi engellemeye dönük kararlarının Türk ekonomisine maliyeti, bavul ticareti de dahil, en az 8,5 milyar doları bulacak. Boru hatlarında bakım, arıza denerek kesilebilecek Rus gazının üretim üzerinde yaratacağı maliyetleri düşünmek istemiyorum bile. Yine Suriye’den gelen göçmenler için bugüne kadar harcanan paranın 9 milyar doları bulduğunu bizzat Cumhurbaşkanı söyledi. Irak’ta iş yapan müteahhitlerimizin sıkıntılarının çok büyük olduğunu biliyoruz. Dış politikada yapılan hataların faturası vatandaşımızın işine aşına çıkmaya başlamıştır.

BU YÖNETİM ANLAYIŞIYLA 4 YIL NASIL GİDER?

Ateş çemberine dönmüş coğrafyamızda tüm ülkeleri kendine karşı hale getirmeyi başaran Cumhurbaşkanının ve partisi AKP’nin bu yönetim anlayışıyla Türkiye bir 4 yıl daha nasıl yönetilecek? Açıkçası ben ciddi kaygılar taşıyorum. Bugün Suriye ve Irak’ta yaşananlar Türkiye’ye de bulaşmaktadır. Bu bölgelerdeki vekalet savaşları Türkiye’ye ithal edilmeye çalışılmaktadır. Bugüne kadar kimlik siyaseti yaparak oy devşirmeye çalışanların da bu bölgede buna elverişli bir zemin oluşmasına katkı verdikleri unutulmamalıdır. Hem genel Başkanımız bu hafta grup toplantısında yaptığı konuşmada, hem de parti sözcümüz dün yaptığı basın açıklamasında bu konudaki partimizin görüşlerini açıkladılar.

HÜKÜMET VAAT ETTİĞİ GÜVENLİĞİ VE İSTİKRARI SAĞLAMALI

Okullarımız, camilerimiz teröristlerce yakılmaktadır. Sokaklarımıza hendekler kazılmakta, vatandaşımızın can ve mal güvenliği tehlikeye girmektedir. Buralarda artık milli eğitim verilememektedir, sağlık görevlilerimiz hastanelerde mahsurdur. Suriye’deki göçmenlere üzülürken, vatandaşlarımız kendi öz vatanımızda göçmen durumuna düşmektedir. Hükümet son seçimlerde “Canının, malının güvenliğini de, istikrarı da ben sağlarım” diyerek oy istediği vatandaşlarımıza vaat ettiklerini vermelidir.

MEZHEPÇİ VİZYON KENARA BIRAKILMALI

Türkiye’nin dış politikada saplandığı bataktan çıkmasının tek bir yol ve yöntemi vardır. O da ülkemizin yeniden öngörülebilir ve güvenilir bir ülke olmasıdır. Türkiye son yıllarda hem müttefikleri hem de diğer dostları için ön görülebilir ve güvenilir bir ülke olma vasfından uzaklaşmıştır. Türkiye bölgesinde yeniden öngörülebilir ve güvenilir bir ülke olacaksa bunun yol ve yordamı da bellidir. Dış politikamızı pranga altına alan mezhepçi vizyon derhal bir kenara bırakılmalıdır. Türkiye bölgesindeki mezhep savaşlarına barut taşıyamaz bunun vekalet savaşını yürütemez.

TÜRKİYE MEZHEP TEMSİLCİSİ GÖRÜNTÜSÜ VERMEMELİ

Bu çerçevede şunu ifade etmeden geçemeyeceğim. Terörist ve terörizme karşı her türlü işbirliği elbette önemlidir, değerlidir. Suudi Arabistan önderliğinde kurulduğu söylenen Müslüman ülkelerden müteşekkil oluşuma Türkiye’nin de katıldığı anlaşılıyor. Ancak bu oluşumun profiline bakınca söz konusu girişimin samimiyeti konusunda ihtiyatlı olma ihtiyacı var. Türkiye, Suudi Arabistan’ın önderliğinde bir mezhebin temsilcisi görüntüsünü vermemelidir. Türkiye, Suudi Arabistan’ın bölgemizde kendi çıkarlarını tahkim etme girişiminin bir aktörü olmamalıdır. Türkiye geçmişte olduğu gibi gelecekte de bölgedeki din, mezhep, ırk veya başkaca bir aidiyet farkı gözetmeksizin tüm aktörlerle iletişim ve ilişki kurabilen bir ülke olmak zorundadır.

KRİZ BAZEN FIRSATTIR

Bu çerçevede Rusya ile yaşanan krizin bir hayrı olduysa o da Türkiye’nin geleneksel müttefiklik ilişkilerini hatırlaması olmuştur. Daha önceki krizlerde NATO’nun buralarda ne işi var diyenler, şimdi NATO’nun önemini anlamış görünmektedir. Yine Suriye ve mülteci krizlerinin ardından AB ile ilişkilerimizde yaşanan ilerlemeyi de elbette önemsiyoruz. Avrupalı muhataplarımızın tavrında bir değişiklik olduğunu gözlemliyoruz. Krizler bazen yeni fırsatları da beraberinde getirir. Umarım ve dilerim Rusya, Suriye ve mülteci krizleri Avrupa Birliği ile ilişkilerin yeniden rayına oturtulmasının yolunu açar.

3 MİLYAR AVRODAN DAHA DEĞERLİ

Ancak burada da şu hususlara dikkat çekmeden geçemeyeceğim. Avrupa cenahı Suriye’de yaşanan trajediye uzunca bir süre gözlerini, kulaklarını kapattı. Ancak savaş uzayıp sığınmacılar Avrupa kapılarına dayanınca iş değişmeye başladı. Buna bir de Paris’te yaşanan terörist saldırılar eklenince Suriye’deki savaş güvenlik boyutuyla da Avrupa’ya taşındı. İşte böyle bir konjonktürde Türkiye, Avrupa için bir çözüm ortağı haline geldi. Türkiye halihazırda Suriye krizini en ağır yaşayan ülke. Türkiye bu insanlık trajedisinin ekonomik, sosyal ve güvenlik boyutlarıyla maliyetine uzunca bir süredir katlanıyor. Avrupa’yı da etkileyen bu insanlık dramına ortak çözüm arayışları elbette olağandır. Ancak bunun “al parayı-tut sığınmacıları” şeklinde bir uygulamaya dönüşmesini hoş görmek mümkün değildir. Bu anlayış AB’nin kendi değerleri ile de uyumlu değildir. Biz Türkiye’deki sığınmacıların kontrollü bir şekilde Avrupa’ya kabulüne dönük mekanizmalar üzerinde çalışılmasını, Türkiye’ye verileceği söylenen 3 milyar Avro’dan daha önemli buluruz.

3 BAŞLIK ÖNEMLİ

İkinci olarak sözüm hükümete. Hükümet bu meseleyi istismar ederek vatandaşlarımızda gereksiz bir beklenti yaratıyor. Başbakan; 2016’ının sonlarına doğru Türk vatandaşlarının kayıtsız, şartsız AB’ye vizesiz olarak gireceğine dönük müjdeler veriyor. Bu o kadar kolay değil. Başbakan konuyu istismar ediyor. AB’ye vizesiz giriş Türkiye’nin bir takım koşulları yerine getirilmesine bağlı. Türk vatandaşlarının AB’ye vizesiz girişi 70’e yakın koşulun Türkiye tarafından yerine getirilmesini gerektiriyor. AB bu koşulların yerine getirilip getirilmediğine kendi kriterlerine göre bakacak. Şartlar yerine getirildiyse vizeden muafiyet gündeme gelecek.

Diğer yandan 2013’ten bu yana müzakerelerde ilk kez yeni bir faslın açılmasını önemsiyoruz. Yeni açılan 17. Fasıl yani Ekonomik ve Parasal Birlik başlığı halihazırda iki yıldır masada olan bir başlıktır. Bu faslın açılması önemlidir ancak yeterli değildir. AB tarafında herhangi bir siyasal engelin bulunmadığı diğer üç müzakere başlığının açılması konusunda Hükümet gayret göstermelidir. Bunlar “Kamu Alımları”, “Rekabet Politikası”, “Sosyal Politika ve İstihdam” başlıklarıdır. Bu üç başlık saydam ve hesap verebilir bir devlet, hakları güvence altına alınmış yurttaşlar ve sosyal adaleti sağlamaya dönük reformların gerçekleştirilmesini içermektedir.

İKİ REFERANDUM TALEPLERİYLE 2016 DA KAYBEDİLİR

İş Dünyasından sorumlu CHP Genel Başkan Yardımcısı ve eski Hazine Müsteşarı kimliğimle FED’in faiz artırım kararı hakkında kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum. FED, 10 yıl sonra ilk kez politika faizinde artışa gitmiştir. Bunu yapacağının sinyallerini 2013 Mayıs ayında zaten vermişti. Bu tarihten itibaren Türkiye dünyanın en kırılgan ekonomi listelerinden düşmez oldu. İlkin en kırılgan 8 ekonomi listesine alındık, sonra kırılgan beş listesine girdik, en sonunda ise en kırılgan üç ekonomiden biri olarak anılmaya başladık. Bu konuda en son değerlendirme derecelendirme kuruluşu Moodys’den geldi.

Artık ucuz ve bol para günleri bitiyor. Türkiye’nin hata yapma marjının kalmadığı günler başlıyor. Bu konuda hükümete de ciddi görevler düşüyor. Siyasi belirsizlikler azaldı derken, Beştepe’deki Saraydan iki referandum yapalım talepleri gelmeye başladı. Türkiye ve millet 2014’ten bu yana seçimden yorulmuşken 2016’yı da kaybetme olasılığı belirdi.

Ben Hükümeti ve Cumhurbaşkanını uyarıyorum. Bu konuda cin şişeden çıktığı an bu ülkede zaten zayıf olan yatırım ve tüketim iştahı tamamen kaybolur. Türkiye bu kritik zamanı doğru kullanmak zorundadır. Ülkenin rekabet gücünü artıracak, ekonomik kazanımları adilce paylaştıracak reformları yapmak zorundayız. Hükümetin son açıklamaları, bu konuda hem içerideki hem dışarıdaki ekonomik aktörleri ikna edemedi. Biz bu konuda taşın altına elimizi koymaya hazırız. Yeter ki hükümet bu konuda samimi olsun.

RUSYA’NIN YAPTIRIMLARININ FATURASI: EN AZ 6,5 MİLYAR DOLAR

 

ANKARA – CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, Rusya’nın açıkladığı yaptırım paketinin Türkiye ekonomisine en az 6,5 milyar dolarlık ek yük getireceğini belirtti.

 

Öztrak, Rusya’nın açıkladığı yaptırımların Türkiye’nin sırtına 3 milyar doları yurtdışı müteahhitlik hizmetlerinden, 2,2 milyar doları turizmden, 820 milyon doları dış ticaret kaybından, 300 milyon doları da yurtiçi gayrımenkul satışlarından, 90 milyon doları ulaştırma sektöründen olmak üzere toplamda en az 6,5 milyar dolarlık bir fatura yükleyebileceğini ifade etti. Öztrak, Rusya’nın ticaret üzerinde ilave yasaklayıcı kararlar alması halinde bu rakamın daha da artabileceğini kaydetti.

 

CHP, Rusya ile yaşanan krizden etkilenen sektörlerin temsilcileriyle bir araya gelerek değerlendirmelerde bulunacak. Görüşmelerin ardından, Rusya’nın yaptırımlarının ekonomiye olumsuz yansımalarını en alt düzeye indirilmesi için önerilerini açıklayacak.     

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, Türk hava sahasını ihlal eden Rus savaş uçağının düşürülmesinin ardından Rusya-Türkiye ilişkilerindeki gerilimin ve Rusya’nın Türkiye’ye karşı uygulamaya koyduğu ekonomik yaptırımların Türkiye’ye faturasını, yaptığı yazılı açıklamayla değerlendirdi. Rusya’nın krizin başından bugüne kadar açıkladığı kararların özellikle tarım, turizm, ulaştırma sektörleriyle bu ülkede faaliyet gösteren Türk işçileri ve iş insanlarını olumsuz etkileyeceğini belirten Öztrak, Türk ekonomisi gibi Rus ekonomisinin de bu gerilimden olumsuz etkileneceğini ifade etti. CHP’li Öztrak yaptığı açıklamada şunları belirtti:

 

-İHRACATA 820 MİLYON DOLARLIK DARBE

Rusya’nın uygulamaya koyduğu yaptırım kararları, bu aşamada özellikle Türkiye’nin sebze ve meyve ihracatını, yani tarım sektörünü hedef almıştır. Rusya’nın açıkladığı yaptırım listesinde yer alan “domates, salatalık, kuru soğan, renkli lahana brokoli, portakal, mandalina, elma, armut, kayısı, şeftali, erik, üzüm, çilek” gibi ürünlerin ihracatının sekteye uğramasıyla, Türkiye 800 milyon dolar civarında bir ihracat gelirinden mahrum kalacaktır. Yasaklar listesinde yer alan tavuk ve hindi eti de hesaba katıldığında, Rusya’nın açıkladığı yaptırım listesinden dış ticaretimize kısa dönemde gelecek yükün 810-820 milyon dolar civarında olacağı anlaşılmaktadır.

 

-DOĞALGAZ SİLAHI, SANAYİMİZİ VURABİLİR

Diğer taraftan Türkiye, Rusya için önemli bir gaz pazarıdır. Türkiye’nin toplam doğal gaz ithalatı içinde Rusya’nın payı yüzde 54,8’dir. Bunun LNG gibi başka ürünlerle ikame edilmesi ve kaynak ülke çeşitlendirmesi yapılması, en azından kısa vadede mümkün görünmemektedir. Geçmişte yaşadığı krizlerde gaz ticaretini tehdit unsuru olarak kullanmaktan çekinmeyen Rusya’nın bu sefer de aynı tavrı sergilemesi durumunda, bunun üretim ve ekonomi üzerinde yaratacağı baskı ciddi boyutlara ulaşacaktır.

 

-RUSYA’NIN 3 MİLYAR DOLARLIK KOZU: TURİZM

Rusya, Türk turizmi için önemli bir kaynak ülkedir. Geçen yıl Rusya’dan Türkiye’ye 3,5 milyon turist gelmiştir ve bu turistler Türkiye’ye yaklaşık 2,9 milyar dolar turizm geliri bırakmıştır. Türkiye-Rusya gerginliğinin sürmesi halinde, turizmde Türkiye için Almanya’dan sonra ikinci büyük kaynak ülke olan Rusya’dan gelen ziyaretçilerin sayısında ciddi bir gerileme olacağı ortadadır. Bu rakamın yüzde 75 gerilemesi durumunda, turizmde olası kaybın 2,2 milyar dolar civarında olacağı anlaşılmaktadır.

 

-ULAŞTIRMAYA GELECEK YÜK 100 MİLYON DOLARA YAKIN

Rusya, Türk TIR’larının ihraç taşımalarını doğrudan sınırlandırmaya dönük kararlar da açıklamış, bu çerçevede 2016’da Türk TIR’larının geçiş karnesini 2 binle sınırlamıştır. Rusya’nın bu hamlesinin taşımacılık sektörüne getireceği yükün 80-90 milyon dolar olacağı anlaşılmaktadır.

 

-MÜTEAHHİTLİKTE 3 MİLYAR DOLAR RİSK ALTINDA

Türk müteahhitlik sektörü 2014 yılı itibariyle Rusya’da 3,9 milyar dolarlık projeye başlamış, 2015’in Ağustos ayı itibariyle imza atılan proje tutarı 2,3 milyar dolar olmuştur. Rusya’nın son açıkladığı yaptırım kararları içerisinde yer alan Türk işçi çalıştırmaya dönük kısıtlamalar, bu sektörde de ciddi sıkıntılara neden olacaktır. Gerginliğin artmasıyla beraber Türk müteahhitlik sektörünün bu pazardaki kaybının 3 milyar dolara kadar ulaşabileceği anlaşılmaktadır.

Yaşanan gerginlik sadece yurtdışı müteahhitlik boyutuyla değil, Türkiye’de de konut sektörünü olumsuz etkileyecek unsurlar içermektedir. Bu yılın ilk 10 aylık dönemi itibariyle yabancı uyruklulara yapılan konut satışlarında Ruslar, Irak ve Suudi Arabistan vatandaşlarının ardından üçüncü sıradadır. Rus uyruklulara yapılan gayrimenkul satışları toplam satışlar içinde yüzde 9,4’lük paya sahiptir. Bu yılın ilk 9 aylık döneminde Türkiye’ye gayrimenkul satışlarından 2,9 milyar dolarlık net kaynak girişi olduğu göz önüne alındığında, bu sektöre gelen yabancı kaynağın yaklaşık 270 milyon dolarının Rus uyruklulardan geldiği görülmektedir. Bu çerçevede Ruslarla yaşanan gerginlik nedeniyle gayrimenkul sektörüne gelebilecek 300 milyon dolarlık bir kaynağın risk altında olduğu anlaşılmaktadır.

 

TOPLAM FATURA: EN AZ 6,5 MİLYAR DOLAR

Ayrıntılı olarak değerlendirildiğinde, Rusya’nın açıkladığı yaptırımların Türkiye’nin sırtına, 820 milyon doları dış ticaret kaybından, 2,2 milyar doları turizmden, 90 milyon doları ulaştırma sektöründen, 3 milyar doları yurtdışı müteahhitlik hizmetlerinden, 300 milyon doları da yurtiçi gayrımenkul satışlarından olmak üzere toplamda en az 6,5 milyar dolarlık bir fatura yükleyebileceği görülmektedir.

 

KÜRESEL KOŞULLAR ZORLAŞIRKEN BU ZARAR KÜÇÜMSENEMEZ

Küresel ekonomide rüzgar artık karşıdan esmeye başlarken, bu kayıplar küçümsenemez. Türkiye gelecek yıl mevcut dış borcunu ve cari açığını finanse etmek için 210 milyar dolara yakın bir kaynağı bulmak zorundadır. Böyle bir ortamda ülkenin dışarıdan kazanacağı her bir doların önemi bulunmaktadır. Büyüme üzerinde aşağı yönlü riskler artmışken buna bir de her geçen gün artan jeopolitik riskler eklenmektedir. Hükümet bu konuda acilen adımlar atmak zorundadır. Özellikle ihracatçımızı ve üreticilerimizi rahatlatacak tedbirler sektörler temsilcileriyle beraber çalışılarak derhal alınmak zorundadır. Aksi takdirde 2016, 2015’den daha zorlu bir yıl olacaktır.

GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ÖZTRAK, KKTC’NİN 32. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ ETKİNLİKLERİNE KATILDI

LEFKOŞA – CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 32. Kuruluş Yıldönümü etkinliklerine katıldı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu temsilen KKTC’nin Kuruluş Yıldönümü kutlamalarına katılan Genel Başkan Yardımcısı Öztrak, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve Meclis Başkanı Sibel Siber tarafından ayrı ayrı kabul edildi.

Öztrak, kabullerde Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun selam ve saygılarını getirdiğini, Türkiye’nin her zaman KKTC halkının yanında olduğunu, KKTC’nin haklı davasını savunmaya devam edeceklerini söyledi.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com