Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 1

24 Nisan 2012 Tarihli TBMM Genel Kurul Konuşması (Bazı Kanunlar İle Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi)

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ TUTANAK DERGİSİ

98’inci Birleşim

24 Nisan 2012 Salı

(…)

CHP GRUBU ADINA FAİK ÖZTRAK (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasa teklifinin 1’inci maddesi üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum, bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu yasanın 1’nci maddesiyle ilgili olarak yapılmak istenen şey şu: Bundan önce bir dönem olarak atanan BDDK ve TMSF başkanlarının ikinci bir dönem daha atanmasıyla ilgili getirilen bir düzenleme karşımızda.

Her şeyden önce bu yasanın ilk hazırlanışında görev almış bir eski müsteşar olarak şunu ifade edeyim: Biz niye onu bir dönem yaptık? Bir dönem yapılmasının bir sebebi var: Bir kere atandıktan sonra artık bağımsız olarak, hiçbir etki altında kalmadan ikinci defa atanma ihtimali olmadığı için bu görevi yerine getirsin diye. Şimdi bunu iki dönem yaptığınız zaman, ikinci dönem atanmak için birinci döneminde bürokrat, gerekli, sizin beklediğiniz, bugüne kadar vesayet altındaki diğer kurumlardan ve bürokrasiden beklediğiniz hizmeti verebilsin diye bunu iki seneye çıkarıyorsunuz. Fakat bundan daha mühim bir olay var. Değerli arkadaşlarım, bu tamamen bürokratik bir düzenleme. Normal olarak bunun bir yasa tasarısı olarak bürokrasiden, Hükûmetten gelmesi lazım ama yasa teklifi olarak geliyor. Sayın Başbakan Yardımcısına, ekonominin koordinasyonundan sorumlu Sayın Başbakan Yardımcısına soruluyor, cevap: “Benim haberim yok.” Daha sonra yeniden bu soru soruluyor: “Evet, benim haberim yoktu ama arkadaşlar benden özür dilediler.” diyor. Sizin bir grup başkan vekiliniz çıkıyor, diyor ki: “Ne özür dilemesi? Ben özür falan dilemedim.”

Şimdi, bakınız, bu, ekonomi yönetiminde dışarıdan bakıldığı zaman ciddi kafa karışıklığı yaratacak bir husustur. Ekonomiden sorumlu bakan kendisine bağlı kadroların başındakilerin atama sürecini belirlemede etkili olamıyorsa, o zaman nerede etkili olacaktır?

Yine, değerli milletvekilleri, ondan sonra altyapı yatırımlarıyla ilgili bir yasa teklifi geldi, bu da teklif. Bundan da ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısının haberi yoktu. KDV muafiyeti var, Maliye Bakanının haberi yoktu. Ondan sonra bir teşvik açıklandı, teşviki açıkladınız, bir bakan çıktı  -bazı bakanlar- dedi ki: “Bu teşvik 1 Ocaktan itibaren yürürlüğe girecek.” Bir başka bakan çıktı dedi ki: “Bu yasa, yapılan düzenleme 1 Temmuz 2011’ten itibaren de yürürlüğe girebilir.”

Şimdi, ne oluyor? Başbakan çıktı “Bu teşvikin maliyeti hesaplanamaz, hesaplayamayız, uyguladıkça göreceğiz.” dedi. Maliye Bakanı çıktı dedi ki: “Bu teklifin maliyeti 2 milyar Türk lirasıdır.” Şimdi, hangisi doğru, kime inanalım?

Yine, değerli arkadaşlarım, Sayın Zafer Çağlayan teşvik paketinin detaylarını açıklıyor, diyor ki: “800 tane görüş aldık bununla ilgili olarak. Aynı zamanda TOBB, TİM, sektör temsilcisi dernekler, hepsinin görüşlerini aldık.” Hemen arkasından Sayın Babacan çıkıyor diyor ki: “Şimdi, biz bunun yürürlüğe girmesini, düzenlemeleri biraz bekleyeceğiz. O dönemde herkesin görüşünü alabileceğiz.” Ya aldınız ya almadınız. Niye bakanların birbirinden haberi yok?

Arkadaşlar, tekrar söylüyorum. Karşımızdaki bir tek parti iktidarı mıdır yoksa çatırdayan bir koalisyon mudur sürekli bakanlar böyle birbirlerini tekzip eden görüşler ortaya koyuyorlar?

Bakınız, şunu söyleyeyim: Bu gidiş iyi bir gidiş değildir ve ekonomiye de ciddi faturaları olmaktadır. Şimdi, geçenlerde Sayın Başbakan dedi ki: “Kişi başına gelir rekorunu 2011 yılında kırdık.” Ne kadar oldu? 10.444 dolar. Ama bir şeyi söylemedi. Aslında 2008 yılında yani üç yıl önce kişi başına gelir 10.438 dolardı. Artış, gelir artışı 5,5 dolar. Üç yılda kişi başına gelir sadece ve sadece 5,5 dolar artmış. Bir başka bir şey daha var söylenmeyen. Aynı dönemde kişi başına cari açık 2008’de 584 dolarken 1.044 dolara çıkmış. O da 460 dolar artmış.

Şimdi, cari açık artışıyla gelir artışını topladığınız zaman bu bize harcama artışını verir yani vatandaşın harcamasındaki artışı verir. Ne kadar artmış harcama? 466 dolar artmış. Bunun sadece 6 doları gelir artışından, 460 doları el parası yani borç. Böyle bu düzeni, bu sistemi götürebilmek mümkün mü? Götüremediğimiz için de bugün birçok yayında Türkiye krizden en fazla etkilenecek en kırılgan ekonomi olarak gösteriliyor.

Yine, baktım, Sayın Bakan Babacan da geçen gün bunu söyledi: “IMF’ye borcumuzu ödedik.” Tabii ödediniz. Ama IMF’ye bizim gibi ekonomilerin tamamına yakını, yükselen piyasa ekonomilerinin tamamına yakını borcunu ödedi. Bunların çoğu bizden önce IMF’den çıktı ve bir şey daha söyleyeyim: Geldiniz, kucağınızda bulduğunuz 3 milyar dolar IMF parasını kullandınız, 2005 yılında da gittiniz, 10 milyar dolarlık borç sözleşmesini de imzaladınız, 13 milyar doları siz kullandınız, tabii ki siz ödeyeceksiniz. Yani bunda garip bir şey yok, bunda bir başarı hikâyesi de yok. Ama o arada sizin dış borcunuz, aynı dönemde 130 milyar dolardan 307 milyar dolara çıktı, 2 kattan daha fazla arttı. Bunların hiçbiri vatandaşa söylenmiyor. Yetmedi, bunun üstüne 35 milyar dolarlık da kamu varlığını sattınız.

Şimdi “Ekonomi çok iyi.” diyorsunuz, bir de baktık, son açıklanan bir paket geldi önümüze. Yine onda da maliyet yok. Bir kira sözleşmesi diye, yani sukuku icarayla ilgili bir düzenleme var. Peki bununla ne yapacaksınız? Şunu açıkça söyleyeyim: Bir kere bu sukukla ilgili yapılan düzenlemede devletin bu için içinde olması, bunun getirdiği izin ve icazet mekanizmaları nedeniyle Anayasa’ya uygun değildir. Hazine Müsteşarıyken yaptırttığım incelemede, aynı zamanda bunun nitelikli muvazaaya girebileceği de söylenmişti. Bunu da burada hatırlatmak isterim. Devlet, nitelikli muvazaa yapmaz ama bununla ne yapıyorsunuz? Başbakanlığı satıyorsunuz, kira öder hâle geliyorsunuz; devletin binalarını satıyorsunuz, içinde kiracı hâline geliyorsunuz. Ben Hükûmete soruyorum: Ben anlamadım yani kriz Yunanistan’da mı, bizde mi? Onlar devlet dairesi falan satma noktasına hâlâ gelmediler, biz başladık devlet dairelerini satmaya.

Değerli arkadaşlarım, yine bakın, bundan iki üç gün önce, bir gece yarısı operasyonuyla, köylünün atasından, babasından kalan, kendisinin işlediği arazilerin rayiç bedelinin yüzde 50’sini alacağız derken -ki köylümüz buna da itiraz ediyordu, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bunun bedava olması gerektiğini söylüyorduk- birdenbire yüzde 50’yi yüzde 70’e çıkarttınız. Seçim bölgemden yeni geliyorum. İnsanlar “Biz bunu ödeyemeyiz.” diyorlar, “Daha önce rayiç bedeller yüksek tespit edilmişti ‘Bunu ödeyemeyiz.’ derken şimdi bir de yüzde 70’e çıkınca hiç ödeyemeyiz.” diyorlar. E, bu kadar dışarıya borçlanırsak, biraz önce anlattığım gibi, şimdi biz bu köylünün arazilerini de yabancılara satmak zorunda kalıyoruz döviz geliri elde etmek için. Ekonominin geldiği hâl budur.

Son olarak bir şey söyleyeceğim. Bakınız, ne dediniz? “Bu yıl en hızlı büyüyen 2’nci ekonomiyiz.” dediniz. Hesap kitap açıklandı, “Türkiye’yi on yıl sonra 2023’te ilk 10 ekonomi arasına sokacağız.” dediniz; 2011’de politikalarınızla ekonomiyi 1 sıra geriye düşürdünüz, 17’nci sıradan 18’inci sıraya düştü Türkiye. Ben açıkça söylüyorum: Bu politikalarla 2023 yılında Türkiye’nin dünyadaki ilk 10 ekonomiden biri olması imkânsızdır. AKP politikaları Türkiye’yi gerçekten hüsrana uğratacaktır.

Teşekkür ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

 

29 Mart 2012 Tarihli TBMM Genel Kurul Konuşması(Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifleri)

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ TUTANAK DERGİSİ

85’inci Birleşim

29 Mart 2012 Perşembe

(…)

FAİK ÖZTRAK (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum ve hemen, bu yasayla ilgili aklımdaki bir soruyu sizlerle paylaşmak istiyorum: 7 Şubatta MİT Müsteşarı Hakan Fidan savcılığa çağrıldı ifade vermek üzere. Ciddi bir kriz başladı. O kriz sürecinde, 20 Şubatta bu yasa Meclise geldi. Bu ikisi arasında bir illiyet bağı var mıdır, yok mudur? Neden bu yasa, 7 Şubatta böyle bir kriz yaşarken Hükûmet, hemen onun ardından Meclis gündemine getirilmiştir? Bu soru benim aklımda duruyor.

Değerli milletvekilleri, şimdi, Türk millî eğitimiyle ilgili elimizdeki en son rapor Dünya Bankasının raporu ve öyle anlaşılıyor ki bunda Millî Eğitim Bakanlığının da onayı var. Çünkü bu rapor 30 Haziranda tamamlanmış, yayımlanmasına 20 Ocakta izin verilmiş ve bu raporda şu söyleniyor: “Türk millî eğitiminin 2 tane sorunu vardır: Kalite, bir de eşitsizlik.” Yani yetiştirme sisteminde eşitsizlik yaratması.

Şimdi, bu getirilen yasayla kalite sorununu çözebiliyor muyuz? Hayır, kalite sorununu çözemiyoruz çünkü yepyeni bir yaş grubunu eğitim sistemine dâhil ediyoruz. TEPAV’ın yaptığı çalışmaya göre bunun maliyeti 5,5 milyar. Yine, zorunlu lisenin maliyeti 13 milyar, bununla ilgili öğretmen harcamaları 2,1 milyar, 24 kişilik ve toplam maliyet 20,1 milyar. Şimdi, ilkokulda kaliteyi artırmanın yani 24 kişilik sınıflara inmenin maliyeti ise 6,9 milyar. Bu yasayla yarattığımız ilave maliyetlerle ilköğretimde kaliteyi artırmamız imkânsız hâle geliyor.

Peki, bu yasayla Türk millî eğitim sistemindeki eşitsizlik yaratma meselesini çözebiliyor muyuz? Hayır. Bakın, Uluslararası Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatının raporuna göre bir eğitim sisteminde eşitsizliği çözmenin temel yollarından bir tanesi, seçmeyi, akademik yerleştirmeyi mümkün olduğu kadar ertelemek gerekiyor ve başlangıçta anaokulu meselesini yani zorunlu okul öncesi eğitim meselesini de çözmek gerekiyor. Bunları yaparsanız çocuğun, gencin ailesinden gelen sosyoekonomik mirasın etkisini asgariye indirmek mümkün.

Değerli milletvekilleri, bakınız, ben şunu söyleyeyim: Bu yasa geldi, burada bu yasaya kabul oyu veriyorsunuz. Bu verdiğiniz kabul oylarıyla ne yapıyorsunuz biliyor musunuz? Adana’da çocuklarını ısıtamadığı için o çocukların baş ucuna kurutma makinesini koyup intihar eden Emine Akçay’ın yavrularıyla bu ülkenin başbakanları ve bakanlarının torunlarının hayata eşit bir biçimde başlamasının önüne geçiyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, yine, bu maddede diyoruz ki, üniversitelere konan bu isimler kaldırılsın ve temel itiraz ettiğimiz nokta, bugün yaşayan insanların… Şimdi, ebediyete intikal etmiş olan Sayın Bülent Ecevit var, Sayın Necmettin Erbakan var. Tabii bunların isimlerinin üniversiteye verilmesi bir kadirşinaslık ama bugün hâlâ daha görevinin başında olan ve görevleri bittikten sonra onların yaptıkları değerlendirilecek olan Başbakanın ve Sayın Cumhurbaşkanının isimlerinin üniversitelere veriliyor olması çok etik bir yaklaşım değil ve ben açık söyleyeyim: Bunun, böyle bir yasa, yani çocuklarımızın geleceğini karartacak bir yasa içinde yapılıyor olması, maalesef, bizlere, sanki alıp da kaçılıyormuş gibi bir izlenim veriyor. Ama şunu unutmayın değerli arkadaşlarım: Bugün, dünyada yanlış iş yapanların isimleri, heykelleri, diktatörlerin isimleri, heykelleri indiriliyor. Korkarım ki geleceğini kararttığımız bu çocuklar bu isimleri üniversitelerin levhalarından en kısa sürede indireceklerdir.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öztrak.

21 Mart 2012 Tarihli TBMM Genel Kurul Konuşması(Katma Değer Vergisi Kanunu İle Bazı Yatırım Ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun ve Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi)

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ TUTANAK DERGİSİ

81’inci Birleşim

21 Mart 2012 Çarşamba

 

(…)

CHP GRUBU ADINA FAİK ÖZTRAK (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken geçtiğimiz hafta Afganistan’da, dün Cizre’de, bugün de Cudi Dağı’nda şehit olan asker ve polislerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine sabır ve başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan 194 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerinde CHP Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, öncelikle dikkatlerinizi çekmek istediğim önemli bir husus var. Bu düzenleme, AKP İktidarının son dönemde sıkça başvurduğu bir yöntemle Meclis huzuruna getirilmiştir. Düzenleme ya bürokrasinin süzgecinden kaçırılmak için ya da bazı bakanların karşı iradesi etrafından dolanmak için Hükûmet tasarısı olarak değil bazı milletvekillerinin teklifi olarak Meclis gündemine taşınmaktadır. Her iki durum da son derece sakıncalıdır. Özellikle ekonominin koordinasyonundan sorumlu Başbakan Yardımcısının iradesi etrafından dolanmak için düzenleme bu şekilde getirildiyse ortada ciddi bir sorun vardır ve tek parti hükûmeti kurduğunu sandığımız AKP, çatırdayan bir koalisyona dönüşmektedir. Bu durum, aynı zamanda Hükûmetin karar alma süreçlerinde ciddi sıkıntıların yaşandığına ve ciddi yönetim zafiyetlerinin başladığına işaret etmektedir. Bu husus yabancı yatırımcıların, yerli yatırımcıların da gözlerinden kaçmayacaktır. Hem dünyadaki ekonomik koşullar hem de İktidarın eylemleri sonucunda Türkiye’nin içinden geçmekte olduğu dönem, karar alma zafiyetlerini kaldırabilecek bir dönem değildir.

Değerli milletvekilleri, teklifin 2’nci maddesiyle yap-işlet-devret modeli kapsamında gerçekleştirilen projelerle ilgili olarak genel bütçeli idareler için tanınmış belirli istisnaların kapsamı tüm özel bütçeli kuruluşları da kapsayacak şekilde genişletilmektedir. Bu düzenlemenin ekonomiye, hazinenin finansman dengesine yapacağı etkiler ve diğer politikalarla tutarlılığı acaba incelenmiş midir? Bir yandan cari açığı azaltmaya çalışıyorsunuz, diğer yandan bu teklifteki düzenlemelerle özel sektörün yap-işlet-devret kapsamında dış borçla yapacağı altyapı yatırımları üzerindeki sınırlamaları kaldırıyorsunuz, özel sektörün bu yatırımlarda kullanacağı dış kredilere de örtülü hazine garantisi veriyorsunuz. Biraz önce Sayın Bakan “Garanti vermiyoruz.” dedi.

Değerli arkadaşlar, eğer siz şunu söylerseniz: “Özel sektör bu projeyi beceremediğinde, başaramadığında onun kullandığı kredileri ben hazine olarak devralacağım, devralabilirim.” dediğiniz andan itibaren örtülü garanti veriyorsunuz ve önümüzdeki dönemde öyle günlere gidiyorsunuz ki bu da yetmeyecektir -Sayın Bakan, buradan ifade ediyorum- o şirketler, size kredi verecek olan bankalar bu maddeyi işleteceğinize dair Başbakan imzalı garanti mektubu da isteyecektir. Türkiye buralardan geçmiştir, maalesef hızla yeniden o günlere doğru dönmekteyiz.

Şimdi, bu yatırımları yurt içi tasarrufları artırarak yapsanız amenna ama cari açığı düşürmekten bahsederken ülkede yatırım-tasarruf açığını ve dış borçları daha da artıracak bir düzenlemeyi Meclisin huzuruna getiriyorsunuz. Bu anlayışla siz bu ülkede cari açığı düşüremezsiniz, yurt içi tasarrufları da artıramazsınız.

Değerli milletvekilleri, teklifi bir defa daha okuyalım, sonra gözlerimizi kapayalım, elimizi vicdanımıza koyalım ve kendimize soralım: Daha önce sözleşmesi imzalanmış ancak finansman çalışmaları tamamlanmamış yap-işlet-devret projeleri için bu kanunun uygulanması ne demektir? Şimdi, resme bir kez daha bakalım. İhaleye çıkacaksınız, şartları belirleyeceksiniz, yükleniciler şartnameye bakıp teklif verecek, birisi kazanacak, sonra zaman geçince bakacaksınız, finansman bulunamıyor, örtülü hazine garantisi vermek üzere kanun teklifi getireceksiniz. Peki, bu ihalenin şartları değiştiğine göre ihaleyi tekrarlamak gerekmez mi? Aksi hâlde ihaleye fesat karıştırmış olmuyor musunuz? Bunun sonucunun yargıda bitebileceğinin farkında değil misiniz? “Yüce Meclisin iradesidir.” deyip bu işten sıyrılabileceğinizi düşünmüyorsunuz herhâlde. Hadi yargıyı vesayetiniz altına aldınız, adaletten artık korkmuyorsunuz, peki, kul hakkından da mı korkmuyorsunuz?

Değerli milletvekilleri, huzurunuza gelen bu kanun teklifi, belki başta Ulaştırma Bakanlığı olmak üzere bazı yatırımcı bakanlıkları rahatlatacaktır ama Türkiye Cumhuriyeti hazinesi üzerindeki yükleri arttırmak suretiyle genel ekonomiye ilişkin sorunlarımızı çok daha ağırlaştıracaktır. Benim en çok merak ettiğim konu şudur: Hazineden ve ekonominin koordinasyonundan sorumlu Başbakan Yardımcısı bu yasa teklifi hakkında ne düşünmektedir? İlkin, kendisine bağlı kurumların başkanlık atamalarına ilişkin düzenlemelerde Bakanı devre dışında bıraktınız, şimdi de Hazineyi doğrudan ilgilendiren bir konuda ve açıkçası Hazinenin idari işlemi sayılabilecek bir konuda bu düzenlemeyi onun imzası olmadan Meclise getiriyorsunuz. Hazinenin koşullu yükümlülüklerini arttırabilecek, finansman dengesini olumsuz etkileyebilecek bu düzenleme hakkında Hazine Müsteşarlığı ne düşünmektedir? Davul Hazinenin omzunda, tokmak ise yatırımcı bakanlıkların elindedir. Özel yatırımcılar da Hazinenin taşıyla Hazinenin kuşunu vuracaklardır. Verilen görüntü budur.

Değerli milletvekilleri, bu görüntü dünya ekonomisi hâlen kırılgan bir dengedeyken hiç mi hiç sağlıklı değildir. Bakın, bir süredir Hükûmet belirli bir algı yaratmaya çalışıyor. Buna göre, dünyada gelişmiş ülke merkez bankalarının bastığı trilyonlarca dolar bizim gibi ekonomilere akacakmış, biz de el parasıyla düğün dernek yapacakmışız.

Değerli milletvekilleri, on iki aylık cari açığımız, gerileyen büyümeye rağmen 77 milyar dolara geldi. Türkiye, dünyada Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra en çok cari açık veren 2’nci ekonomi yani mevcut durumu sürdürmek için dolar matbaasının başındaki Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra en fazla dış borca Türkiye’nin ihtiyacı var. Bu size normal geliyor mu? Cari açık istenen hızla düşmüyor. Cari açığın finansmanında sıkıntılar var. Ocak ayında -sıcak para ve doğrudan yatırım dâhil- toplam finansman, on iki aylık cari açığın yüzde 85’ini karşılayabildi; geçen yıl bu yüzde 95’ti. Artık, sermaye piyasalarından cari açığı karşılamakta zorluk çekiyoruz.

Aslında, değerli milletvekilleri, bu teklif de bu sorunu aşmak üzere Meclisin huzuruna getirilmiş vaziyette. Hazine garantisi vereceksiniz ve öyle zannedeceksiniz ki bütün bankalar sıraya girecekler, özel sektörün yap-işlet-devret projelerinin finansmanı için talep ettiği kredileri özel sektöre sağlayacaklar. Böyle bir şey yok.

Bakın, tüm bunlar ortadayken Sayın Başbakan çıkıyor, “Rezervimiz şu kadar.” diyor. Sayın milletvekilleri, hazıra dağ dayanmaz. Geçen yılın temmuz ayından bu yana 14,2 milyar dolar rezerv erittiniz; 14,2 milyar dolar rezerv satıldı. Temmuzda 1 lira 65 kuruş olan dolar, bu kadar satışa rağmen, bugün hâlâ 1 lira 80 kuruşun üstünde. Kaldı ki rezervlerimizin düzeyi, ülkenin cari açığına ve kısa vadeli borçlarına oranlandığında pek çok benzer ekonomi arasında son sıralardayız. Daha iki gün önce Merkez Bankası açıkladı, 2013 yılının Ocak ayına kadar ödenecek kısa vadeli borç 135 milyar dolar. Ben enerjideki artışları falan bir kenara bırakıyorum çünkü onunla cari açık 80 milyar dolara çıkacak. 65 milyar dolarlık cari açığı da bunun üstüne koyuyorum, 200 milyar dolar parayı bulmak zorundayız.

Şimdi, diğer taraftan, kısa vadeli borçlar hızla büyürken uzun vadeli borçlarımız düşüyor. Bankacılık sistemindeki TL mevduatlar da azalıyor. Parası olanlar son dönemde üzerine Tayyip Erdoğan mührü vurulmuş Türk lirasından hızla kaçıyorlar. Paranın değeri de hızla düşüyor. İnsanlar dolar alıp dışarıya gidiyorlarsa bu garantiyle dahi parayı getiremezsiniz. Gelin, borçlara örtülü garanti vereceğinize bu tür yapısal sorunlarla ilgilenin.

Tüm veriler Türkiye’de işlerin çok hassas bir dengede gittiğini açıkça gösteriyor değerli milletvekilleri. Bütçe dengemiz hızla bozuluyor, harcamalar artıyor, vergiler artmıyor. Bu tür borçlanma düzenlemeleriyle de bu sorunu çözmemiz mümkün değil.

Değerli milletvekilleri, bu nedenle şunu söylüyorum: Yol yakınken gelin bu yanlıştan dönün, Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısını dahi baypas eden bu teklifi geri çekin. Demedi demeyin, ekonomiyi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FAİK ÖZTRAK (Devamla) – …çökme noktasına getirecek, güveni azaltacak popülist yaklaşımlardan vazgeçin.

Sözlerimi tamamlarken vatandaşlarımızın Nevruz Bayramı’nı kutluyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztrak.

 

21 Aralık 2011 Tarihli TBMM Genel Kurul Konuşması(2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi ve 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı)

 

(…)

CHP GRUBU ADINA FAİK ÖZTRAK (Tekirdağ) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın geneli üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu ve bizi izleyen vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi sahip olduğu yoğun medya desteği ve iktidar olanaklarıyla ekonomide bir başarı hikâyesi anlatmakta ve herkesi bu masala inanmaya zorlamaktadır. Bugün son gününe geldiğimiz bütçe görüşmeleri boyunca da hem bakanlar hem de iktidar partisi sözcüleri bu yaklaşımlarını sürdürmüşlerdir. Şimdi ortaya koyacağım gerçekleri dikkatle dinlemenizi rica ediyorum.

Değerli milletvekilleri, önce, 2002 sonunda yani sizin “çıraklık dönemimiz” dediğiniz dönemin başlangıcında nasıl bir ekonomi devraldığınızı anlatayım. Kriz nedeniyle hızla daralan Türkiye ekonomisi benim de içinde bulunduğum bir takım tarafından hazırlanan program sonucunda süratle toparlanmaya başlamıştı. Büyüme yüzde 6’nın üstüne çıkmıştı. Enflasyon bir yıl öncesine göre 39 puan birden düşerek yüzde 30’un altına inmişti. Kamunun borçlanma faizleri bir yılda 30 puanın üzerinde azaldı. Kısa sürede mali disiplin sağlandı, bankacılık sistemi yeniden yapılandırıldı, şirketler kesimi verilen desteklerle yeniden ayağa kalktı.

İşte, böyle bir ekonomiyi ve güven uyandıran bir ekonomik programı devraldınız. Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcınızın da söylediği gibi ekonomiyi otomatik pilota bağlamanız yeterli oldu. Aldığınız program ve olağanüstü iyi küresel iklimde uçak otomatik pilotta sorunsuz uçtu. Çıraklık dönemini böyle geçirdiniz ancak değişen dünya şartlarını göremediniz ve ekonomide kırılganlıkların birikmesine neden oldunuz. 2007’de, kalfalığınızın hemen başında ise uçak türbülansa girmeye başladı.

Şimdi bunları bazı göstergelerle anlatayım. Çıraklık döneminizde Türkiye 149 gelişen ve yükselen ekonomi içinde gelirini en hızlı artıran 44’üncü ekonomi oldu. 2007 yılında başlayan kalfalık döneminizden bugüne kadar ise ekonomiyi 98’inci sıraya gerilettiniz. Yani kalfalık döneminizde 54 ülke büyüme yarışında Türkiye’yi geçti. Bırakın hızlı balık olmayı, yavaş balık oldunuz.

Kalkınma yarışındaki durumunuza gelince: Birleşmiş Milletlerin insani kalkınma raporlarına göre Türkiye, siz iktidara gelmeden hemen önce, 2000 yılında insani gelişmişlik bakımından 80’inci sırada, çıraklık döneminizin sonunda, 2007 yılında 85’inci sırada, kalfalığı bitirdiğiniz 2011 yılında ise 92’nci sırada. Adında “kalkınma” olan bir partinin iktidarında Türkiye, kalkınma yarışında sürekli irtifa kaybetmiş, “kalkınma” sadece partinizin tabelasında asılı kalmış.

Aynı durum işsizlik cephesinde de var. Gelişen ve yükselen 71 ekonomi içinde Türkiye, iktidarı devraldığınızda işsizliği en yüksek 36’ncı ekonomiydi. İktidarınızda Türkiye işsizlik sıralamasında 14 basamak birden yukarı tırmandı. Kalfalık döneminizin sonunda işsizliği en yüksek 22’nci ekonomi oldu.

Başarı bu mudur?  Bunu nasıl başarı sayabiliriz?

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı verilerine göre Türkiye, 2010 yılında çalışma çağındaki nüfusunun iş hayatına girmesi ve bunlara istihdam sağlanması bakımından Teşkilatın en son sıradaki üyesidir. Ancak tablo kadınlarımız için daha da vahimdir. Kadınlar iş ve çalışma yaşamında kendine yer bulamamaktadır. Türkiye’de her 100 kadından ancak 30’u çalışma yaşamındadır. Muasır medeniyet seviyesini hedefleyen Türkiye’de böyle bir tabloyu herhâlde hiçbirimiz kabul edemeyiz. Kadınlarını eğitemeyen, meslek edindiremeyen ve çalışma yaşamına katamayan bir toplumun kalkınması, demokratikleşmesi, çağdaş bir ülke olması ve geleceğe güvenle ilerlemesi mümkün değildir.

AKP İktidarında kanayan diğer bir yara gençlerin işsizliğidir. Annelerin babaların binbir fedakârlıkla baktığı, büyüttüğü evlatlarımız hayatlarının baharında umutsuzluk girdabına kapılmaktadırlar. Yükselen piyasa ekonomisi Kore ve Meksika’da her 100 gençten 10’u işsizken bizde her 100 gençten 20’si işsizdir. Hepimiz övünmüyor muyuz Türkiye’nin genç ve dinamik nüfusuyla? Siz bu nüfusa iş sağlayamazken, bu üstünlüğü kullanamazken nasıl övünebiliyorsunuz?

Kalfalık döneminizin en önemli eseri ise cari açıkların önlenemez yükselişidir. Hükûmet hiçbir cumhuriyet hükûmetinin yapamadığını yapmıştır. Bu ülkede cari açık rekorlarını kimseye kaptırmayacak şekilde kırmışsınızdır. Türkiye’de ihracatın sahibi Hükûmettir ama bu ülkede başını alıp giden ithalat sahipsizdir, yetimdir. Türkiye’yi böyle bir iktidar anlayışıyla dokuz yıl yönettiniz. Ülkenin rekabet gücünü hızla aşındırdınız. Ülkemizde kalabilecek iş ve istihdamı yurt dışına transfer ettiniz. Verdiğiniz dış açıklar ortada. 150 gelişen ve yükselen ekonomi arasında, çıraklığınızın ilk yılında gayrisafi yurt içi hasılaya oran olarak Türkiye’den daha az cari açık veren ülke sayısı 48’di, çıraklığınızın sonunda Türkiye’den daha az açık veren ülke sayısı 77 oldu. Kalfalığı bitirdiğinizde ise 104 ekonominin cari açığı Türkiye’den daha azdı. AKP İktidarında Türkiye’nin cari açığı yani döviz bilançosu açığı 55 basamak birden kötüleşmiştir. Buraya özellikle dikkatinizi çekmek isterim: AKP’nin çıraklığı ve kalfalığı arasında büyüme sıralamasında Türkiye 54 basamak düşmüş, cari açık vermede de 55 basamak yukarı çıkmış. Bu tabloya bakınca insanın içinden “Allah Türkiye’yi sizin ustalık döneminizden korusun.” demek geçiyor. (CHP sıralarından alkışlar) Nitekim, daha ustalığınızın ilk yılında cari açık 80 milyar dolara dayandı. Türkiye’yi döviz açığı vermede Amerika Birleşik Devletleri’nin ardından dünya ikincisi yaptınız. Evet değerli milletvekilleri, Türkiye 80 milyar dolarlık cari açığıyla dünyada en fazla cari açık veren ikinci ekonomidir. Peki, önümüzde kim vardır? Amerika Birleşik Devletleri vardır.

“Devir büyük balığın küçük balığı yuttuğu değil, hızlı balığın büyük balığı yuttuğu devir.” diyerek kendisini büyümede, işsizlikte Amerika’yla kıyaslayan Sayın Babacan’a ben de buradan izninizle bir kıyaslama yapayım: Türkiye’yi Amerika’dan sonra dünyada en fazla cari açık veren ülke konumuna getirdiğinizi söylemiştim ama Amerika’nın geliri bizimkinin 19 katı. Amerika dolar matbaasının sahibi. Amerika’nın cari açığı ise bizim sadece 5 katımız.

Gelelim gelir dağılımına ve yoksulluk göstergelerine. Değerli milletvekilleri, TÜİK’in açıkladığı rakamlar vatandaşın yaşadığı gerçek ekonominin ne olduğunu hepimizin gözlerinin önüne seriyor. Kalfalık döneminin sonunda, 2010 yılında 45 milyon 131 bin vatandaşımız hiç olmazsa iki günde bir et, tavuk veya balık içeren bir kap yemek yiyemiyor. 58 milyon 308 bin vatandaşımız evinde eskiyen mobilyalarını değiştiremiyor. Kendisine yeni giysiler alamayan vatandaşlarımızın sayısı 26 milyon 504 bin. Soğuk kış günlerinde evini ısıtma imkânına sahip olmayan vatandaşlarımızın sayısı ise 26 milyon 268 bin kişi. Evden uzakta bir haftalık tatile çıkamayan vatandaşlarımızın sayısı 62 milyon 396 bin kişi. Borç ve taksit ödemeleri altında bunalan vatandaşlarımızın sayısı ise 41 milyon 336 bin kişi.

Değerli milletvekilleri, 2010 yılında maddi yoksunluk sınırı altında yaşayan yurttaşlarımızın sayısı bir önceki yıla göre 861 bin kişi artmış, 45 milyon 303 bin kişi olmuş. Yani “Kriz geçti gitti.” dediniz ama sıkıntısını vatandaşın üzerine yıktınız.

İşte, başarı hikâyeleri anlattığınız Türkiye’deki gerçek insan manzaraları bunlar.

Değerli milletvekilleri, OECD geçenlerde ilk defa yaptığı bir çalışmayı yayınladı. Bu çalışma, çok ilginç bir çalışma, mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum. Çalışmanın adı: “Yaşamınız nasıl?” Gelir, refah, iş, kazanç, sağlık, eğitim gibi 11 ayrı ölçüte göre üye ülkelerdeki vatandaşların yaşam memnuniyetine bakmışlar. Sonuç: OECD içinde yaşamından en az memnun olan insanlar maalesef bizim ülkemizde yaşıyor, Türkiye’de yaşıyor. Size rapordan birkaç çarpıcı örnek vermek isterim: Türkiye, OECD ülkeleri içinde çalışma koşullarının en ağır olduğu ülke. Türkiye’deki çalışanların yarısı haftada 50 saatten fazla çalışıyor. İktidarınız Türkiye’sinde insanların birbirine güveni kalmamış. Her 100 insandan ancak 9’u başkasına güvenebiliyor! 34 ülke içinde maalesef Türkiye bu oranla sonuncu durumda. Bunları özellikle dikkatinize sunuyorum. Bir ekonominin başarısı sadece millî gelirinin artmasıyla ölçülemez; bir ekonominin başarısı ve gelişmesi yaratılan refahın, vatandaşın yaşam kalitesini artırmasıyla ölçülür. Aksi takdirde, ekonomik gelişme kâğıt üzerinde bir yüzde değişmeden ibaret kalır, sadece sıcak paracıları memnun eder.

Değerli milletvekilleri, Hükûmetin en iddialı olduğu alan sağlıktır. Daha birkaç gün önce Bakan, sağlıkta devrim yapmakla övünüyordu ama ustalığınızın ilk yılında geldiğiniz noktada sağlıkta sıkıştınız. Geçtiğimiz yıllarda önce doktorlara, sonra eczacılara, daha sonra da ilaç firmalarına yüklendiniz ama deniz bitti! Hazinede para tükenince bu sefer vatandaşa “katkı payı” diye yüklenmeye başladınız. Vatandaşın cebinden yaptığı sağlık harcamaları sürekli ve hızla artıyor. Daha da bunları artırmayı öngörüyorsunuz. Vatandaşın devlet hastanelerinde tecrübeli profesörlere muayene ve ameliyat olmasını engellediniz. Kanun hükmünde kararnamelerle devlet hastanesinden kaçırdığınız hocayı, çıkardığınız kanun hükmünde kararnameyi delerek Sayın Başbakanın ameliyatı için geri getirdiniz. Peki, bunlardan hangisi doğru? Elbette ikincisi. Şifaya erişim ve insan sağlığı kutsaldır ama yalnızca Sayın Başbakanınki değil, tüm vatandaşların yaşamı kutsaldır. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, özetle, Adalet ve Kalkınma Partisinin çıraklık döneminde heba edilen fırsatların faturası, kalfalık döneminde ülkenin rekabet gücünün hızla erimesi, büyüme ve kalkınma yarışından kopması, ekonomide kaliteli ve sürekli iş imkânlarının yaratılmaması suretiyle vatandaşlara ödettirilmiştir. Bu dönemde, iktidar, ülkemizin rekabet gücünü ve büyüme potansiyelini artıracak yapısal tedbirleri alamamıştır. Gerekli dönüşümleri gerçekleştirememiş ve önemli fırsatları heba etmiştir. Kısa vadeli, popülist çıkarları için yapısal sorunları önemsemeyen fırsat müsrifi Adalet ve Kalkınma Partisi, daha 2009 krizinin acı hatıraları hafızalardayken küresel iklimdeki son değişimi de doğru yorumlayamamıştır. Dışarıdaki kriz adım adım kapımıza ilerlerken AKP seçimlerde iktidar için popülizmin daniskasını yapmıştır. Ayağını gazdan hiç çekmemiş, sıcak parayla beslenen borçla vatandaşın geliri ile umutları arasındaki uçurumu kapatarak yalancı bir coşku yaratmıştır. Bedel ise dünyanın en büyük ikinci cari açığı ve hızla artan küresel sermaye-sıcak para bağımlılığı olmuştur. Kriz kapıya dayandığında ise Sayın Babacan’ın deyimiyle uçak manuele alınmış, birdenbire pilot sayısı artmış, her kafadan ayrı bir ses çıkmaya başlamıştır. (CHP sıralarından alkışlar) Önce, ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı ile Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkan Yardımcısı temmuz ortasında “Kriz geliyor, harcamayı kesin.” demiştir ancak onlardan hemen sonra kanun hükmünde kararname ürünü olan yeni bakanlardan Ekonomi Bakanı, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanıyla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı “Kriz yok, harcamaya devam.” diyerek topa girmişlerdir. Başbakan, 27 Temmuzda “Bu defaki teğet bile geçmeyecek.” demiştir. Asıl ürkütücü olan ise bağımsız olması gereken Merkez Bankası Başkanının da bu koroya katılmasıdır. Ancak bundan tam on gün sonra Türkiye’de kriz yönetimine geçilmiştir. “Teğet bile geçmeyecek.” denilen krizin yükü acımasızca yapılan zamlarla vatandaşın omuzlarına yüklenmiştir. (CHP sıralarından alkışlar) Vatandaş zamlar altında ezilirken bu ülkenin bakanları, G20 toplantısına gittikleri Fransa’nın bir tatil beldesinde, yalnızca kendilerinin gülebildiğini sıkılmadan anlatabilmişlerdir.

Değerli milletvekilleri, biz bu uyarılarımızı yaptığımızda Hükûmet bunu muhalefet yapmak için söylediğimiz zannına kapılıyor ancak Hükûmetin yaptığı gibi “Bizde her şey iyi.” havasını pompalamak, aşırı öz güvenle gelişmiş ekonomilere nasihat ve ders vermeye kalkışmak, dışarıda dünyanın farkında olmadığımız izlenimini yaratıyor. Bu nedenle, bu kürsüden Hükûmeti uyarıyorum. Bu marazi, narsist öz güven görüntüsünden bir an önce kurtulun. Yaptığınızın korkudan mezarlıkta ıslık çalmak olduğunun biz farkındayız. (CHP sıralarından alkışlar) Ancak caka satarak görüntüyü kurtardığınızı zannederken sizinle birlikte tüm milletin ayağının altındaki halının çekilebileceğini de unutmayın. Zaman caka satmanın değil, doğru teşhis koymanın ve doğru politikaları üretmenin zamanıdır.

Hükûmet “Kimse orta vadeli program yapmazken ben yaptım.” diye övünmesini biliyor. Oysa daha 13 Ekimde açıklanan Orta Vadeli Program’da, yılın bitimine iki buçuk ay kalmışken 2011 enflasyonu için yüzde 7,8 olarak enflasyonu tahmin ettiniz. Bu tahminden tam on üç gün sonra, Merkez Bankası yayımladığı enflasyon raporunda “2011 enflasyonu yüzde 8,3 olacak.” dedi. Kasım ayı enflasyonu rakamları açıklandı, bir de baktık ki enflasyon yüzde 9,5 olmuş bile. 2011 sonunda çift haneli enflasyon şimdiden garantilendi. Sizin tahmin ufkunuz bir yıl değil, iki yıl değil, üç yıl hiç değil. Yılın bitimine iki buçuk ay kala enflasyon tahmininde bu kadar sapma olursa biz bu Hükûmetin hangi tahminine ve hedefine güveneceğiz? Aslında, getirdiğiniz bütçenin insanlara ne kadar güven verdiğini daha açıklandığı gün gördük. Sayın Maliye Bakanı bütçeyi açıkladı, devalüasyon patladı, Merkez Bankası 2006’dan bu yana ilk defa doğrudan döviz satarak piyasalara müdahale etmek zorunda kaldı. İşte, bütçenizin içeride ve dışarıda açıklandığı gün vermiş olduğu güven bu.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin sağlıklı bir şekilde kalkınmasından, büyümesinden, iş ve istihdam yaratmasından elbette hepimiz çok mutlu oluruz ama eğer ki ekonomide kırılganlık biriktiren bir büyüme varsa, taşıma suyla değirmen dönüyorsa değirmenin suyu kuruduğunda, elde edildiği zannedilen kazanımlar bir anda elden avuçtan çıkabilir. Ben bunları “Laf olsun.” diye, sırf muhalefet amacıyla söylemiyorum, yaşadığım deneyimlere dayanarak sizleri uyarıyorum. Nitekim, Avrupa’da yaşanan gelişmeler su taşınan derelerin kurumak üzere olduğunu göstermektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nde de görünüm parlak değildir, alınması gereken bazı ciddi kararlar yaklaşan seçimler nedeniyle artık alınamamaktadır. Hükûmet, dışarıda biriken kırılganlıklara gözlerini kapamış, seçim kazanmak için arabayı sorumsuzca, son süratle kullanmıştır. Şimdi frenler tutmamaktadır, aracın içindeki 74 milyonun geleceği de risk altındadır.

Artık her gün Türkiye ekonomisine ilişkin uyarı dozu yüksek raporlar uluslararası piyasalarda dolaşmaya başlamıştır. Bu raporlarda Türkiye’nin yüksek cari açığına, kısa vadeli borçlarına dikkat çekilmekte, finansman koşullarındaki bozulmaya ve uluslararası rezervlerin yetersizliğine vurgu yapılarak ekonomide ani duruş ihtimalinin giderek arttığı söylenmektedir. Aslında, Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz bunları uzun zamandır söylüyoruz, ekonomideki kötü gidişe uzun zamandır dikkatleri çekmeye çalışıyoruz ancak herhâlde Türkçe söylediğimiz için Hükûmet bizi dinlemiyor. Bahsettiğim raporlar İngilizce. Bu raporlar İngilizce yazıldığı için, diğer konularda da olduğu gibi, belki bu raporlar Hükûmetin dikkatini daha fazla çekebilir.

Değerli milletvekilleri, son dönemde istihdam ve işsizlikte bir başarı hikâyesi yazılmak isteniyor. Eylül ayında istihdam, geçen yıla göre 1 milyon 700 bin kişi arttı. Bir de baktık, bu istihdamın 476 bini tarımdan geliyor, tarımda yaratılmış. Şimdi, iktidarınızda, tarımda ekili alanlar 17 milyon dönüm azalmış, mercimek üretimi 120 bin ton azalmış, kuru fasulye üretimi 141 bin ton düşmüş, nohut üretimi 153 bin ton azalmış, Türkiye Kanada’dan baklagil ithal eder hâle gelmiş, Kurban Bayramı’nda anguslar, chevroletler, limuzinler ithal edilir olmuş. Sorarım: Bu üretim düşerken, ekili alanlar daralırken, ithalat başını alıp giderken, bu 476 bin kişi nerede çalışmış? (CHP sıralarından alkışlar)

Yine, daha ilginç bir gelişme, son bir yılda, kanun yapıcı, üst düzey yönetici ve müdür sayısı 184 bin kişi artmış. Yani şu son dönemde yaratılan, o 1 milyon 700 bin kişilik istihdam içinde yaratılan her 100 iş imkânından 10’unu kanun yapıcı, yönetici ve müdür kadrosunda olanlar yaratmış. Şimdi, bu rakama bakınca insan sormadan edemiyor: Bizim haberimiz olmadı da son bir yılda bu ülkede bir derin devlet mi oluşturdunuz? (CHP sıralarından alkışlar) İstihdam rakamlarınız güven telkin etmiyor. İşsizlikteki düşüşü inandırıcı bulmuyoruz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de büyüme ve üretim artışı rakamlarına sevinemez hâle geldik çünkü yel ile gelenin sel ile gidebileceğini yakın bir zamanda, 2009 yılında hep beraber gördük. 2011’in üçüncü üç ayındaki yüzde 8,2’lik büyüme rakamı, Hükûmet ve Merkez Bankasının söylemlerine rağmen, mevcut politikalarla ekonominin kontrol altına alınamadığını ortaya koydu. Kapasite kullanımı, sanayi üretimi ve cari açığın geldiği seviyeler, 2011’in son üç ayında da ekonomideki kontrolsüz gidişin sürdüğünü gösteriyor. Aileler aşırı borçlu. Borcunun gelirlerine oranının geldiği düzey, sert iniş hâlinde yaşanacaklar üzerine endişeleri daha da artırıyor. 2002’de ailelerin borcunun harcanabilir gelirlerine oranı yüzde 4,5 iken 2011’in 9’uncu ayında bu oran 10’a katlanmış ve yüzde 45’e çıkmış.

Burada tecrübelerime dayanarak şunu ifade etmek istiyorum: 2001 krizinde borçlu olan şirketlerdi. “İstanbul yaklaşımı” gibi uzlaştırma yöntemleriyle sorun nispeten rahat çözüldü. Ancak şimdi aileler de ciddi şekilde borçlu. Ekonomide ani bir fren durumunda bunu çözmek çok daha zor. Aslında, ailelerin bilançosundaki bozulmanın maliyet ve sonuçlarını bugün gelişmiş ekonomilerde bir türlü gelmeyen büyümeye ve düşmeyen işsizliğe bakarak anlamak da mümkündür.

Değerli milletvekilleri, peki, Hükûmetin Türkiye Büyük Millet Meclisi huzuruna getirdiği Orta Vadeli Program ve 2012 Bütçe kanunu ekonomide artan ani duruş riskini dikkate alıyor mu? Değerli milletvekilleri, Türkiye ekonomisinin 2011’de yüzde 8’in üstünde büyüyeceği anlaşılıyor. 2012’de ise Türkiye’nin, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı tahminine göre yüzde 3, Uluslararası Para Fonu’nun tahminlerine göre ise sadece yüzde 2 büyüyeceği öngörülüyor. Bu, ekonomide gelecek yıl sert bir iniş riskinin uluslararası kuruluşlar nezdinde giderek ağırlık kazandığını göstermektedir. Kaldı ki Türkiye’ye para getiren bazı yatırım bankaları 2012’de büyümenin sıfıra yakın olabileceğini söylüyorlar. Yani neresinden bakarsanız bakın, borç tuzağına düşürdüğünüz vatandaşlarımız, şirketlerimiz gelecek yıl çok zorlanacaklar.

Hükûmet getirdiği Orta Vadeli Program’la ağırlaşan küresel koşulları hiç dikkate almamış. Hükûmet, gelecek yıl, kendi tahmini olan 65 milyar dolarlık bir cari açığı ve 135 milyar dolarlık borç geri ödemesini finanse edebileceğini ve toplam 200 milyar dolar para bulacağını varsaymaktadır. Ekonomik dengeler bu kumar üzerine kurulmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki bu para bulunamaz ve ekonomi yere çakılırsa, aynen 2009’da yaptığınız gibi, bahaneniz küresel kriz olacaktır. “Bu seferki teğet bile geçmez.” sözü ise hiç söylenmemiş sayılacaktır.

Buradan açıkça uyarıyorum: Bu sert çakılma sonunda ödenecek acı bedelin tek sorumlusu bu frensiz gidişe yol açan Hükûmettir.

AKP Hükûmeti, Orta Vadeli Program’da kendine beş temel öncelik belirlediğini ifade etmiştir. Bu beş öncelikten ikisi, cari açığı düşürmek, iç tasarrufları artırmaktır. Bunu diyen Hükûmet ne yapıyor? Kamuda yatırım-tasarruf açığını büyüten bir program ile Türkiye Büyük Millet Meclisinin huzuruna çıkıyor. Kamu tasarruf-yatırım açığı 2011’den 2012’ye geçişte gayrisafi yurt içi hasılaya oran olarak 0,6 puan artarak yüzde 2,2’ye çıkıyor. Devlet “Gelecek yıl cari açığa 0,6 puan ilave katkı yapacağım.” diyor. Böyle mi cari açık düşürülecek? Cari açık lafla düşmez. Dengeler, cari açığı düşüremeyeceğinizi ve bu işten -kusura bakmayın ama- pek de bir şey anlamadığınızı gösteriyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, Hükûmet bir “mali disiplin” lafı tutturmuş, buna herkesin inanmasını istiyor. 2007-2011 arasında bütçenin faiz dışı harcamalarındaki artış yüzde 74,2. Afların bir defa etkileri ayıklandığında vergi gelirlerindeki artış yüzde 59,5. Aynı dönemde ekonomideki toplam gelir ise yüzde 52 artmış. Yani harcamalar millî gelir artışının 22 puan üstünde artarken süreklilik arz eden vergi gelirleri ekonomik büyümenin sadece 7,5 puan üstünde artmış. Vergi aflarından elde edilen bir defalık gelirler ve ithalatta sürdürülemez artışa bağlı olarak tahsil edilen vergilerle maliye politikasındaki gevşemeyi maskeliyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, son dönemde, sağlıklı bir demokraside olmayacak şeyler oluyor ülkemizde. Hukukun genel ilkelerini ihlal etmek sıradanlaşıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkileri, Anayasa’ya aykırı bir biçimde ve Anayasa Mahkemesi Başkanının da desteğiyle Hükûmet tarafından âdeta gasbedildi. Türkiye, kanun hükümde kararnamelerle yönetilen bir ülke hâline geldi. Genel seçimler öncesinde kabul edilen bir yasayla verilen kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi, yeni seçilmiş bir Meclis olmasına rağmen, Hükûmet tarafından, fütursuzca, son gününe kadar kullanıldı. Çıkardığınız otuz beş kanun hükmünde kararname ile Türk kamu yönetimini altüst ettiniz, uluslararası standartlardan uzaklaştırdınız, köklü kuruluşları bir gecede ortadan kaldırdınız, on bir yeni bakanlık kurdunuz, memurların kazanılmış haklarını ellerinden aldınız, insanları kariyer planlaması yapamayacak hâle getirdiniz, kamu çalışanlarını sokağa döktünüz, İstanbul Menkul Kıymetler Borsasını devletleştirdiniz, özerk düzenleyici ve denetleyici kuruluşları bakanların ağzına bakar hâle getirdiniz. Rekabet gücümüzü artırmak için araştırma, geliştirme ve bilime en çok ihtiyaç duyulan bir dönemde kalktınız Türkiye  Bilimler Akademisine seçim ile gelen bilim adamlarını dünyada örneği olmayan bir şekilde atanır hâle getirdiniz. Sizin dışınızdaki seçimle gelen tüm kurumları kontrol altına alma hırsınızın tepe noktasına geldiniz. Bundan sonra bir adım kaldı, millî takım oyuncularını da kararnameyle atarsanız bu iş bitmiş olacak. (CHP sıralarından alkışlar)

Tüm bunları yaparak uluslararası yatırımcıların risk algılamasını artırdınız. Dışarıdan para bulmaya en çok ihtiyaç duyduğumuz günlerde bunu yaparak durumun gerçekten farkında olmadığınızı bir kere daha gösterdiniz. Bunların yanında kanun hükmünde kararnameler kanunsuzluklarınızın kılıfı oldu. Bugüne kadar bu kürsüden sizi defalarca uyardık. Bütçe sürecini başlatan orta vadeli program ve mali planın kanunun öngördüğü sürelerde çıkarılmadığını söyledik. Kendi çıkardığınız bu kanunu yıllarca yine kendiniz ihlal ettiniz. Sonra bir de baktık bir kanun hükmünde kararnameyle kanunu kanunsuzluğunuza uydurmuşsunuz. Hiç olmazsa bu düzenlemeyi Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçirme cesaretini gösterseydiniz.

Değerli milletvekilleri, geçen sene bu kürsüden konuşan iktidar partisi sözcüsü “Cumhuriyet Halk Partisi iktidara gelirse kur patlar, enflasyon uçar, faiz coşar.” diyordu. Şimdi iktidarda Cumhuriyet Halk Partisi mi var? Ne oldu da bu ülkede son bir yılda yüzde 24 devalüasyon oldu? Faizler nasıl çift haneye çıktı? Kredi faizleri nasıl yüzde 15’e geldi? Enflasyon nasıl çift hanelere ulaştı?

Değerli milletvekilleri, özetlersek, Türkiye, yeniden kabaran kriz dalgasına dünyadaki en yüksek ikinci cari açığı vererek yakalanmıştır. Hükûmet, ekonominin çıpalarını birer birer yok etmektedir. Merkez Bankası ve bağımsız kurullar, Hükûmetin emrine girmiştir. Komşularla sıfır sorun diye yola çıkılmış, sorunsuz sıfır komşu noktasına gelinmiştir. İhracatımız, turizm gelirlerimiz darbe yemiştir. Dünya krizden çabuk çıkacağa benzemiyor. Yeni dalganın geçmişten farklı olarak küresel likiditeyi daha fazla daraltması bekleniyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – İlave süre veriyorum Sayın Öztrak.

Buyurun.

FAİK ÖZTRAK (Devamla) – Türkiye’nin önümüzdeki yıl 200 milyar dolar tutarında bir parayı bulamaması durumunda yere çakılmasını kaçınılmaz hâle getirdiniz.

Diğer taraftan halkı borca batırdınız. Ülkenin döviz cinsinden borçları ile alacakları arasındaki fark, İktidarınızda 85 milyar dolardan 351 milyar dolara çıktı. Reel sektörün dış pozisyon açığı 6’ya katlandı, 119,3 milyar dolar oldu. Kişi başına dış borç 4.187 dolar oldu, İktidarınızda 2.224 dolar arttı. Yani yeni doğan her çocuk kaşını gözünü annesinden babasından alırken 2.224 dolar borcu da Tayyip amcasından alıyor. (CHP sıralarından alkışlar) Ama Başbakan çözümü buldu, dış borcu azaltacağına her aileden 3 çocuk istiyor.

Değerli milletvekilleri, son görüşmelerini yaptığımız bütçe ve Hükûmetin mevcut politikaları bu sorunların üstesinden gelememektedir ve gelemeyecektir. Tavsiyem, bir an önce kamu dengelerinde gerçek bir mali disipline yönelmenizdir, gayrisafi yurt içi hasılanın binde 6’sı kadar bir ek uyum yapmanızdır. Merkez Bankası derhâl piyasalara net mesajlar vermeye başlamalıdır, tek başına piyasalara karşı durmaktan vazgeçmelidir. Merkez Bankası, yitirdiği güveni hızla geri kazanmalıdır. Ekonomi seçim öncesinde izlediğiniz popülist politikaların bedeli olarak her hâlükârda yavaşlayacaktır. Bundan en çok borca batmış çalışanlar ve küçük esnaf etkilenecektir.

Bu çerçevede başta işsizlik yardımları olmak üzere sosyal destek ağlarını bir an önce güçlendirin. Kredi Garanti Fonu’nu küçük esnafa nefes aldıracak şekilde çalıştırın. Ekonominin günlük işleyişine keyfî  müdahalelerden vazgeçin. Rekabet gücünü artıracak yapısal reformlara artık başlayın. Küresel likiditenin kurumaya başladığı bir dönemde ekonomiye duyulan güveni ve çekiciliği artıracak bu tedbirleri hızla alın. Ancak bu şekilde ihtiyaç duyulan finansmana erişim kolaylaşacak ve ekonomide yumuşak bir iniş sağlanabilecektir.

Değerli milletvekilleri, hepimiz bu milletin daha müreffeh yaşamasını, geleceğe güvenle bakmasını isteriz. Amacımız sizlere yol göstermektir. Bu bağlamda eleştirilerimizin ve önerilerimizin Hükûmet kanadında samimi bir biçimde değerlendirilmesini temenni ediyor, 2012 Bütçe kanununun milletimize hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztrak.

AKP, FAİZ LOBİLERİYLE NİKAH TAZELEDİ(23 TEMMUZ 2013)

ANKARA – Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, Merkez Bankası’nın faizi artırma kararının, “AKP’nin faiz lobileriyle nikah tazelemesi” anlamına geldiğini belirterek, “‘Milletin bir kuruşunu faiz lobisine yedirmeyeceklerini’ söyleyen Bakanlar şimdi milletin yüzüne nasıl bakacak?” diye sordu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, yaptığı yazılı açıklamada, Merkez Bankasının aldığı faiz artırma kararının “Başbakan’ın sürekli suçladığı faiz lobisi önünde diz çökmesi” demek olduğunu, yıllardır bu lobilere dünyanın en tatlı kârlarını sağlayan AKP’nin bu kararla bir kez daha, “Korkmayın ben alıştığınız, bildiğiniz, sevdiğiniz AKP’yim” mesajını verdiğini ifade etti. Öztrak yaptığı açıklamada şunları belirtti:

-MERKEZ BANKASI, TALİMATIN GEREĞİNİ YERİNE GETİRDİ-

Başbakan’ın ve bazı bakanlarının; daha dün Taksimden Tahrir çıkarmaya çalışmakla suçladığı faiz lobisine bugün 75 baz puanlık faiz hediye edilmiştir. Geçtiğimiz hafta Başbakan’ın Dolmabahçe’de yaptığı toplantının ardından bu lobilere, faiz artırım müjdesini veren Merkez Bankası, bugün Başbakan’ın o ofiste verdiği talimatı yerine getirmiştir. Faiz artırım kararı ile Başbakan, 10,5 yıldır dünyanın en tatlı karlarını sunduğu bu lobilere korkmayın ‘ben bildiğiniz’, ‘alıştığınız’, ‘sevdiğiniz’ Recep Tayyip Erdoğan’ım mesajını iletmiştir.

-FAİZ LOBİLERİYLE NİKAH TAZELEDİLER-

Hükümetin, Gezi Parkı olaylarından bu yana oynadığı tiyatro, faiz lobisi ile nikâh tazelenmesi ile sonlanmıştır. Alınan bu karar AKP iktidarının makyajını silmiş, iktidarın gerçek yüzünü milletimize bir kez daha göstermiştir.

-MİLLETİN YÜZÜNE NASIL BAKACAKLAR?

Şimdi sorulması gereken şudur daha önce ‘sıfır reel faizi istediğini’ ifade eden Başbakan, faizi düşüremediğine göre acaba enflasyonu mu artıracaktır? “Vatandaşlarımızı faize ezdirmeyeceğini” söyleyen Başbakan ve “Milletimizin bir kuruşunu faiz lobisine yedirmeyiz” diyerek efelenen Bakanlar şimdi milletimizin yüzüne nasıl bakacaktır? Yine bunları söyleyen Başbakan ve Bakanlar, daha geçtiğimiz yıl Türkiye’ye 1 milyon dolar getiren bu lobilerin cebine borsada 630 bin dolar, kamu borç kâğıdında 220 bin dolar koyduklarını nasıl açıklayacaklar?

-BU NASIL BAĞIMSIZLIK?-

Bir soruyu da Merkez Bankasına sormak gerekir. Bu faiz artırım kararı teknik bir gereklilik ise neden Merkez Bankası bu kararı almak için Dolmabahçe toplantısını ve Başbakan’ın faizi artır talimatını beklemiştir? Merkez Bankasını tek kollu boksör gibi ringe çıkarmanın ekonomiye maliyetini Başbakan ödeyecek midir? Merkez Bankası’nın bağımsızlığına artık ne kadar güvenilir?

-EKONOMİ SIFIR HATAYLA YÖNETİLMEK ZORUNDA-

Küresel ekonominin içine girdiği yeni konjonktürde ekonomideki kusurları örtecek bol ve ucuz para döneminin artık sonuna yaklaşılmaktadır. Ekonominin ‘sıfır hata’ ile yönetilmesi zaruridir. Ancak Başbakan’ın kibri, her şeyi ben bilirim anlayışı ve ekonomiye ideolojik yaklaşımı ekonominin ‘sıfır hata’ ile yönetilmesinin önündeki en büyük engeldir.”

ÇIKIŞI BULACAK PARTİYE GÖREVİ DEVRETSİNLER(19 TEMMUZ 2013)

ANKARA – CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, vatandaşın cebinde olmayan parayı harcayıp en temel ihtiyaçlarını bile taksitle almaya başladığını, buna karşın Hükümetin vatandaşı suçlayan açıklamalara devam ettiğini belirterek, “Bunun sorumlusu önce vatandaşı borca batırıp sonra da gelirini artıramayan hükümettir” dedi. Öztrak, ekonominin içinden çıkış yolunu bulamayan hükümetin, vatandaşı suçlamak yerine o çıkışı bulacak partiye iktidarı devretmedi gerektiğini bildirdi.

CHP Genel Başkan Yarımcısı Faik Öztrak yaptığı yazılı açıklamada şunları belirtti:

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan bugün yaptığı açıklamalarla Başbakanı’nın vatandaşları suçlayan tavrını sürdürmüştür. Borca batırıp istikrar türküleriyle kandırdıkları vatandaşa, şimdi kredi kartını “borçlanma değil ödeme aracı” olarak kullanmayı öneren, “bir kredi kartının borcunu öbürüyle kapatan çok sayıda vatandaşın olduğunu” söyleyen Babacan’a, seçim kazanacağım diye vatandaşları bu duruma kimin soktuğunu sormak isterim.

-SORUMLUSU HÜKÜMET-

Bugün kredi kartlarıyla yapılan borçlanmaların yüzde 56’sını taksitli borçlar oluşturuyorsa, yani vatandaş cebinde olmayan parayı harcayıp en temel ihtiyaçlarını bile taksitle alıyorsa, bunun sorumlusu önce vatandaşı borca batırıp sonra da gelirini artıramayan hükümettir.

-GÖRMESEK İNANACAĞIZ-

Yine, Başbakan Yardımcısı, Merkez Bankası’nın ne kadar bağımsız olduğunu kör kör parmağım gözüne dercesine anlatırken de gerçekten izleyenleri hayrete düşürecek bir performans sergilemiştir. Geçen hafta sonu Dolmabahçe’de yapılan toplantının ardından Başbakan’ın faiz lobilerinin önünde nasıl diz çöktüğünü, “sözümona bağımsız” Merkez Bankası’nın toplantının ardından faiz yükseltme sinyalini nasıl verdiğini görmemiş olsak neredeyse bu sözlere inanacağız.

-BU KADARINA PES-

Babacan, dünyada uzun vadeli altyapı yatırımları finansmanı sıkıntısı nedeniyle iptal edilirken, Türkiye’nin yeni projelere giriştiğini söylüyor. Artık bu kadarına da pes denir. Sayın Başbakan Yardımcısı, bu projelerin hangisine finansman bulduğunu, Hazine garantileriyle yaratılan koşullu yükümlülüklerin nerelere ulaştığını da kamuoyuyla paylaşırsa yaptığı açıklamalar daha aydınlatıcı olacaktır.

-ÇIKIŞI BULACAK PARTİYE GÖREVİ DEVRETSİNLER-

AKP artık, insanlarımızı aldatmaktan vazgeçmeli, borç batağına düşürdüğü vatandaşı suçlamaktan, bir de üstüne akıl vermekten vazgeçmelidir. İktidar sorunları çözme makamıdır. Hükümet, darmadağın ettiği ekonominin içinden çıkış yolunu bulamıyorsa, vatandaşı suçlamak yerine o çıkışı bulacak partiye iktidarı devretmelidir.

AKP İÇİN DENİZ BİTTİ, BAŞBAKAN’IN ŞİFRESİNİ MİLLET ÇÖZDÜ(17 TEMMUZ 2013)

-Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, kredi kartı kullanan vatandaşı suçlayan, vatandaşı kredi kartı cambazı olmaya zorlayan Başbakan’ın kendisi iktidarda değilmiş gibi sorumluluktan kurtulmaya çalıştığını belirterek, “Artık deniz bitti. Başbakan’ın şifresini millet çözdü” dedi.

ANKARA – Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, yaptığı yazılı açıklamada, ekonominin çarklarını 10,5 yıldır sıcak para ve borçla döndüren, vatandaşın geliri ile umudu arasındaki farkı borçla kapatan Başbakan’ın şimdi vatandaşı suçlamaya başladığını ifade etti. Başbakan’ın, “Kredi kartı kullanma, borçlanma, ayağını yorganına göre uzat” dediğini hatırlatan Öztrak, sıcak paracıları abad eden Başbakan’ın, sanki kendisi on yıldır iktidarda değilmiş, ana muhalefet lideriymiş gibi konuşarak sorumluluktan sıyrılmaya çalıştığını belirtti. Benzin fiyatlarının 5 liraya yükselmesini de değerlendiren Öztrak, açıklamasında şunları kaydetti:

-FAİZ LOBİSİNİ NİHAYET AÇIKLADI-

Başbakan; Gezi Parkı olaylarında işaret ettiği, piyasaları sallayan, borsanın % 23 çakılmasına, faizlerin ikiye katlanmasına, dolar kurunun 2 TL’lere yaklaşmasına neden olan faiz lobisini nihayet açıkladı. Geçtiğimiz yıl bu ülkeye gelen her dolara yüzde 63 kazanç sağlayan Başbakan’a göre faiz lobisi, , ‘faiz dışı gelirlerle’ abad olanlarmış.

-BENZİN POMPALARI VERGİ DAİRESİNE DÖNDÜ-

Benzinin litre fiyatı 1,76 TL’lerden AKP elinde 3 kat artarak bugün 5 TL’ye gelmiş ve yeni bir rekor daha kırmıştır. Bunun sorumlusu vergi alanında reformları yapmayarak vergiyi fakir fukaraya yükleyen, benzin pompalarını vergi dairesine dönüştürerek vatandaşına dünyanın en pahalı benzinini satan Başbakandır. Ancak Başbakan sorumluluğunu yok sayıyor, vatandaşı suçlayarak kredi kartı kullanma, ayağını yorganına göre uzat diyor.

-YAŞANANLARIN SORUMLUSU KREDİ KARTI KULLANAN VATANDAŞ DEĞİL-

CHP “tarım ve sanayi dedikçe” AVM ve Rezidans diyen; CHP “üretim” dedikçe, borç yiğidin kamçısıdır diyen Başbakan, sorumluluğu şimdi kredi kartı alan fakir, fukaranın omuzuna bırakıyor. Bugün ülkenin başında; kısa vadeli dış borçları 7,5 kat artırarak 123 milyar dolara çıkaran, devletin iç borcunu 2,5 kat artırarak 233 milyar dolara yükselten, Türkiye’nin dış borcunu 2,7 kat artırarak 350 milyar dolara çıkaran, on yılda kişi başına düşen dış boru 1.963 dolardan, 4 bin 615 dolara yükselten, vatandaşın bankalara borcunun 45 kat artırarak 295 milyar TL’ye sıçratan, ülkenin döviz açık pozisyonunu 5 kat artırarak 450 milyar dolara çıkaran, sonra da 20 milyar dolarlık IMF borcunu ödemekle övünen bir Başbakan var. Bugün yaşanan sıkıntıların sorumlusu ay sonunu getirmekte zorlanan fakir, fukara vatandaşlarımızın kredi kartları değil, her alanda yönetme kabiliyetini yitiren AKP hükümeti, Başbakan ve ekonomi yönetimidir.

-BAŞBAKAN YARDIMCISININ KİBRİ BAŞBAKANIYLA YARIŞIYOR-

Başbakanın her şeyi ben bilirim diyen kibrinin neden olduğu kırılganlıkları söylemeye cesaret edemeyen Başbakan Yardımcısı ise şimdi çıkmış son dönemde ekonomide yaşanan dalgaların nedenini dışarıdaki gelişmelere bağlıyor. Ekonomide son 1,5 aydır yaşanan çalkantılarda kayıplara karışan, Başbakan Yardımcısı şimdi ‘Hafta sonu yapılan ekonomi toplantısını benim isteğim üzerine Başbakan yaptı, G-20’ye nasıl davranacağını ben söyledim’ diyerek pirim toplamaya çalışıyor. Anlaşılan Başbakan ile beraber Başbakan Yardımcısının kibri de at başı gitmeye başladı. Sayın Başbakan Yardımcısı şu temel soruları yanıtlamalıdır. Dışarıdaki gelişmeler benimle aynı ligde olan ekonomilerde bir metre boyunda dalga yaratırken bizde neden dalga boyu üç metreye çıkmıştır? Neden başta OECD, IMF ve Uluslararası Finans Enstitüsü olmak üzere birçok finans kuruluşu küresel finans rüzgârının durması halinde bundan en fazla etkilenecek ekonomi Türkiye olacaktır demektedir? Biz, ‘Bu politikalar ekonomide risk yaratır’ dediğimizde, ‘Paradigmalar değişti’ diye cevap veren Bakan acaba kimdir?

-KRİZ YÖNETİMİNİ BİLMEDİKLERİ ORTAYA ÇIKTI, AKP İÇİN ARTIK DENİZ BİTTİ-

Artık gerçekler ortaya çıkmıştır. Bu iktidar benimsediği paradigmalarla ekonomideki kırılganlıkları artırırken son dönemdeki gelişmeler hükümetin kriz yönetimini bilmediğini ortaya koymuştur. İktidara ilk geldiğinde tüm dünyaya güven veren bir programı kucağında bulan, bu programın sağladığı güven ve olağanüstü elverişli küresel iklime sığınarak yıllarca durumu idare eden bu Hükümettir. Sıcak para ile yelkenleri şişiren ve 2009’da karşılaştığı ilk krizde ekonomiyi yüzde 4,8 yere çakan da bu iktidardır. Bugün de aynı iktidar sıcak para rüzgârının kesilmesi ile yaşanan dalgalanma karşısında şaşkınlık içindedir. Bu şaşkınlık ile çareyi millete ayar vermekte, milleti ayrıştırmakta, ötekileştirmede arayan Başbakanın tel tel dökülen iktidarının şifresini artık millet çözmüştür. Deniz AKP için artık bitmiştir.”

AKP FAİZ LOBİSİYLE BARIŞMAYA ÇALIŞIYOR(15 TEMMUZ 2013)

-Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, hafta sonunda Başbakan’ın koordinasyonunda yapılan ekonomi toplantısından çıkan kararların “Yaşanan ekonomik gelişmeler sonrasında paniğe düşen AKP’nin faiz lobisi diye suçladığı kesimlerle barışma ve güven tazeleme çabası olduğunu” belirtti. Öztrak, Merkez Bankası 23 Temmuz’daki toplantısında faiz artırımına gideceğinin sinyali vermesinin de faiz lobisiyle barışma çabasının bir parçası olduğunu kaydetti.

ANKARA – Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, AKP’nin 10,5 yıldır izlediği politikalarla bugün Türkiye ekonomisinde pek çok kırılganlık biriktiğini, ancak bugün Türkiye’nin en önemli kırılganlığının AKP elinde hızla ‘palalı demokrasi’, ‘sopalı piyasa’ noktasına gelmesi olduğunu belirtti. Başbakan’ın sınır tanımayan kibrinin Türkiye’ye yönelik risk algısını artırdığına dikkat çeken Öztrak, Başbakan’ın koordinasyonunda hafta sonunda yapılan ekonomi toplantısını ve Merkez Bankası’nın faiz artırım sinyalini değerlendirdiği yazılı açıklamasında şunları belirtti:

-PANİĞE VE ŞAŞKINLIĞA DÜŞTÜLER-

Ekonominin yelkenlerini yıllardır sıcak para rüzgârı ile dolduran AKP Hükümeti, bu tatlı rüzgârların kesilmesi ile okyanus ortasında kalmanın şaşkınlığını yaşıyor. 14 Temmuz Pazar günü Başbakan koordinasyonunda yapılan ekonomi toplantısı Hükümetin içine düştüğü panik ve şaşkınlığı açıkça gösteriyor.

-FAİZ LOBİSİYLE BARIŞMA ÇABASI-

Hükümet yaptığı toplantıdan dışarıya ‘Korkmayın ben bildiğiniz, alıştığınız AKP’yim’ mesajı vermeye çalışıyor. Yapılan toplantı hükümetin geçmişte kol kola yürüdüğü bugün ise Başbakan’ın bizzat ‘faiz lobisi’ diyerek suçladığı kesimlerle güven tazeleme ve mümkünse barışma çabasıdır. Bugün bu çaba Merkez Bankası tarafından yapılan faiz artırma sinyali ile de eyleme dökülmüştür. Hükümetin toplantı sonrası yaptığı “Son 10,5 yıllık dönemde yerli ve uluslararası sermaye ayırt etmeden sabit yatırım, portföy yatırımı demeden ülkemize daha çok yatırım yapılması için büyük bir çaba içinde olduk. Ülkemizde yatırımları olan tüm yatırımcılara her türlü desteği verdik, bundan sonra da vermeye devam edeceğiz” ifadeleri bu taahhüdü içermektedir. Nitekim daha bu sözün mürekkebi kurumadan Merkez Bankası 23 Temmuz’daki toplantısında faiz artırımına gideceğinin sinyali vermiştir.

-PALALI DEMOKRASİ, SOPALI PİYASA-

Başbakan’ın ‘faiz lobisi’ ile barışma girişiminin sonuca ulaşıp, ulaşmayacağını hep beraber göreceğiz. Ancak Başbakan’ın sınır tanımaz kibri ve AKP Hükümetinin ülkemizi hızla getirdiği “Palalı demokrasi-Sopalı Piyasa” görüntüsü ülkemizin risk primini diğer ekonomilere göre daha hızlı artırmıştır. Başbakan bugün sıcak paraya bir yandan, “kurallı ekonomi uyguladık, uygulayacağız” sözü verirken; diğer yandan başta yerli girişimciler üzerinde sopalı piyasa ekonomisi uygulamaktadır.

-BÖYLE KURALLI EKONOMİ OLMAZ-

Bugün Türkiye’de hangi ihalenin kime verileceğine bizzat Başbakan karar vermektedir. Yine bugün Türkiye ekonomisinde kamu arsalarının kimlere kiralanacağına, satılacağına MİT ve Başbakanlık arasında kurulan bir telefon hattı ile karar verilmekte,  iş adamları bu kurulan hat tarafından mezhep ve siyasi görüşlerine göre fişlenmektedir. Bugün Türkiye’de Başbakan’ın tek sözüyle Sanayicinin, Tüccarın, Esnafın, Bankacının, Borsacının üzerine müfettişler gönderilebilmekte, yine Başbakan’ın tek sözüyle boğazdan geçecek köprü güzergâhı belirlenmektedir. Tüm bunların yaşandığı Türkiye’de kurallı ekonomiden bahsedilemez. Olsa olsa sopalı piyasa ekonomisinden söz edilir.

-MALİ DİSİPLİN KAĞITTAN KAPLAN-

AKP’nin ‘Yaptığıma değil, dediğime bak’ yaklaşımının yeni küresel konjonktürde işe yarayıp yaramayacağı şüphelidir.  Hal böyle iken AKP iktidara geldiğinde hazır bulduğu ekonomi programının sağladığı güven üzerinden hikâyeler yazarak durumu idareye çalışmaktadır. Oysa o programın bütün çapalarını zaman içinde gevşeten, yapısal reformlarla tahkim etmeyen bizzat AKP’nin kendisidir. Bu çerçevede Hükümetin en çok sığındığı mali disiplin söylemi bizzat hükümetin kendi dokümanları tarafından yalanlanmaktadır. 10. Kalkınma Planı, Türkiye’de mali disiplin denilen şeyin sanal bir disiplin olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Devresel etkiler ve bir defalık gelirlerle mali disiplin, kâğıttan kaplandır. İşler bozulunca en küçük rüzgâr ile kaplan görünen disiplin yıkılıverir.

-EKONOMİK KIRILGANLIĞIN RESMİ-

Küresel şoklar karşısında bir diğer kırılganlığımız Türkiye’nin yüksek kısa vadeli dış borç stoku ve döviz açık pozisyonudur. AKP elinde Türkiye’nin kısa vadeli dış borcu 7,4 kat artarak 122 milyar dolara çıkmıştır. Yine AKP iktidarında reel kesimin döviz açık pozisyonu 23 kat artarak 152 milyar dolara, Türkiye’nin döviz açık pozisyonu ise 5 kattan fazla artarak 450 milyar dolara çıkmıştır. Yine sadece önümüzdeki bir yılda Türkiye ekonomisinin 220 milyar dolar finansman ihtiyacı vardır.

-EKONOMİDEN SORUMLU BAKANLAR İŞE BAŞBAKAN’IN TAVRINI DEĞİŞTİREREK BAŞLASIN-

Küresel ekonomide bedava para dönemi sonlanırken, bunların hepsi önemli kırılganlıklardır. Dünya ekonomisinin geldiği bu yeni noktada ülkemizin ‘sıfır hata’ ile yönetilmesi zorunludur. Böyle bir yönetimin önündeki en büyük engel ise Başbakan’ın sınır tanımaz kibri ve Türkiye’nin hızla geldiği “palalı demokrasi, sopalı piyasa ekonomisi” görüntüsüdür. Ekonomiden sorumlu Bakanlar işe, Başbakan’ın bu tavrını değiştirerek başlamalıdır. ”

MERKEZ BANKASI TEK KOLLU BOKSÖR GİBİ(8 TEMMUZ 2013)

-Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, Hükümetin faiz takıntısının Merkez Bankasını tek kollu boksör gibi dövüşmeye zorladığını belirterek, “AKP, Merkez Bankası’nın elini ayağını tutmaktan vazgeçmelidir” değerlendirmesinde bulundu.

-Öztrak, Merkez Bankası’nın döviz kuruna yaptığı 2 milyar dolarlık “rekor”  müdahalenin kurda ancak 2 kuruşluk düşüş sağladığını belirterek, “Merkez Bankası, Hükümetin ekonomiye ideolojik yaklaşımının ipoteği altına girmemeli. Merkez Bankası’na elindeki araçları kullanma bağımsızlığı bugünler için verilmiştir” dedi.

ANKARA – CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, yaptığı yazılı açıklamada, ekonominin yelkenlerini yıllardır sıcak parayla dolduran AKP’nin, rüzgar kesilince şaşkına döndüğünü belirtti.

Mayıs ayında beklenin yarısı düzeyinde gelen sanayi üretimi artışı ile para ve döviz piyasalarındaki dalgalanmaların önümüzdeki dönemde büyüme ve istihdamı olumsuz etkileyeceğini ifade eden Öztrak, dünyada sıcak para partisinin bitmesiyle yaşanan gelişmelerin AKP’nin ekonomi yönetimindeki “gerçek performansını” ortaya koyduğunu kaydetti. Öztrak, “Başbakan bugün ekonomide yaşanan sıkıntının sorumluluğunu farklı kesimlere atmayı bırakmalı; yaşananların sebebini arıyorsa aynaya bakmalıdır” dedi.

-SICAK PARANIN KORTİZON EKİSİNİ BAŞARI SANDILAR

AKP’nin ekonominin yelkenlerini 10 yıldır sıcak paranın estirdiği tatlı rüzgârla doldurduğunu fakat artık bu dönemin sonuna gelindiğini vurgulayan Öztrak, “AKP’nin sıcak paranın yaptığı kortizon etkisini kendi başarısı gibi görmesinin ve ekonomiye ideolojik gözlüklerle bakmasının faturasını bugün başta halkımız olmak üzere tüm ekonomi ödüyor” ifadelerini kullandı.

-2 MİLYAR DOLAR SATTILAR, KURU ANCAK 2 KURUŞ DÜŞÜRDÜ –

Bugün, doların tarihi zirvesini görmesinin ardından Merkez Bankası’nın yaptığı 2 milyar dolarlık müdahaleye de dikkat çeken Öztrak, “Ekonomiyi sıcak para ile uyuşturan AKP şimdi tüm dünyanın yetersiz bulduğu rezervlerimizi satarak dolar kurunu tutmaya çalışıyor. Ama ilk beş saatte yapılan 2 milyar dolarlık müdahale kuru ancak 2 kuruş düşürebildi” dedi.

-MERKEZ BANKASI TEK KOLLU BOKSÖR GİBİ-

“Bunun arkasında Hükümetin faiz takıntısının Merkez Bankasını tek kollu boksör gibi dövüşmeye zorlaması var” diyen Öztrak, AKP’nin Merkez Bankası’nın elini ayağını tutmaktan vazgeçmesi gerektiğini söyledi.

-MERKEZ’E BAĞIMSIZLIK BUGÜNLER İÇİN VERİLDİ-

Merkez Bankasını da uyaran Öztrak “Merkez Bankası, Hükümetin ekonomiye ideolojik yaklaşımının ipoteği altına girmemeli. Merkez Bankası’na elindeki araçları kullanma bağımsızlığı bugünler için verilmiştir” ifadelerini kullandı.

-İDEOLOJİK YAKLAŞIMDAN VAZGEÇİLMELİ-

Hükümetin ideolojik yaklaşımlarından vazgeçip ekonominin kurallarına dönmesinin bugün yaşanan dalgalanmaların sakinleşmesi için şart olduğunu vurgulayan Öztrak, ancak bunun Başbakanın yaklaşımlarına bakıldığında çok zor olduğunu ve hükümetin ekonomiyi iyi yönetemediği gerçeğinin sıcak para yağmurunun bitişiyle hergün biraz daha görünür hale geldiğinin altını çizdi.

FAİZ LOBİSİ BÖYLE BAŞBAKANLARI SEVER(11 HAZİRAN 2013)

ANKARA – Borçla şişen ekonominin dış ticarete kapalı hizmet sektörüne yaradığını, ilk üç ayda net ihracatın büyümeye katkısının sıfırlandığını, iç tasarrufların yeniden düşmeye başladığını ifade eden Öztrak, “AKP ezberini bozmayarak ekonomiyi borçla şişirmiştir. Bu model Başbakan’ın ‘şikayet edermiş’ gibi göründüğü ‘faiz lobisi’ ile işbirliği yaptığının en güzel örneğidir. Faiz lobisi ekonomisini borçla şişiren ve ekonomiye yüksek cari açık verdiren Başbakan ve iktidarları sever” dedi.

-“FAİZ LOBİSİNİN” HAZİNE KAĞIDINA GELEN SICAK PARASI 8.9 MİLYAR DOLAR-

Nisan ayı cari açığının ve bu açığın finansmanının Başbakan’ın ve AKP iktidarının bu lobilerle nasıl işbirliği içinde olduğunu açıkça gösterdiğini belirten Öztrak, şunları ifade etti:

“Nisan ayında cari açık, geçen yılın aynı ayına göre, yüzde 79,7 ile rekor artış göstermiş ve 8,2 milyar dolar olmuştur. Nisan ayında sadece Hazine’nin borç kâğıdına gelen faiz lobisinin sıcak parası ise 8,9 milyar dolar olmuştur. Bu Türkiye Cumhuriyeti tarihinde tek bir ayda gelen en yüksek sıcak paradır. Nisan ayında finansman kanalından ülkeye gelen her 100 doların 97 doları ya ‘sıcak para’ ya da borçtur. Sadece 3 dolar doğrudan yatırımdır.

-ESERİNE BAKSIN, EKONOMİYİ LOBİLERE NASIL TESLİM ETTİĞİNİ GÖRSÜN-

Başbakan eserine bakarsa, şikâyet ettikleri lobilere ekonomiyi nasıl teslim ettiklerini görecektir.  Ekonomide bu tabloyu yaratarak şimdi düşman ilan ettiği faiz lobisinin en büyük işbirlikçisi olan Başbakan ve Ekonomi Yönetiminin şimdi bu faiz lobisinden şikâyet etmesinin nedeni nedir? Ne olmuştur da Başbakan ile bu lobinin arası bozulmuştur? Başbakan bunun nedenini millete açıklamalıdır.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com